1. HABERLER

  2. MAKALE

  3. Korsan Dedelik
Korsan Dedelik

Korsan Dedelik

Korsan DedelikHasan HARMANCIAlevi geleneğinin varoluş ilişkisinin belirleyici kurumu, dedeliktir. Dedelik kurumunun kendisini yeniden üretmesi, dikey ve...

A+A-

Korsan DedelikKorsan Dedelik

Hasan HARMANCI

Alevi geleneğinin varoluş ilişkisinin belirleyici kurumu, dedeliktir. Dedelik kurumunun kendisini yeniden üretmesi, dikey ve yatay olarak toplumsal yapının ne ölçüde güçlü olduğunun anlaşılması açısından göstergedir. Ahlaki kavramlar üzerinden hareket eden Alevi düşü ve bu düşün taşıyıcısı durumundaki geleneksel kurumları, toplumsallığını ne tür bir birliktelik temelinde kullanacağını bu kurumsal işleyişin hareket ettirici merkezciliği üzerinden örgütler. Dedelik kurumu, Alevi felsefesinin birey-cemaat ilişkisi açısından Adalet Teorisinin nasıl oluşacağını belirleyen güçtür. Toplumsal birlikteliğinin temelinde yer alan Adalet Teorisi, bu ahlakın siyasal hayata ne tür bir özgürlük ve egemenlik sunacağına karar verir.

Dedelik kurumu, Alevilikte diğer dinlerin ve yerel inançların varlık alanlarını düzenlemeye çalıştığı üst-yapı sorularını çözmeyi amaçlar. Dedelik âdil olma ile iyi olma ilişkisine yönelik oluşan göndermelerin hak ve erdem açısından nasıl işlediği ile ilgilenir. Alevi öğretisinde dedelik kurumunun yeri, bu tutumları gözeterek daha da yoğunluklu bir önderlik rolü üstlenmiştir. Dedenin rolünün niteliğini belirleyen öncelikli ilişki keramet üretip, kabul ettirebilmesiyle başlar. Ancak sevgi, hoşgörü, adalet ve örgütlenme üreten keramet sahibi bu kimliğin, kendi özgün bilgi ve bilincini taşıması, ilkesel zorunluluk ve avantajdır.

Dede ile talip arasındaki ilişki rızalık seçeneklidir. Bu ilişki modern hayatta rollerin karışması ve sıkışmasını doğurmasına karşın hâlâ bir güç ve saygınlık simgesi olarak yorumlanmaktadır. Dedenin bir üst makam olarak mürşidinden aldığı icazetin yanında, sorumlu olduğu topluk karşısında, başka bir seçenek tartışılmayacak ölçüde, bütünün vicdanı olarak rızalık alarak hareket etmek durumundadır. Rızalık ilkesi, dedeye, kurumsal rollerini sosyal adalet -siyasal adalet diye ayırmadan yürütebilen kimlik olmasını sağlayacak itici ve marifetçi güçtür. Alevi kurumsallığının bu ilkesine öncü olabilmek için dede olacak kimliğin, kendisinden önce dedelik yapan dededen el alması gereklidir. Bu el almanın diğer kardeşlerin varlığı karşısındaki durumu, dede adayının kurumsal kimliğini ve taliplerle ilişkisini belirleyecek ölçüde önem taşır. El alma veya veliaht olma koşulları ve ilkesi özel bir süreçtir. Gönüllülükten öte bir belirlenimle hareket eder. Dede olmada bir bütün olarak Batınîlikte yürütülen el alma ilkeleri zorunludur. Çok yetkin olma veya yeni ocaklar kurulma durumu dışında ilke kolay kolay bozulmaz veya devre dışı bırakılmaz. Dede adayının veya veliaht dedenin, rehber olacak başka bir dedenin bulunduğu dergâh veya tekkede zorunlu bir eğitime ve disipline tabi olması gereklidir. Bu kuralın işlediği rızalık, aslında, hizmeti yürütebilme standardı ve sorumluluk bilincinin taşınabilmesi ile kurumsallaşır.

Bu rızalık kuralı uzun bir süredir güçlü bir biçimde uygulanmıyor. Bu uygulamanın olmaması, Alevi dedesinin kişisel gelişimi açısından önemli bir kesintidir. Bilginin ve öğretinin taşınması açısından sorunun başlangıcıdır. Yetiştirilmeyen dedenin bu zaaflı durumu, el almayan diğer kardeşleri karşısında inisiyatif kullanmasına, eşitler-üstü hareket etmesine olanak vermemekte; sözü otoriter güce dönüşememektedir. Dedenin bilgilenme eksikliği, günümüz toplumsal ilişki ağı içerisinde, ocak sisteminin kirli bir görünürlükle yürütülmesine neden olmaktadır. Dedelik kurumunun kültürel taşıyıcılığı veya bellek yürütücülüğü, biçimsel sürdürümden öteye geçemeyecek ölçüde darlaşmaya uğramaktadır. Dedenin görgüsünü yürüttüğü topluluğa adalet dağıtabilmesi ve razılık sağlayabilmesi için Alevi öğretisinin ilkelerini, felsefesini ve ahlakını bilmesi ve öncelikli olarak da kendi hayatında uygulaması zorunludur. Günümüz Alevi dedeleri Kuran veya modern referanslı bilgi kümelerinden yararlanarak Alevi bireye veya gruba hizmet etmesi, Alevi öğretisine uygun olmadığı gibi, Alevi düşüncesinin gelişmesine de yarar sağlamamaktadır.

Aleviliğin yeni sürecinde dışsal bu ezber ölçünün, ön kabul ve biçimle yürütülmeye çalışılması, dedenin erkân veya ritüelleri tüketmesine, kutsallık ve ihtiyaç temelli anlaşılmasına engel olmaktadır. Alevi bilincinin beklentilerini karşılayamaması Alevi dedesinin, felsefenin özüne uygun düşünmekten uzaklaşması anlamına gelir. Dedeliğin, Alevilikte kurumsal birincil hayati işlevi, adalet merkezciliğidir.  Adalet anlayışını modern toplum hiyerarşisine kaptırmış olan dedelik, körleşmiş, sadece cemdeki ritüel ezberle ibadet etmeyi yeter görmeye başlamıştır. Alevilikte ibadet, belli dönemlerin siyasal ve kültürel kurgularına taşınması durumunda işlevini yetirir. Böylesi bir süreç, Alevi işlevselliğini günlük hayatın içinden kovar, Alevi dedeyi ve talibi korsan bir duruma taşır. Dede ve talip, Alevi can olarak her an rızalı yaşama ilkesi ile hareket etmekle sorumludur. Bir Alevi olarak kendini güncelleyemeyen her can, doğal olarak başka inanç alanlarına atlamak veya oralardan beslenerek dönüşmek, kültürlenmek durumundadır: Tek yönlü ve istem dışı kültürlenme kirlenmeyi belirleyici duruma getirir; Alevi yaşam amacı değişir,  anlam kaybı hızla artar.

Çağdaş kişilik geliştirmesi beklenen Alevinin bu kilitli hale dönüşmesi, insani olma sorumluluğundan uzaklaşmasına yol açmıştır. Alevinin modern algılarla hareket etmesi, onu, Alevileştirmek yerine külli teslimiyete sürükler. Alevi sorumluluğu dededen başlar: Dedeliğin yürütülmesindeki sınıflamayı yükseltecek olan şey, işlevselleşmeyi ve kendi olmayı sağlaması; ötesinde, edebiyat-sanat sahibi olması ve adalet dağıtır duruma gelmesidir. Toplumun formel yanları ile bir araya gelebilecek şecere kimlikleriyle buluşulabilmesi için,  şecerelerde yer aldığı iddia edilen taşıyıcısı felsefeye dönüşümün gerçekleşmesi gerekir. Öz sorunu yaşayan Alevinin bu muradını nasıl yürüteceği, nasıl kolektifleşeceği, söyleyeceği söz ve ilkeler dizinini olasılıklar yerine, aklın oluşturduğu doğasal ihtiyaçlara nasıl bakacağı ile belirginleşebilir.

Hangi Ahlak

Alevi dedesi yaşam alanını, öğretinin ilkelerini çiğneyerek terk ederse eğer, varlık alanı-postu tartışılmaya, yürüttüğü ritüel ve yaptırımlar, modernizm beklentileri karşısında erimeye, buna koşut olarak talip ona karşı durarak kişilik edinmeye başlar. Hubyar Tekkesi’nde geleneksel dayanışma sisteminin bozulmasının nedeni, Alevi simgelerinin dikkate alınmaması veya kaybolması, dedenin işlevsel nedenlerle saygınlığını yitirmesi, Alevi öğretisine uymayan yenilenmiş bir ahlak ile karşı karşıya kalınması ve Alevi edep-erkânlarının terk edilmesi ile olağanlaşmıştır. Kendi ilkeleri dışına çıkarak ilkesizleşmesi veya yeni ilkeler etrafında kendini tanımlamaya çalışması, bu bozulmanın varlığını güçlendirdi. Alevinin günlük yaşam beklentileri olan ölüm, doğum ve günlük kutsallık ihtiyaçlarını karşılamaktan kaçınması, kendisinin kendisi için engel durumuna gelmesi, böylesi bir koşulun doğmasını zorunlu hale getirmiştir. Dede ve kurumun sahibi olarak dergâhlı veya ocaklı kimlik, varlık alanında tüm ihtiyaçları modernleşmeci veya kitabi alana yüklemekle kolayı seçmiş, Alevi bireyin ve öncüsünün inanma ihtiyacını sömürü zeminine sürüklemiştir. İhtiyacını karşılayamayan Alevi birey, işlevsizleşmiş dedesini gereksiz saymaya başlamış,  modern devlet aygıtı karşısında daha dedesini, şecere ilişkisini küçümsemiş, adaletsiz ve rızasız saymıştır.

Bilinç kayışı olarak ele alınabilecek bu olgu, gittikçe toplumsal taraflılıktan kopma veya yabancılaşma ile birlikte dedeyi korsan halini getirmiştir. Dede, somut durumlara verebileceği yanıtları üretememiş, kendisini kuşatan İslami simge, kurum, düşünce ve ahlaka yönelerek, taklitçi bir iktidar ilişkisi içinde korsan hale dönüşmüştür. Hubyar Tekkesi’nin bugün karşı karşıya kaldığı süreç, cem yürütmenin içindeki ilkelerin öncelikli olarak tekke dedesi tarafından eksiltilmesi sonucu iktidar ve saygınlık kaybına neden olmuştur.  Yaşanan hali olağan bulmak durumunda kalan ve ihtiyacı olan ilkeyi üretemeyen Serçeşme ise iktidar ve söz söyleme hakkını açıktan yitirdiğini belirtmese de müdahale edemediği için zorunlu kabul durumunda kalmıştır. Tek-merkezliliği savunan Serçeşme böylesi bir yaradan kurtulmak için yeni yapılanmasını kendi gelenekselliği üzerinden nasıl inşa edeceğini kurgulamayı bilmek ve üretmeyi sorgulamak durumundadır. Alevilik değişimci bir düşünme sistematiğidir; bu nedenle Alevilikte, düşünmeyenin inancı yoktur. Kuralları ve kurumları, öğretisindeki ihtiyaca göre çoğalır. Modernizm, kentleşme veya çevre inançların etkili baskısıyla oluşan kültürlenme, devletin güçlü ekonomik-siyasal ve hukuksal etkisinin kuşatıcı gücüyle birleşerek nesnel malzemesinin önüne set çekmiş ve Aleviliği kendi yapısına yabancılaştırmıştır.

Posttaki Zehirleniş

Hubyar Tekkesi’nde yaşanan bu süreç bariz bir eylemliliktir, kültürleşmedir. Bu eylemlilik, üstelik, birikimli bir akıl olarak karşımıza çıkmaktadır. Modern devlet aygıtından yararlanarak, Alevi kümeye hükmetme çabası, bilinçsiz bir gelişimle, kültür kimliğinin siyasallaştırıcı-sosyalleştirici etkisinin kaybolmasına neden olmuştur. Toplumcu kurumsallaşmasının dayanağı olan adalet, edep-erkân ve ritüel sahipliğini sürdüremeyen dedelik, modern devletin sunduğu hakları ölçü alarak, sisteminin yük sayılmasına neden olmuştur. Aleviliğin akılcıl ve değişime açık yürütücü gücünün, toplumsal birlikte karar ve razılık vericiliğinin hissizleşmesine koşut olarak modern devlet aygıtının ve kültürlendiği İslam’ın temel ilkelerinin kabul edilmesi, süreci, doğasının dışına sürüklenmiştir: Örgütsel birliğin simgesi olan dede üzerinden, tolum teslim alınmıştır.

Dede işlevsel olarak kolektif akıl ve ihtiyacı gerçekleştirici güç iken, modernizm karşısında kendini korumak istedikçe katılaşmış, şecere ile kana bağlanmış ve yabancılaşarak yeni zihniyet kazanmıştır. Bu zihniyet ilk bakışta verimli ve yaratıcı norm üretir gibi görünse de modern Alevi bireyin çok katlı-çok anlamlı kimliği karşısında, felsefi soyutlanmanın da ötesine geçerek işlevsizleşmiştir. Bu durum, Alevi bireyin yabancılaşması yanında dedeliğin de yabancılaşmasını getirmiş, kültürel ve toplumsal egemenliğini yitirmesini sert biçimde yaşamasına neden olmuştur.

Dedeliğin temsiliyetini, Hubyar Tekkesi, devlet aygıtından yararlanarak üretilen adalet anlayışına bağlayınca dedelik varlık alanı daralmış, dayanağının yok sayılmasına neden olmuştur. Hubyar Tekkesi’nde yaşanan sorunun salt siyasal dengeler açısından ele alındığı ABF toplantılarında, Alevi hukuku üretilemediği için çözüm sağlanamamıştır. Ortaya çıkan zihin ve kültür farklılaşması, sorunların çözümünün dışarıda aranmasına yol açmıştır.  Geleneğin merkezi yapısı Hacı Bektaş Dergâhı, soruna müdahale edememiş veya edecek kanallar bulamamış ve varlığının devamlılık taşımadığını göstermiştir. Hacı Bektaş Dergâhı, Osmanlı şeyhülislamlığı boyunca Aleviliğin iktidar merkezi olarak ele alınmasına karşın, modern Türkiye Devleti döneminde kurumsal işlevi bitirilmiştir

Eşit haklar çerçevesinde Alevi dernekleri Dergâh’ın işlevselleştirilerek yeni süreçte iktidar mücadelesinin parçası ve gereksinimi olarak ele alınmasını talep ederken, Hacı Bektaş Postnişinliği yaşadığı sürgün haline karşılık, simgesine yönelik yüzleşmeye girmemektedir.  Dedelik kurumunun işlevini sürdürebilmesi, bu tür sorunlara müdahale etmesi veya taraflılık ilkesi ile bakması durumunda yön bulacaktır. Bu yürütme biçiminin sahiplenilmemesi durumunda, Alevilik hem kategorik olarak modern bir yaklaşım ile ele alınamayacak hem de modern hukuk karşısında işlevselliğini yakalayamayacaktır. Evrensel ve merkezi anlamda korsan bir işlevlilikle Alevilik üretilemeyeceğine göre, otonom gücünü kaybedecek ve görevliliğini İslam’ın uydusu olma durumu ile tamamlayacaktır. Özellikle Cem Vakfı çevresinin bu yönlü talep ve algı üretmesi, Alevi birey ve devletteki bu koşullanmayı boşluk olarak dolduracaktır. Siyasal ve öğretisel genetiği bozulmuş böylesi bir Alevilik kümelenmesi, sorunlarını kendi gelenek değerleri ve otorite saygınlığı ile bütünleyemeyecektir.

Dedelik yapılanması, kültürel şablonları açısından yanıt veremeyeceği ölçüde siyasal ve kültürel işlevinin dışına çıkmış olacaktır. Toplumdaki psikolojik ve sosyal beklentiyi arada bir tetiklese de istenen içsel ve insani koalisyonu sağlayacak gücü yorumlayacak ve sürdürecek derinlemesine analiz gücünü, felsefesini yeniden üretecek biçimde kullanamayacaktır.  Bu gücünü kullanabilme aktifliğine sahip olabilmesi için öncelikle içsel sorun olarak görünen noktalarda çaba göstermesi ve adaleti dağıtır olabileceğine psikolojik olarak kendini inandırması ve eylemli hale getirmesi gereklidir. İçsel işlevsellik/eylemlilik dışsal işlevselliği güçlendirir ve siyasal küme olmayı yaratacak, blok yaratma konusunda dayanışmacı olacak ahlak oluşturur.

Hubyar Tekkesi örneğinde olduğu gibi devletin, Alevi tekke ve kutsal merkezlerine el koymak için çeşitli hukuksal ve idari hareketlere destek vermesi, siyasallaşmış ve bölünmüş kümeleri çıkarlarına göre hareket edecek biçimde desteklemesi ve sorunu olabildiğince kamu alanına taşıması; dikkatle irdelenmelidir.  İlk elden akılcıl ve çözümleyici görünmesine karşın, Alevi öğretisinin ve siyasallığının beklentisi ölçü alındığında Alevilik adına ciddi bir kayıp olacaktır bu. Aleviler kendi yaşam alanlarını, ya örgütlenerek ya da ilgisiz kalarak yerel yönetimlere veya genel yönetimlere teslim etmek durumunda kalacaklardır. Hubyar Tekkesi çerçevesinde oluşmuş dernek ve vakıflar, tüm Alevi camiasında olduğu gibi bilinçli veya bilinçsiz büyük bir sorumsuzluğun parçasına dönüşmek üzeredirler. İktidar mücadelesi ve kişiselleştirmeler yüzündün tekkenin Alevilik amaçlı işlevini yerine getirmesine engel olacak ölçüde köy tüzel kişiliği aracılığıyla devlete hukuksal olarak bağlandırılma çabası, Aleviliğe hukuksal olarak darbe yapılmasıdır.

Çokça tartışılmayan bu mahkemelerin-yargılamaların öncelikle Alevi uzlaşımına ihtiyacı bulunmaktadır. Örnek bir dava temsiliyetinde olan bu tekke davası Aleviliğin kendi siyasal ve inançsal mekânlarını devlet katında kaybetmesine ve süreç içinde hiçbir şekilde giremeyeceği yerlere dönüşme potansiyeli taşımaktadır. Yerel bir dava olarak ele alınan bu davanın sorumluluğu önemli ve belirleyicidir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın uzun süredir yürüttüğü, bu tür yerlerin hurafe ürettiği ve İslam’ın yanlış anlaşıldığı tezinin dayanağı olarak kapatılması veya kontrol edilmesi talebi ne yazık ki Alevi örgütlerinin çözüm üretememesi ve postnişinliğin ilgisizliği nedeniyle bir tarihsel ve hukuksal soruna dönüşmek üzeredir.

Alevilikteki sorunlar Alevi birey temelli sorunlar olmaktan çok, kurum ilkeli sorunlardır. Müdahale, dönüştürme ve devşirme yetkinliğini güçlendiremeyen yapı, toplumsal göndermelerini kullanamadığı gibi, kültürel ideasını ve iradesini de yeniden ilksel duyarlılık, kutsallık ve tanınma psikolojisine taşıyamayacaktır. Aleviliğin genel eğilim beklentileri ile ahlaki yapısı birbirinden uzaklaştıkça ve sadece söylem düzeyinde kaldıkça, zihniyet olarak yerlilikten kurtulma ve rollerine kavuşma boyutunu kazanamayacaktır. Bu kazanımlarını oluşturamayan Alevilik, kimliksel olarak sistem dışı ve korsan duruma düşecek, taklit biçimcilikten kurtulamayacaktır. Alevilik sadece siyasal tartışma alanı değildir. Sosyalleşme gücü veya yetkinliği daha çok felsefi gücünün egemen hale gelmesi ile erk haline gelir. Bu nedenle şimdi korkusuzca ve ilkelere bağlılığı arttırarak içe yönelip sorunları azaltma, özgürleşme ve insanlığa katkı verme zamanıdır.

Hasan HARMANCI

n

Alevi Haber - 21 Şubat 2011

Bu haber toplam 11 defa okunmuştur
Etiketler : ,

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.