1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Alevilik, İslamın ne tam içi, ne tam dışı
Alevilik, İslamın ne tam içi, ne tam dışı

Alevilik, İslamın ne tam içi, ne tam dışı

Alevilik, İslamın ne tam içi, ne tam dışıSoru Cevap - Devrim Sevimay / Fotoğraflar: YAVUZ ÖZDENHacıbektaş törenlerini ve türbesindeki...

A+A-

JHJHJHAlevilik, İslamın ne tam içi, ne tam dışı

Soru Cevap - Devrim Sevimay / Fotoğraflar: YAVUZ ÖZDEN

Hacıbektaş törenlerini ve türbesindeki sembolleri anlatan ozan ve dede Dertli Divani, “Alevilik, İslamın dışıdır da içidir de demek zor. Tam anlamıyla iç değil, tam anlamıyla dış değil. Alevilik Aleviliktir. Biz, ‘en büyük kutsal kitap insandır, asıl onu okumak lazım’ diyoruz. Siyasetçilerin buraya gelmelerini gerektiren bir durum yok” diyor

SORU-CEVAP’IN KONUĞU HACIBEKTAŞ VE DERTLİ DİVANİ

İnsanın nefsini canlandıracak hiçbir şey yok. Ne bir ırmak ne bir dağ ne bir orman… Dümdüz sarı, kahverengi bir ufuk. Sanki gel burada “dur” diyor. Sadece dur. Ama düşüncelerin ufukla aranda gidip gelsin. Düşüncelerin sürekli yolculuk etsin. Sen o yol boyunca “ara” ve sonunda da “bul”.

Böyle bakarsanız, bundan 750 yıl önce hakikaten tam tekke kurulacak yermiş Hacıbektaş. Şimdi ise özellikle ilk giden için hafif bir hayâl kırıklığı. Çünkü hem böylesine ruhani hem de kendi coğrafyasında aydınlanmanın beşiği olmuş bir miras için fazla sıradan. Yeni olmaya özenen, ama olamayan; o arada bir de otantikliğini de kaybeden kasabalar vardır ya; onlardan biri.

Binalarında, sokaklarında hiçbir karakteristik özellik bulamıyorsunuz. Vakit geçirecek, konaklayacak, yemeklerinin tadına bakacak yerleri çok sınırlı. Turistik olmaya dair her şey Ali, Veli, Kemal posterleri ve birkaç anı eşyasından ibaret. Bir de sürekli karşılaştığınız “Girişler ücretlidir” yazısından…

Tabii eğer “Sen Hacıbektaş’a değil, Hacıbektaş Veli’ye bak” derseniz ona da kabûl, ama şart mıdır bütün medeti Hünkâr’dan ummak? Bir kültür merkezi, 3-5 heykel ve sağa sola tel örgüler çekmekle bitecek bir mesele midir Hacıbektaş? Dünyaya bir türbe yerine bir uygarlık olarak sunulması gerekmez mi? Üstelik sadece “turist=döviz” için diye değil, asıl Anadolu’nun harcına bilimi, bilgeliği karan bir efendisine layık, iyi bir talebe olmak için…
 
Irk, cins, hatta Alevi-Sünni ayrımı bile yok

Bize göre 10 üzerinden en fazla altı alır Hacıbektaş; ama dönüp bir de gelenlerine bakacak olursanız işte onların hepsi pekiyi. Yazın sıcağında Antalya’sı, Adıyaman’ı, Sivas’ı, Malatya’sı, Karadeniz’i, Ege şehirleri, her yerden akın etmişler. En fazla da İstanbul ve Ankara’dan büyük otobüslerle gelmişler. Üstelik bu bizim 14 Ağustos’ta gördüğümüz manzara; Hacıbektaş şenliklerinin asıl başlama günü olan 16’sında iğne atsanız yere düşmez diyorlar.

Bu kadar renkli bir insan topluluğu ve daha güzeli herkes kendi gibi… Dedelerin beyaz sakalı bir karış; şalvarlar yere kadar… Fesli kadınlar da var, Che beresi takan da var, ceket-potin-kasket tekmili birden giyen de… Türbanlısı dahil kılık-kıyafet sınırı yok Hacıbektaş’ta. Yaş sınırı yok. Kadın-erkek ayrımı yok. Çingene, Kürt, Türkmen, Arnavut, Arap, hepsi orada. Hatta Sünni-Alevi ayrımı bile yok, çünkü zaten Sünnilerden de gelen var.
 
Tam bir ritüel cümbüşü

Şimdi bu kadar insanı alıp, Hacıbektaş gibi adım attığınız her yerinde bir hatırat, bir menkıbe, bir hikayeyi barındıran, yarı tasavvufi yarı mitolojik bir inanç platosuna koyduğunuzda düşünün bakalım neler olabilir?

Niyaz olur, dua olur, göz yaşı olur, kurban olur, ağaca çaput bağlama olur, adak olur, aşevi olur, lokma, şifalı sular, şifalı tuzlar, hepsi ve daha fazlası olur. Bir de bunlar herkesin kendi yöresinden, kendi cemaatinden veya kendi içinden geldiği gibi yapılırsa işte o zaman seyreyleyin manzarayı. Tam bir ritüel cümbüşü… Bir eşikten geçmekten bir erenin mezarına selam vermeye kadar bin bir çeşit usûl, saygı, sevgi göstermenin bin bir çeşit stili…
 
Önce ozan, sonra dede

Tabii türbenin kapısında durup bu gözlemleri yapmak kolay, çünkü zaten olay film gibi gözünüzün önünden akıp gidiyor. Ama gel de şu mekanın felsefesini, aklını, ilmini anlat derseniz, onu işte herkes yapamaz. İlle de işin bir uzmanına danışmak gerekir. Biz de öyle yaptık ve Hacıbektaş’ta Dertli Divani’yle buluştuk.

Kimseyi Neşet Ertaş-Nil Karaibrahimgil durumlarına sokmadan hemen anlatalım: Dertli Divani 1962-Urfa doğumlu. Türkmen. Alevi-Bektaşilerin Çelebi kolundan. Hacıbektaş Postnişini Veliyettin Ulusoy'un görevlendirmesiyle Nurhak’la Beyşehir’deki Alevilerin ikrar ve görgü cemlerini yaparken dedelik vazifesini de gören Dertli Divani, ama asıl ozan. Postnişini Veliyettin Ulusoy. Nurhak’la Beyşehir’deki Alevilerin ikrar ve görgü cemlerini yaparken dedelik vazifesini de görüyor, ama asıl ozan. Belkıs Akkale, Sabahat Akkiraz, Zülfü Livaneli, Arif Sağ, Yavuz Bingöl, Kıvırcık Ali, Güler Duman, İlyas Salman ve daha birçoklarının okudukları mutlaka en az bir Dertli Divani eseri var. Pek çok Alevi Bektaşi’nin gönülden sevdiği, saydığı bir isim. Bunu Hacıbektaş’ta da bizzat gördük. Öyle ki, bir ara söyleşiyi yapamaz hale geldik, çünkü kaç yaşında olursa olsun herkes elini öpmek istiyor ve ama o asla öptürmüyordu.

Alevilik, İslamın ne tam içi, ne tam dışı

Alevilik, İslamın ne tam içi, ne tam dışı

Hacıbektaş, adım attığınız her yerinde bir hatırat, bir menkıbe, bir hikayeyi barındıran, yarı tasavvufi yarı mitolojik bir inanç platosu. Adıyaman’dan gelen Hanım Teyze (60) suratını asarak, “Sen Kürtçe bilmiyorsun, ben Türkçe” diyor. Mahlasını almadan önceki gerçek adı Veli Aykut olan Dertli Divani’nin, sonuncusu Kalan’dan çıkan beş özel albümü var.
 
Dört kapı, kırk makam

Pir Dergâhı’ndan içeri ilk adımımızı attığımız noktadan itibaren Dertli Divani’ye sormaya başladık:

- Solumuzdaki bu çeşmenin adı ne?

Üçler çeşmesi. Yani Hak, Muhammed, Ali. Alevi inancında böyle bazı rakamların kutsiyeti vardır. Bir, Hakkın birliğini; üç, Hak, Muhammed, Ali birliğini; beş, Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin’i; yedi, Yedi Uluları; 12, oniki imamı; 14, ondört masum pakları, 17, onyedi Kemerbestleri; 40, Kırklar’ı temsil eder.

- (Hemen sonra bir kapıdan geçiyoruz) Bu kapının bir anlamı var mı?

Tabii, Alevi Bektaşi inancında “dört kapı kırk makam” öğretisi vardır. Kişi ancak bu dört kapı kırk makam aşamasından sonra insan-ı kâmil mertebesine erer. Hacı Bektaş Veli de insan-ı kâmil olduğuna göre onun makamına varıncaya kadar sembolik olarak dört kapıdan geçiyoruz. Demin girdiğimiz ilk geniş kapı Cümle kapısıydı. İlk genel giriş anlamındadır. Bu bulunduğumuz birinci kapı ise “Şeriat Kapısı”dır.

- Anlamı?

Şeriat olgunlaşmamış, gelişmemiş, kültürsüz yoz insanların birbirlerine zarar vermelerini engelleyen kuralların topyekûnudur. İnsanlar kemale erebilmek için ilk bu kapıdan geçmek zorundadırlar. Yoksa bir devlet düzeni veya insanları dinle yönetme gibi bir anlamı yoktur.

- Peki niye her geçen, kapının iki yanına ellerini koyup öpüyor?

Bunun herhangi bir kuralı yok, ama Alevi inancında Hak, Muhammed, Ali’nin adının zikredildiği her mekânın eşiği kutsaldır. Çünkü eşiğin üstü Muhammed’i, sağı-solu Hasan’la Hüseyin’i, girenin kendisi de Ali’yi temsil eder. Elinizi koyup öptüğünüzde niyaz etmiş, göğsünüze koyduğunuzda da “Hak Adem’dedir” demiş olursunuz. Bu da Hakkın Âdem’de tecelli ettiği, Enel Hak inancından gelir.

- Şimdi geçtiğimiz kapı nedir?

İkinci kapı Tarikat. Tarik, yol demektir. Kamil insan olma yoluna giden kişi yolcudur, yolcuyu yolda götüren kişi ise rehberdir, kılavuzdur, mürşittir. Bu kapı aynı zamanda kişinin olgunlaşma evresidir.

(Hemen sağ tarafta herkesin su içmek için sıra beklediği çeşmeyi gösteriyor) Bu da işte Aslanlı Çeşme. Aslan biliyorsunuz Ali’nin simgesi.

- Bu avluda bulunan yerler nedir?

Şurada aşevi var. İçinde Yeniçeriler döneminde de kullanılan çok büyük bir Karakazan bulunuyor. Biliyorsunuz Hacı Bektaş Yeniçerilerin Piri kabul edilir. Diğer tarafta da 12 postun serildiği meydan evi var. Pir, 12 erenle orada muhabbet edermiş.

(Konuşarak yürürken bir yandan da üçüncü kapıya varıyoruz) Bu kapının adı ise Marifet. Marifet, Alevi inancında hem evrensel hem de tanrısal sırları sezgileme aşamasıdır. Evrensel sır nedir? Aklın ve bilimin sayesinde insanoğlunun bilinmeyenleri ortaya çıkarmasıdır. Tanrısal sır ise evrenin oluşumuna ister bilim adamlarının deyimiyle o büyük patlama vesile olsun, isterse başlangıçta Allah “Kün”, yani “Ol” dediği için bütün bu kâinat kurulmuş olsun, bizim inancımıza göre evrensel sırrı insanın aklı keşfeder. Tanrısal sır ise o ancak gönülle alınabilecek bir menzildir. Yani Marifet kişinin kendisini bilmesiyle başlayan bir yolculuktur. Marifetin son makamı da ariflik, bilgeliktir.

- Peki buradan geçip dördüncü kapıya giden insan artık nasıl biridir?

Kin, kibir, haset, boğuz (düşmanlık), hırs, kahkaha, maskara. Bu yedi büyük kusurdan öz benliğini kötülüklerden arındırmış insan-ı kâmil mertebesindedir.

- Kahkaha kusur mu?

Kahkaha derken olur olmaz her şeye gülen, çevresinin üzüntüsüne, dünyanın derdine aldırmayan anlamında. (Bu arada son kapının önüne kadar geliyoruz) İşte burası da dördüncü Hakikat kapısı. Sırrı hakikatin ilk makamları tevazu, alçak gönüllülük, özünü hakir görmektir. Son makamı ise fenafillahtır. Yani Hakk'ın varlığı içersinde eriyip yok olmak, bir yağmur tanesi olup okyanusa düşmektir. Zaten bu geldiğimiz yer de Pir’in makamıdır. (Kapıda ayakkabıları çıkarıyoruz. Hemen sağda ancak çok eğilerek geçilebilecek daracık bir kapı var. Üzerinde “Kızılca halvet” yazıyor.)

- Çilehane denilen yer burası mı?

Asıl Deliklitaş’ın olduğu yere (Dergaha 3 km uzaklıkta) Çilehane deniyor. Burası Pir’in 40 gün kapanıp çile geçirdiği mekân. Dünya ile bağını koparıp tam anlamıyla kendi özüyle haşır neşir olduğu; her şeyi iç dünyasında çözümledikten sonra bütün fikir ve düşüncelerini erenlerle paylaşarak bu kültürün ve inancın temellerini attığı yer. (İçeri bakıyoruz; tepede bir delikten gelen ışığın çok hafif aydınlattığı, küçücük bir oda. Herhalde insana burada 40 gün değil, 40 dakika durması bile zor gelir.)

- Ziyaretçiler kapıdan geri geri çıkıyor; bu bir adet midir?

Şimdi bütün gezegenlerin Güneş’e dönük olan tarafı aydınlıktır. Erler, pirler, aşıklar, sadıklar da bizim adeta güneşimizdir. Onların oturduğu, yattığı her mekânda cephemizi onlara döner, onları görmediğimiz son noktaya gelinceye kadar da öyle gideriz. Çünkü Pir’e sırtını dönmek bize aydınlanmaya sırtını dönmek gibi gelir. Bir de tabii saygının ifadesidir.

- Burada kadınların başını örtmesi zorunluluğu var mı?

Bizde hiçbir şeye zorunluluk yoktur. Hiç kimse ne örtene niye örtüyorsun der, ne de örtmeyene niye örtmüyorsun.

- Yerdeki bu yuvarlak şekil neyi ifade ediyor?

Kırklar Meydanı işte bu meydandır. Kırklar meclisinin kurucu Aliyyel Murtaza’dır. Meclisin 18’i kadın, 22’si erkek veya tam tersidir. İçlerinden sadece 12’sinin ismini biliyoruz. Mesela şuradaki şamdan da kırk budaktır.

Burada yatanlar (Salonun iki başında sıra sıra tabutları gösteriyor) Pir’den sonra posta oturan Hacı Bektaş Veli evlatları, hepsi Çelebilerdir. Onların arasında bulunan Ahmet Celalettin Çelebi Mustafa Kemal’in 1919’da Hacı Bektaş’a geldiğinde görüştüğü ve Cumhuriyet’ten ilk söz ettiği zattır.

- Hacı Bektaş’ın evlenip evlenmediği niçin mesele edilir?

Çünkü Kalender Çelebi’nin Kanuni döneminde isyan edip idamından sonra Osmanlı bakıyor ki küçücük dergâhlara bile gücünü yetiremiyor. Bunun üzerine böl-parçala taktiğiyle Hacı Bektaş’ın soyundan ve düşüncesinden gelmeyen Sersem Ali adında bir paşayı buraya dedebaba olarak atıyor. Ve orada Babaganlar kolu Çelebilerden ayrılıyor. Bugün hâlâ Babaganlar “Hacı Bektaş’tan bel değil ancak yol evladı olunur, çünkü Hacı Bektaş mücerretti” (evlenmemiş) diyor. Çelebiler kolunun tamamı ve Dedeganların büyük bir bölümü ise Kadıncık Ana’yla evliliğine, Hacıbektaş postnişini Veliyettin Ulusoy’un da bel evladı olduğuna inanır.

- Peki artık Hacı Bektaş’ın yanına girelim mi?

(Aynı salonun içindeki bir başka odaya giriyoruz. Girerken Dertli Divani ilk kez eşikte niyaz ediyor. İçeride yüksekte duran büyük bir tabut ve etrafında dönerek yürüyen Aleviler var. Dönerken tabutu öpüp başına koyan, öpüp avuçlarını yüzüne süren, başını üç kez tabuta koyarak öpen, yani başta da dediğimiz gibi ritüelin her çeşidi var) Alevi inancında burayı tavaf etmek hacı olmaktır. (Hac dediğimiz de gönüllere mihman olanı öz benliğinde, gönlünde hissetmek. Pir’in makamına gelip yüz süren, kendi özüyle haşır neşir olan ve özünü kötülüklerden arındıran bu vesileyle “Ben hacı oldum” der.

- (Biz tam bunları konuşurken kapıdan bir ses duyuldu “Dedem bir kenara çekil de niyaz edelim” diye. Kenara çekildik. Kadınlı erkekli art arda dört kişi yerde sürünerek önce alınlarının bir tarafını “Ya Allah” sonra öbür tarafını “Ya Muhammed”, yine diğer tarafını “Ya Ali” diye yere vurup tabuta kadar ilerlediler. Tabutun başına gelince de kalkıp aynı alın hareketiyle tavaf ettiler.) Bugün sürekli bu üç ismi duymuşken Alevilik İslam dışıdır demek gerçekten zor görünüyor gerçekten?

Ama içidir demek de zor. Tam anlamıyla iç değil, tam anlamıyla dış değil. Malatyalı Ahmet dedenin dediği gibi Alevilik bir sır.

Ya da en doğrusu şu; Alevilik Aleviliktir, nokta.

(Tüm bu konuşmalar, tavaf sürerken köşede gözlerini kapamış trans halinde bir genç görüyoruz) O şimdi hiç kimseyi görmüyor, duymuyor, bilmiyor şu an. Eğer bu onun olgunlaşmasına, öz benliğinin kötülüklerden arınmasına vesile oluyorsa ona müdahale etmemek gerekir. O, öyle güzeldir. Yeter ki başkasına kendi inancını, kendi yaptığını dayatmasın. “Sen de bunu yapacaksın” demesin. Zaten biz bunu demediğimiz için Aleviliği dinler ve kültürler üstü kabul ediyoruz ya. Çünkü en büyük kutsal kitap insandır, asıl onu okumak lazım diyoruz. Bizim en önemli farkımız bu.

HACIBEKTAŞ’TA SİYASET İSTEMİYORUZ

- Niçin Ağustos’un 16, 17 ve 18’i?

Anadolu insanının toprakta işinin gücünün bittiği, kalkıp buraya gelebileceği bir dönem olduğu için, yoksa özel bir anlamı yok.

- Kaç yıldır resmi olarak kutlanıyor?

1966’dan beri.

- İlk gelen siyasetçi?

Sanırım Kültür Bakanı olduğu dönemde Namık Kemal Zeybek. Tabii çok protesto edilmişti, Maraş’la ilgili sloganlar atılmıştı. Ondan beridir bütün siyasiler akın etmeye başladı.

- Siyasetçilerin gelmesinin sizler için bir önemi yok mu?

Hiçbir önemi yok. Kaldı ki gelmelerini gerektiren bir durum da yok.

Sonuçta insanlar buraya gönülleri birlemek, huzur bulmak için geliyor. Sen eğer oy avcılığı için geleceksen, yılın 365 günü bizi unutup bir gün hatırlayacaksan hiç gelme.

Kaldı ki bu tip inanç yerlerini her türlü siyasi tartışmanın dışında tutmak lazım. Ben aynı şekilde Alevi derneklerinin de buraya gelip siyaset yapmalarına karşı çıkıyorum. Bu kutsiyetin üzerine hiç bir gölge düşmemeli.

- Şu anda Alevileri de içine almayı isteyen bazı sol oluşumlar var; onlar için ne düşünüyorsunuz?

Evet, bizim ülke olarak ciddi bir sol partiye ihtiyacımız olduğu kesin. Ama birincisi inançların ve milliyetlerin temelinde inşa edilen bütün siyasi yapılanmalar bizce doğru değil. Yeni bir parti kurulacaksa onun başını Alevi örgütlerinin çekmesine hiç gerek yok. İkinci doğru olmayan da Alevilerin bu kadar çantada keklik görülmesi.

PEK TAŞ, PEK TAŞ DERKEN BEKTAŞ OLMUŞ

Nasıl Pir Sultan’ın asıl adı Haydar ise, Dertli Divani’nin asıl adı da Veli Aykut. Dertli Divani mahlasını kendisine Bektaş Ulusoy 16 yaşında vermiş. Hacıbektaş ilçesinin ilk adı Suluca Karahöyük. Hacı Bektaş Veli’nin asıl adı ise Seyit Muhammed. Hacılığı Mekke’de geçirdiği üç yıldan, Veli’liği yaşadığı Türkmen toplumunda fethedilen ülkeleri yerleşim alanı haline getirenlere verilen isimden alıyor. Bektaş ismi nasıl konmuş, onu da Dertli Divani tebessümle şöyle anlatıyor:

“Vilayetname’ye göre ustası Lokman Parende bir gün kendisinden su istemiş. Esas ismiyle Muhammed de ‘Pınar epey uzak, ama sen âlimsin, bilgesin, bir gülbenk (dua) oku da buradan su çıksın’ demiş. Parende ‘Benim o kadar gücüm yok’ deyince Muhammed ‘O zaman ben okuyayım, sen Allah Allah de’ demiş. Ve bir gülbenk okumuş, hemen oradan su fışkırmış. Orası da kayalık, pek taş bir yermiş. O günlerde bu olay pek taş, pek taş diye anlatıldıkça adı Bektaş kalmış.”

DERGAH VE ÇEVRESİNDEKİ DİĞER YERLER

DUT AĞACI: Ahmet Yesevi ya da Lokman-ı Parende bir çubuğu Horosan’dan atmış, Pir’e “Bunun yeşerdiği yer yurdundur” demiş. Çubuk buraya düşmüş ve dut ağacı olmuş. Pir de gelip burayı yurt edinmiş.

HIRKA DAĞI: Çilehaneden gözüken Hırka Dağı’nın eski adı Arafat’tı.

ZEM ZEM ÇEŞMESİ: Çilehane’deki çeşmeden akan su zem zemli kabul ediliyor. İnsanlar gelip tıpkı Mekke’den olduğu gibi bidonlarla buradan su taşıyor.

ÇİLEHANE: Burası iki kapısı olan küçük bir mağara. Giriş kapısı normal, ama çıkış kapısı küçük bir delik. O yüzden zaten Deliklitaş da deniyor. İnanışa göre günahı olmayanlar bu küçük yerden çıkar, günahı olanlar ise geçemez, kalır.

MİNDER-KULUNÇ KAYA: Çilehane’nin hemen arka tarafında Hacı Bektaş’ın oturduğu kayaya Minder, sırtını dayadığına ise Kulunç kaya deniyor. Kulunç kayada sırt üstü yatıp kaymanın ağrılara iyi geldiği söylenir. Üzerinin cilalı gibi olması da bundandır.

BEŞTAŞLAR: (Çilehane’ye 10 dakika uzaklıkta başka bir yer) Burada da tıpkı yine Hac’da olduğu gibi şeytan taşlanır. Vilayetname’ye göre bir köylü Hacı Bektaş Veli’nin sözüne inanmayınca Pir, “Dağlar taşlar tanığım” diyor ve birden dağ hareket etmeye başlıyor. Çevresindekiler korkunca “Beş tanesi gelse yeter” diyor. İşte bunlar da Beştaş oluyor.

ARA BUL: Hacı Bektaş’ın en ünlü sözlerinden biri. Yani “Keramet baştadır taçta değil, hararet nardadır sacda değil. Her ne arar isen sen kendinde ara, Kudüs’te Mekke’de Hac’da değil” diyor. Çok büyük bir söz.  Çünkü gerçekten de bulabilmek için önce aramanız gerekiyor.

BIRAKSINLAR ALEVİ-KÜRT AÇILIMINI, DEMOKRASİ AÇILIMI YAPSINLAR

- Hükümetin Alevi açılımı kapsamındaki çalıştaylarının üçüncüsü bu Çarşamba günü yapılacak; siz ümitli misiniz; iyi şeyler olacak gibi mi?

Doğrusu ben bir şey çıkacağını sanmıyorum. Keşke çıksa, keşke kendilerinden farklı olana saygı duysalar, onu olduğu gibi kabul etseler. Ama hep bir kendilerine benzetme politikaları var ve ben bunun da böyle olduğunu düşünüyorum. Üstelik bu sadece benim düşüncem de değil. Ben Anadolu’nun ve dünyanın her tarafındaki Alevilerle iç içe olan biriyim. Dolayısıyla Alevilerin büyük bir çoğunluğunun böyle düşündüğünü biliyorum.

- Aklınıza yatmayan ne?

Çünkü bugün açılım diyenler daha dün Karacaahmet dergahındaki cem evini yıkmaya çalıştılar. Daha dün cem evleri ibadet değil, cümbüş evidir dediler. Daha dün Sivas’ta insanlarımızı ateşe veren insanların avukatlığını yaptılar.

- Ama bugün de oturup şimdi sizi dinliyorlar…

Dünya değişiyorken artık ufak tefek şeyler de mutlak surette olacaktır. Yüz yüze oturup konuşmak da küçümsenecek bir durum değildir. Ama bundan öteye gidebileceklerini sanmıyorum.

- Ne yapılırsa ikna olursunuz?

Mesela bu yıl din dersi müfredatına Alevilikle ilgili birtakım bilgiler girecekmiş. İşte bunlar insanı ümitsizliğe sürüklüyor, çünkü bir defa daha işin mantığı anlaşılamamış. Biz hangi yüzyılda yaşıyoruz? İnanç insanla onun yaratıcısı arasında özel bir meseleyken, biz bunu nasıl devlet eliyle öğretmeye kalkıyoruz?

Şu olabilir; ilkel dinlerden bugüne kadar gelmiş tüm inançlar sistemini tarihsel ve felsefi bir perspektifle anlatırsınız. Ama kalkıp da sıranın üzerinde iki rekât namaz kılmadığında din dersinden çakıyorsa çocuklarımız, o çağ dışı bir uygulamadır. Onun içine biraz da Alevilik katmanın hiçbir ikna edici tarafı yoktur.

Eğer bizi ikna etmek istiyorlarsa ilk iş şu dergâha ll. Mahmut döneminde yapılan camiyi Sünnilerin olduğu yere taşısınlar, tek hane Sünni olmayan Alevi köylerine cami yaptırmaktan vazgeçsinler, zorunlu din dersini tamamen kaldırsınlar ve Diyanet’i lağvetsinler.

Ama daha da inandırıcı olmak istiyorlarsa bıraksınlar Alevi, Kürt açılımını, gerçek bir demokrasi açılımı yapsınlar. O zaman onun içinde Süryani’sine de, Ermeni’sine de, Çerkez’ine de, Rum’unu da, Yahudi’sine de, hepimize bir yer bulunur zaten.

- Ya bunlar olmazsa?

O zaman da bizim taviz vermeden geçen 9 Kasım’daki resmin arkasında durmamız gerekiyor. O miting tarihi bir duruştu ve asıl orada gösterdiğimiz birlik bugün bizi güçlü yaptı.

ANA-BABASI ALEVİ OLMAYAN PEK ÇOK PİR VAR

- “Aleviler Kürt olmaz” diye yaygın bir iddia var; ne dersiniz?

Bir inancın kan bağıyla intikali bir kere akla mantığa aykırı. Alevilik de herhangi bir ırka ait olan bir inanç değildir. Alevilikte insanların konuştuğu dilin, hangi toplumun bireyi olduğunun bir önemi yoktur. İngiliz Alevi de vardır, Laz Alevi de, Çerkez Alevi de… Bu öğretiyi benimseyen, bu inancın gereğini yerine getiren herkes Alevi olabilir.

Kaldı ki ne Kaygusuz Abdal ne Edip Harabi, ne de Bolu Gerede’de yatan Aşık Dertli Alevi bir ana babadan doğmuştur. Tarihte bunun yığınlarca örneği vardır.

HEM ALEVİ HEM DE MARKSİST OLUNABİLİR

- Siz her Londra’ya gittiğinizde Marx’ın mezarını mı ziyaret ediyorsunuz?

Londra’ya iki yılda bir konser için giderim, ama Marx’ın mezarına hayatımda sadece iki kez gittim. Hatta 1994’te Londra İşçi Birliği’nin halk konseri için gittiğimde Reha Çamuroğlu’nun kendisi de vardı.

- Ancak Çamuroğlu geçen yıl sizin dedeliğinizi eleştirirken “Bir insan ya Marksisttir ya da Alevidir. İkisi bir arada olmaz” dedi.

Böyle saçma bir laf olur mu? Marx’ın dünya görüşü ve sol değerler Alevi Bektaşi inancıyla çoğu noktalarda örtüşüyor. Komün yaşam, eşit paylaşım, emek ve insana verilen değer açısından baktığınızda ayrı gayrı yok. Aleviliğin tek farkı inanç ve ibadet anlayışı. Oraya baktığınızda da merkezde yine insan var. Siz inancınızı ve dünya görüşünüzü birbirine karıştırmadıktan sonra olmayan nedir? Galiba vatandaş “Hem Alevi, hem AKP’li, hem MHP’li ya da başka 'li olabilirsiniz ama bir Marksist olamazsınız” diyor. Buna sadece gülünür.
 
HACI BEKTAŞ VELİ’NİN DAĞARCIĞINDAN:

- Kadınları okutunuz
- İncinsen de incitme
- Araştırma açık bir sınavdır
- İnsanın cemali sözünün güzelliğidir
- Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayanız
- Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız
- Eline, diline, beline sahip ol
- Her ne ararsan kendinde ara
- İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır
- Marifet ehlinin ilk makamı edeptir

DERTLİ DİVANİ’DEN ÜÇ DÖRTLÜK

Zaman her şeyin ilacı kendine gel imanım
Boz bulanık akan sular durulacak bilesin
Böyle gelmiş böyle gider diye bir şey yok canım
Kokuşmuş düzenin çarkı kırılacak bilesin
 
Kötü söz sahibinindir bunu iyi anla bil
Bu yol çok çetin bir yoldur bildiğin gibi değil
Ne kimseyi aşağıla ne de kimseye eğil
Kişi kendi vicdanından sorulacak bilesin
 
Gel bre Dertli Divani yar olalım yarsıza
Bir yerine bin yuh olsun onursuza arsıza
duygu emek sömürene talancıya hırsıza
Dur diyecek ulu divan kurulacak bilesin

MİLLİYET - 17 Ağustos 2009

Bu haber toplam 42 defa okunmuştur
Etiketler : , , , ,

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.