1. HABERLER

  2. DERSİM KATLİAMI

  3. Dersim Kanunlarına “EVET”diyen Bilim Adamları (dönemin Mebusları)
Dersim Kanunlarına “EVET”diyen Bilim Adamları (dönemin Mebusları)

Dersim Kanunlarına “EVET”diyen Bilim Adamları (dönemin Mebusları)

Tunceli Kanunu'nun yapıldığı ve uygulandığı sıralarda, TBMM'ne, ordinaryüs profesör veya profesör unvanlı birçok kişi TBMM'e mebus olarak tayin edilmişti....

A+A-

Tunceli Kanunu'nun yapıldığı ve uygulandığı sıralarda, TBMM'ne, ordinaryüs profesör veya profesör unvanlı birçok kişi TBMM'e mebus olarak tayin edilmişti. Yani bunlar Tunceli Kanunu'nun yapıldığı ve uygulandığı sıralarda TBMM'nde mebus idiler. Bunların bir kısmı Avrupa'da özellikle Almanya'da, bir kısmı da Çankaya Sofralarında tahsil etmişlerdi. Bunları kabaca şöyle sıralayabiliriz.

ataturk_dua_ederken

1. Prof.Dr. Yavuz Abadan

2. Prof. Hasan Şükrü Adal

3. Prof. Ahmet Ağaoğlu

4. Prof. Yusuf Akçora

5. Prof. Ali Kani Akyüz

6. Prof.Dr. Zeki Mesut Alsan

7. Ord.Prof.Dr. Sadri Maksudi Arsal

8. Prof. Celal Esat Arseven

9. Prof. Besim Atalay

10. Prof. ismail Hakkı Baltacıoğlu

11. Prof. Tahsin Banguoğlu

12. Prof. Yusuf Hikmet Bayur

13. Prof.Dr. Tahsin Bekir Balta

14. Prof. Selahattin Batu

15. Ord.Prof. Kemal Cenap Berksoy

16. Ord.Prof. Cemil Bilsel

17. Ord.Prof. Mahmut Esat Bozkurt

18. Prof. Hayrullah Diker

19. Ord.Prof.Dr. Ali Saim Dilemre

20. Prof. İbrahim Necmi Dilmen

21. Prof. Fahri Ecevit

22. Ord.Prof. Halil Vedat Eldem

23. Prof. Ahmet Cevat Emre

24. Prof.Dr. Nihat Erim

25. Prof. Emin Erişirgil

26. Prof.Dr. Ahmet Şükrü Esmer

27. Prof. Ali Muzaffer Göker

28. Doç. Galip Gültekin

29. Ord.Prof. Şemsettin Günaltay

30. Prof. Şevket Raşit Hatiboğlu

31. Ord.Prof.Dr. Neşet Ömer lrdelp

32. Ord.Prof.Dr. Sadi Irmak

33. Ord.Prof.Dr. Fuat Köprülü

34. Prof. Hazım Atıf Kuyucak

35. Prof. Agah Sırrı Levent

36. Prof. ismail Müştak Makoyan

37. Prof. Hıfzırrahman Raşit Öymen

38. Ord.Prof. Yusuf Ziya Özer

39. Doç. Necmi Özün

40. Prof. Recep Peker

41. Prof. Fazıl Nazmi Rüküm

42. Doç. Necmettin Sadak

43. Prof. Hasan Saka

44. Prof.Dr. Vehbi Sandal

45. OrdProf. Vasfi Raşit Sevig

46. Prof. ismail Habib Sevük

47. Prof. Hasan Vasıf Somyürek

48. Prof. Hasan Reşit Tankut

49. Prof.Dr. Ahmet Hamdi Tanpınar

50. Prof. Cemal Hüsnü Taray

51. Prof. Esat Tekeli

52. OrdProf. Yusuf Kemal Tengirşenk

53. OrdProf. İsmail Hakkı Uzunçarşılı

54. İsmail Hakkı Ülkümen

55. Lütfü Ülkemen

56. Ord.Prof.Dr. Suut Kemal Yetkin

57. Prof. Ali Kemal Yiğitoğlu

Bu liste eksik olabilir. TBMM albümleri iyice tarandığı zaman profesör veya ordinaryüs profesör unvanlı birçok kişinin bu dönemlerde (1935-1946) mebus olarak tayin edildikleri görülebilir. Bunlardan önemli bir bölümü, siyasi ilimler, hukuk, iktisat, tarih ve gen; anlamıyla toplumsal bilimler okutan profesörlerdir. Ord.Prof. Mal mut Esat Bozkurt, Ord.Prof. Yusuf Hikmet Bayur, Ord.Prof. Yust Kemal Tengirşenk, Ord.Prof. ismail Hakkı Uzunçarşılı, Ord.Prof. Yusuf Ziya Özer, OrdProf. Vasfi Raşid Sevig, Ord.Prof.Dr.Sadı Maksudi Arsal, Prof. Yusuf Akçora, Prof. Ahmet Ağaoğlu, Pro! Emin Erişirgil, OrdProf. Cemil Bilsel, Prof. Nazım Atuf Kuyucak Prof. Şevket Raşid Hatiboğlu, Prof. Esat Tekeli, Prof. Cemal Hüsni Taray, Prof. Hasan Şükrü Adal, Prof. Hıfzırrahman Raşid Öymen Doç. Necmeddin Sadak, Doç. Necmi Özün, Ord.Prof.Dr. Fuat Köprülü, Prof. ismail Hakkı Baltacıoğlu, Prof. Dr.Ahmet Şükrü Esmer Prof.Dr. Zeki Mesut Alsan, Prof.Dr. Tahsin Bekir Balta, Prof.Dr Yavuz Abadan, Prof.Dr. Nihat Erim, İsmail Hakkı Ülkümen... bunlar arasındadır.

10 yılı aşkın bir zaman yürürlükte kalan ve uygulanan Tunceli Kanunu makable şamil bir kanundur. Bu hukukçu profesörlerin hiçbirisi, bu uygulamanın modern hukuk sistemlerine aykırı olduğunu söylemiyor, itiraz etmiyor. Üstelik onaylıyor, alkışlıyor. Bu kanun Genel Müfettiş olan vali ve komutana, kişileri yakalamak, itham etmek, yargılamak, idam kararı vermek, idamları infaz etmek yetkilerini veriyor. Genellikle Almanya'da, italya'da Dolmabahçe Sarayı ve Çankaya Sofralarında "ilim" tedris eyleyen bu hukukçular(l) bunun 1924 Anayasasına aykırı olduğunu söyleyemiyor, yargı ve icra görevlerinin bu derece bir tek kişinin uhdesine verilemeyeceğini belirtemiyor, sesini yükseltemiyor. Yükseltmiyor. Üstelik, bu ulema takımı bunları onaylıyorlar, alkışlıyorlar, en münasibi budur, diyorlar. Şefe, resmi ideolojiye bol bol övgüler düzüyorlar. Tunceli Kanu-nu'na göre getirilen yargılamada, sanığa iddianame verilmiyor, savunma hakkı verilmiyor. Mahkeme kararlarının kesin olup temyizinin mümkün olmadığı hükme bağlanıyor. Ordinaryüs profesör ve profesör unvanlı "ulema"mn bunlara da itirazı yok. Bunları, yeri ve zamanına göre övgüler düzdükleri 1924 Anayasasına aykırı bulmuyorlar. En münasibi budur, diyorlar, alkışlıyorlar. Eşkıyalıkla, haydutlukla mücadele ediyoruz. Gericilikle, ağalarla mücadele ediyoruz, diye geniş kitleler sürgünlere gönderiliyor, kadınların kızların ırzına geçiliyor, gebe kadınların karnına kılıç sokuluyor, emzikteki bebeklerin başlan kesiliyor, kılıçlara takılıyor, iki-üç yaşındaki bebekler, başları taşlara vurula vurula öldürülüyor, tekmelenerek öldürülüyor, insanlar, mağaralara tıkılıp üzerlerine zehirli gazlar sıkılıyor, kadınlar, genç kızlar, çocuklar, ağzı betonlarla kapatılmış mağaralarda yakılıyor, "ilim" heyeti, bütün bunlan onaylıyor, alkışlıyor. En münasi-

bi budur, diyor. Çünkü Şef böyle istiyor. Ve Şeflik düzenlerinde doğrunun ölçütü, olgular değil, Şefin dedikleri, tavır ve davranışlarıdır. Bu bakımdan Şeflik düzenlerinin temel davranış biçimi Şefe yakın olmaktır. Bunu, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, yukarıda sözünü ettiğimiz nutkunda gayet açık bir şekilde belirtiyor:

"... Millet ve memleket davalarında başarınızın birinci şartı; Atatürk'e İnönü'ye inanmaktır. Doğru düşünce onların sözünde, doğru davranış onların izindedir."

Yukarıda adları geçen ordinaryüs profesörlerin ve profesörlerin sürekli olarak yazılar yazdıkları bir gazete var. "Hukuk Gazetesi". 15 Temmuz 1933'ten itibaren çıkmaya başlamış. "Onbeş günde bir çıkar, hukuki, ilmi, içtimai gazete"dir. Bu profesörlerin meydana getirdiği tahrir heyeti Cumhuriyetin Onbirinci yılını şöyle kutluyor.

"Ebediyete doğru giden Cumhuriyet yıldönümlerimizden onbirincisini kutlamakla şeref duyan "Hukuk Gazetesi" realist hukuk yolunda sarsılmaz adımlarla yürüyen yeni rejimin huzurunda en coşkun saygılarını kaydetmekle bahtiyardır. Sağda, solda hemen dünyanın her köşesinde vicdani kıymetlerin sarsıldığı bir devirde en doğru yolu seçen, genç Türkiye Cumhuriyeti, şüphe yok ki kendisine mahsus bir şiar ile dünyanın fikir tarihine de şeref ve kıymet veriyor.

En yüksek faziletli bir hukuk müessesesi olan Cumhuriyeti, en yüksek mevkiine, eriştiren büyük inkılap adamlarına, başta dünyanın en ulusu olan Gazi Hazretleri olmak üzere tebcil duygularımızı (ululama) arz etmekle daha çok gönlümüzden konuşmuş oluyoruz.

Şu müstesna mazhariyet karşısında Onuncu Yıldönümünden en büyük sözü ile sütunlarımızı süsleyerek (Ne Mutlu Türküm Diyene) cümlesini ila-vet ediyoruz."

Gazete, Büyük Şef Gazi Mustafa Kemal'e de ulaştırılıyor. Bundan sonra ordinaryüs profesörlerden ve profesörlerden meydana gelen tahrir heyetinin Şefe bağlılık ve minnet duyguları şöyle ifade ediliyor:

"... En büyüğümüz Ulu önder Atatürk'ün yüce katına gazetemizi taktim etmemizden ötürü Cumhurreisliği Genel Yazmanlığından gelen bir yazıda Atatürk'ün bizlere sonsuz bir şeref ve onur veren iltifatları bildirilmektedir. Bundan dolayı taşkın bir sevinç ve kıvanç içindeyiz. Her zamanki gibi şimdi de bu coşkunluğumuzu kağıda dökerek diyoruz ki: Ulu Önder! Nesi varsa hepsi büyük dehana borçlu olan bizler sana karşı beslediğimiz şükran duygularımızı nasıl bildirebiliriz? Senin gösterdiğin yolda yürümek, senin büyük ülkün için çalışmak bizim inanımızın bağlandığı en büyük bir borçtur. Bu yolda kendimizi bağışlamakla bir zerre olsun borcumuzu ödeyebilirsek ne büyük saadet!.."

Görüldüğü gibi Şef (Ulu Önder)den başka kimse yoktur. Uzun unvanlı bu ulemayı gerek toptan ve gerekse teker teker yaratan da odur. O halde tapılacak tek unsur şeftir. İbadet ona karşı yapılır. f    İşte biz diyoruz ki, böylesine "bilginlerin", "hukukçuların", "ilim I. heyetlerinin", Hitler'in, Mussolini'nin profesörlerinden, Franco'nun danışmanlarından, Salazar'nın hukukçularından hiçbir farkı yoktur. Hatta Türkiye'dekiler Çankaya'nın sazlı-sözlü ve içkili sofralarında "ilim" tedris ederlerken, kişiliklerini o kadar kaybetmişlerdir ki, ne derece sömürgeci ve ırkçı ve faşist zihniyetli olduklarının farkına bile varamamışlardır.

Bu haber toplam 33 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.