1. HABERLER

  2. Barack Obama'nın Başarısını Nasıl Yorumlamalıyız?
Barack Obama'nın Başarısını Nasıl Yorumlamalıyız?

Barack Obama'nın Başarısını Nasıl Yorumlamalıyız?

Barack Obama'nın Başarısını Nasıl Yorumlamalıyız?Hüseyin DEMİRTAŞABD’ye 44. başkan seçilen siyahî senatör Barack Obama...

A+A-

Barack Obama'nın Başarısını Nasıl Yorumlamalıyız?Barack Obama'nın Başarısını Nasıl Yorumlamalıyız?

Hüseyin DEMİRTAŞ

ABD’ye 44. başkan seçilen siyahî senatör Barack Obama hakkında yazılmayan taraf pek kalmadı. Herkes körlerin fili tarif ettikleri gibi, Obama’yı bir başka yanından ele alıyor. Belki doğru olanı da bu… Yani Obama’yı herkesin bulunduğu yerden değerlendirmesi kadar doğal olan bir şey yok. Zengin, Obama iktidarı sayesinde nasıl zenginliğimi daha iyi korurum derken, dünyanın yoksulları ve ezilenleri de Obama’nın seçilmesinden bana ne gibi bir pay düşebilir kaygısını taşıyor.

Ülkeler bazında ele alırsakta, Türkiye’nin muktedirleri daha şimdiden bir korku ve panik havası içine girmiş vaziyette. Bunun nedeni Obama’nın Ermeni tezlerine yatkınlığı ve seçim kampanyası sırasında verdiği sözlerden dolayı Ermeni soykırımı iddialarını tanıma ihtimalinin yüksek olmasıymış. Türkiye’nin egemenleri ve statükocuları nazarındaki algı böyleyken, buna karşılık Obama’nın kazanmasına dönük halk arasında gözlenen baskın eğilim genelde olumlu yönde şekilleniyor.

Toplumumuzun büyük bölümü “Beyaz Türklere” kızdığından olsa gerek kendisini de Türkiye’nin zencileri olarak algılayıp, bu başarıdan bir pay çıkarıyor. Bunlar herhalde Obama’nın şahsında toplumun en alt tabakasından gelen birisinin bile, azimli bir şekilde çalıştığı ve yılmadan mücadele ettiği takdirde hedefe ulaşılabileceğini ve engellerin aşılabileceğini açık bir şekilde görüyor. Obama’ya gösterilen diğer Amerikan başkanlarına nasip olmayan cinsten bir ilgi ve büyük sempati, daha çok buradan kaynaklanıyor. Yoksa bizim halkımızın Amerika’ya kim başkan olmuş pek umurunda değildir.

Hâlbuki dünyanın en büyük askeri, siyasi ve ekonomik gücü olarak Amerika’daki seçimler eskiden de sadece Türkiye’yi değil tüm dünya halklarını ilgilendiriyordu. Ancak bu son seçimlerde insanlar, işin ekonomik ve siyasi boyutlarından çok Obama’nın şahsında Amerikan başkanlık seçimlerine odaklandılar. Bu bir yönüyle de anlaşılırdı, zira Obama her ne kadar Amerika’nın en elit okullarında okumuş olsa ve içinden çıktığı siyahların yaşadıkları acılara pek yakından tanık olmasa bile, eninde sonunda yine de siyahîydi. Amerika hariç diğer dünya halklarına Obama’yı enteresan kılan daha çok derisinin rengiydi.

Oysa daha 30–40 yıl öncesine kadar Amerika’da zenciler otobüslerde beyazlarla aynı koltuğa bile oturamıyordu. Okullar, gidilen lokantalar, kulüpler vs. daha düne kadar siyah-beyaz diye birbirinden kesin çizgilerle ayrılmıştı. Irk ayrımcılığı birden bire ortadan kalkamazdı. Nitekim tam anlamıyla kalkmadı da… Ancak Obama özellikle beyaz Amerikan toplumunda var olan ırkçı önyargıları tam olarak tasfiye edemese de, yine de tarihi önemde bir ilke imza atarak, değişim-dönüşüm vaadiyle yani daha çok midelere hitap ederek halkın yüzde 52’sinin oylarını almayı ve başkan seçilmeyi başardı.

Obama’nın başkan olarak bu koltuğu doldurup doldurmayacağı, başarılı olup olmayacağı ve Amerikan’ın amiral gemisi olduğu kapitalist düzenin son dönemde içine girdiği çok derin krizi çözüp çözemeyeceğini zaman gösterecek. Bunun da ötesinde Obama’nın bu koltukta 4 yıllık görev süresinin sonuna kadar oturabileceği, bir daha seçilebilme başarısını gösterip gösteremeyeceği veya başına bir iş gelmeden yola devam edip edemeyeceği gibisinden sorular henüz cevabını bulabilmiş değil. Bunları yaşayarak hep beraber göreceğiz.

Ancak bizleri şu anda asıl ilgilendiren Obama’nın ulaştığı başarı, geldiği yer ve gerçekleştirdiği büyük rüyadır. Biz derken de, dünyanın ezilenlerini ve yoksullarını kastediyorum. Daha özelinde de Türkiye’nin yoksullarını, ezilen halk ve sınıflarını göz önünde tutuyorum. Dedik ya, herkes acıyan tarafını tutar. Kuşkusuz bu satırların yazarı da kaşınan yerini kaşıyor… Yani meseleyi kendi ait olduğu sınıfsal ve dinsel kimliği perspektifinde ele alıyor. Daha açık söylemek gerekirse, Türkiye’nin zencileri olan Aleviler gözüyle Obama’nın başarısını yorumlamaya çalışıyorum. Obama’ya Türkiye’nin egemenleri beyaz Türkler gözüyle bakacak değilim ya!

Barack Obama’nın bir adı da Hüseyin (Hussein) malumunuz. Onu biraz haddini aşan bir karşılaştırma olsa da belki İmam Hüseyin’e benzetebiliriz. Bu benzetme bire bir uymasa bile, sonuçta her iki Hüseyin de iktidar için yola çıkmıştı. Hz. Hüseyin o zamanki İslam devletinin başına halife olmak için Basra’ya gitmek üzere yola koyulmuştu. Kerbela’da kahramanca savaştıktan sonra Yezid’in askerlerince katledildi. Zamanın Emevi düzeni İmam Hüseyin’in başkanlığına izin vermedi.  Buna karşılık Kenya kökenli Barack Hüseyin zamanın ve şartların değişmesi yüzünden, ölümcül engellerle karşılaşmadı. Gayet barışçı ve genelde centilmence geçen bir seçim kampanyası sonunda başkan seçilmeyi başardı. İmam Hüseyin’e de aynen Obama’ya olduğu gibi Emevi düzeninden zarar gören yoksullar, ezilenler büyük umutlar bağlamıştı. Onların umutları Kerbala çöllerine gömüldü.

Lakin Kerbela bozgunu sonrası ezilenlerin, kent ve kır yoksullarının umutları henüz tükenmediği gibi, bu kitleler tarih boyunca kendilerine daima büyük bir kurtarıcı aramayı; zulüm ve adaletsizlikle dolan dünyalarını düzene sokacak bir Mehdi veya Mesih beklemeyi sürdürdüler. Söz konusu kitlelerin şimdiki umudu da ister kabul edelim, ister etmeyelim Obama’dır. Bu umudun somut varlığını, en açık şekilde seçim sonuçları açıklandığında hepimiz gördük. Tüm dünyada büyük bir coşku ve sevinç vardı. Çok dikkat çeken önemli bir farkta dünyanın, Amerikan’ın ezilenleri, zencileri ve yoksulları dışında bu sefer zenginler ve yeryüzünün egemenleri de Obama’yı bir kurtarıcı olarak görüyor. Çünkü bu defa küresel ekonomik kriz nedeniyle zenginlerin servetleri ve egemenlerin saltanatları da tehlike altında. Bilemiyoruz, Obama kimleri, hangi kesimi tercih edecek? Seçilmesinde Amerikan toplumunun en alt katmanları yanında, mali ve sınaî sermayenin parasal katkıları çok büyük… Tahminimiz, Obama’nın Amerikan toplumunun krizden büyük zarar görmüş kesimlerini ve yoksullarını az da olsa rahatlatacak adımlar atsa bile, asıl teveccüh ve ilgisini zengin sınıflarla egemenlere göstereceği yönündedir.  Öyle zannediyorum ki, her ne kadar Obama şahsen istese bile, sistem tabiatı gereği onun kendini tamamen yönetilen ve ekonomik yönden bağımlı kesimlere açmasına kesinlikle izin vermeyecektir. Bu neredeyse iki kere iki dört eder gibi bellidir. Obama’nın zaten bu yönlü bir eğilimi olduğunu da düşünmüyorum.

Öyleyse bu kadar çene yormanın ne âlemi ve gereği var?

Evet, vardır böyle bir gerek… Şöyle ki: Yukarıda da belirttiğim gibi, biz Türkiye’nin zencileri olan Alevilerin Obama’nın hikâyesinden alacağı dersler ve kıssasından çıkaracağımız hisseler ziyadesiyle mevcuttur. Bunlar şöyle sıralanabilir:

Öncelikle Aleviler Türkiye’de sadece kendilerine biçilen rollerle yetinmemeli ve oynamaları istenen alanla kendilerini sınırlandırmamalıdır. Nedir Alevilere biçilen rol? Laikliğin bekçiliği, şeriatçılar azdığında önlerine set olmak! Veya en fazla bol bol türkü ve nefes söylemeleri… Yani hapsedildikleri fanusun dışına çıkmamak! Arkası yok… Amerika’da zencilere de benzer bir rol biçilmişti. İşte iyi basketbolcular çıkarsınlar, müzikle ve atletizmle ilgilensinler ve daha büyük işlere burunlarını sokmadan oturup dursunlardı oturdukları yerde. Ama 1950’lerden itibaren ülkedeki zenci toplumu harekete geçti. Martin Luther King ve Malkolm X önderliğinde kendilerine biçilen rollere itiraz sesleri yükselmeye başladı. Her iki lider de bu itirazın bedelini canlarıyla ödediyse de, zenci toplumu yerinde durmadı. Mücadeleyi sürdürdü. 1989’da Collin Powel ilk siyahî Amerikan Genel Kurmay Başkanı oldu. Bazı eyaletlerde Obama’nın da aralarında bulunduğu zenciler senatör seçildiler, vali olma girişiminde bulundular. Sürecin devamında aynı Powel ilk dönem Bush kabinesinde Dışişleri Bakanlığı’na getirilen ilk siyahtı yine. Arkasındansa ülkesinin Irak İşgali’ndeki ikiyüzlülüğün farkına varıp istifa etme erdemini gösteren Powel, son seçimde de Cumhuriyetçi olmasına rağmen Demokrat aday Obama’yı desteklediğini açıkladı. Özetle Obama pat diye gökten inmedi. Onun başkanlığa seçilmesi böylesine köklü, uzun ve çok yönlü bir mücadelenin ürünüdür.  

İşte Aleviler Amerika’daki zenci-siyahî hareketi, bu hareketin açtığı kulvarda filizlenen Obama’yı böyle değerlendirmeli ve örgütlü bir şekilde Türkiye’de her alanda önlerine konulan barikatları yıkmaya girişmelidir. Aleviler mevcut sınırları zorlamalı ve makûs talihlerini yenmelidir. Bu yönde gelişmeler zaten son yıllarda ivme kazanmıştır ama Obama’nın kazandığı başarı ve aldığı önemli mesafe, Alevilere daha hızlı adımlar atılması yönünde daha büyük cesaret ve cüret kazandırmalıdır.

Barack Obama’nın rakibi John Mccain’e göre seçim yarışındaki en büyük artısı değişim vaat etmesiydi. Aleviler de öyle yapmalı. İçlerinden çıkaracakları lider ve kadrolar, sadece Alevilere değil tüm Türkiye toplumuna bir değişim ve dönüşüm mesajı vermelidir. Yoksa etkili-yetkili karar mekanizmalarına gelebilmeleri Aleviler açısından nüfuslarının azlığı nedeniyle çok zordur. Bakınız zenciler Amerika’da nüfusun ancak yüzde 10’una tekabül ediyor. Türkiye’de kimlik bilinci taşıyan Alevi nüfusta aşağı yukarı bu civardadır. Buradan hareketle, Alevileri Türkiye’de etkili kılacak en iyi yol tüm toplumu kucaklayacak mesaj ve konulara öncelik tanımalarıdır. Zaten bu tür mesajlar yeri ve karşılığını bulduğunda, ortaya çıkan çarpan etkisi nedeniyle genel toplum lehine iyileşmeler mikro ölçekte Alevilerin konumunda da radikal değişimlere kaynaklık edecektir.

Obama’da son bir derste Alevi gençliği için gizlidir. Ne yaptı Obama? Okuduğu okullarda, bulunduğu mevki ve makamlarda hiçbir zaman “Söylememe gerek yok, rengim belli ediyor zaten. Ben bir zenciyim. Beni ne kadar çabalarsam çabalayayım bazı makamlara getirmezler. Aman sen de boş versene keyfine bak! Basketbol oyna, müzikle uğraş…” demedi. Ya ne dedi siyah-beyaz, Müslüman-Hıristiyan melezi Obama? “Alanımda en iyi olmalıyım. Derimin renginden, kimliğimden utanmadan; çok kültürlü, değişik lisanlı ve dinli renkli aile yapımı bir zenginlik olarak görüp, tüm bunların üstüne çıkarak genel topluma faydalı olmalıyım!” düşüncesine sarıldı. Büyük bir azimle mücadele etti ve ipi göğüsledi. Gençlerimiz işte bu yönlerine dikkat kesilmeli Obama’nın. “Engeller aşılmak, zorluklar yenilmek içindir” şiarıyla hareket ederek, hem kendi bireysel makûs talihlerini yenmeli hem de üyesi oldukları Alevi toplumunun yazgısını değiştirecek yönde gittikleri yolda emin adımlarla ilerlemelidirler.

Bir de hem Alevi toplumunun hem de bireylerin birer rüyası, ütopyası veya hedefi olmalıdır. Rüyası-ütopyası olmayan toplum ölü demektir. Obama uyumadan rüya görebilen biriydi. Rüyasını gerçekleştirdi. Bizler de büyük rüyalar görebilmeli ve hedefimize ulaşabilmek için yılmadan çalışmalıyız. Kısaca Aleviler moda deyişle, “Gerçekçi olup imkânsızı istemelidir.”

Toparlarsam, beni daha çok Barack Hussein Obama’nın şu ana kadarki hikâyesi ilgilendiriyor. Şüphesiz bu hikâyeden bizlerin dışında da herkesin çıkaracağı dersler mutlaka var. Obama’nın iktidara geldikten sonra neler yapacağını çok merak etsem de, onun gelecekte atacağı adımlara ve ortaya koyacağı icraata herkes gibi ben de kefil olamam. Ancak Amerika’dan, emperyalizmden, kapitalizmden nefrette etsek ve bu sistemin en halisane niyetlerle iktidara gelenleri bile bozduğunu bilsekte, yine de bizler Obama’nın geçirdiği süreç ve yaşadığı tecrübeden çıkarılabilecek dersleri, alınacak mesajları ıskalamayalım derim…

Ya sizler ne dersiniz?  

---------- o O o ------------

Butzbach, 11 Kasım 2008

Hüseyin DEMİRTAŞ

— Bu yorum Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Resmi İnternet Sitesi www.alevi.com için kaleme alınmıştır —

Bu haber toplam 21 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.