1. HABERLER

  2. BASINDA ALEVİLER

  3. Mahalle Baskısı Türkiye'de Anlaşılır Hale Geldi
Mahalle Baskısı Türkiye'de Anlaşılır Hale Geldi

Mahalle Baskısı Türkiye'de Anlaşılır Hale Geldi

Mahalle Baskısı Türkiye'de Anlaşılır Hale GeldiBİRGÜN GAZETESİ DİZİ YAZI VE ARAŞTIRMA DOSYALARI / MAHALLE BASKISINDAN DEVLET BASKISINA  MAHALLE...

A+A-

Mahalle Baskısı Türkiye'de Anlaşılır Hale GeldiMahalle Baskısı Türkiye'de Anlaşılır Hale Geldi

BİRGÜN GAZETESİ DİZİ YAZI VE ARAŞTIRMA DOSYALARI / MAHALLE BASKISINDAN DEVLET BASKISINA
 
MAHALLE BASKISI TÜRKİYE’DE ANLAŞILIR HALE GELDİ
    
“Ben mahalle baskısını çoğunluğun, gidecek başka yerleri olmadığı için kendi içlerinde yaşayan azınlıklara karşı baskısı olarak anlıyorum. Mahalle baskısının geleceği, birçok şeye bağlı. Öncelikle AKP’nin geleceğine... Sonra da AB sürecinde katedilecek yola”...

Gazeteci Ruşen Çakır, bazı İslamcılara göre “mahalle baskısı” kavramını bu kadar güncelleştirdiği için “vebal” altında… Kimileri bunu açık bir dille ifade etti. Dizimizin bu bölümünde Ruşen Çakır’a “mahalle baskısı”nı sorduk.

Ruşen Çakır gazetecilik sorumluluğu çerçevesinde gerçekte çok önemli bir işlev gördü. Nitekim, çok dillendirilmese bile herkes bir biçimde mahalle baskısını, mahalle baskısının devlet baskısına dönüşen hallerini yaşıyordu. Özellikle de Anadolu’da durum hayli sıkıntılıydı, ancak ne ulusal medyaya ne de aydınların gündemine geliyordu. Tartışmanın başlamasıyla birlikte medya mahalle baskısı örneklerini sayfalarına taşımaya başladı. Hatta öyle bir hale geldi ki bu tartışma, baskıyı yapanlar baskıya maruz kaldıklarını ileri sürdüler. Ne var ki, gerek BirGün’de süren dizimizde gerekse açık Toplum Enstitüsü’nün araştırmasında bu iddianın sahipleri iyot gibi ortada kaldılar. Anlatılanlar, gözlemler, medyaya yansıyan olaylar; sözkonusu araştırma ve benzer saha çalışmalarıyla birer birer gün yüzüne çıkıyordu. Zaten mahalle baskısı Türkiye için yeni bir şey değildi. Sadece ve sadece bu kadar dillendirilmiyor, konuşulmuyor, gündem oluşturmuyordu.

Dizimin bu bölümünde Gazeteci Yazar Ruşen Çakır’ı sayfamıza konuk ettik. Çakır, 2008'de Prof. Şerif Mardin ile yaptığı röportajla birlikte Türkiye gündemine giren mahalle baskısını anlattı:

» Mahalle baskısı kavramı akademik çevrelerde kalırken sizin Prof Şerif Mardin ile görüşmenizi takiben gündeme hayli sıcak biçimde oturdu? Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her şeyden önce çok olumlu buluyorum. Türkiye’de ne zamandır süren ama bir türlü layıkıyla kavramsallaştırılamayan bir tartışma, kavga bu sayede daha anlaşılır bir şekilde sürdürülür oldu. Kuşkusuz Şerif Hoca’nın tamamen iyiniyetle ve bir bilim insanı sorumluluğuyla geliştirdiği bu kavramı kendi çıkarları için eğip bükenler olmuştur, bundan sonra da olacaktır. Her iki kutupta da ‘mahalle baskısı’nı işlerine göre kullanmak veya kullandırmamak isteyenler bulunmasının bir yerden sonra pek bir anlamı yok, çünkü bu kavram büyük çoğunluk tarafından gerçekten anlaşıldı, benimsendi ve gerektiği zaman kullanılıyor.

» Kavramı Türkiye ile tanıştıran bir kişi olarak siz mahalle baskısını nasıl tanımlıyorsunuz?

Çoğunluğun, gidecek başka yerleri olmadığı için kendi içlerinde yaşayan azınlıklara karşı baskısı olarak anlıyorum. Azınlığı sindirme ve mümkünse çoğunluk gibi yaşamaya, düşünmeye sevk etmeyi hedefleyen bu baskının, bir yerden sonra dini-imanı, etnisistesi yok. Fakat ülkemizde esas olarak, Sünni muhafazakârların, gerektiğinde milliyetçilikten de bol bol istifade ederek Alevilere, başka dinlerden insanlara, dinsizlere ve kendilerini Sünni Müslüman olarak görmekle birlikte dini pratiklere ve yaşam tarzına pek iltifat etmeyen kesimlere yönelik baskılar öne çıkıyor. Kimi yer ve durumlarda Sünni dindarlara yönelik baskılar da olduğu muhakkaktır, fakat bunların başka baskıları meşrulaştırmak için kullanılması kabul edilemez.

» AKP ile birlikte mahalle baskısı arttı mı? Size göre bunun yakın tarih nüveleri ne zaman atıldı?

AKP ile kuşkusuz arttı, fakat burada Prof. Mardin’in ‘bu öyle bir hava ki AKP’yi bile döver’ sözlerini akılda tutmak lazım. Kimi AKP’li kadroların, yerel yöneticilerin ve mülki amirlerin uyguladığı baskıların büyük ölçüde AKP merkezinden gelen talimatla yapılmadığını düşünüyorum. Bence esas sorun, AKP’nin mahalle baskısını teşvikinden değil de göz ardı etmesinden, ona gereken önemi vermemesinden ve kimi durumlarda onunla mücadele etmekten çekinmesinden kaynaklanıyor.

» Türkiye bu kavramı tartışırken özgürlükler konusunda bir yol alabildi mi?

Daha yolun başındayız ama şunu unutmamak lazım: Bu kavram ve beraberinde başlayan tartışma sayesinde, kendilerine baskı uygulanan kişi ve çevreler, bunun kaderleri olmadığını, buna karşı çıkabileceklerini gördüler. Hele Prof. Hakan Yılmaz’ın önerdiği ‘laiklik ombudsmanlığı’ hayata geçirilecek olursa, gerek devlet, gerek yerel yönetimler, gerekse de toplumdan kaynaklanan baskılara karşı daha ciddi bir şekilde mücadele etme imkanına kavuşuruz.

» Vatan gazetesinde yayımlanan son dizide, hayli karanlık bir tablo çizildi. Siz on yıllık süreç içinde mahalle baskısının geleceği noktayı nasıl görüyorsunuz?

Mahalle baskısının geleceği, birçok şeye bağlı. Öncelikle AKP’nin geleceğine. Sonra da AB sürecinde katedilecek yola. Yine de, inişli çıkışlı bir grafiğin ardından daha olumlu bir noktaya geleceğimizi düşünüyorum.

***

Tartışmalara Ruşen Çakır’ın yorumu

Mahalle baskısı üzerine yürütülen tartışmayı Ruşen Çakır üçe ayırıyor. Birincisi “Tabii ki var” diyenler. Bu konudaki saptamaları şöyle: “Muhafazakâr kesimlerin kendilerinden olmayan, kendileri gibi düşünüp yaşamayan kişi ve gruplara karşı baskı uyguladığı saptaması tabii ki en çok ‘laikliğe duyarlı kesimler’ diye tanımlayabileceğimiz çevreler tarafından benimsendi. Yıllardır dile getirdikleri ‘şeriat tehditi’nin bu kavramsallaştırmayla onaylanmış olduğunu savundular.

İkinci grup ise; “Tabii ki var, ama...” diyenler. Bu kesim için de Çakır’ın değerlendirmesi şöyle: “Bu öbektekileri de iki grupta inceleyebiliriz. Bir yanda, Türkiye’de toplumun değişik kesimleri üzerindeki baskının öncelikle devletten, hatta devletin içinde de ordunun başını çektiği Kemalist kurumlardan geldiğini düşünenler var. Onlara göre ‘mahalle baskısı’ diye bir olgu söz konusu olabilir ancak bunun öne çıkartılması esas hedeften sapmaya yol açabileceği için gereksiz ve yanlıştır. Tüm enerjinin siyasi alana hasredilmesini savunan bu kişiler ‘mahalle baskısı’ kavramının kullanımının demokrasiyi zayıflatıp demokrasi dışı odakları güçlendirdiğini ileri sürebiliyorlar. İkinci grupta yer alanlarsa “mahalle baskısı”nın sadece dindarlardan kaynaklanmadığını, onlara yönelik baskıların da söz konusu olduğunu vurguluyorlar. Bu konuda en sık verilen örnek tabii ki üniversitelerde yıllardır süren başörtüsü yasağı ve sorunu. Hatta aralarında ‘mahalle baskısı’ kavramının dindarlar üzerindeki baskıyı meşrulaştırmak için kullanıldığını ileri sürenler de mevcut.

Son olarak da “Tabii ki yok” diyenler… Bu yaklaşımı ise Ruşen Çakır şöyle değerlendiriyor:

“Mahalle baskısı kavramını Türkiye’deki İslami canlanmanın önünü kesmek için türetilmiş bir ‘psikolojik savaş’ aracı olarak görenler de oldu. Bu yaklaşım sahiplerinin kimisi, münferit olaylar sayılmazsa, dindar kesimlerin kesinlikle kendilerinden olmayanlara karşı herhangi bir sistematik baskı uygulamadığını söylüyorlar. Birçok örneği baskı olarak değil de ‘İslami tebliğ’ olarak görüyor ve göstermek istiyor.”

***

Ve Çakır’dan ikinci kitap: Mahalle Baskısı Var mı Yok mu?

Gerek birinci kitabın yankıları gerekse Açık Toplum Enstitüsü’nün Prof. Binnaz Toprak başkanlığındaki araştırması Türkiye’de mahalle tartışması baskını daha da alevlendirdi. Bu durum Ruşen Çakır ile Gazeteci İrfan Bozan’ın ikinci kitabıyla yeni bir boyuta taşındı. İkili, Türkiye’nin önde gelen gazeteci, akademisyene ve aydınlardan oluşan 45 kişiye mikrofonu uzattı ve mahalle baskısını sordu. Ruşen Çakır’ın İrfan Bozan ile hazırladığı “Mahalle Baskısı Var mı Yok mu?” kitabında görüş bildiren isimlerin değerlendirmelerinden bazıları aşağıda bulunuyor.

MEHMET ALİ BİRAND-Kanal D Haber Yayın Yönetmeni:

Mahalle baskısı tartışmalarını her iki taraf için de son derece yararlı buluyorum. Laiklerin de kendi içinde mahalle baskısı var, aynı şekilde AKP takımının da içinde mahalle baskısı var. Yani biz bunun içinde yaşıyoruz. En basitinden CHP lideri Baykal çarşaflı birine rozet taktı diye kendisine mahalle baskısı uygulanıyor. AKP de, yönetimde başı açıkları artırmayı düşünüyor ama üzerinde baskı hissediyor. Mahalle baskısını denetlemek pek zordur çünkü o fısıldanarak söylenir, kimsenin şeyi olmaz, geçerken yoldadır, o bir bakıştır, bir tutumdur, sırtını dönmektir.

AHMET TAŞGETİREN-Bugün gazetesi:

Mahalle baskısı olduğu söylenebilir. Ama hangi alanda diye sorulduğunda bu alanların çeşitlenebilir olduğunu düşünüyorum. Şerif Mardin onu daha çok muhafazakâr çevrelerin onun dışındaki çevrelere yönelik bir baskısı olarak gündeme getirdi. İktidarda AKP var, onun oluşturduğu bir moral iklim var. Onun toplumdaki, tabandaki etkinliği var. Bu etkinlik böyle düşünmeyenlere yönelik bir baskı ortamı oluşturabilir gibi, oradan da başladı tartışma.

NURAY MERT-Radikal gazetesi:

Hiç duymadığımız, yeni icat edilmiş bir kavram değil ama yeni bir olaya yeni bir kavram anlamında. Zaten olay da çok yeni değil. Belki AKP döneminde yaşadıklarımıza uyarlanması yeni. Yoksa toplumsal hayatın her aşamasında, tarihsel sürecin her döneminde, özellikle değişim dönemlerinde bu tür baskılar yaşanıyor.

Ahmet Çakmak-Marmara Üniversitesi İktisat Teorisi Kürsüsü emekli öğretim üyesi:

Cumhuriyet Türkiyesi özelinde bu bir intikam boyutunu da içerir. Çünkü Kemalizm on yıllardır ötekilerine mahalle ve devlet baskısı uygulamıştı, şimdi intikamı alınıyor. Gerisi yapılanın rasyonalize edilmesidir. Kimisi başı açık olanları dinsiz görür. Dolayısıyla otobüste başı açık yaşlıya, yani dinsize yer vermektense başı kapalıya yer vermeyi tercih eder. Çünkü başı kapalı olan dini bütündür, dolayısıyla saygındır.

ESER KARAKAŞ- Bahçeşehir Üniversitesi İİBF öğretim üyesi:

Mahalle baskısı var tabii. Olmaz olur mu, her zaman da olmuştur, bu yeni bir şey değil. Dönem dönem konular, alanlar değişir ama mahalle baskısı Türkiye'de maalesef vardır. Bireyselleşmenin çok güçlü olmadığı, devletin dominant olduğu, demokrasinin, birey haklarının çok gelişmediği yerlerde farklı alanlarda, farklı dönemlerde, konjonktürlerde mutlaka mahalle baskısı denen bir şey oluyor.

Mustafa Karaalioğlu-Star gazetesi:

Mahalle baskısı dediğimizde bu kimilerine göre iktidarla mücadele eden birtakım çevrelerin sloganı, kimilerine göre iktidara karşı partilerin, muhalefet partilerinin sığınabildikleri bir liman. Öte yandan zaman zaman Türkiye'de cumhuriyet mitinglerinin yansıttığı, ürettiği havanın da devamıymış gibi görünen bir kavram haline geldi.

Ali Bayramoğlu-Yeni Şafak:

Mahalle baskısı endişesi anlaşılır bir endişedir. Çünkü dünyanın birçok yerinde İslami hareket bu temelde büyümüştür. Cezayir'e baktığımız zaman mahallelerden hareketle çevre çevre yayılmıştır, İran'da benzer eğilimler olmuştur. Türkiye'de bunlar olmamakla birlikte tabii bu mahalle baskısı fikrinin değil, bir tür yaşam biçiminin, bir geleneğin daha egemen bir dil olarak etrafa yayıldığı bir baskı aracı olduğu söylenebilir. Ama mahalle baskısından hareketle bir politik tutum ve sosyolojik bir halin açıklanmasını her zaman uygun görmüyorum.

MEHMET ALİ KILIÇBAY- Newsweek Türkiye:

Günümüzde varoşlarda, aynı etnik kökenden, aynı yöreden göç etmiş, aynı dinsel inanç veya tarikat bağlantıları içinde olanlar bir mahalle oluşturuyorlar. Baskı zaten buradan kaynaklanıyor. Türdeşlikten sapanları türdeşliğe geri döndürmek üzere ya da hiç türdeş değillerse türdeş yapmak üzere yapılan bir baskı söz konusu. Mahalle baskısı dediğimiz de bu oluyor zaten.

ÖZDEMİR İNCE-Hürriyet gazetesi:

Ramazan aylarında oruç tutmayanlar kendilerini gizlemek ve gündelik hayatlarını değiştirmek zorunda kalıyorsa elbette bir mahalle baskısından söz etmek zorundayız. Ramazan ayında oruç tutanlara özel saygı ve dikkat gösterilmesini istemek vatandaşlık haklarına tecavüz sayılmalı. Ramazan ayında lokantalar kendiliğinden kapatılıyorsa, içkiyi bir yana bırakalım su içmek bile fiilen yasaklanıyorsa, böyle bir ülkede özgürlük olduğu söylenebilir mi? Oruç tutmak, oruç tutan kişiyi imtiyazlı hale getiriyorsa, laik bir toplumdan söz edilebilir mi?

CÜNEYT ÜLSEVER-Hürriyet gazetesi:

Türkiye'de ve Türkiye gibi ülkelerde sosyolojik anlamda mahalle baskısı her kesimde her dönem var olmuştur, ancak kimin daha etkin mahalle baskısı yaptığını o dönemin iktidarları tarif eder. Belirli dönem diyelim ki Kemalist ideoloji yükselir, o dönemde Kemalist ideolojinin lehine mahalle baskısının etkisi artar. İslamcı görüşe yakın bir iktidar olduğu zaman da, şu anda yaşadığımız gibi, İslamcı ideolojinin, İslamcı hayat algılama tarzının peşinde koşan insanların diğerlerine uyguladığı baskı artmaya başlar.

MÜMTAZER TÜRKÖNE-Zaman gazetesi:

Türkiye'de mahalle diye bir şey kalmadı. Ben bunu toplumda genel kabul gören basmakalıp davranışlar, eğilimler, inançlar, tercihler ve anlayışların başkalarına dayatılması olarak anlıyorum. Fakat bu büyük ölçüde medya tarafından oluşturulan model toplumlara özgü, mahallenin olmadığı, geleneksel mahallenin olmadığı modern toplumlarda büyük ölçüde kitle iletişim araçlarıyla oluşturulacak bir şey. Genel kamuoyu baskısı hissedenlere bunu sormak lazım. Objektif olarak böyle bir baskının mevcut olduğunu düşünmüyorum.

GÜNERİ CİVAOĞLU-Milliyet gazetesi:

Mahalle baskısının varolduğuna dair hiç şüphem yok. Son derece açık. Nasıl Nişantaşı’nda ters bakılıyor tesettürlüye, ama kimse de bir şey söylemiyor… Oralarda ise ters davranılıyor. Bir kadın masum dekolteli bir kıyafetle Fatih Çarşamba’ya gitsin ve baksın ne oluyor. Ama tesettürle gitsin Nişantaşı’na, aynı oranda tepki görmez.

HÜSEYİN GÜLERCE-Zaman gazetesi:

Biraz ideolojik kalıplara esir olmaktan kaynaklanan, meselelere ideolojik bakmanın getirdiği bir mahalle baskısı var. Bir de insanların demokrasiyi özümseyememelerinin getirdiği bir mahalle amigoluğu gibi pozisyonları var. Belki de en büyük takiyye Türkiye'de demokrasi konusunda var. Demokrasi konusunda takiyye yapılmasa mahalle baskısı diye bir şey olmaması lazımdı. Çünkü bir konu ya doğrudur ya yanlıştır, siz kimden yana olacaksınız, doğrudan yana mı yanlıştan yana mı? Eğer sizin mahalledekiler yanlışı savunuyor, siz de “Aynı mahalledeniz, benim de onlardan ayrı düşmemem lazım” diyorsanız demokrasiden uzaklaşmış olursunuz.

***

Ruşen Çakır’dan birinci kitap: Mahalle Baskısı

RUŞEN Çakır, Sosyal Sorunları Araştırma ve Çözüm Derneği (SORAR) yayınları arasından çıkan “Prof. Şerif Mardin’in Tezlerinden Hareketle Türkiye’de İslam, Cumhuriyet, Laiklik ve Demokrasi: Mahalle Baskısı” adlı derlemesinde; Prof. Mardin’in ortaya koyduğu görüşlerin yansımalarını kitaplaştırdı. Kitap, mahalle baskısı kavramının tüm detaylarını ortaya koyarken, özellikle konuyla ilgili çevrelerin de sağlıklı bir kaynağa ulaşmalarını sağladı. Kitap, konferans sonrası medyada yeniden başlayan ve giderek harareti yükselen tartışmanın yansımalarını da içerdi.  Ruşen Çakır, yeni tartışmayı bakın nasıl ifade etti:

“Cemal Reşit Rey Salonu’nda düzenlenen ve bir TV kanalı tarafından da yayınlanan toplantıda Prof. Şerif Mardin’in yaptığı imam-öğretmen kıyaslaması; ‘iyi, doğru ve güzel’ arayışı ile Cumhuriyet’in ilişkisi gibi konularda dile getirdiği görüşler yeni ve canlı tartışmalara yol açtı. Bir yıl önce Prof. Mardin’e sahip çıkan laikliğe duyarlı kesimlerin bu sefer hayal kırıklığına uğramaları; daha önce ‘mahalle baskısı’ kavramını ortaya attığı için ona diş bileyen muhafazakârların bu kez Prof. Mardin’i yüceltmeleri Türkiye’nin fikir dünyasının gerçek yüzünü bir kez daha anlamamıza yardımcı oldu.”
 
BİRGÜN - 14 Mart 2009

Bu haber toplam 10 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.