1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Gazi olayları mahkemesi engellendi
Gazi olayları mahkemesi engellendi

Gazi olayları mahkemesi engellendi

Gazi olayları mahkemesi engellendi Ergenekon’la gündeme gelen Gazi Olayları Davası’nın avukatı Remzi Kazmaz, Meclis raporu ve Hanefi Avcı’yı...

A+A-

Gazi olayları mahkemesi engellendiGazi olayları mahkemesi engellendi

Ergenekon’la gündeme gelen Gazi Olayları Davası’nın avukatı Remzi Kazmaz, Meclis raporu ve Hanefi Avcı’yı mahkemeye getirememiş. Fadime Şahin’i de savunan Kazmaz, AİHM kararı doğrultusunda yargılamanın yenilenmesini istiyor.
  
Olaylar 1995 yılının 12 Mart gecesinde başladı. O gün akşam saatlerinde, Alevi vatandaşlarımızın yoğunlukta olduğu İstanbul Gazi Mahallesi’ndeki üç kahvehane ve bir işyeri taksiden açılan ateşle tarandı. Bunun üzerine halk galeyana geldi. Olaylar Ümraniye’ye de sıçradı. Karışıklıklar ancak 16 Mart’ta yatıştırılabildi. Bilanço ağırdı: 23 ölü, onlarca yaralı.

Dava önce İstanbul’da görülmeye başlandı, ardından Trabzon’a nakledildi. Bu bile mağdurları şüphelendirmeye yetmişti. Davanın avukatlarından Remzi Kazmaz, mahkeme için Trabzon’a gidip gelirken, dünyanın etrafını iki kez dolaşacak kadar yol kat ettiklerini söylüyordu.

Dava 2005 yılında sonuçlandı. 20 polisten 18’i beraat etti, yalnızca ikisi ceza aldı. Davanın görülmesi aşamasında mahkemenin eksiklikleri sebebiyle olayın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınması sonucu Türkiye 510 bin Avro ceza aldı.

Gazi Davası, Ergenekon Terör Örgütü İddianamesi ile yine gündeme geldi. Çünkü iddianamedeki belgeler, 1995’te meydana gelen olaylara da ışık tutacak nitelikte. Savcı Zekeriya Öz’e göre, kamuoyunun ‘Yeşil’ diye bildiği Mahmut Yıldırım’a benzerliğinden dolayı ‘Sahte Yeşil’ adını taktığı Osman Gürbüz, Gazi Mahallesi olaylarının provokatörüydü.

Futbol Federasyonu Disiplin Kurulu üyeliğinden istifa eden Kazmaz, 28 Şubat’ın sembol isimlerinden Fadime Şahin’in de avukatlığını yapmış. Karadeniz’de Fırtına Vadisi ile ilgili başlattığı mücadelesini Trabzon, Rize ve Artvin’deki bütün dereleri kapsayan Derelerin Kardeşliği Platformu’nda sürdürüyor şimdi. Belgesel filmleriyle de bolca ödül kazanmış Kazmaz’la, Ergenekon terör örgütü iddianamesinin araladığı kapının ne anlama geldiğini konuştuk.

- Ergenekon terör örgütü iddianamesinde Osman Gürbüz ismi ile Gazi olayları davası sürecinde karşılaştınız mı? Çünkü ‘Gazi olaylarını başlatan’ diye onun ismi geçiyor.

Hayır. Osman Gürbüz ismini Ergenekon olayları ile ilgili duydum. Fakat ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım ile ilgili bizim dava dilekçemizde kocaman yazılar var. Bu olayları Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın başlattığını söylüyoruz. Bunu da biz değil dönemin istihbarattan sorumlu Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Hanefi Avcı söylüyor.

- Davada mesafe alamayınca neler hissettiniz?

Mahkeme vermiş olduğu kararda 18 polise beraat, iki polise de ‘taksirle adam öldürmek’ten ceza verdi. Onları da ünlü ‘Rahşan Affı’yla dışarı çıkardı. Şimdi onlar birer milli kahraman. Dolayısıyla bu dava kamuoyunun vicdanında kesinlikle yer etmedi. Bazen hukuk kamu vicdanı ile örtüşmeyebilir. Ama bu kadar açık bir katliamın faillerinin hâlâ yakalanamaması… Bunlar sadece piyondur. Asıl failler her zaman için Gazi Davası’nın dışında kalmıştır. TBMM Susurluk Komisyonu’nun hazırlamış olduğu Gazi ile alakalı 20 sayfalık raporda bu olayların nasıl başladığına dair bir çok ibare var. TBMM’nin hazırlamış olduğu Susurluk Komisyonu Raporu bir türlü mahkemeye gelmedi. ‘Hanefi Avcı tanık olarak dinlensin’ dedik, tanıklık masrafını bile vezneye yatırdık. Ve gelmesi gereken bir adamı getirmeyerek mahkeme de kendi kurallarını ihlal etti. Mutlaka bir gizli güç var bir yerlerde. Eğer Hanefi Avcı gelse idi belki de bu olayın seyri değişebilirdi.

- Peki dava 2005’te sonuçlanınca neler düşündünüz?

Ben öncelikle hukukçuyum. Adalete, hukuka inanıyorum. Her ne kadar böyle çürük, karanlıkta kalmış olaylar olsa da nefesimiz yettiği kadar bu konularla mücadele ediyoruz.

- Mahkeme heyetinin üzerinde böyle baskıya dair, kulağınıza gelen fısıltı da olsa bir şey var mıydı?

Yani konuşmalar oluyordu. Tabi o sorunun muhatabı mahkeme başkanıdır da biz de onu hissediyorduk yani. Savunmaların eksikliği, götürdüğümüz tanık… Şimdi mahkeme başkanının normal bir davada böyle bir tanığı mahkemeye götürmesi için bizim para yatırmamıza gerek yok. Biz bütün usulün bize vermiş olduğu hakları kullandık. Buna rağmen getirmiyorsa demek ki ortada ciddi bir şey var. Bu şeyin adı mahkememize baskıdır, belki farklı bir korkudur. Bunları bilemem. Hanefi Avcı’yı getirmeme konusunda niye direniyorsun? Susurluk Komisyonu Raporu’nu incelemeliydin. Maktullerin üzerinde çıkan uzun namlulu silahlardan atılan mermi çekirdeklerinin ait olduğu silahlarını bulmalıydın. Niye o zaman bu silahları bulamadın? Niye bunları istemedin? O zaman orada dur diyeceksin.

- Gazi davasını nasıl aldınız? Size mi geldi yoksa?

İnsanlar bize geldi. Seve seve kabul ettim, iyi ki ettim. Tabi benim insan hakları mücadelesi konusunda uzun zamandır mücadelem vardı. Hukuk fakültesine girmemin tek nedeni de budur.

Bu ülkenin karanlık güçler tarafından yönetildiğini teorik olarak bilmesem de Gazi Davası ile birlikte gördüm ki gerçekten ülkemin durumu vahim. Sadece Gazi Davası’ndaki faillerin ve karanlık güçlerin ortaya çıkartılması değil, ‘Susurluk’ta ortaya çıkan kirli çamaşırla birlikte ülke kokuşmaya başladığı zaman bunların birbiriyle bağlantılı olduğunu çok daha yakından gördüm. Bir taraftan korktuk. Ama iyi bir hukukçu olmanın yollarından biri de cesur olmaktır. Bir gün mutlaka bu ülkede tıkır tıkır işleyecek hukuk. Sonuçta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne müracaat yaptık. Arzu etmezdim. Ama öyle olmadı.

- AİHM 510 bin Avro ceza kesti Türkiye’ye.

Tabi ki insanlar para peşinde değildi.

- Mutlaka. Davanın tekrar görüşülmesine dair mahkemeye başvurdunuz. Hiç bir bilgi gelmedi mi size?

Bir yıl oldu başvuralı. Türkiye Cumhuriyeti’nin savcıları bu konu ile ilgili takdirlerini mutlaka kullanacaktır. Olumlu veya olumsuz. Ama size çok önemli bir şey söyleyeyim. Biz Ergenekon davasına müdahil olarak katılmayı düşünüyoruz. Gazi Davası’nda Ergenekon iddianamesinde adı geçen Veli Küçük, işte Yeşil, sahte Yeşil ve Sedat Peker, birçok tetikçi var. Bunların rol aldığı doğrultuda, mahkeme başkanı dava dilekçemizi kabul ederse müdahil olarak katılacağız. Kabul etmezse de en azından Gazi Davası ile Ergenekon çetesi arasında illiyet bağını ortaya koyacağız. Anayasanın 90. maddesine göre AİHM’de kazanmış olduğumuz davanın sonucu gereği açılması gerekir bu davanın. Dava açılırsa faili meçhuller birer birer ortaya çıkacak.

- Tehdit edildiğiniz oldu mu o süreçte avukat olarak?

Çok. Bir kulaktan girdi diğerinden çıktı.

- Hangi kesimlerden geldi tehditler?

Faili meçhul telefonlar.

- Araştırıp bulabilirdiniz.

Bulurum. Bulup infaz mı yapayım ben de karanlık güçler gibi? Bulduğum zaman ne edeceğim?

- Ne diyorlardı tehditlerde?

Tehdidin ille de bir şey mi demesi gerekiyor? Bir araba İstanbul’dan kalkıp Trabzon’a kadar gittiği zaman 30’a yakın aramaya tabi tutulursa bu ne anlama gelir? Ayda bir gidiyor oraya. Yani ‘bir daha gelmeyin, gidin’ deniyor. Baktılar böyle olmuyor tuttular bu sefer Akçaabat’ta taşladılar. Yine olmuyor. Dönüşte otomatik uzun namlulu tüfeklerle taramaya kalktılar. Böyle de olmadığını görünce coplandık. Yani tehdit… Bunlar ne? Bundan öteye bir ölüm var.

- Ergenekon Davası geçmişteki karanlık olayları da aydınlatabilecek mi sizce?

Hayır. Kocaman hayır.

- İddianamenin içeriğinden hareketle mi söylüyorsunuz yoksa onları tanıdığınızdan dolayı mı?

Hayır, hayır. Ben içlerinden bir tek Rizeli’dir diye Emin Gürses’i tanırım. Sınıf arkadaşımdır. Neden oradadır, sebebini bilmem. O da benim gibi çok konuşur. Bağırıp çağırır. Ama ben hukukçuyum. İddianameye baktığım zaman çürütülebilecek o kadar noktası var ki. Telefon dinletisinin dışında delil yok. Bunu yan delillerle, ciddi anlamda suçüstü hükümlerle destekleyemezsen, mahkûmiyet kararı çıkartamazsın. Beraat eden o adamların hepsi de birer ‘kahraman’ olarak dışarı çıkar ve toplumda Gazi Davası gibi bir depresyon oluşturursun.

- Telefon dinlemeleri var ama bunun dışında Gazi olayları gibi ciddi iddialar da var.

Hep birlikte göreceğiz. Cesaretli bir savcının olayların üstündeki bu örtüyü açması yetmiyor. Cesaretli bir mahkeme ve dik duran bir medya birlikte, faili meçhul olayları çıkartıp faillerini birer birer ortaya koyabilir. İşte sana temiz toplum.

- Derviş Zaim’den yönetmenlik, Can Dündar’dan senaryo dersleri, MTV Mimar Sinan’da da kurs görmüşsünüz.

MTV Televizyonu. O, Süha Ar’ın. Benim asıl hocam o.

- Sinema için avukatlığı bırakma gibi bir durum söz konusu mu?

Olmaz. Fakat sinema olayı biraz farklı. Sinemayı toplumsal mücadelenin bir parçası olarak görüyorum. Sanatın 7. gücü sinema. Çevre hareketlerini, faili meçhul hareketleri, hukuki anlamda mücadelenin bir parçasını sinema ile anlatmaya çalıştım. ‘Gereği Düşünüldü’ filmini onun için yaptım, kitabını onun için yazdım. Çünkü bazı gerçeklerin ortaya çıkmasına belki nefesimiz yetmeyecek; ama bizden sonra gelecek kuşaklar bundan faydalanacak. Filmim bütün dünyada barış ödülü almışken Türkiye’de yasaklanmıştır, ne hikmetse. Bodrum’a yerleştim, avukatlık yapmadım. Sinema ile uğraştım.

Burada dünyanın yedi harikasından biri Mausoleum’ı keşfettim. İngiliz emperyalistleri buradan çalıp götürmüşler Mausoleum’ı. Dünya insanlarına kendi müzelerinde onu izlettiriyor. Bir de izlerken 2 paund alıyor. Ya bu kadar terbiyesizlik olmaz. İngilizlerden bu eseri geri istiyorum. Bunun için eski Kültür Bakanı Atilla Koç’la işbirliği yaptık. Hatta şimdi İngilizler beni sevmezler ve beni İngiltere’ye sokmazlar. Şu anda alternatifsinemabodrum.com adlı bir site açtım. 118 bin imza topladım bütün dünyada. Şimdi AİHM’e dava açacağım. Davayı 30 avukatla birlikte açacağız, hazır dava dilekçemiz.

- Sinema ve belgesel sinema dalında pek çok ödül aldınız. Ortada bir Ergenekon filmi var. Böyle bir senaryo yazsanız, film çekseniz nasıl bir film olur?

Yönetmenliğini ben yaparım. Senaryosunu Savcı Öz yazmış. Buraya kadar tamam. Aktörleri belli. Ama ortaya asla iyi bir film çıkmaz.

- Bu filmde 1 numara kim olur?

Bir numara faili meçhul. Kim olacağı belli değil çünkü.

- Futbol Federasyonu Disiplin Kurulu üyesi idiniz. Neden istifa ettiniz?

2,5 yılı aşkın disiplin kurulu as başkanlığı yaptım. Her şeyde olduğu gibi futbolun da çivisinin çıktığını gördüm.

- Çivisi çıktı derken ne gördüğünüzü bilmiyoruz.

Şimdi disiplin kurulu o hafta oynanan Türkiye Süper Ligi’ndeki tüm maçlarla ilgili değerlendirme yapar. Futbolcularla, teknik adamlarla, yöneticilerle ilgili. En basitini söyleyeyim size. Aziz Yıldırım Fenerbahçe Kulübü Başkanı’dır. Ben de Fenerbahçeliyim ama her zaman taraftarlığımı bırakırım dışarıda, öyle girerim toplantıya. Londra’ya gidip geldiğim sıralarda 4 hafta Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a ceza verilemediğini gördüm ve disiplin kurulunda bir konuşma yaptım. Dedim ‘Neden verilemiyor?’ Herkes koltuk sevdalısı olduğu için Aziz Yıldırım’a karşı ceza verme konusunda korkuyorlar. Allah’ıma bin şükür, hiçbir zaman korkmadım. Çünkü ben Raşot’luyum.(Çayeli’nde bir belde adı) Bizim oralarda korku olmaz. Ben Allah’ımın dışında hiç kimseden korkmam. O nedenle; ama iyi de bir solcuyum. İnancım da yerindedir. Çünkü ben 23 yaşına kadar hafızlık yaptım, hatim ettim ve şu anda Kur’an’ı kıraatle okuyabilecek durumdayım. O vesile ile ben o tarafı da iyi bilirim. Yani dini bütün Müslüman kardeşlerimi çok iyi tanırım, e bu tarafı da iyi bilirim.

- Dini bütün olmayanları da!

Dini bütün olmayanları da çok iyi tanırım ben.

- Buraya bir virgül koyalım. Aziz Yıldırım konusuna dönelim. 4 hafta ceza verilemedi dediniz.

Ben İngiltere’den geldim. Dedim ‘Bu hukuk bu insana da işleyecek. Yani kimsenin bu konuda farkı olmayacak.’ Nitekim Aziz Yıldırım’la ilgili yönetimde bir çatlaklık başladı ve Federasyon’un dışındaki yöneticilerin başta olduğu lobiler sürekli olarak bizi rahatsız etti. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş gibi kulüplere verilen cezalar konusunda telefonlar bazen susmak bilmiyordu.

- Kimden geliyordu bunlar?

Kulüp başkanlarından, yöneticilerinden, dışarıda gazetecilerden, köşe yazarlarından. Herkes birbirini bağlıyor. Federasyonla benim ilişkilerim iyi diyen veya ilişkisi olan lobiler. Ama ne hikmettir ben 2,5 yıl görev yaptım, Allah’ın bir kulu da bana telefon etse. Niye etmedi bilmiyorum. Kıskandım. Bana da gelsin bu telefonlar dedim. Gelmeyince ben de istifa ettim!

- Büyük takımlardan biri diyelim ki 3 maç ceza alıyor, itirazlar geliyor takımlardan ve bir hafta sonra kurul toplanıp cezayı 1 maça düşürüyor. Kastınız böyle bir şey mi?

Evet onlar. Bizim verdiğimiz cezalar Tahkim’de iniyor. Gerek disiplin kurulu yöneticileri arasında gerek federasyon yönetiminin disiplin kuruluna müdahaleleri, bunlar oluyor. Bunların adına arkadaşlık, işte dostluk, ahbaplık diyorlar. Futbolun çivisi tamamen çıkmış.

- Siz istifa ettikten sonra yeni bir yönetim oluştu. Rahmetli Hasan Doğan geldi yönetime.

Hasan Doğan geldikten sonra gerçekten Federasyon’un toparlandığını gördüm, ekonomik ve sosyal kayırmacı lobicilik anlamında. Ne kadar ne olacaktı? Acaba bunlara gücü yetecek mi diye merak etmeye başlamıştım. Çünkü lobi daha başını çıkarmamıştı. Yerin altından çıkmamıştı lobicilik. Isınma turları yaparken rahmetli aramızdan ayrıldı.

- Peki geçen yıla veya ondan önceki sezona baktığınızda vicdanınızla baş başa kaldığınızda ‘şaibesiz, temiz bir lig oldu’ diyebiliyor musunuz?

Kesinlikle öyle bir şey diyemem. Çünkü süper lig hiçbir zaman temiz olmayacak. İhale peşinde koşan müteahhit yöneticiler ve kulüp başkanları bu ülkede sporu yönetmeye devam ettiği müddetçe şaibe her zaman devam edecektir. Ofsaytın, tacın ne olduğunu bilmeyen birçok yönetim tanıdım. Bunlar niye oraya gelmişlerdi biliyor musun? Hepsi ihale peşinde koşan başkanın adamları idi. Toptan moptan haberleri yoktu. Hem de bunlar süper lig de oluyor. İkinci lig, üçüncü lig, bitmiş. Şimdi bu tip adamların yönetici olduğu, bu adamlara kulüp teslim edildiği müddetçe, onun yöneticisi de sporu da ahlaki olmaz. Spor önce ahlakla başlar.

- Peki hiçbir amacı olmayan insan niye yönetici olsun?

Spor için. Ben niye yönetici oldum? Beni burada çağırdılar. Bodrum’da, çizmeler ayağımda, keklik avındaydım. ‘Rizespor seni çağırıyor’ dediler. Gittim. 1 yıl şaibesiz bir şekilde benim dönemimde Rizespor’da adam gibi yöneticilik oldu.

- Rize de küme düştü!

Yok. Benim dönemimde küme düşerken çıktı. Küme düşüyordu.

- Futbol mahkemeleri kurulsun diyorsunuz. Futbol mahkemesi ne yapar bu konuda?

Şu an spor mahkemeleri adı altında mahkemeler vardır. Ama mahkemeye gidersin spordan anlamayan onun gibi hakimler vardır. O hakimin çözeceği işler değildir onlar.

- Fırtına Vadisi konusuna gelelim. İlk ne zaman fark ettiniz yeşile karşı hassasiyetinizi?

Ben yeşilin içinde doğdum ama bir türlü yeşil olamadım, o ayrı mesele!

- Sahte yeşil mi oldunuz?!

(Gülüyor) Sahte yeşil değil ben biraz kırmızıyım herhalde. Kızardım. İyi solcuyum.

- Fırtına Vadisi konusunda mücadele koyuyorsunuz ortaya ama sonuç alınabiliyor mu?

Fırtına Vadisi dünyada 200 eko sistem içerisinde yer alıyor. Bu, Rio ve Bern sözleşmeleri ile koruma altına alınmış. Buraya tek çivi bile çakamazken en son burayı keşfediyorlar. Elektrik bile gelmemiş, yolu bile olmayan Fırtına Vadisi’ne bir gün kimseye sormadan kazma küreklerle geliyorlar. Dönemin başbakanı benim köylüm Mesut Yılmaz. ÇED Raporu bile olmadan sınıf arkadaşı BM Holding’e, Bülent Şemiler’e peşkeş çekti burayı. Sonuçta burada bir mücadele başladı. İnsanlar burada santralin yapılmasını istemediler. 8 yıl sürdü bu mücadele ve o davayı biz kazandık. Kazandıktan sonra gözü dönmüş sermaye hemen yanındaki derelere gözü dikti. Şimdi bu dereler de aynı eko sistem içerisinde kalıyordu. Şimdi onun mücadelesini veriyoruz. O dönemin başbakanı Mesut Yılmaz bir gün çıkmış demeç veriyor. “Ben bu santrallere karşıyım. Benim zamanımda bir santral kurulması için müsaade etmişim. Şimdi 90 tane santral var.” Haaa, onu biliyordun sen. Şimdi babasının evinin altındaki derede su akmıyor diye bağırıyor Yılmaz. Bir Çayeli’ni kurtaramayan milletvekili, kendi babasının evini bile sermayeden kurtaramayan bu adam...

- Nokta nokta.

Niye nokta nokta, biz her şeyi doğru konuşuruz. Türkiye’yi Amerikan emperyalizminden nasıl kurtaracak? Köylü möylü yok. Ben babamı tanımam.

-Babanızı tanıyalım biraz.

Babam Mehmet Kazmaz. Bir fabrika işçisiydi. Namusu, onuru ile 65 yıl dimdik yaşadı.

- Siz 1954’te Rize’de doğdunuz.

İlk, orta, liseyi Rize’de bitirdim. Çaykur, Esnafspor ve Rizespor’da futbol oynadım. 78’de siyasi hareketlerle tanıştım. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandım. 1 Mayıs’a katıldım. Solcu diye sağcı kardeşlerimiz tarafından okuldan atıldım. Mehmet Gül vardı arkadaşlarımızdan. Dayak yemişti benden. 12 Eylül’de Rize’de tutuklandım. 96 gün işkencede kaldım. Karadeniz’de en uzun süre işkencede kalan adam bendim. 1982’de okula döndüm. 88’de de avukatlığa başladım. Sen savcı gibi soruyorsun. Ergenekon iddianamesine mi koyacaksın bunu ne. Korkuyorum bir gün alacaklar beni de.

- Bunu da çok söylüyorsunuz. Neden alsınlar sizi?

Ben niye korkuyorum. Çok söyleyenin de başına gelir biliyor musun? Bunu sadece sana değil birçok yerde söyledim.

- İrtibat yok değil mi hakikaten?

Asla asla. Ya nedir? Çok konuşanı alıyorlar. Ben de gelene gidene küfrediyorum. Şimdi ben arı kovanını karıştıran biri olarak gözaltına alınabilirim. Sermayenin tekerine çomak soktum.

23 yaşıma kadar imamlık yaptım. Camide arkamdakilere namaz kıldırdım, Kur’an’ı üç defa hatmettim. Cuma akşamları kıraatle okurduk.

- Sonra ne oldu?

Sahte Müslümanlar adı altında yapılan tüm işleri gördüm. Tanıdığım bir adam vardı minci (çökelek) dükkanı vardı. Cuma namazına gidiyor. Ben de kılardım o dönemlerde. Yazıyor dükkanına ‘Cuma namazındayım.’ İbadet gizlidir dinimizde.

Emperyalizmi tanıdığım zaman solu seçtim. İlk okuduğum kitap Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü’dür. Ondan önce hep ilmî, içtihat kitapları okurduk. Hiç biri aklımda kalmadı. Bence de genlerimde solculuk varmış. Zorla olmaz o iş yani.

- Hak, adalet zaten İslam’ın içinde var. İnsanlar kötü olabilir ama İslam en mükemmel nizamı getiriyor zaten.

Ben de öyle kandım. En büyük peygamber sosyalist, peygamberimiz. Ama baktık hiç öyle değilmiş yani. Ya ben de yazardım Çayeli’nin duvarlarına ‘Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir. Hz Muhammed (sav).’ Altına da Kurtuluş, Dev-Genç. Sonra karşıma koca bir emperyalizm çıktı. Biz ailece de öyleyiz. Biz Hacı İsmail’in torunlarıyız. Yani bayağı namlıdır benim dedem.

- Şimdi kızıyorlar mı size solcu oldunuz diye?

Yok canım şimdi hepsi komünist ailenin. Dedem öldükten sonra hepsini çevirdim.

- Solun savundukları İslam’ın içinde zaten mevcut değil mi?

Zorlama kendini. İçerisinde ben bulamadım solu (Gülüyor). Ben kendimi çok zorladım. Evrim aşamasında çook çaba sarf ettim yani. Ulan. Günaha giriyoruz. Buradan buraya gidilmez diye çok cefalar çektim, geceleri uyuyamadım.

-Peki o zaman, Gereği Düşünüldü!

FADİME ŞAHİN, ŞU AN EVLİ, HUZURLU VE MUTLU

- Fadime Şahin ismiyle de gündeme geldiniz, avukatı olarak. Nasıl irtibat kurdunuz?

Fadime Şahin ilk başta bana müracaat etmişti. Bu tür davalara giremeyeceğimi söyledim, kibarca geri çevirdim. Sonra bazı avukat arkadaşlarla beraber yoluna devam etti. Aradan epeyce bir zaman geçtikten sonra bir gün büroma geldi. ‘Ben o avukatlarla çalışmak istemiyorum’ dedi. Fadime Şahin’i yakından tanıdım. Farklı demeyeceğim, normal, toplum içerisindeki diğer insanlardan hiç farkı olmayan biri olarak gördüm. Kötü bir insan değildi. Hatta ve hatta kötünün ötesinde iyi bir insandı bana göre. Aile yaşantısı biraz farklı olabilir. Toplumun değişik kesimlerinde bence kurulan tuzakların içine düşen bir Anadolu kızıydı. - İlk ne zaman tanıştınız onunla?

Fadime Şahin bana geleli 10 yıl falan oldu. Ve 10 yıldan beri sürekli görüşürüm. Onunla ilgili hiçbir medyaya konuşmadım, konuşmayacağım da. Çünkü ben Fadime Şahin’in sadece davalarına bakmadım. Onun iyi bir insan olduğundan dolayı içinde bulunduğu bir ortam vardı. Evlenmesi gerekiyordu. Hatta bana sorardı. ‘Remzi abi işte böyle var. Şudur, işte falan.’ Ben hep onu doğru şekilde yönlendirdim. Şu anda Fadime Şahin huzurlu, mutlu ve evli. Bu kadarını diyebilirim. Ama ondan ötesi özel yaşantıya girer.

- Şu anda insanlar kurulan bir tuzağın parçası diye düşünüyor kendisini. Bu da belki de ebediyen üzerinde kalacak.

Kaldı zaten. Bitti. Bu saatten sonra düzelmez yani. Şu anda huzurlu ve mutlu bir yaşantısı var. Ben de konuşmam onun da konuşmasını istemem.

Cemal A. Kalyoncu

<!--

var prefix = 'ma' + 'il' + 'to';

var path = 'hr' + 'ef' + '=';

var addy20327 = 'c.kalyoncu' + '@';

addy20327 = addy20327 + 'aksiyon' + '.' + 'com' + '.' + 'tr';

var addy_text20327 = 'c.kalyoncu' + '@' + 'aksiyon' + '.' + 'com' + '.' + 'tr';

( '' );

20327 );

( '' );

//-->n

<!--

( '' );

//-->

<!--

( '' );

//-->


AKSİYON - Sayı: 715 - 18.08.2008 

Bu haber toplam 23 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.