1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Emre KONGAR : Türban üniversitede serbest olursa kızlarımı yollamam
Emre KONGAR : Türban üniversitede serbest olursa kızlarımı yollamam

Emre KONGAR : Türban üniversitede serbest olursa kızlarımı yollamam

"Türban üniversitede serbest olursa kızlarımı yollamam""Demokrasimizle Yüzleşmek" adlı yeni kitabını çıkaran Emre...

A+A-

Türban üniversitede serbest olursa kızlarımı yollamam"Türban üniversitede serbest olursa kızlarımı yollamam"

"Demokrasimizle Yüzleşmek" adlı yeni kitabını çıkaran Emre Kongar: "Türban üniversitelerde serbest bırakılırsa, erkekler türbansız kızları daha kolay elde edilebilir, rahatsız edilebilir diye görecek. Ailemin, kızlarımın güvenliği her şeyden önemli. Yollamam"

Son iki yıldır "yüzleşmek" teması üzerinden tarihi ve toplumu irdeleyen Prof. Emre Kongar, önce "Tarihimizle Yüzleşmek" adlı çalışmasıyla, resmi ve gayrıresmi tarihin bilgilerini tekrar yorumladı. Şimdi de "Demokrasimizle Yüzleşmek" kitabıyla, (Remzi Kitabevi), "gerçek demokrasi" ile "yutturmaca demokrasi" arasındaki farkı irdeliyor. Adı, "demokrasi" olan bu sistemin feodal, dinci, bölücü, liderler oligarşisine doğru yöneldiğini belirtiyor. Kongar, "Demokrasimizle Yüzleşmek"te, "tarikat destekli erkek egemen feodal kültürün bir eleştirisi"ni yapıyor.

Okuyucusunu demokrasimizle yüzleşmeye davet ediyor. Onun satırlarında, kinaye yok, ima yok. Sözünü sakınmıyor. Kongar'ın katılmadığınız tespitleri olabilir, hatta birçok tespitini çok da sert bulabilirsiniz ama onda takiye yok. Onun derdi ikiyüzlülük; dermanını da söylüyor: "Yüzleşmek".

Kitabınıza "Adına demokrasi dediğimiz bu çok partili rejimin bizi nereye götürdüğüne bakmak gerekir" diye başlıyorsunuz. Çok partili rejim, bizi nereye götürürse götürsün, başka bir rejim var önümüzde?

Kuşkusuz başka bir rejim yok. Demokrasiye inanan birisi olarak çok partili rejim diye vurgulamamın nedeni, rejimin şekil koşullarını yerine getirip demokrasinin içeriğini yozlaştırmış olmamız. Ben çok partili rejim denilen şeyi küçümsüyorum aslında; çok partili demokrasi diye yutturuluyor bu yozlaşmış rejim. Sürekli olarak yağma, liderler oligarşisi çıkıyor. Şimdilerde İslamcılık, şeriatçılık ve etnik bölücülük çıkıyor.

"Biz halk olarak, seçmenler olarak figüran rolündeyiz" diyorsunuz. Bu halka güvensizlik değil mi?

"Biz" diyorum. Kendimi de katıyorum. Politikacılar ve liderler aracılığıyla yönlendiriliyoruz, aldatılıyoruz.

Cumhuriyet tarihinin, Osmanlı feodal kalıntıları ile Atatürk devrimleri arasındaki mücadelenin tarihi olduğunu söylüyorsunuz. Türkiye'de artık bir emek-sermaye çelişkisi yok mu?

Bunlar iç içe geçmiş iki çelişkidir. Emek-sermaye çelişkisini çözmek için demokrasiye ihtiyacımız var. Şu anda dinci kurallar baskısı, etnik bölünme söz konusu. Emek-sermaye çelişkisi ikinci planda. Ancak ben TÜSİAD'ı destekliyorum. Hiç olmazsa laikliğe vurgu yapıyor. Buna da şükrediyoruz.

"İkinci Cumhuriyetçiler'in eleştirileri doğru, faturayı kestikleri yer yanlış"

Türkiye'nin yozlaşmış feodal kültürün pençesine girdiğini söylüyorsunuz. Feodal kültür bu ölçüde etkin mi? Artık kapitalist kültür egemen değil mi?

Hayır, keşke öyle olsa... Keşke kapitalizmin getirdiği özgür işçi, bilinçli kentli olsa... Türkiye'nin en büyük sorunu, feodal kültürden kurtulamamış olması... Buna tarikat desteği eklendi, feodal kültür betonarme gibi oldu.

Erkek egemenliği var, dogmatizm var. Çoğunluk baskısı var. Demokrasi bu demek değil. Bunu çok korkutucu buluyorum. Din, iman, ezan, bayrak, Kuran, gidiyoruz... Aslında, gittik bile belki... Türkiye bitti gibi... Demokrasi değil, yalan rüzgarı. Ben bile zaman zaman umutsuzluğa kapılıyorum. Dincilik ve etnik bölücülük, demokrasi gibi sunuluyor. Ha faşizm ha şeriatçılık!

"Demokrasinin yozlaştırılmasında siyasi partiler birinci dereceden sorumludur", "Çok partili rejimde yozlaşma arttı"... Bütün bu tespitler, demokrasiye karşı bir eleştiri gibi algılanıyor. Yozlaşıyor diye demokrasi ve partiler olmayacak mı? Bu tespitler darbeciliğe yarayabilir.

Büyük saptırma burada. Partiler olacak ama yozlaşmayı, Siyasi Partiler Yasası'nı değiştirerek engelleyeceğiz. Partilere üye olacağız. Kemikleşmiş liderlere karşı mücadele edeceğiz. Seçim sisteminin, örneğin yüzde 10 barajının değişmesi için mücadele edeceğiz. Bugünkü rejimde hırsızlığı, tarikatçılığı, bölücülüğü eleştirenlere darbeci diyenler demagogdur. Asıl darbeci, bölücü, jakoben, tepeden inmeci onlar.

"İkinci Cumhuriyetçi'ler de eleştiriyor...

'İkinci Cumhuriyetçi'lerin rejime yönelttikleri eleştirilerin büyük kısmı doğrudur. Sistem tamamen yozlaşmış durumda. Onların hatası, bu yozlaşmayı Atatürk dönemine, tek parti dönemine fatura etmeleridir. Çifte standartları var. "Çok partili düzende şu kadar baraj yapıldı, şu kadar fabrika kuruldu. Bunu sağ iktidarlar yaptı" diyorlar. Ancak yine aynı insanlar aynı dönem için "Türkiye'de ceberrut devlet var, insan hakları yok" diyor. Bunun sorumlusu kim? Tek parti dönemi, barajları yapanlar değil.

"Olumlu gelişmeler sağ iktidarlara, aynı dönemdeki olumsuz gelişmeler ise başkalarına fatura ediliyor" diyorsunuz...

Evet, bu bir cehalet olamaz. Kötü niyet. O barajı yapan kimse, insan haklarını neden getirmedi? Getirseydi. Atatürk mü suçlu bundan? Başarılar sağ iktidarların, gelişmemiş demokrasi ise tek partinin suçu. Kim geçirdi Türkiye'yi çok partili rejime? İsmet Paşa.

"10 yıl sonra ordu da 'dinci oligarşi' tarafından ele geçirilecektir"

"İsmet Paşa isteseydi tek partiden çok partili rejime geçmezdi" diyorsunuz. Çok iradeci bir yaklaşım değil mi?

Evet, isteseydi geçmezdi. İspanya'da Franco, Portekiz'de Salazar geçmedi. ABD, İsmet Paşa'nın anti komünist bir diktatör olmasını, ne olduğu belirsiz, değişen iktidarlara tercih ederdi. Amerika, hangi ülkeye demokrasiye geçişi dayatmış da İsmet Paşa'ya da dayatacaktı? Allah rızası için güldürmesinler beni!

Siz, "dinciler"in Anayasa Mahkemesi'ni ele geçirmek isteyeceğini yazmışsınız. Siz kitabı yazdıktan sonra, eşi türbanlı bir üye mahkeme başkanı oldu... Anayasa Mahkemesi ele mi geçirildi?

Türkiye'deki bütün kurumlar dinci oligarşi tarafından ele geçiriliyor. Bir bakarsınız, "Türkiye'nin yüzde 99'u Müslüman, o halde miras hukuku da İslam kurallarına göre olmalı" diyen bir Anayasa Mahkememiz de olur. Haşim Kılıç'ın başkanlığı da bu süreçte bir aşamadır.

"Dinci olgarşi"sadece orduyu mu ele geçiremedi?

Şimdilik. Hiçbir toplumun ordusunun, genel oluşum, eğitim ve eğilimlerden kendini koruması mümkün değildir. Bir ölçüde ordu bunun dışında, ama, bir 10 yıl daha verin, ordu da dinci oligarşinin eline geçecektir. Çok fazla sürmez.

"Türban İslam'ın şartı gibi sunuluyor"

Türban üniversitelerde serbest bırakılırsa, kızlarımı okula göndermeye korkarım diyorsunuz. Gerçekten göndermez misiniz?

Gerçekten göndermem. Çünkü, türban bir dini inancın ifadesi değil ki! Türban, erkek egemen feodal kültürün bir baskısı. Analar, babalar, kardeşler, arkadaşlar, sevgililer bunu bastırıyor. Üniversitede türban serbest bırakıldığında, dinci olan ve hatta olmayan erkekler, türbansız kızları, daha kolay elde edilebilir, rahatsız edilebilir diye görecek. Hatta dinciler, türbansızlara dinsiz, ahlaksız, günahkar diye bakıp, öyle davranacak.

Böyle bir ortama ben kızlarımı nasıl yollarım? Ahlaksız diye alnına yafta yapıştırmakla, türbansız okula yollamak aynı anlama gelecek. "Türban dinin, ahlaklı olmanın gereğidir, türban takan sokakta şöyle davranır, ciklet çiğnemez" gibi sunumlar yapılıyor. Türban öyle bir simge hale getirildi ki, sanırsınız namaz kılmak gibi İslam'ın bir şartı... Ailemin, kızlarımın güvenliği her şeyden önemli. Yollamam.

Sizin dinci oligarşi dedikleriniz değişemez mi?

İkinci Cumhuriyetçiler AKP'ye oynuyor, iddiaları AKP'nin demokrasiyi benimsediği. Bu da bir olasılık ama çok zayıf bir olasılık. Ancak bugünkü çizgilerine bakılınca demokrasinin aleyhine bir gidişleri var.

"Cumhuriyet bitmedi, demokrasi savaşı kaybedilmedi"

Siz laik bir kişisiniz ama ahlaki vurgunuz İslamcılardan neredeyse daha fazla. Toplumu analiz ederken çok sık "yozlaşma", "ikiyüzlülük", "pişkin bir toplum olduk" vb. terimler kullanıyorsunuz. Neredeyse, size "dindar laik" diyeceğim.

Teşhis doğru ama terminolojinize itirazım var. Dinci, dindar laik değil, ahlakçıyım. Ahlakçılığımın dincilikle bir ilgisi yok. Dinciler şekle bağlılar. Ben demokrasi ahlakından yanayım.

"Uçurumun tam kenarındayız. Aşağısı karanlık. Aşağıda kan ve gözyaşı var. Birbirini gırtlaklayan, çarmıha gerilen, kazığa oturtulan, yakılan, işkence edilen insanların çığlıkları yukarı ulaşıyor." Siz, dünyevi birisiniz ama bir Müslüman da cehennemi böyle tarif edebilirdi...

Evet, ben de kutsal kitapların yaptığı cehennem tarifini yapıyorum. Benim demokrasi ahlakı dediğim şey, gerçek din bilginlerinin İslam ahlakı dediği şeyle bire bir çakışır. Elmalı Hamdi'nin ahlak anlayışıyla benimki çakışır. Ancak, sahtekar dinci politikacıların ahlak anlayışıyla çakışmaz.

Gül'le yeni bir cumhuriyete mi geçtik? Cumhuriyet bitti mi?

AKP'nin ikinci defa iktidara gelmesi, Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesi, Türkiye'deki laik rejimin dinci bir rejime doğru kaymasında büyük bir aşamadır. Ama ne cumhuriyet bitmiştir ne de demokrasi savaşı kaybedilmiştir.

NAKİ ÖZKAN
MİLLİYET PAZAR - 11 Kasım 2007

Bu haber toplam 28 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.