1. HABERLER

  2. BASINDA ALEVİLER

  3. Artık Devletten Adalet Beklemiyoruz
Artık Devletten Adalet Beklemiyoruz

Artık Devletten Adalet Beklemiyoruz

Artık Devletten Adalet Beklemiyoruz   22 yurttaşın yaşamını yitirdiği Gazi Mahallesi Katliamı’nın üzerinden 15 yıl geçti; adalet...

A+A-

Artık Devletten Adalet BeklemiyoruzArtık Devletten Adalet Beklemiyoruz
  
22 yurttaşın yaşamını yitirdiği Gazi Mahallesi Katliamı’nın üzerinden 15 yıl geçti; adalet hâlâ tecelli etmedi. 15 yıldır her 12 Mart’ta Gazi’de bir araya gelen ailelerinse, artık adaletin geleceğine dair umudu yok. Komedi gibi bir mahkeme sürecinden sonra, ne hukuka ne de hükümetin demokrasi söylemlerine inanıyorlar. Ama yine de mücadeleleri sürüyor, “yaşananlar unutulmasın, başka Gaziler yaşanmasın diye…”

‘BİZE UNUTUN DEDİLER’

Katliamda kızı Zeynep’i yitiren Menekşe Poyraz, “Adaletin geleceğine dair umudumuz yok” diyor, “Çünkü biz biliyoruz, 15 senedir zaten adaletin gelmemesi için ellerinden geleni yaptılar. Gözlerden ırak olsun diye davamızı İstanbul’dan Trabzon’a taşıdılar. Peşinden gitmeyin dediler bize, unutun dediler. Ama yakasını bırakmadık, gittik.”

Ailelere Trabzon’da yaşatılanlar ise devletin bu katliamı nasıl sahiplendiğinin bir göstergesi. Poyraz, o günleri şöyle anlatıyor: “Trabzon’a 24 saat yol gidiyorduk mahkeme için. Mahkemede polisler o katillerin ailelerine sandalye veriyordu, bize vermiyordu. Sabah 9’ta başlıyordu duruşma, akşam 5 buçuk 6’ya kadar. Biz ayakta bekliyorduk.”

‘HİÇBİR ŞEY BEKLEMİYORUZ’

Aslında ayaktalar. Umutları tükense de, 15 yıldır gerçekler açığa çıksın, failler cezasını çeksin diye mücadelelerini sürdürüyorlar. “Çocuklarımız dönmeyecek biliyoruz. Ama bu katliam unutulsun istemiyoruz” diyor Menekşe Poyraz, ve şöyle devam ediyor:

“Bir şey beklemiyoruz. Bu ülkede her şey oluyor. Cumartesi Analarını görüyoruz. Ellerinde birer resim, yavrularına ağlıyorlar. Güneydoğu’da ufacık çocukların kolunu geriye atıp kırıyorlar. Bunları izliyoruz, o yüzden de bu ülkeden hiçbir şey beklemiyoruz. Çocuklarımız öldürüldü ama başka analar babalar ağlamasın. Bir daha Gaziler, Maraşlar olmasın. Yaşanılanlar unutulmasın, bizim derdimiz budur. Dilerim ki ülkeye barış gelsin, Alevi’si, Sünni’si, Kürdü, Türkü, tüm insanlar insanca, eşitçe, kardeşçe yaşasın. ”

‘FAİLLERİMİZ BELLİYDİ’

Ergün Engin. Katliamda ağabeyi Sezgin Engin’i yitirdi. “Bizim hala adalet özlemimiz, talebimiz var” diyor, “Bir de öfkemiz. Özellikle 12 Martlarda bu öfke daha da yoğunlaşıyor. Her sene anmalarda bu öfkeyi haykırıyoruz. 15 yılda bu adalet gelmedi, bu sistem sürdükçe de geleceğini sanmıyoruz.”

Engin, hükümetin “demokratikleşme” söylemine dikkat çekiyor. Başbakan’ın faili meçhul cinayetlerin aydınlatılacağı iddiasını anımsatarak, “Faillerimiz de belliydi, ama bunların çok küçük bir kısmına çok küçük cezalar verdiler. Emir komuta kısmına hiç dokunulmadı” diye konuşuyor. Engin ailesinin de tüm aileler gibi devletin bu karanlığı aydınlatacağına dair ümidi yok, ama mücadelelerini sürdürmekte kararlılar. “Onlar bu meseleyi çözmeyecek, ama biz de şunu söylemekten asla vazgeçmeyeceğiz. Gazi katliamı ani gelişen bir olay değildi. Bu bir devlet katliamıydı” diyor Engin.  Yargı sürecinde de bu katliam politikalarının hala savunulduğunu anımsatıyor ve ekliyor: “Bu zamana kadar gerçek bir yargılama yapmama niyetleri de hala bu katliamın arkasında durduklarını gösteriyor. Halka, hakkını arayana, hakkı için mücadele edene karşı bir devlet var ortada. Ve bu böyle devam edecek. Ta ki biz kendi devletimizi kurana kadar… ”

‘İSTEDİĞİMİZ KAMUOYU YARATMAK’

Rıza Yıldırım da katliamda ağabeyi Ali Yıldırım’ı kaybetti. Bu yıl da her yıl olduğu gibi Gazi’de gelenekselleşen yemeklerini vereceklerini, sevdiklerini kaybettikleri yere karanfiller bırakacaklarını söylüyor. “Aileler olarak istediğimiz bu işi sahiplenen aydınlarla birlikte bir kamuoyu yaratabilmek” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Hrant Dink cinayeti, Uğur Mumcu… Bizim yaşadıklarımızla tüm bu cinayetler farklı değildi, birbirinin tamamıydı. Dolayısıyla hepimiz beklemedeyiz. Unutulmasını istesek, ilk biz aileler unuturduk, peşini bırakırdık. Ama dile kolay 15 yıl olmuş, hâlâ aynı yerdeyiz.”

VAATLER BÜYÜK, İCRAAT YOK

Bütün okların Ergenekon’u işaret ettiğini belirten Yıldırım, şöyle konuşuyor: “Ergenekon olaylarında gözaltına alınan İbrahim Şahinler, Veli Küçükler…Gazi katliamını bunların düzenlediği ortaya çıktı. Bu olay Mehmet Ağar’a, Necdet Menzir’e, Tansu Çiller’e kadar uzanıyor. Hükümet Ergenekon’la birlikte bu karanlık olayları da aydınlatacağını söyledi. Bu karanlık olaylara bulaşanların cezaevine konulacağını söyledi. Bunları vaat ettiler, ama sonra sanki üzerine set çekilmiş gibi, üstünü kapattılar. Hükümetin tavrı bu, bu olaya bir el atıp, değinip, sonra üstünü kapatmak. O yüzden bu dava hakkında hiçbir gelişme olmadı. Devletin bu karanlığı aydınlatmaya, yapılanların üzerine gitmeye niyeti yok.”

“Bundan sonra gencecik insanlar ölmesin, derdimiz odur” diyen Engin, devletin aileler talep ettiği için de değil, bunu görev bildiği için geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini söylüyor ve soruyor: “AİHM bu devleti her zaman mahkûm ediyor, bu Türkiye’de hukukun olmadığı anlamına gelir. Hukuku olmayan bir devlet nasıl dünyaya kendini hukuk devleti olarak tanıtır? ”

‘OĞLUMU BIRAKIP ANMAYA GELDİM’

Katliamda yaşamını yitiren Dinçer Yılmaz’ın babası Hakkı Yılmaz, Tokat’ta yaşıyor. Çocuğunun mezarı da orada. Ama Yılmaz, oğlunun ölüm yıldönümünde Dinçer’in mezarında değil, İstanbul’da olacak. Gazi’de sevdiklerini kaybeden tüm ailelerle birlikte anmaya katılacak, 15 yıldır her 12 Mart’ta olduğu gibi adalet talep edecek.

Yılmaz, “Türkiye burası, adalet yok, hak yok, düzen yok” diyor ve ekliyor, “Ben hiçbir şey beklemiyorum bu devletten, ama yine de sahiplenelim, unutturmayalım istiyorum, tüm çabamız bunun için.”

Gazi Mahallesi’nde ne olmuştu?

12 Mart 1995’te Alevi yurttaşların çoğunlukta yaşadığı İstanbul Gazi Mahallesi'ndeki üç kahvehane ve bir işyeri akşam saatlerinde aynı anda bir taksiden “kimliği belirsiz” kişilerce otomatik silahlarla tarandı. Saldırılarda bir yurttaş yaşamını yitirirken, beşi ağır, yirmi beş kişi yaralandı. Olayların ardından çok sayıda Alevi yurttaş, Gazi Mahallesi'nde toplandı, emniyet kuvvetlerinin olaya geç müdahale ettiklerini öne sürerek polis karakoluna yürüdü. Polislerin grubun üzerine ateş açması sonucu bir yurttaş yaşamını yitirdi, birçok kişi de yaralandı. 13 Mart’ta 15 bin kişi olayı protesto etmek için gösteri yaptı. Çevik kuvvet ve özel timlerle desteklenen emniyet güçleri yine kitlenin üzerine ateş açtı. Gösteriler sonunda on beş kişi hayatını kaybederken, birçok kişi yaralandı. Aynı gün İstanbul Valiliği Gazi Mahallesi ile iki mahallede daha sokağa çıkma yasağı ilan etti. 14 Mart’ta , sokağa çıkma yasağına rağmen olayların yatıştırılamaması üzerine bölgeye askeri birlikler sevk edildi. 15 Mart'ta olaylar Ümraniye'ye sıçradı. Mustafa Kemal Mahallesi'ndeki olaylarda beş kişinin ölmesi ve yirmiden fazla kişinin yaralanması üzerine bu bölgede de sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Olaylardan sonra yapılan otopsi sonucu, ölenlerden yedisinin polis kurşunuyla yaşamını yitirdiği belirlendi. Yirmi polis hakkında dava açıldı. Yalnızca Adem Albayrak ve Mehmet Gündoğdu adlı iki polis ceza aldı, onların da cezaları ertelendi. İç hukuk yolları tıkanınca yakınlarını kaybeden 22 kişi AİHM’e başvurdu. AİHM, Türkiye'yi toplam 510 bin avro tazminat ödemeye mahkûm etti.

BDP’den soru önergesi

BDP Milletvekili Şerafettin Halis, Meclis’e Gazi katliamının aydınlatılması için bir soru önergesi ile bir araştırma önergesi verdi. Bu katliamın Türkiye yakın tarihinde insan yaşamını ayaklar altına alan önemli karanlık olaylardan olduğunu belirten Halis, Başbakan Erdoğan’a “Bu konuda bir araştırma yapmayı ve sorumlu devlet görevlileri hakkında bir işlem yapmayı düşünüyor musunuz?” diye sordu.

Birgün - SEVGİM DENİZALTI - 12 Mart 2010

Bu haber toplam 23 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.