Aleviler Müslüman mıdır?

Bir dinin ve/veya inanç sisteminin ne olduğuna dair bir belirleme yapmanın en nesnel yöntemi; o dini ve/veya inancı oluşturan ana kuramsal/ yazınsal külliyata ve sosyal pratikteki inançsal ritüellere bakmaktır. Bu yazının ana omurgasını oluşturan ”Aleviliğin İslam dışı olduğu” önermesini de, yukarıdaki tespitten hareketle, bu her iki inanç sisteminin(İslam ve Alevilik/Kızılbaşlık) yazınsal külliyatını ve sosyal pratikte açığa çıkan ritüellerini referans alarak; bir analoji yapma yöntemiyle açımlayacağız.

Bilindiği gibi İslam’ın yüzlerce (ve hatta belki de binlercece) kuralı/kaidesi vardır. Bu kural/kaideler; kimi yapılması zorunlu olan, olmazsa olmaz olarak tanımlanan, mutlaka yerine getirilmesi gerekli olan emir (farz) biçiminde; kimi ise yapılması kesin bir zorunluluğa dayanmasa da yapılması istenen şeyler, yerine getirilmesi istenen şartlar (vacip, sünnet) biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Şu durumda bir toplum ya da bir birey olarak öznenin, Müslüman kabul edilmesi ya da Müslüman olması için, bir ön kabül olarak bu kural ve şartlara uyuyor olması gerekir. Zira bu şartlar, uyulması gereken kurallar sistemi olarak oluşturulmuş dinin varlık nedenidir. Bir öznenin, bir inanca mensup olup olmadığını sınayan yegane denek taşı da, öznenin o inancın kurallarını kabul edip etmeyişinin tespitidir.

Şu halde, bir bireyin ya da tolumun İslam içinde kabul edilmesi için gerekli olan, olmazsa olmaz olarak tanımlanan; zorunlu en temel beş İslam şartı başta olmak üzere, kimi ana momentlere değerek, Alevilik ve İslam arasındaki farklılıkları teşhire kalkalım.

NAMAZ: Biçimsel bir ibadet türü olarak namaz, İslam’ın en temel beş şartından biri ve Müslümanlar tarafından zorunlu olarak yapılması gereken bir ritüelidir. İslam’ın tüm mezheplerinde namaz olmazsa olmaz bir ibadet biçimidir.

Kızılbaş/Alevilik’te ise namaz kılma gibi bir ibadet yoktur. Genel olarak Alevi felsefesi, batıni öğretisi gereği biçimsel ibadete karşıdır. Bu felsefe, “insanın kıldığı namaza ihtiyaç duyan tanrı ol(a)maz” gibi tutarlı bir mantıktan hareketle, namazı reddeder.

”İbadet namına kalkıp oturma, çağırma tepinme göğsüne vurma

Allah Allah deyi köpürüp durma, zikri hak hazm için geviş değildir”

(Rıza Tevfik)

”İnan ki sözlerim haktır, din iman güzel ahlaktır

İbadetin şekli yoktur, türlü şekil göstermişler”

(Aşık Ali Metin)

”Hakiki ibadetin hiçbir vakit, kayıt ve şartı yoktur”

(Şeyh Bedreddin)

”Bütün evren semah döner, aşkından güneşler yanar

Aslına ermektir hüner, beş vakitle avunmayız”

(Hüdayi)

”Diz çöküp yerlere dinlemem vaazı, kıble denen taşa etmem niyazı

Peçeli sarıklı kara yobazı, Arap çöllerine süresim gelir”
(Mahmut Erdal)

KELİME-İ ŞEHADET: Biçimsel ibadet türlerinden bir başkası olan “kelime-i şehadet” de, İslam’ın tüm mezhep ve yorumlarında, -küçük değişikliklerle- görülmektedir. İslam’ın tüm mezheplerinde “kelime-i şehadet” olmazsa olmaz bir ibadet biçimidir.

Kızılbaş/Alevilik’te ise “kelime-i şehadet getirmek” gibi bir ritüel bulunmamaktadır.

ZEKAT: Biçimsel bir ibadet biçimi olarak, varlığının çok küçük bir parçasını yılda bir kere bağışlamak gibi bir uygulama İslam’ın en temel şartlarından biridir. Adına zekât denen bu uygulama, esasında dini bir zorunluluk olduğu için; insanlara yardım etmek gerektiği gibi bir mantığın ürünüdür.

Kızılbaş/Alevilik’te ise zekât gibi bir uygulama görülmez. Alevi felsefesi kendisini, yardımlaşma ve eşitlik gibi kavramlar üzerine kurguladığından, yardımlaşmayı dini bir zorunluluk olarak değerlendirmez ve insanın en temel insani değerlerinden biri olarak tanımlar. Bundan kaynaklıdır ki, bu türden bir yardımlaşmayı biçimsel formüller (varlığın/gelirin yüzde iki buçuğu vb. gibi) üzerinden oluşturulmuş dini zorunluluklar olarak görmez.

”Oruç, namaz, zekat, hac, cürmü cinayettir

Fakir bundan zattır, has-ül havas içinde”

(Yunus Emre)

”Israr etme sana fitremi vermem, zekatım verip de günaha girmem

Tarlamı satıp da Kabe’yi görmem, n’olur biraz da bu yolda öğüt ver”

(Şems-i Yastıman)

RAMAZAN ORUCU: Ramazan Orucu tutmak tüm Müslümanlar için yapılması zorunlu bir ibadettir. Ramazan bayramı, bayram namazı, iftar ve sahur bu süreçte görülen diğer figürlerdir.

Kızılbaş/Alevilik’te ise Ramazan Orucu tutulmaz, Ramazan Bayramı kutlanmaz, bayram namazı kılınmaz ve İftar, sahur gibi kavramlar bulunmaz. Alevi felsefesi oruç bittiği için düğün/bayram yapmayı da mantıksal ve etik gerekçelerden dolayı kabullenmez.

Alevikik’te (Xızır)Hızır ve On iki imam Orcuçları vardır. Yalnız bu oruçlar İslam orucundan farklıdır. Oruç boyunca su içilmez(genelde), sahura kalkılmaz, sade bir akşam yemeği yenir; iftar yapılmaz. Tutulan bu oruçlar nedeniyle Aleviliğin İslam içi olduğunu iddia etmek nesnel dayanaklardan yoksun bir argümandır. Zira İslam orucuyla hiçbir ortak noktası bulunmamaktadır. Zamanı, biçimi, yöntemi, amacı ve felsefesi farklı olan bu oruçları İslam içi olmak için yeterli görmek demek, yine İslam orucuyla; zamanı, biçimi, yöntemi, amacı ve felsefesi farklı olan diğer inançlardaki (Hristiyanlık, Musevilik, Dürzilik, Hinduizm, Brahmanizm, Taoizm, Budizm ve çeşitli pagan inançları) oruçlardan hareketle, onların da İslam içi olduğunu kabul etmek anlamına gelir.

”Gidilen ay nurdu hani, toprak taş çıktı dört yanı

Kabe namaz ramazanı, bayramdan da geçmişim ben”

(Aşık Yener)

”Abdestimiz katlanmak, namazımız sabretmek

Biz bir oruç tutarız, ramazana benzemez”

(Seyit Nesimi)

”Oruç namaz gusül aşk; hicaptır aşıklara, haktan ayrı ne vardır kalma güman içinde”

(Yunus Emre)

Ramazan ayında kapanan meyhanelerin, dervişlere vermiş olduğu sıkıntıyı, ironik bir dille şu şekilde ifade etmiştir Fuzuli:

”Ramazan ayı gerek açıla cennet kapusu, ne reva kim ola meyhane kapısı bağlu

Fethi meyhane için kılayım Fatihalar, ola kim yüzümüze açıla bir bağlu kapu”
(Fuzuli)

HACCA GİTMEK: İslam dininin zorunlu kıldığı beş temel ibadetin sonuncusu da hacca gitmektir. Hacca gitmek Müslümanlar için olmazsa olmaz nitelikte bir ibadettir.

Kızışlbaş/Alevikil’te ise hacca gitmek gibi bir ibadet bulunmamaktadır. Alevi felsefesi; ”yüzünü hacca, kabeye, Mekke’ye dönmek yerine, insana dönmeyi” doğru bulan bir mantık üzerinden, haccı reddeder. Bu felsefe ‘insanı en kutsal kabe’ olarak adlandırır. Durumu daha net kılabilmek adına, bu felsefenin ve Anadolu Aleviliğinin en önemli yapıtaşı olarak bilinen Hacı Bektaş’a kulak kabartalım:

”Ellerin kabesi var, benim kabem insandır”

”Ateş nardadır sacda değildir

Keramet hırkada tacda değildir

Ne arar isen kendinde ara

Kudüs’te Mekke’de hacda değildir”

(Hacı Bektaş)

Seyit nesimi ise şöyle demektedir:

”Al yezit seccadeni, git mescidinin yoluna

Pir eşiği benim kabem, kıblegahım kime ne”

(Seyit Nesimi)

Yunus Emre ise şöyle der:

”Sorun bana aklı olan, gönülmü iy kabe mi iy

Ben aydırım gönül iydir, gönüldedir hak durağı”

(Yunus Emre)

TANRI: İslam inancına göre tanrı, yaratıcı irade olarak doğaya ve evrene aşkındır. Bu inanca göre tanrı bir anlamıyla yaratmış ve çekilmiştir. Dışarıdan bir gözlemci olarak yarattığı bu evreni ve büyük sınavı denetlemektedir. İslam’a göre tanrı, insanı kendisine itaat etsin diye yaratmış ve bu itaat süreci içerisinde insanı çeşitli sınavlara tabii tutarak, ceza(cehennem) ve ödüllendirme(cennet) gibi yaptırımlar uygulayan bir varlıktır.

Kızılbaş/Alevi inancına göre ise tanrı(hak), doğaya ve evrene aşkın değil, tam tersine ona içkindir. Başta insan olmak üzere tüm varoluş tanrının(hak) kendisidir. Alevi felsefesi tanrıyı insanda aramak ve insanı tanrılaştırarak ona bir kutsiyet atfetmek üzerine kurulu bir düşünce zeminine dayanmaktadır. Bu felsefe ayrıca; ”var olan en büyük şey şayet tanrı ise; o halde var olan en büyük şey olarak tüm evrenin kendisi tanrıdır” der. Tanrıyı doğada arayan bu inanç, bu nedenden kaynaklı insana ve doğaya bir kutsiyet atfeder ve bunlara karşı büyük bir saygı duyulması gerektiğini belirtir. Alevi inancının en kutsal mekânlarının doğanın bağrında olması ve bu felsefenin doğada bulunan çok çeşitli canlıları kutsallaştırması da, bu durumla ilişkilendirilerek açıklanmaktadır.

Alevi felsefesine göre tanrıdan korkmak, tanrı denen ‘şey’in kendi varlık nedenine aykırıdır. ”tanrıdan korkulmaz, ona sevgi duyulur” diyen bu felsefe; ”enel hak”(ben Allahım) biçiminde insanın tanrılığını formüle ettiği duruma binaen, insana büyük sevgi duymayı öğütler.

Alevi inancının ve felsefesinin en önemli isimlerinden Hallacı Mansur ve Seyit Nesimi gibi isimler ”enel hak” düşüncesini dillendirdikleri için Müslümanlar tarafından derileri yüzülerek katledilmişlerdir.

Bununla birlikte Alevi inancında, İslamiyet’te asla görülemeyecek bir davranış biçimi olarak; Müslümanlığın ve diğer tüm ”semavi” dinlerin tanımladığı tanrıya ironik eleştiriler sunulması yaygındır.

”Sofu olan taşa döner, biz döneriz yâre karşı

Hakkı insanda bulmuşuz, dönmeyiz duvara karşı”

(Kul Ahmet)

”El erliği ile anılır, filan oğlu filan diye

Anan yoktur baban yoktur, sen benzersin piçe tanrı”

(Kaygusuz Abdal)

”Ademi balçıktan yoğurdun yaptın, yaptın da n’eylersin bundan sana ne

Hallettin insanı saldın cihana, salıp da n’eylersin bundan sana ne”

(Behlül Dana)

‘Kazanlarda katranların kaynarmış, yer altında balıkların oynarmış

On bu dünyaya kadar ejderhan varmış, şerbet mi satarsın yalancı mısın (tanrı)”

(Azmi)

”Mahkeme var diyorlar burdaki niye, sen yarattın bizi gel diye diye

İşkence varmış orda ölüye, maksat öyle idi niçin yarattın”

(Dertli Zebunu)

İslam’ın en temel beş şartını bile yerine getirmeyi kabullenmeyen bir inanç sistemi olarak Aleviliği İslam içi biçiminde tanımlamak; hem İslam’ın kendisini yanlış yorumlamaktır, hem de Aleviliğin kendisine yapılmış bir hakarettir.

İslam’ın bu beş temel şartının dışında, inanç sistemlerinin(islam ve Alevilik) ana momentlerine bakarak durumu irdelemeye, yazımızın ikinci ve belki de üçüncü bölümlerinde devam edeceğiz.

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
Alevi Haber Web Sitesi
masöz istanbul iddaa siteleri bahis siteleri güvenilir casino siteleri masöz istanbul film izle canl? iddaa