1. HABERLER

  2. ALEVİ HABER

  3. BASINDA ALEVİLER

  4. Alevilik üzerine ezber bozan iddalar…
Alevilik üzerine ezber bozan iddalar…

Alevilik üzerine ezber bozan iddalar…

Alevilik ve Müslümanlık yazısında, ‘Alevilerin Kitabı’ yazısında, Alevilerdeki Kafa Karışıklığı yazısında, Alevliğin neden Müslümanlık olmadığı...

A+A-

Alevilik ve Müslümanlık yazısında, ‘Alevilerin Kitabı’ yazısında, Alevilerdeki Kafa Karışıklığı yazısında, Alevliğin neden Müslümanlık olmadığı ayrıntılı bir şekilde incelenmişti. Bu yazıda, buna tekrar değinme gereği yoktur. Burada, Türk egemenlik Sisteminde, Türk devlet yapısında, din-devlet ilişkilerinin nasıl ele alındığı konusu üzerinde durulacak.

Türk siyasal kültürünün çok önemli bir söylemi var: Türkiye’de halkın % 99’dan fazlası Müslümandır. Bu söylemle ilgili sözleri, bir kahvehanede sohbet eden insanlardan da duyabilirsiniz, siyasal

partilerin, sivil toplum örgütlerinin yöneticilerinden de

duyabilirsiniz, üniversitede, Tarih, Sosyoloji, Siyaset Bilimleri gibi

alanlarda çalışan, ders okutan profesörlerden de duyabilirsiniz. Bu,

tartışılmaz, dokunulmaz, doğruluğundan kuşku duyulmaz bir bilgidir.

Herkesin Müslüman olduğu, hiçbir tartışmaya yer bırakmadan,

doğruluğundan kuşku duyulmadan kabul edilmiştir. Alevilerin

Müslümanlığı, resmi ideolojinin önemli bir şekilde üzerinde durduğu bir

konudur. Kürdlerin Türklüğü gibi…

Bu önerme, kuşkuya, tartışmaya hiç fırsat vermeden, Alevileri, Müslümanlık kategorisi içine almaktadır.

Türk siyasal kültüründe bu söylemin, böylesine güçlü bir şekilde yer

etmesinde, bazı Alevilerin, Alevilerin önemli bir kısmının, ‘Aleviyiz

ama Müslümanız’, ‘Müslümanız ama Aleviyiz’ şeklinde, ikircikli tutumunun

da rolü vardır. Halbuki, Alevi isen Müslüman değilsin, Müslümansan

Alevi değilsin…

Alevilik elbette Müslümanlık değildir. Alevilik, Müslümanlıktan,

Hristiyanlıktan, Musevilikten, Zerdüştlükten, Şamanizden çok farklı bir

dindir/inançtır. Bütün bu dinlerden, inançlardan çok daha eski bir

dindir/inançtır. Ama, bu dinlerin, inançların hepsinde de Alevilikten

bazı etkilenmeler olduğu söylenebilir.

Alevilik ve Müslümanlık yazısında, ‘Alevilerin Kitabı’ yazısında,

Alevilerdeki Kafa Karışıklığı yazısında, Alevliğin neden Müslümanlık

olmadığı ayrıntılı bir şekilde incelenmişti. Bu yazıda, buna tekrar

değinme gereği yoktur. Burada, Türk egemenlik Sisteminde, Türk devlet

yapısında, din-devlet ilişkilerinin nasıl ele alındığı konusu üzerinde

durulacak.

Esas sorun devletin bir dine sahip olmasından kaynaklanmaktadır.

Laiklik genel olarak devlet ve dinin ayrılması, şeklinde anlaşılır. Bu

devletin bütün dinlere, inançlara eşit mesafede durmasıdır. Evrensel,

çağdaş laiklik anlayışı budur. Bu temel ilke Türk devlet hayatında,

devletin denetiminde din olarak anlaşılmaktadır. İslamiyeti devlet

yorumlamaktadır. Halkın, herkesin, bu yoruma göre tavır ve davranış

sergilemesi bu yorum çerçevesinde düşünmesi istenmektedir.

Bu, evrensel olan laiklik ilkesine aykırı bir durumdur. Ama Türk

egemenlik sisteminin, Türk devlet yönetiminin esası budur. 1924

Anayasası’nda da, 1961 Anayasası’nda da, 1982 Anayasası’nda da, Laiklik,

Türk demokrasisinin temel ilkesi olarak benimsenmektedir.1982

Anayasası’nın ikinci maddesi devletin laiklik ilkesinde bağlı olduğunu

söylemektedir. Onuncu maddede, dil,din, inanç farkı gözetilmeden kanun

önünde eşitlikten söz edilmektedir. 24. Maddede, din ve vicdan özgürlüğü

vurgulanmaktadır. Ama bütün bunlar, devletin denetiminde bir din

anlayışı çerçevesinde yorumlanmaktadır. Türk devlet hayatında, Türk

siyasal hayatında, Türk egemenlik sisteminde Laiklik anlayışı budur.

Diyanet İşleri Başkanlığı bir devlet kurumudur. Din, İslamiyet Diyanet

İşleri Başkanlığı’nın yorumuna göre yaşanmaktadır. Bu İslamiyet’in

Hanefilik mezhebidir.

Devletin bir dine sahip olması, bu dinin devletin bütçesinden finanse

edilmesi, toplumdaki, öbür dinlere, inançlara karşı ayrımcılığın

oluşmasını sağlar. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi, genel bütçenin

çok büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Öbür dinlere, inançlara mensup

insanlardan, örneğin Alevilerden toplanan vergiler de bu amaç

doğrultusunda kullanılmaktadır. Bunu ayrımcılık yarattığı açıktır.

“Halkın % 99’dan fazlası Müslümandır “ anlayışı çerçevesinde

Alevilerinde Müslüman olduğu kabul edilmektedir. Ve Cemevi’in, Alevilere

özgü bir ibadet kurumu olduğu kabul edilmemektedir. Bu, ayrımcı

politikanın, uygulamanın, önemli bir göstergesidir.

Devletin denetiminde din anlayışı, Cumhuriyet’e Osmanlı yönetiminden

geçmiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Şeyhülislamlık devletin,

daha doğrusu Padişahın denetiminde olan bir kurumdur. Şeyhülislam,

Padişah tarafından tayin edilmektedir. Şeyhülislam tayin edilen kişi ilk

iş olarak Padişah’ı kutsamaktadır. Padişahın yapıp ettiklerine, örfi

hukuka, örfi hukukun gereklerine göre yapılanlara, meşruiyet veren

Şeyhülislam’ın fetvalarıdır.

Devletin denetiminde din anlayışı Osmanlı’ya da, Bizans’tan, Roma’dan

geçmiştir. Bizans imparatorluğu ve Roma İmparatorluğu dönemlerinde, de,

devletin yani imparatorun denetiminde olan bir din anlayışı egemendir.

Bizans İmparatorluğu döneminde Patrik’i, Roma İmparatorluğu döneminde

Papa’yı tayin eden imparatordur. Patrik veya Papa da, tayin edildikten

sonra, ilk iş olarak imparatoru kutsamaktadır. İmparatorun yapıp

ettiklerine, örneğin savaş ilan etmesine veya barış yapmasına meşruiyet

veren Patrik’in veya Papa’nın yorumlarıdır.

Devletin denetiminde din ve Alevilerin Müslümanlığı söz konusu olduğu

zaman, İttihat ve Terakki’nin politikalarına bakmakta yarar vardır.

İttihat ve Terakki’nin, Rumların, Rum-Pontusların sürgünü, Ermenilerin

nüfusunun tehcirle, soykırımla yok edilmesi gibi karalılıkla yürüttüğü

bir politikası vardı. Osmanlı İmparatorluğu’nun, Türk esası üzerinden,

yeniden organize edilmesinde, bu, çok önemli bir politikaydı.

Sürgünlerle göçertilen, tehcirle, soykırımla yok edilen, Rumların,

Rum-Pontusların, Ermenilerin taşınmaz mallarına, zenginliklerine el

koymak, bunları Müslüman Türk tüccarın denetimine vermek İttihat ve

Terakki için çok önemli bir uygulamaydı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun, Türk esası üzerinden yeniden organizasyonu

söz konusu olduğu zaman Kürdlerin Türklüğe, Alevilerin (Kızılbaşların)

Müslümanlığa asimile edilmeleri, yine çok önemliydi. Adriyatik

Denizi’nden Orta Asya içlerine kadar bir imparatorluk olacak, ama bu

imparatorluk sınırları içinde yaşayanların hepsi Türk olacak, Müslüman

olacak, Hanefi, laik olacaktı. Yani devletin denetiminde olan bir din

anlayışına uygun düşünce ve tutum sergileyecekti.

Dünyada, Müslümanların hepsi Türk olmayabilir ama her Türk muhakkak

Müslüman olacaktı. Örneğin, Karadeniz’in Kuzeybatısında yaşayan

Gagavuzlar Türk kökenli olmalarına rağmen, Hristiyan oldukları, Müslüman

olmadıkları için Türk kabul edilmiyorlar.

İttihat ve Terakki, Rumlarla, Rum-Pontuslarla, Ermenilerle,

Süryanilerle, Ezidi Kürdlerle ilgili pürüzleri Balkan Savaşları ve

Birinci Dünya Savaşı döneminde halletti. Kürdlerin Türklüğe, Alevilerin,

Kızılbaşların Müslümanlığa asimilasyonları ise, Cumhuriyet’in

sistematik bir uygulaması oldu. Her iki asimilasyon süreci de Osmanlı

İmparatorluğu’nun son dönemlerinde başlamış, İttihat ve Terakki

döneminde de üzerinde çok durulmuş ise de, esas uygulama Cumhuriyet

döneminde gerçekleşmiştir. Her Alevi köyüne Cami yapmak, imam göndermek,

Cumhuriyet’in kararlı bir politikasıdır.

1950’lerde, 1960’ların başlarında, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde,

Amme Hürriyetleri isimli bir ders vardı. Bu dersi Üçüncü Sınıfta, İdari

Şube öğrencileri ve Diplomasi Şubesi öğrencileri müşterek olarak

görürlerdi. Bu dersin hocası, Prof. Dr. Muammer Aksoy’du.(1917-1990)

Muammer hoca, Laiklik ilkesi üzerinde çok dururdu. Bu ilkeyi çok

savunurdu. Din-devlet ayrımını vurgular dinin devletin denetimi altında

tutulması gerektiğini söylerdi. Aksi halde, dinsel akımlar, şeriatçı

akımlar dizginlenemez, derdi. Aslında, 1950’lerde, 60’larda, 70’lerde…

Laiklik ilkesi genel olarak böyle anlaşılırdı. O yıllarda, şüphesiz,

Kürd/Kürdistan sorunları, Alevi, Ermeni sorunları gündemde değildi.

Bugün çok iyi biliyoruz ki, dinin yorumlanmasında, dinsel akımların

gelişmesinde, şeriatçı akımlara yol verilmesinde, devletin çok büyük bir

rolü, beklentisi vardır. Örneğin, 1990’larda, gerilla mücadelesinin

yükseldiği bir dönemde, Hizbullah devlet tarafından kurulmuş, militanlar

askeri kışlalarda eğitilmiştir. Halkın gerillalara verdiği desteğin

azaltılmasında, bu desteğin etkisiz hale getirilmesinde Hizbullah’ın

etkili olacağı hesaplanmıştır. Devletin denetiminde olmayan bir İslami

akımın gelişmesi mümkün değildir. İslami akımların, hükümete yakın

olduklarında, iktidar olduklarında, resmi ideolojinin temel gereklerine

göre düşünmeleri, tavır-davranış sergilemeleri çok kolay olmuştur.

Dinin devletin denetiminde olduğu Laiklik anlayışı, Laikliğin,

çağdaş, evrensel anlayışına kuşkusuz çok aykırıdır. Ama, bu Türk siyasal

hayatının, Türk siyasal kültürünün, Türk devlet yönetiminin çok önemli

bir boyutudur. Bugün evrensel bir değer olarak Laikliği, büyük bir etnik

ve dinsel grup olarak Aleviler savunmaktadır. Genel olarak Aleviler bu

ilkenin yaşama geçmesi için yoğun bir çaba içindedirler.

Evrensel Laiklik anlayışını yaşama geçirecek temel anlayış Eşit

Yurttaşlık Haklarıdır. Bu, devletin bütün dinlere/inançlara karşı eşit

mesafede durmasıyla gerçekleşir. Halktan toplanana vergilerle bir dinin

finansmanı bu şekilde önlenir, ayrımcı politikalar uygulamalar bu

şekilde etkisiz bir hale getirilir. Cemevi’nin ibadet kurumu olması da

bu şekilde yaşam bulur.

‘Anadolu Aleviliğinde Dolu Dem’

25-29 Şubat 2016 tarihleri arasında, Almanya’da, Köln ve Berlin

şehirlerinde, Kürdlerle ve Alevilerle ilgili konferanslar vardı.

Konferansla, soru-cevap bölümleriyle çok dinamiti, etkiliydi. Burada,

Alevilerle ilgili olarak, soru-cevap bölümünde gündeme gelen bir konuya

işaret etmek istiyorum.

Aleviliğin İslam dışı bir din ve inanç olmasında, içki konusu önemli

yer tutmaktadır. Cemevindeki ibadetde de içkiye yer verilmektedir. Gerek

Köln’deki, gerek Berlin’deki toplantılarda, bazı arkadaşlar, şunu

belirttiler: İçki, Alevilerin yaşamında önemli yer tutmaktadır. Ama

Cemevi’ne ibadet sırasında içki getirilmemektedir. Cemevinde ibadet

sırasında içkiye yer yoktur.

İslam’ın içkiye bakışıyla Alevilerin içkiye bakışları arasında çok

fark vardır. İslam, içkiyi kötülük olarak görmektedir. Aleviler ise,

içkiyi, insanı gerçek yüzün gösteren esas unsur, zihin açıklığı getiren

bir unsur olarak değerlendirmektedir. Öte yandan, Cemevinde ibadet

sırasında tüketilen lokma artık içki değildir, demdir. Cem’e getirilen

şarap veya rakı, dede tarafından okunduktan, dualandıktan sonra artık

demdir. Şaraba kızıldeli, rakıya akyazılı denmektedir. Cemdeki 12

hizmetden biri de sakiliktir. Saki, Cem’e katılanlara dem dağıtan

kişidir. İlk önce Dede, demden üç yudum alır… Sonra Cem’e katılan

herkese de dem bu şekilde dağıtılır.

Köln’deki ve Berlin’deki konferanslarda, Cem’de içki ile ilgili

anlatımlara itiraz Dersimli Alevi arkadaşlardan geldi. Her iki yerde de

bu tür itirazları yapanlar, Dersimli Alevilerdi.

Bu konuyu, Ankara’da, Alevilik konusunda uzman olan arkadaşlarla

örneğin, Alevilerin Kitabı yazarı Ali Yıldırım’la konuştum. Onlar, bunu

Dersimli Alevilerin İslam’a asimilasyon süreciyle, İslamcılara yaranma

anlayışıyla açıkladılar.

Piri Er’in, Anadolu Alevilerinde Dolu Dem başlıklı bir yazısı var.

Cem’e de içki getirildiği, buna dem denildiği ayrıntılı bir şekilde

anlatılıyor. Burdur Alevilerinde durum, Senirkent Alevlerinde durum,

İzmir Alevilerinde durum, Kırıkkale Alevilerinde, Yozgat/Çayıralan

Alevilerinde, Çorum/Osmancık/Çampınar Alevilerinde

Amasya/Merzifon/Kayadüzü Alevilerinde… Isparta/Gönen Alevilerinde,

Balıkesir/Edremit Alevilerinde, Muğla/Bodrum Alevilerinde, Denizli/Çal

Alevilerinde, Aydın /Bozdoğa Alevilerinde vs. denerek anlatılıyor. Bu

çok açık…

Tunceli Üniversitesi Alevilik Bektaşilik Araştırmaları Enstitüsü

Tunceli Üniversitesi, yakın zamanlarda, Alevilik Bektaşilik

Araştırmaları Enstitüsü’nün bir değerlendirmesini yayımladı. Bu

değerlendirmede, Aleviliğin, Tunceli’nin ne kadar Müslüman, ne kadar

Türk olduğu dile getiriliyor. Hacı Bektaş Veli’nin Yedinci İmam Musa

Kazım soyundan geldiği, Seyyidlerin, Oniki İmamlara oradan da Ehl-beyt

bağlandığı vurgulanıyor.

Bunun resmi ideolojiye uygun bir bilgi olduğu besbellidir. Bilim adı

altında resmi ideolojinin bilgilerinin üretilmesi dikkat çekicidir.

Resmi ideolojinin bilgilerinin, bilim adı altında, yeniden üretilmesi,

bu tutumun üniversitede kurumlaşması üzerinde dikkatle durmak gerekir.

Resmi ideolojin, devletin idari ve cezai yaptırımlarıyla korumaya ve

kollamaya çalıştığı bir ideoloji olduğunu vurgulamak gerekir. Düşün

yasaklarını sistematik hale getiren bir kurum olduğuna da işaret etmek

gerekir. Bu yönüyle düşün hayatının çölleştiren, kurutan, beyinleri

kötürümleştiren bir kurum olduğun da belirtmekte yarar vardır.

Örneğin, Hacı Bektaş Veli’yi Yedinci İmam Musa Kazım’a, Seyyidleri,

Oniki İmamlara oradan da Ehl-beyt’e bağlayan şecerelerin hepsinin sahte

olduğu, bu sahte şecerelerin politik ve maddi çıkarlar doğrultusunda,

Nakib-ül eşref tarafından düzenlendiği biliniyor. Seyyidleri Oniki

İmamlara bağlamak Kürdleri Araplara bağlamak anlamına gelmektedir.

Tunceli Üniversitesi’ndeki Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Enstitüsü

yanında, aynı üniversitenin bünyesinde yer alan, Alevilik Araştırma ve

Uygulama Merkezi de benzer bir tutum içindedir. Tunceli Cemevi’nde de

aynı anlayışın hüküm sürdüğü gözlenmektedir. Tunceli Cemevi’nd de,

Tunceli’nin, Alevilerin, ne kadar Müslüman, ne kadar Türk oldukları

vurgulanmaktadır… Bunları, Dersim’den kopmanın, Tuncelilileşmenin

göstergeleri olarak düşünmek mümkündür.

Bu arada, Aleviliğin ne zaman, nasıl gündeme geldiğine de değinmek

gerekir. Alevilikle, Kızılbaşlıkla ilgili kitaplar, yazılar 1990’lara

kadar şüphesiz vardı. Fakat, sorun olarak gündemde yer alması 1990’ların

ortalarıdır. Gerilla mücadelesi etkinlik kazanınca, gerillanın halk

üzerindeki etkinliğini kırmak için, gerillayı zayıflatmak geriletmek

için Alevi sorunu gündeme getirildi. Fakat, Alevilik, resmi ideolojiye

uygun bir şekilde, Türk’e has bir din/inanç olarak gündeme getirildi.

Orta Asya kökenli olduğu, Şamanizmden büyük oranda etkilendiği

vurgulandı. Sadece Türkler Alevi olabilir, dendi. Böylece Alevi

Kürdlerin, gerilladan kopacakları hesaplandı

Ama, Alevilikle ilgili sağlıklı çalışmalar, onun, Müslümanlıktan, çok

farklı bir din/inanç olduğunu, Şamanizmle hiç ilgisinin olmadığını kısa

zamanda ortaya koydu. Aleviliğin, Kürdler arasında da,

Türkler-Türkmenler arasında da geliştiği görüldü. Ama Tunceli

Üniversitesi’nin hala bu şekilde, yani resmi görüşe uygun bir şekilde

düşünmesi, Aleviler Müslüman, Tunceli’yi Türk görmesi üzerinde durulması

gereken ciddi bir konudur.

İsmail Beşikçi

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.