1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Ercan Geçmez: 'Osmanlı'dan bu yana aynı anlayış sürüyor'
Ercan Geçmez: 'Osmanlı'dan bu yana aynı anlayış sürüyor'

Ercan Geçmez: 'Osmanlı'dan bu yana aynı anlayış sürüyor'

Ercan Geçmez: 'Osmanlı'dan bu yana aynı anlayış sürüyor'Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Osmanlıdan bu yana...

A+A-

Ercan Geçmez: 'Osmanlı'dan bu yana aynı anlayış sürüyor'Ercan Geçmez: 'Osmanlı'dan bu yana aynı anlayış sürüyor'

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Osmanlıdan bu yana Alevilere bakış açısının değişmediğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir dönem laik olmadığını söyledi. Geçmez,  Osmanlı’da Şeyhülislamlık denen kurumun, Cumhuriyet’le birlikte  Adalet Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere üç kola ayrıldığını, yani Alevilere bakış açısının Osmanlı’nın bakış açısından farklı olmadığını söyledi. Geçmez, sorularımızı yanıtladı.

* Cumhuriyet döneminden bu yana devletin dine yaklaşımı, dinler karşısındaki pozisyonu nasıl olmuştur?

Buna biraz daha geriye giderek cevap vereyim. Osmanlı’da Şeyhülislamlık denen kurum vardı. Şeyhülislamlık bana göre Cumhuriyet’le birlikte  üç kola ayrılmıştır; Adalet Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Diyanet İşleri Başkanlığı. Yani genel olarak Osmanlı’nın bakış açısından farklı değil bakış açısı. Sadece Şeyhülislamlık üçe bölünmüş, din işlerinin bir kısmı Vakıflar Genel Müdürlüğü, bir kısmı da Diyanet’e devredilmiştir.

* Şunu mu diyorsunuz, ‘Cumhuriyet ilan edilmiş, din-devlet işleri ayrılmış gibi gösterilmiş, ancak aynı anlayış Osmanlı’dan bu yana sürmektedir’?

Tabi ki, değişen bir şey yok. Sadece bir kurumdan üç büyük kuruma dönülmüş ve daha donanımlı, daha fazla dinsel kadrolar devlete hakim olmuş. Özellikle DİB varlığı. Belki ilk kurulduğunda masumane görülebilir ama hiç de öyle değil. DİB süreç içerisinde bütün siyasi partiler tarafından özellikle ‘laiklik ve demokrasi’ adı altında çok güçlendirilmiş ve yeniden yapılandırılmıştır. Son Diyanet Kanunu ile birlikte daha güçlü bir kurum haline getirilmiştir ve devletin zaten laik olmadığı oradan bellidir.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden beri Türk-İslam sentezi ve bunun içerisinde de İslam’ın sadece bir kolu Hanefi mezhebi… Onun dışındakileri yok saymış ve insanlara ‘ancak benim size önereceğim din dindir’ baskısı yapmıştır. Devletin Osmanlı’dan bu yana Aleviliğe bakış açısı değişmedi yani.

* Türkiye Cumhuriyeti devleti hiç laik olmadı mı yani?

Tabi ki hiç laik değildir. Kesinlikle. Diyanet, Kuran kursları, İmam Hatip Liseleri, İlahiyat Fakülteleri, bütçede en büyük payı bunların alması, milli eğitim müfredatı, kamu içinde verilen hizmetler, bütün bunlar laikliğin olmadığını gösteriyor. Ayrıca kamunun içerisindeki mescitler, camiler dahi devletin laik olmadığını göstermeye yeterlidir. Bana göre devlet laik olmadı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında da laik olmadı, bugün de laik değil.

* Aleviler o dönemden bu yana neler yaşadılar, ‘Cumhuriyet’le birlikte bu ayrımcılık ortadan kalktı’ diye düşünmediler mi?

Aleviler Osmanlı’dan gördükleri zulmün Cumhuriyetle giderileceğine inandılar. İlk etapta da Cumhuriyet’e ciddi destek verdiler. Öyle destek verdiler ki, bütün birikimlerini ‘Cumhuriyet kurulsun, yaşasın’ diye aktardılar.

Kırılma zaten Cumhuriyet’in 1. Meclisi’nde kendini gösterdi. O dönem Hacı Bektaş’taki postnişin’lerden Cemalettin Efendi Meclis’e davet ediliyor, kendisine Meclis Başkan vekilliği veriliyor o dönemde. Cemalettin Efendi bir defa geliyor ve Meclis’in laik olmadığını, dinin devletten ayrılmadığını, Sünniliğin konuşulduğunu görünce Hacı Bektaş’a dönüyor ve defalarca çağrılmasına rağmen bir daha Meclis’e gelmiyor. Şunu söylüyor, ‘Cumhuriyet bizim için de hayal kırıklığı olmuştur.’

Şu anda yaşayan postnişin Veliyettin Ulusoy da ‘Ulusoy ailesi olarak Atatürk geldiğinde çok heyecanlandık ve çok da destek verdik. Ama hemen Cumhuriyet kurulur kurulmaz evimizin karşısına karakol kuruldu. Bizi ziyarete gelen dedelerimizin, taliplerimizin sakal ve bıyıkları kesildi. O zaman da biz eyvah dedik.’

Tabi Osmanlı’ya göre biraz daha rahat yaşadı Aleviler, en azından dağlardan bayırlardan kentlere doğru gelmeye başladılar.

* Ama kimliklerini saklayarak değil mi?

Evet, kimliklerini saklayarak ve kendilerine dayatılan farklı bir inancı kabul ederek geldiler, asimile oldular. 1980 darbesi ise Aleviler için bir katliamdır. Bir dönüm noktasıdır ve Osmanlı’dan farklı değildir. Aleviler zorla kentlere göçe zorlandı ve köylerine cami yapılmaya başlandı. Aleviler bu sefer kendilerini şehirlerde gecekondu ve varoşlarda solla var etmeye başladılar. O anlamıyla da bir dönüm noktası diyebiliriz.

* Alevilerin siyasi tercihleri nasıl şekillendi?

Alevilerin, Cumhuriyet’te ilk önce Atatürk’e ve partisine destek vermeleri, özgürlüklere olan inancından ötürüydü. Daha sonra Demokrat Parti’ye destek verdiler topyekün, bu da Adnan Menderes’in özgürlükçü söylemlerinden kaynaklanıyor. Ama çoğunlukla iktidara geldiğinde Menderes’in, TBMM’de yaptığı bir konuşmada ‘Şeriatı da siz getirirsiniz’ dediğinde Aleviler bir kez daha ‘eyvah’ diyor. ‘Biz demokrasi beklerken, siz şeriattan bahsediyorsunuz’ diyerek desteklerini çekiyorlar.

Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) Meclis’e gelmesinde de çok büyük katkıları var. Tabi kendilerini solun, sosyal demokrasinin ve sosyalist solun içinde bulanlar da var. Ona ciddi destek veriyorlar. Sosyalist solun kendilerine desteğini hiç inkar etmedi Aleviler.

Alevicilik de yapmadılar. Ermenilerin yok edilmesi, Rumların, diğer azınlıkların yok edilmesine çok ciddi direnç gösterdiler. Anadolu’daki Ermeniler katliama uğrarken sığındıkları tek yer Alevilerin evleridir ve Aleviler buna gönülden destek vermişlerdir.

Aleviler hep özgürlük ve eşitlikten, demokrasiden yana olmuşlardır.

* Bütün bunlara rağmen Aleviler devletin yedeğinde konumlandırılmış, devlet de sosyal demokratlar da Alevileri her sıkıştıkları dönem yedekte tutmuşlardır. Neden?

Evet, çok da acı verici bir şey. Bu anlamda CHP’ye bile bile destek vermişlerdir. Daha kötüsü olmasın diye… Hep beklenti içerisinde olarak… Aleviler bunu fark ettiğinde kendi adlarına partiler de kurmuşlardır. Ama hep kötünün iyisini seçmek gibi bir noktaya gelmişlerdir bence.

AKP Hükümeti’nin kamusal alandaki kısıtlamaları Alevileri yeniden kendi içine dönmeye, başka arayışlara yöneltmiştir.

* Çok da katliamlar yaşadı Aleviler…

Cumhuriyet’te de Osmanlı zihniyeti değişmemiştir Alevilere karşı. Aslında Dersim Katliamı bunun ilkidir. Dersim aslında bir soykırım; çoluk-çocuk demeden, hamile kadınlar dahi kıyıma uğramış, yok edilmiştir. Bu da devlet eliyle yapılmıştır. Alevilerin katliamları, Dersim Koçgiri önemli katliamlardır. Katliamlar derecelendirilmez ama…

Devlet Dersim, Koçgiri, Maraş, Çorum, Sivas bütün katliamlardan dolayı Alevilere bir açıklama yapmak zorundadır. Ama yapmıyorlar.

* Niye? Aleviler birlik olamadığı için mi?

Aslında Aleviler dönem dönem güç olabiliyorlar. Fakat her güç döneminden sonra Aleviler bir katliama uğruyorlar. Aslında Türkiye’de hükümetlerin genel karakterleri değişmiyor. Sosyal hayatla ilgili söylemleri değişiyor, yoksa o devlet anlayışları hiçbirinin ki değişmedi. Çok özgürlükçü olduklarını söyleyen Adnan Menderes, Turgut Özal, AKP Hükümeti dahi bence sıkı bir Kemalistler. Hiçbirinin bakış açısı diğerinden farklı değil. Sadece nöbet değiştiriyorlar.

Ergenekon’un deşifre edileceği vs. söylemleri de doğru değil. Sivas’ın, Maraş’ın açığa çıkarılacağına da inanmıyorum.  Fillerin kavgasında alttaki karıncalar eziliyor, ama asla filler birbirlerine zarar vermiyorlar. Sadece Sivas, Çorum, Gazi katliamı değil, binlerce faili meçhul cinayetlere, bölgede yaşanan savaşa kadar hiçbir şeyin açığa çıkarılacağına inanmıyorum. Açığa çıkarılması için halkın daha fazla davasına sahip çıkması, birbirini anlayabilmesi lazım. Çok acı veren şey bunu isteyenlerin yalnız bırakılması…

* AKP, ‘Alevi Açılımı’ diye geldi, Çalıştaylar düzenledi. İlk önce nasıl yaklaştınız?

AKP’nin gömleğini bilmemize rağmen kesinlikle önyargı ile yaklaşmadık. Bazı çekincelerimiz vardı, ama Cumhuriyet tarihinde bir ilk dedik, işlerini de kolaylaştırdık aslında. 1. Çalıştay’a çok da ciddi rapor hazırlayarak katıldık, ama daha çalıştay’ın başında bu işin tamamen bir aldatmaca, siyasi şov, özellikle AB ve ABD’ye şirin gözükme eylemi olduğunun farkına vardık. Sorun Aleviler ve Alevilikmişçesine, hiç sıkılmadan Alevilik tariflerine başladı, Alevi dedelerine maaş teklif etti, zorunlu din derslerine ilişkin AİHM kararlarını görmezden geldiler.

* AKP’nin yaklaşımını ‘Alevileri asimile etme politikası’ diye mi değerlendirdiniz?

Yeni bir asimile etme politikası, kesinlikle. Yayınlanan sonuç raporuna baktığımızda Aleviliğin bütün değerleri yok sayılıyor. Öyle yok sayılıyor ki, adeta alay edilerek… Koca bir topluluk, ‘cemevleri bizim abedethanemizdir’ diyor. AKP, ‘İslam’da ibadethane bellidir, İslam’a inanan Camiye gelir’ yanıtı veriyor. Tüm Alevi örgütlerinin ortaklaştığı taleplere bile Hükümet sıcak yaklaşmıyor, Diyanet’ten görüş alıyor.

Elbette biz Hükümet’in bu çalıştaylarından ve sonucundan hayal kırıklığı içerisinde değiliz, ama beklenti içinde olanlar, asıl onlar düşünsün. (Ankara/EVRENSEL)

TALEBİMİZ EŞİT YURTTAŞLIK

* Talepleriniz neler...

Alevilerin talebimiz çok net, ‘eşit yurttaşlık’. ‘Cemevlerimizi ibadethane olarak kabul edin, dedelerimize maaş verin, cemevlerimizin elektriğini, suyunu bağlayın, Diyanet’ten pay verin’ gibi bir derdimiz, talebimiz yok. Biz diyoruz ki, devlet bütün yurttaşlarına eşit olmalı ve sivil bir dinsizliğe inanmalı. Kim, nereye inanıyorsa, nereyi ibadethane olarak kabul ediyorsa, -ki yeryüzünün her tarafı Aleviler için ibadethanedir- buna devlet karışmasın’.

Kuran kursları, imam hatip liseleri, ilahiyat fakülteleri, DİB tamamen kaldırılsın, devlet dini finanse etmesin.

Zorunlu din derslerinin kaldırılması… Zorunlu din dersi bir işkence. Birilerinin bacağını, ayağını kırmak, öldürmek, işkence sadece böyle algılanıyor, insanların doğdukları dil, din ve ırka dair haklarının ellerinden alınması işkence olarak görülmüyor. Bu bir asimilasyondur ve işkencedir.

Türkiye’de sadece Aleviler, Sünniler yaşamıyor, gayri müslimler, inanmayanlar da yaşıyor. T.C. gerçekten laik ve demokratik bir devletse Diyanet’i içinde barındırmamalı.

Hacı Bektaş’taki dergahımızın teslim edilmesini, kamudaki ayrımcılığın kaldırılmasını da istiyoruz. Bakan ‘bana bir örnek gösterin ayrımcılıkla ilgili’ diyor.

Binlerce dava var bu konuya ilişkin. Zorunlu din derslerinden tutun, memurlukların dili, dini, ırkına göre nasıl konumlandıklarına, memur alınırken KPSS’den sonra bir de sözlü sınava tabi tutulmaları, ‘nerede doğdun, kimin oğlu, kızısın; nerede yaşıyorsun, neye inanıyorsun’ gibi sorular sorulmasına kadar hepsi ciddi ayrımcılık.

Ayrımcılıkla ilgili Anayasada çok net tariflerin olmasını istiyoruz.

TRT ile ilgili ciddi taleplerimiz var. TRT tam bir asimilasyon kurumu olarak çalışıyor.

Alevi köylerine cami yapımının durdurulması, var olanların mimarilerinin değiştirilmesi.

Kuran Kursları, İmam Hatip Liselerinin, İlahiyat Fakültelerinin özelleştirilmesi Bütün bunlar bizim taleplerimiz. Ama en önemlisi eşit yurttaşlık talebimiz.

(Ankara/EVRENSEL) - Sultan Özer - 07.05.2011

Bu haber toplam 38 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.