1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Avukat Fevzi Gümüş, Bizim Gazete'ye Konuştu
Avukat Fevzi Gümüş, Bizim Gazete'ye Konuştu

Avukat Fevzi Gümüş, Bizim Gazete'ye Konuştu

Avukat Fevzi Gümüş, Bizim Gazete'ye KonuştuPSAKD Genel Başkanı Avukat Fevzi Gümüş, BG Yayın Yönetmeni Ceyhun Günal'ın...

A+A-

Avukat Fevzi Gümüş, Bizim Gazete'ye KonuştuAvukat Fevzi Gümüş, Bizim Gazete'ye Konuştu

PSAKD Genel Başkanı Avukat Fevzi Gümüş, BG Yayın Yönetmeni Ceyhun Günal'ın sorularını yanıtladı

9 Kasım'da çok büyük bir miting gerçekleştirdiniz. 9 Kasım hangi ihtiyaçtan çıktı, süreci bir değerlendirebilir misiniz?

Derneğimizin en yetkili kurulu olan Genel Kurul; Nisan ayında yaptığı toplantıda zorunlu din derslerinin kaldırılması için verilen hukuksal mücadeleyi ve elde edilen yargısal kararları selamlandı. Yargı kararlarına rağmen AKP hükümetinin takındığı takiyeci tutumun teşhir edilmesi için yeni mücadele biçimlerinin hayata geçirilmesini tartıştı. Mücadelenin çeşitlendirilmesi yönünde PSAKD'nin yeni yönetimine bir görev yükledi.

Temmuz ayında yaptığımız Yönetim Kurulu ve Danışma Kurulu toplantılarında; İstanbul Şubelerimiz zorunlu din dersi uygulamasına karşı yeni eğitim dönemi başlarken oturma eylemleri yapılmasını ve sonra da bu doğrultuda temsili düzeyde de olsa bölgelerden Ankara'ya yürüyüş yapılmasını, olmadığı takdirde TBMM'nin açılacağı 1 Ekim'de Meclisin önünde buluşularak bir basın açıklamasının yapılmasını önerdi. Bu öneriler Genel Kurulumuzun bize verdiği görevin ifası için önemli fırsatlar sundu. Biz de bu öneriyi ABF ve diğer Alevi Örgütleri düzeyinde tartışmaya açmayı ve her halükarda yeni eğitim dönemine doğru zorunlu din derslerine karşı oturma eylemlerini başlatmayı karara bağladık.

Oturma eylemi için ilk tarihi 23 Ağustos olarak belirledik.

Sonrasında 16 Ağustos'ta Hacıbektaş'ta yapılan Alevi Örgütlerinin ortak toplantısında Yönetim ve Danışma Kurulumuzun önerileri tüm Alevi örgütleriyle paylaşıldı. Olumlu yaklaşımlar oldu. Ancak ortak bir karar haline getirilemedi.

İlk oturma eylemini 23 Ağustos'ta İstanbul Şubelerimiz Taksim Meydanı'nda gerçekleştirdi. Eylem ses getirdi. 30 Ağustos'ta ülke genelinde ve 6 Eylül'de de Ankara'da Kızılay Meydanında benzer eylemleri sürdürdük. 6 Eylül'de yaptığımız Danışma Kurulu toplantısında; Danışma Kurulumuz temsili yürüyüşün ve mitingin Ekim ayı içinde yapılması önerisinin ABF'ye iletilmesini bir kez daha karara bağladı. Sonrasında ise ABF 26 Eylül'de yaptığı toplantıda Danışma Kurulu, 7-8 Kasım'da temsili yürüyüşlerin başlatılmasını ve 9 Kasım'da da bir büyük mitingin yapılmasını yönetim kuruluna önerdi. Bu öneri olduğu gibi kabul edildi.

Nasıl bir çalışma yürütüldü?

Gerek ABF ve gerekse PSAKD Yönetim Kurulu toplantılarında yapılan tartışmalarda eylemliliğin Alevilerin temel taleplerinin ülke genelinde tartışılmasına zemin hazırlaması için bir kampanyanın yürütülmesinin zorunluluğu ve önemine değinildi. Bu anlamda yürüyüş ve mitingin nicel görüntüsünden daha çok kapsama alanı ve Alevilerin talepleri ekseninde yürütülmesi ön plana çıktı. Çünkü bu bizim için bir ilkti. Aleviler özgül talepleri ekseninde ilk kez ülke genelinde kampanyaya dönüşmüş bir eylemlilik gerçekleştireceklerdi. Kampanya kapsamında siyasi partilerden başlayarak, en geniş yaygınlıkta sivil toplum örgütleriyle görüşülecek, basın yayın organları ziyaret edilecekti. Kampanyanın araçları imkânlar ölçüsünde verimli kullanılacaktı. İlk akla gelenler ise temel taleplerle ilgili dosya, kitapçık, bildiri, afiş, pankart, tv-radyo programları hazırlanmasıydı. Alevi kurumları ve şubeler düzeyinde bu kampanya yaygın olarak yürütülecek ve adeta ülke genelinde mahallelere, evelere kadar ulaşan kampanya araçları ile bir duyarlılık oluşturulacak ya da bilinç tazelenecekti. Kampanya istediğimiz düzeyde olmasa da özellikle büyük şehirlerde başarılı geçti. 500 bin bildiri dağıtımı amaçlandı ve bu iki katına çıktı. Afiş için de aynı şey geçerli oldu. Yaygın olmasa da tv, radyo programları yapıldı. Ziyaretler paneller gerçekleştirildi. Mitinge doğru bir duyarlılık görünürlülük sağlandı.

Geçilmemesi gereken bir konuda her düzeyde yönetici arkadaşların kampanya boyunca sınırlı imkanlara ve zor koşullara karşın çok büyük özveri ile çalışmış olmalarıdır.

Avrupa Alevi Örgütleri ile ne türden ortaklık sağlandı?

Yürüyüş ve mitinge ilişkin yürütülen kampanyanın duyurulmasında ve yayılmasında Avrupa örgütlülüğünün ciddi katkıları oldu. Özellikle Yol televizyonu çok sayıda program yaptı, katkı sundu. Çalışmaların duyurulması ve kitlelere ulaştırılması çok önemliydi ve bu anlamda Avrupa örgütlülüğü ciddi bir işlev gördü. Bu vesile ile Alevilerin ortak taleplerine destek veren ve Mitingin duyurulmasına katkı sunan tüm basın yayın organlarına teşekkür ediyoruz.

Mitinge gelirsek, beklediğiniz gibi mi gerçekleşti?

7 Kasım'da başlatılan yürüyüş 8 Kasım'da sürdürüldü. "Büyük Alevi Yürüyüşü" 9 Kasım'da Ankara'da Sıhhiye Meydanında başarıyla gerçekleştirilen miting ile taçlandırıldı. Resmi kaynaklara göre alana girip çıkanlar yani sirkülasyon hariç mitinge 135 bin kişi katıldı. Miting çok coşkulu geçti ve duygusal anlara sahne oldu. Mitingin olaysız tamamlanması ise oldukça anlamlı oldu. Gerekli yerlere gerekli mesajlar son derece yalın ve sağlıklı bir şekilde iletildi.

Özellikle dinci basın üzerinden sürdürülen tartışmalara ve açıklamalara en güzel yanıtı Alevi toplumu, sağduyulu bir biçimde verdi. Dinci basına meze olanlar, insanların Aleviliğini ölçmeye kalktı. Terazici başılar, provokasyon söylemi ile insanları korkutmaya kalktı. Ancak en güzel yanıtı yüzbinlerden aldı.

9 Kasım 2008 günü, Aleviler için tarihi günlerden biri oldu. Alevilerin en kitlesel eylemi, en kitlesel gösterisi olarak Türkiye tarihi sayfalarındaki yerini aldı. Gelecek açısından bir umut ışığı niteliğindedir.

Eylemi küçümseyenler ve provokasyon beklentisi yaratanlar oldu?

Günler öncesinden "Alevi mitinginde provokasyon olacak" diye zırvalayan gerici basına ve "Bu mitinge Aleviler gitmez, üç-beş yüz kişi gider" gibi misyon sahiplerinin açıklamalarına en güzel yanıt mitingin kendisi oldu.

Yine yüz binlerce Alevi'nin hakları ve taleplerini dile getirmek için gerçekleştirdiği mitingi önce "provokasyon çıkacak" ve "kimse katılmayacak" diye "yaftalayan" dinci basın, bizzat çanak tuttuğu provokasyon gerçekleşmeyince mitingin önemini azaltmak için yeni yalanlara başvurdu.

Beklediğiniz bir sonuç muydu bu?

Sonuç itibariyle başarılı oldu. Hep birlikte başardık bunu. Her düzeyde görünür olduk. Birliğimizi beraberliğimizi pekiştirdik. Sonuçta Alevilerin talepleri günlerce kamuoyunda tartışıldı, tartışılmaya devam ediyor. Başarı ya da başarısızlık da görecelidir. Kişisel olarak Alevilerin taleplerini ülke genelinde yaygın bir şekilde miting öncesinde tartıştırmayı başarmamız bile başarıyı sağladığı kanısındayım. Ama mitingin katılımı, katılımcıların duyarlılığı ve çeşitliliği sadece Alevilerin değil, Alevilerin ve demokratların ortak başarısı oldu. Aydınlık gelecek beklentimiz güç kazandı.

Geldiğimiz noktada süreci iyi yönetmek için imkânlar çıkmış bulunuyor. Şimdi bu eylemler konusunda değerlendirme yapma ve taleplerimizi Türkiye'nin bir bütün olarak demokratikleşmesi çabasına dönüştürme zamanıdır. Birlikte başardığımız bu süreci anlamlı ve kalıcı kazanımlara çevirme zamanıdır.

Taleplerimizde haklı olduğumuzu biliyoruz. Çünkü bu talepler Demokratik Alevi Hareketi'nin mücadelesinin içinde billurlaştı.

Hepimizin moralini yükselten bu eylemlilik ile şimdi sonuç almaya her zamankinden daha yakınız. Sokaktaki insanlar ABF'nin adından ve varlığından haberdar olduğu gibi, Alevilerin talepleri konusunda da fikir sahibi artık. Alevi toplumunun gözünde ABF'nin öncü rolü artık iyice pekişti. Bunu da doğru değerlendirmek lazım, zira özelde ABF'nin genelde Alevi Örgütlerinin sorumluluğu daha da arttı. Mitinge katılan yüzbinler çıtayı çok yükselttiler. Her türlü gericilikle, sağcılıkla içli, dışlı olan ve bu toplum adına öncülüğe soyunanlar Alevilerin meşru ve demokratik taleplerinin altında kaldılar. Telaşla sağa, sola saldırmaktadırlar.

Talepler Alevilerin ortak talepleri değil deniyor?

Bunu genelde siyasi iktidar çevresi ifade ediyor. Tabi bu anlaşılır bir şey... Ama Aleviler adına konuşarak ifade edersen bunun anlaşılacak bir tarafı yoktur. Neydi öne çıkan talepler hatırlayalım. Ayrımcılığa son verilerek eşit yurttaşlık sağlansın, Madımak Oteli müze olsun, DİB ve Zorunlu din dersleri kaldırılsın, Cemevleri yasıl güvenceye kavuşsun. Siz bunları söyleyemiyorsanız Alevi toplumu nezdinde samimiyetiniz sorgulanır artık. 21.yüzyılda eşitlik istemek ülkemize özgü çarpıklığın yaratığı trajikomikliktir.

Kim ne derse desin Madımak bir vicdan meselesidir. Bu mitingin en önemli sonuçlarından biri de; ne yapılırsa yapılsın, hangi bahaneye sığınılırsa sığınılsın Madımak Oteli'nin eninde sonunda müze olacağı gerçeğini bir kez daha göstermesi oldu. Yüzbinlerce kişi hemen hemen bütün kortejler "Madımak Oteli müze olacak" sloganını inatçı bir biçimde sahiplendi. Bu talebe yıllardır kulak tıkayanlara bir kez daha gerekli mesajı göndermiş oldu.

Öte yandan siyasi iktidarın Alevi talepleri konusunda "uç fikirler" açıklamasından kısa bir süre sonra hemen çark etmesi de taleplerin ne kadar doğru, meşru olduğunu açıkça gösterdi. Madımak otelinin müze yapılması talebine, vicdan sahibi hiçbir insan kayıtsız kalamaz. Bunu "uç fikir" olarak nitelememek için çok şeye değil yalnızca vicdana gerek vardır.

Reha Çamuroğlu yerel seçimlere yönelik bir miting dedi…

Elbette AKP'nin gerici uygulamalarına karşı yerel seçimlere doğru bir duyarlılık sağlanmasına ihtiyaç vardı. Biz bir yandan taleplerimizi gündeme getirdik bir yandan da bu duyarlılığın sağlanması çabasına katkı sunduk. Demokratik istemlerimizin ülkenin aydınlık geleceğinden ayrı düşünülmesi mümkün mü? Eşitlik talebimizin ülkenin demokratikleşme ve özgürleşmesinden ayrı düşünülmesine imkan var mı?

Kastedilen mitingin siyasi destek kısmı ise buradada sözümüz açıktır. Yanımızda olması gerekenler yanımızda, bizim ile omuz omuza, karşımızda olması gerekenler de karşımızdaydı. Bunda da şaşılacak bir şey yok. Neden Reha Çamuroğlu yanımızda değildi... Çünkü saflarımız farklıydı da ondan. Neden Akit, Zaman, Yeni Şafak gibi gazeteler provakatif yayınlar yaptılar. Neden misyonları her türden sağcılığı, muhafazakârlığı Alevilere giydirmek isteyenler miting alanın da değillerdi? Çünkü misyonları buydu da ondan…

Alevi sorununa çözüm olarak siyasi ve sivil çevrelerden beklentileriniz nelerdir? Bu hususta siz ne gibi öneriler getirmektesiniz?

Siyasi iktidardan beklentimizi Alevi kimliğinin ve varlığının tanınması şeklinde özetleyebiliriz. Zorunlu din derslerinin ve laikliğe aykırı Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kaldırılması, Cemevleri'nin ibadet yeri olarak kabul edilmesi, Sivas katliamını gerçekleştiren karanlık güçlerin deşifre edilmesi, Madımak Oteli'nin müzeye dönüştürülmesi, Alevi köylerine cami yapma uygulamasına son verilmesi, kısacası bir arada yaşama kültürünün geliştirildiği, eşit, özgür, barış ve kardeşliğin hakim kılınması Alevilerin siyasi çevrelerden beklentilerinin temelini oluşturmaktadır. Sivil çevrelerin ise Alevilerin meşru ve demokratik bu taleplere sahip çıkması beklenir. Bunun yolunun ise gerçek anlamda bir laiklikten, inanç özgürlüğünün türbanla sınırlı bakışın aşılmasından ve Alevilerin bu gün kentlerdeki temsilcileri konumundaki örgütlerle diyalogun kurulmasından geçtiği açıktır.

Hükümetin yılbaşında dile getirdiği Alevi açılımının somut bir sonuca ulaşmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Siyasi iktidar Alevi açılımı adı altında yola çıktığında, Alevileri muhatap almak yerine kendi siyasi ve dinsel düşüncesine uygun Alevileri inşa etmekle işe başladı. Bunun karşılığını oluşturmak için birkaç günde kendi siyasi yandaşlarına dernekler, vakıflar kurdurdu. Alevileri olduğu gibi kabul etmek yerine adeta kendi Alevilerini oluşturma gayretine girdi. Alevileri devşirmek istedi. Bu durum doğal olarak tüm Alevilerde yoğun bir tepki oluşturdu ve siyasi iktidarın samimiyetini bir kez daha sorgulattı. İktidarın himayesinde gerçekleştirilen "iftar" girişiminin fiyaskoyla sonuçlandığını gördük. Başbakan tek somut bir açılım, somut bir değişim öneremedi. Bu Alevilerde siyasi iktidarın geçmiş siyasi öncülerinden kurtulamadığı yönündeki fikrini pekiştirdi.

AKP iktidarının Alevi sorunu çözecek bir irade göstermesi olanaklı mı?

Açık ki AKP iktidarı tüm meselelere siyasileşmiş dinsel ideolojisiyle yaklaşıyor ve farklılıkları bir zenginlik olarak görmek yerine, rakip olarak görüyor. Zorunlu din dersleri ile ilgili AİHM'in vermiş olduğu karardan sonra müfredata Aleviliği de ekledik söylemi altında esasta Sünnileşmiş bir Aleviliği müfredata koyması da bunun en son örneğidir. AKP'li yıllarda Aleviler açısından gözboyama ve samimiyetten uzak geçmiştir ve geçmektedir. AKP iktidarda olduğu yıllar boyunca Alevilere yönelik olarak bir yok sayma, ayrımcılık, hukuksuzluk politikası uyguladı. Alevi varlığının yanı sıra Alevi örgütlerini de görmezlikten gelerek hiçbir şekilde onların dile getirdiği sorunlara ilişkin bir çözüm üretme, düşünme yoluna gitmedi. Alevilerin sorunları büyüyerek devam ederken, AKP'nin Alevilere yönelik politikası, Alevi köylerine zorla cami yapmak, O camilere Sünni imamlar atamak, Alevi çocuklarını zorunlu din dersi eğitimine tabi tutarak Sünnileştirmek, Alevilerin ibadet merkezi olan cemevlerini yadsıyarak "ibadet etmek istiyorsanız buyurun camiye" diyerek, Alevileri asimile etmeye çalışmak şeklinde oldu. AKP için Aleviler "öteki"dir, egemenlerin yüzyıllardır süregelen Alevilere bakışının bir devamıdır, AKP'nin Alevilere bakışı. Bu bakış açısına göre Aleviler "Yanlış yoldadır ve yola getirilmeleri" gerekir. Aleviler ile AKP arasında çok ciddi bir zihniyet farklılığı, temel bir kan uyuşmazlığı vardır. Bunu hiç kimse yadsıyamaz. Dolayısıyla AKP'nin sorunlarımızı çözme noktasında kendiliğinden bir irade göstermesini beklemiyorduk. Yaptığımız miting siyasi iktidarı bu çözüme zorlamayı da amaçlıyordu doğallıkla.

Hükümetten bu konuda bir telafi ya da yeni bir açılım bekliyor musunuz?

Siyasi iktidar olmak toplumun tüm kesimlerine ve sorunlara eşit yaklaşımı gerektirir. Bu gün açık ki Alevilerin eşit yurttaşlık anlamında çözüm bekleyen sorunları ve talepleri vardır. Bunları görmeden, çözmeden iktidar olunur elbet ama gün gelir bu sorunlar ayak bağı olur. Tüm diğer sorunların ana parçası haline gelir. İktidar bu anlamda "kendine demokrat" tutumundan derhal vazgeçmeli ülkenin demokratikleşmesine ve özgürleşmesine hizmet etmelidir. Biz Alevilerin sorunlarının çözümünün mümkün olduğunu biliyoruz. Gerçek anlamada demokratik ve özgürlükçü bir ortamda Alevilerde sorunlarının çözüleceğine de inanmaktayız.

Bizim Gazete - 21 Kasım 2008

Bu haber toplam 24 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.