1. HABERLER

  2. MAKALE

  3. Gerçekleşmeyen 'Alevi açılımı'nın anlamı
Gerçekleşmeyen 'Alevi açılımı'nın anlamı

Gerçekleşmeyen 'Alevi açılımı'nın anlamı

Gerçekleşmeyen 'Alevi açılımı'nın anlamıŞENER AKTÜRKCemevi, Diyanet’in yapısı, ve zorunlu din dersleri, Alevi muhaliflerin...

A+A-

Gerçekleşmeyen 'Alevi açılımı'nın anlamıGerçekleşmeyen 'Alevi açılımı'nın anlamı

ŞENER AKTÜRK

Cemevi, Diyanet’in yapısı, ve zorunlu din dersleri, Alevi muhaliflerin devletten kimlik temelli taleplerinin özünü oluşturdu. Çamuroğlu’nun Alevi açılımı da bu üç talebi karşılamayı vaat ediyordu. AKP eğer bu açılımı gerçekleştirebilmiş olsaydı, Türkiye bundan kârlı çıkabilirdi

Kapatma davası sürecinde yeterince tartışılamayan gelişmelerden çok önemli bir tanesi şüphesiz Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) ‘Alevi  açılımı’ olarak bilinen projeyi gerçekleştirmeken vazgeçmesi, bunun sonucu olarak Reha Çamuroğlu’nun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanlığı görevinden istifa etmesi oldu. Bu olay birçok açıdan bir muamma.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) hangi sebeplerden dolayı Kürtlerin sorunlarının çözümünde tarihi bir rol oynayabilecek potansiyele sahipse, AKP de Alevilerin sorunlarının çözümünde böylesi bir potansiyele sahipti(r). İşte tam da bu sebeple AKP’nin Alevilik açılımı kilit bir önemdeydi ve ondan vazgeçmesi iktidarında kaçırdığı en büyük fırsatlardan biri olarak tarihe geçecek.

Üç ihtiyaç, üç talep

Osmanlı’nın baskılarından ulaşılmaz dağ köylerine ve kırsala yerleşen Aleviler, Cumhuriyet’le birlikte, fakat bilhassa 1950’lerde şehirlere göç etmeye başlayınca o güne dek varlığı hissedilmeyen bir sorun ve talep ortaya çıktı: Cemevi ihtiyacı.

İkincisi, Diyanet İşleri’nin günden güne gelişmesi, camilere gitmeyen Alevi kitleler arasında, devletin Sünnilik’le özdeşleşmesi ve ayrımcılık algısına yol açtı. Üçüncü ana talep ise 1980 darbesiyle ortaya çıktı. Bu darbenin getirdiği zorunlu din dersi, pratikte İslam’ın Sünni yorumunu, derslerden muaf tutulan bir avuç gayrimüslim dışında tüm halka, İslam olarak sununca, Aleviler bu derste de asimilasyonun ve ayrımcılığın bir tezahürünü gördüler.

Böylece Cemevi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yapısı, ve zorunlu din dersleri, Alevi muhaliflerin devletten kimlik temelli taleplerinin özünü oluşturdu. Çamuroğlu’nun Alevi açılımı da bu üç talebi karşılamayı vaat ediyor, cemevlerine yasal statü ve ibadethanelere tanınan muafiyetleri verirken, Diyanet’in en az birkaç bin Alevi dedesi istihdam etmesini, zorunlu din derslerinin de İslam’ın Alevi yorumunu içerecek şekilde genişletilmesini içeriyordu.

AKP eğer bu açılımı gerçekleştirebilmiş olsaydı, Türkiye bundan kârlı çıkabilirdi.

Tarihi yara

Birincisi, Çaldıran Savaşı sürecinde açılan beş yüz yıllık bir yaranın kapanmasında önemli bir adım atılmış olur, Alevilerle devlet arasındaki soğukluk bir nebze olsun giderilebilirdi. İkincisi, laiklik konusunda toplumda oluşan ve/veya yaratılan gerginlikler azaltılabilirdi. Üçüncüsü, İslam içinde çeşitlilik fikri din dersi müfredatlarından yasal-siyasal arenaya kadar kabullenilirse, halk nezdinde kültürel, dilsel, ideolojik ve her türlü toplumsal çeşitliliğe karşı yeni bir anlayış ve hoşgörü yaygınlaşabilirdi. Çünkü değişik dinlerin, ideolojilerin, kültürlerin bir arada yaşamasına hoşgörüyle yaklaşıp, o din, kültür, ve ideolojilerin değişik yorumlarına karşı tahammülsüzlük gösterilmesi de mümkündür ve hem İslam hem de Hıristiyan dünyasının tarihi tecrübesinde, Osmanlı da dahil olmak üzere, bu durumun birçok örneği mevcuttur.

Oysa tam anlamıyla hür düşünce, birçok ortodoksiyi bir arada yaşatmak fikrinde somutlaşan bu eski hoşgörü anlayışını aşmayı, her ortodoksinin de kendi içinden eleştirilebildiği, yorumlanabildiği yeni bir hoşgörü anlayışını öngörür. Dördüncüsü, Alevilerin talepleri gibi kimlik kaynaklı ihtiyaçların tatmini, diğer ekonomik ve toplumsal sorunlara yoğunlaşabilmeyi mümkün kılabilirdi. Beşincisi, Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye’yi Alevilere ayrımcılık yapıldığı konusunda sürekli olarak eleştirmesinin de kısmen önüne geçilmiş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararları değerlendirilmiş olurdu.

Oy hesapları

AKP eğer bu açılımı gerçekleştirebilmiş olsaydı, kendi açısından kârlı çıkabilirdi. Birincisi, Alevilerin kesif ekseriyetinin AKP’ye oy vermediği düşünülecek olursa, Alevi açılımı AKP’nin özgürlükler konusunda tek taraflı davranmadığı, kendine oy vermeyen kesimlerin yaşadığı sıkıntılara da duyarlı olduğunu göstermesi açısından eşsiz bir fırsattı. İkincisi, yine aynı sebepten, AKP Türkiye’de desteğini alamadığı tek önemli nüfus kategorisinde, Aleviler arasında da, oylarını artırabilirdi. Üçüncüsü, dini özgürlüklerin genişletilmesi konusunda büyük bir adım atılmış olacaktı ki bu konuda AKP’nin istekli olduğu başından beri biliniyordu.

AKP’nin siyasi açıdan da kazançlı çıkacağı Alevi açılımını neden gerçekleştirmediğiyse tam bir muamma.

Aleviler, yada en azından Alevilerin bir kısmı, yıllardır vergileriyle devletin Sünni İslamı finanse ettiği iddiasıyla, benzer bir desteğin cemevilerine ve Diyanet tarafından istihdam edilecek dedelere de sağlanması talep ediyorlar. Cemal Gürsel’in 1960’ların başında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) aracılığıyla gündeme getirdiği, AKP’nin 2008 yılı başında tekrar gündeme getirdiği fakat gerçekleştirmediği Alevi açılımının özü bu. Alevilerin Sünnilere göre daha yoksul olduğu göz önüne alındığında bu talep mantıklı gözüküyor. Sonuçta bu ülkedeki ekonomik eşitsizliklerin birçok yerde etnik ve bilhassa
mezhepsel bir boyut kazandığı apaçık.

Alevilerin yakın Türkiye tarihinde sola ve sosyalizme ilgi duymasının fikri bir kaynağı en az beş yüzyıllık bir muhalif dinsel ve kültürel gelenekse, bir diğeri de ortalama bir Alevi’nin ortalama bir Sünni’den daha fakir olduğu gerçeğidir. TÜSİAD’ın kaç Alevi üyesi var? Ordunun ve emniyetin en üst kademelerinde kaç Alevi var? Kaç Alevi cumhurbaşkanı, başbakan, yada bakan tanıdı Türkiye?

Her ne kadar elimizde kesin güvenilir veriler olmasa da, bu oranın gerçekten çok az, nüfus içindeki Alevi oranına kıyasla da çok az olduğunu tahmin edebilir ya da bizzat görebiliriz.

Doktora çalışmam sırasında görüştüğüm Alevilerden birisinin sorduğu şu soruyu da unutmayacağım: Cumhurbaşkanlığı forsundaki ‘16 Büyük Türk Devleti’ arasında neden Safeviler yok? Doğru ya, özbeöz Türkmen, hatta Osmanlı-Safevi mücadelesinde etnik Türk/Türkmen unsurunu yanına çekebilmiş, lideri Şah İsmail Türkçe’nin ünlü şairlerinden olan, İran’a yüzyıllarca hükmetmiş, İran’ı İran yapmış böyle bir Türkmen hanedanı ve devleti, örneğin Akhunların veya Avarların aksine, neden Cumhurbaşkanlığı forsunda bulunmamaktadır? Bu küçük, ama sembolik anlamı büyük örnek bile, Osmanlı döneminde yerleşmiş önyargı ve husumetlerin Cumhuriyet devleti tarafından devralındığına ilişkin
kuşkular oluşturmaya yetiyor.

Alevilik açılımı daha 1960’ların başında hayata geçirilmeliydi. Yarım yüzyıllık bir gecikmeyle de olsa AKP tarafından kapsamlı bir şekilde gündeme getirilmesi güzel bir gelişmeydi, fakat bir kere açıklandıktan sonra gerçekleştirilmemesi üzücü olmuştur.

Şener Aktürk: Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley, Siyaset Bilimi Öğretim Görevlisi.
RADİKAL - 18 Ağustos 2008 

Bu haber toplam 15 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.