Dersim’i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı?

Dersim’i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı?

“Çarpışma meydanında canlı hedef üzerine bomba atmak insana hiçbir acımak hissi vermiyor. İnsan yalnız vazifesini görmek için aramayı, vurmayı düşünüyor.” (Sabiha Gökçen, Tan, 15 Haziran 1937)

Osmanlı’dan beri devlet tarafından bir ‘çıbanbaşı’ olarak nitelenen Dersim’e (bugünkü Tunceli ve havalisi) Cumhuriyet döneminin ‘kat’i müdahalesi’ 1937 yılının tam bu günlerinde yapılmıştı. Uçaklardan atılan 4 Mayıs 1937 tarihli bildiriyle (hangi dilde olduğunu tespit edemedim) “Teslim edilenler veya kendiliğinden teslim olanlar dahi Cumhuriyet’in adil muamelesinden başka hiçbir şey görmeyeceklerdir. Aksi takdirde, yani dediklerimizi yapmazsanız, her tarafınızı sarmış bulunuyoruz. Cumhuriyet’in kahredici orduları tarafından mahvedileceksiniz” ihtarı yapılıyordu.
Bildiriyle aynı tarihi taşıyan Bakanlar Kurulu’nun gizli kararında ise şöyle deniyordu: “Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kamilen (tamamen) tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.”

Sabiha Gökçen’in pilotluğu
Aynı günlerde Diyarbakır’dan kalkan üç uçak filosu (16 veya 18 adet Bréuget) bölgeye bombalar yağdırmaya başlamıştı. Bu uçaklardan birini Mustafa Kemal’in manevi kızı ve Türkiye’nin ‘ilk kadın pilotu’ Sabiha Gökçen kullanıyordu. Haziran-temmuz ayları boyunca köyler yakıldı, yıkıldı, kadınlar ve çocuklar dahil sayısız kişi makineli tüfeklerle tarandı.
Sabiha Gökçen artık ulusal kahramandı. Onu ilk kutlayanlar Başbakan İsmet İnönü ve Cumhurbaşkanı Atatürk’tü. Atatürk “Seninle iftihar ediyorum Gökçen! Yalnız ben değil, bu olayı çok yakından izleyen bütün bir Türk ulusu iftihar ediyor… Genç kızlarımızın neler yapabileceklerini bir kez daha bütün dünyaya ispat ettiğin için övünsen yeridir… Biz asker bir ulusuz. Yedisinden yetmişine, kadınından erkeğine asker yaratılmış bir ulusuz… Ancak bizim askerlik anlayışımız asla emperyalist düşüncenin yarattığı bir anlayış değildir… Barış amacı ile asker olan bir ulusun dünyadaki yeri barış bayrağının yanıdır” demişti.

Anlamlı suskunluk
Sabiha Gökçen’e 28 Mayıs 1937 tarihinde, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı dahil olmak üzere üç yüzden fazla davetlinin katıldığı bir törenle Türk Hava Kurumu’nun Murassa (değerli taşlarla bezenmiş) Madalyası verildi. Ancak ortada garip bir durum vardı. Sabiha Gökçen’in neden ulusal bir kahraman olduğu konusunda basında ve kamuoyunda çarpıcı bir suskunluk vardı. Çünkü bugün artık ne kadar kanlı geçtiğini bildiğimiz Dersim Harekâtı kamuoyundan gizli tutulmuştu. Nitekim ondan söz ederken “Atının üstünde, erkek kahramanları geride bırakarak, akıncıların önüne düşen Tomris’i Türk ırkı bir kere daha yarattı. Tayyaresinin içinde Sabiha Gökçen. Zavallı Piyer Loti’ler; mezarlarınızdan başlarınızı doğrultsanız da, yalnız dezanşanteliklerine [sevinçten ve saadetten mahrum oluşlarına] acıyıp alaka duyduğunuz Türk kadının kültürüne, kahramanlığına, tehlikelere ve göklere meydan okuyuşuna hayran olmak fırsatına kavuşabilseniz” diye övgüler düzen Havacılık ve Spor Dergisi’ne göre Sabiha Gökçen bu madalyayı ‘gerek kurslarda, gerek Türk hava ordusu mektep ve kıt’alarında büyük muvaffakiyetler [gösterdiği] ve son atışlı tatbikatta kahramanca hizmet’ ettiği için almıştı.

Kemalist klişe: Feodaliteyi tasfiye
Dersim Harekâtı ve Gökçen’in buradaki başarıları üzerine suskunluk İsmet İnönü’nün TBMM’de bu konuda yaptığı konuşmanın ardından bozuldu. 15 Haziran 1937 günü Tan gazetesinde çıkan bir yazı gazetelerde o güne kadar uygulanan (oto)sansürü açıklamaya çalışıyordu: “Birkaç gün evvel ilk kadın tayyarecimiz Sabiha Gökçene murassa bir madalya verildiği yazıldığı zaman uçuş tatbikatındaki hizmetlerinden bahsedilmişti. Bu hizmetlerin mahiyeti sarahatle (açıklıkla) ortaya konulmamıştı. Buna da sebep şu idi: Feodalizmin son döküntülerinin tasfiyesi için alınan esaslı tedbirlerin tarihi bir ehemmiyeti vardır. Bunların millete ve dünyaya etraflı bir suretle bildirilmesi, İsmet İnönü’nün büyük nutkuna bırakılmıştı.”
Nihayet Sabiha Gökçen 21 Ağustos 1937’de Tan gazetesinden Ahmet Emin Yalman’a Dersim’de ifa ettiği görevi gururla şöyle anlattı: “…Dersim’deki uçuşlarım daha heyecanlı olmuştur. Bir iki defa pilot, fakat ekseriyetle rasıt (gözlemci) olarak uçtum. Böyle vaziyetlerde insan harp heyecanını rasıt mevkiinden daha iyi duyuyor. İnsan evvela bombalarını atıyor, bunlar bittikten sonra canlı hedefler görürse, makineli tüfeğe müracaat ediyor. Dersim’de ilk bombardımanımın heyecanını unutmam… Muhasama [çarpışma] meydanında canlı hedef üzerine bomba atmak insana hiçbir acımak hissi vermiyor. İnsan yalnız vazifesini görmek için aramayı, vurmayı düşünüyor.” (Sabiha Gökçen’in, adı 1935’te Tunçeli’ne çevrilen bölgeden hala Dersim diye bahsetmesi ilginçti.)
1972 yılında Genelkurmay Başkanlığı tarafından

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Alevi Haber Web Sitesi
masöz istanbul iddaa siteleri bahis siteleri güvenilir casino siteleri masöz istanbul film izle canl? iddaa