“ENEL HAK” ( Hallac-ı Mansur) ve “BEN VE BABA BİRİZ” ( Hz. İsa)

“ENEL HAK” ( Hallac-ı Mansur) ve “BEN VE BABA BİRİZ” ( Hz. İsa)

Alevilik ve İseviliği araştıranlar, çalışmalarına başladıktan kısa bir zaman sonra, iki önemli kişinin ilginç sözlerine rastlamaktadırlar: Hallac-ı Mansur’un “Enel Hak” ifadesi ile Hz İsa’nın “Ben ve Baba biriz”iddiası. Her iki söz, “Ben Tanrı’yım” anlamına gelmektedir ve bu sözler her iki kişinin ölümüne neden olmuştur.
Gözlediğim kadarıyla Hallac-ı Mansur, Alevi Bektaşilerin en çok söz ettiği şahıslardan biridir. Çünkü Mansur, yobazlığa karşı direnmenin simgesi olmuş ve şekilciliğin kurbanı olarak akıllarda kalmıştır. Bilindiği gibi, Hz İsa da yobaz din bilginlerinin kıskançlığının hedefi olmuş ve kurban edilmiştir. Mansur ve Hz. İsa’nın yaşam öykülerinde o kadar çok paralellik var ki, dünyaca tanınan ve Hallac-ı Mansur konusunda rakipsiz uzman olan araştırmacı Louis MASSIGNON şunu yazmaktadır: ” Görülüyor ki Hz. İsa’ya benzeme olgusu Hallac’ın yaşamının temel özelliklerinden biridir.” (1)
Buna karşılık, bu yazıda Hallac-ı Mansur’un “Enel Hak” ve Hz. İsa’nın “Ben Tanrı’yım” anlamına gelen sözlerini karşılaştırarak bu iki büyük din önderinin arasında çok önemli farklılık olduğunu göstermek istiyorum.
Hallac-ı Mansur: “Enel Hak”
M.S. 856 yılında İran Tur kentinde kentinde doğan Hallac-ı Mansur, çeşitli dinler ve mezheplerin olduğu bir bölgede büyür. Genç yaşta Arapçaya hakim olup Kuran’ı hadisleri öğrendikten sonra ergenlik çağındayken İslam’ı araştırmaya yönelir. Çağın en etkin süfi büyüklerinin öğrencisi olur ve evlenir. Benimsediği batıni İslam yorumunu ve Tanrı’ya yaklaşma yolunu yaymak için Fars, Horasan, Türkistan ve Hindistan’a kadar seyahat eder. Üç kez de Mekke’ye gidip hacı olur.
Hallac-ı Mansur’un yaydığı sufi öğretileri ve sergilediği yaşam ona çok mürit kazandırmıştır. Tanrı sevgisi, Tanrı’ya yaklaşmanın yolu ve batıni İslam fikirlerini öğretmesi ile birlikte çok sayıda mucize yaptığı da söylenir. Ama yaşadığı çağın siyasi, sosyal ve etnik bakımdan çok karışık bir ortam olmasından dolayı zaman zaman ve yer yer Mansur öğretileri hoş görülmez. Mansur, İslamiyet’in şartları ve ibadet şekillerine batıni yorumlar getirdiği için kimileri tarafından da zındıklıkla suçlanmıştır. Başına en çok dert açan sözü ise “Enel Hak” ifadesi olmuştur.
Mansur’un “Enel Hak” sözü, “Ben Hakk’ım”, “Ben Tanrı’yım” demek idi. O zamanki siyasi güçler ve din yetkilileri, Mansur’un bu öğretilerini içlerine bir türlü sindiremediler. Çünkü onlara göre Hallac’ın “Ben Tanrı’yım” demesi, Hallac’ın tek olan Yaratan Allah’a eş koşması demekti. Bir insanın kendisini Allah’la eşit kılması şirk, küfür, zındınlık, hakaret anlamı taşıdığından şeriat gereği böyle bir insanın idam cezasına çarptırılması gerekirdi. Bunun için, Hallac-ı Mansur tutuklanıp yargılanır ve “Enel Hak” dediğini inkar etmediği için M.S. 922 yılında Bağdat’ta çarmıha gerilir, elleri, ayakları ve başı kesilir. Sonra vücudu yakılır ve külleri Dicle nehrine atılır. Böylece Mansur, bugüne kadar sufi-batıni inanç akımlarında yobazlığın, şekilciliğin ve hoşgörüsüzlüğün kurbanı, şehidi ve simgesi olmuştur.

Hallac-ı Mansur’u ve Hz. İsa’yı ölümüne getiren nedenler birbirine çok benziyor. Her ikiside, “ben Tanrı’yım”dedi ve yaşadığı ortamdaki din bilginleri, “Bu adam kendisini tek olan Yaratıcı Allah ile eşit kılıyor” diye anladılar Her ikisi de küfreden zındıklar” muamelesi görerek öldürüldü. Buraya kadar Mansur’un ve Hz. İsa’nın öyküleri paralel gidiyor.

Hz. İsa: “Ben ve Baba biriz”
Hz. İsa’nın yaşamının özeti şudur: Peygamberler aracılığıyla doğması önceden bildirilir. Bakire olan annesi Hz. Meryem, Allah’ın isteğiyle hamile kalır ve Hz. İsa’yı doğurur. Hz. Musa’nın şeriatına harfiyen uyan bir ailede büyüyen Hz. İsa, otuz yaşlarındayken dini hocalık yapmaya başlar. Sözleriyle, sevgisiyle ve mucizeleriyle Yahudilerce beklenen Mesih (Tanrı tarafından seçilmiş kişi, Kurtarıcı) olduğunu gösterir. Hz. İsa’nın öğretileri, Tevrat ve Zebur’un esas ilkelerini doğrular ama yobazlaşmış Yahudi din bilginlerinin uydukları yasalar ve geleneklere ters düşer. Tanrı sevgisi ve insan sevgisi ilkelerine dayanan Hz. İsa’nın öğretileri ve davranışları Yahudi halkını sömüren din görevlilerinin ve Romalı yöneticilerin işine gelmediği için, Hz. İsa’yı yok etmek amacıyla sebepler ararlar. Hz. İsa da kendisini öldürmek isteyenlere gereğinden fazla gerekçe sağlar. İşte üç örnek:
1) Hz. İsa, Yahudilere, “Tanrımız diye çağırdığınız Babamdır”(2) ve sonra “ben ve baba biriz” dedi. Yahudiler hemen Hz. İsa’yı öldürmek üzere taşlamaya kalktılar. Hz. İsa,Yahudilere birçok iyi işler yaptığını hatırlattı ve bunların hangisi için taşladıklarını sordu. Yahudiler şöyle cevap verdiler: “Seni iyi işlerden ötürü değil, küfür ettiğin için taşlıyoruz. İnsan olduğundan halde Tanrı olduğunu ileri sürüyorsun.”(4)
2) Hz.İsa,Yahudilerce kutsal sayılan onlarca hiç iş yapılmaması gereken Sept (Cumartesi )günü bir felçliyi iyileştirdi. İncil’de, olay şöyle kayıtlı:
“Sept günü böyle şeyler yaptığı için, Yahudiler İsa’ya zulmetmeye başladılar. Ama İsa, onlara şu karşılığı verdi. ” Babam hala çalışmaktadır, ben de çalışıyorum.”
İşte bu nedenle Yahudiler O’nu öldürmek için gayret ettiler. Çünkü yalnız Sept günü düzenini bozmakla kalmamış, Tanrı’nın kendi babası olduğunu söyleyerek kendisini Tanrı’ya eşit kılmıştı.” (5)
3) Başka bir felçliyi iyileştirdiği zaman Hz. İsa, iyileşen adama, “Oğlum, günahların bağışlandı”(6) dedi. İncil, Hz. İsa’nın bu sözlerini duyan din bilginlerinin düşündüklerini şöyle aktarıyor: “Bu adam neden böyle konuşuyor? Tanrı’ya küfrediyor! Tek Tanrı’dan başka kim günahları bağışlayabilir?”(7)
Sadece bu üç örnekten de anlaşılıyor ki Hz. İsa, kendisini Yahudilerin inandığı tek olan Tanrı ile eşit kıldı. Kısacası Hz. İsa,Yahudilerin yüzlerine karşı şöyle dedi: “Ben, sizi yaratan ve sizin tapındığınız tek olan Tanrı’yım.” Yahudiler için Hz. İsa’nın sözlerine başka yorum getirmek olanaksızdı.Bilindiği gibi, Yahudiler tarihleri boyunca putperestlere ve çok tanrıcılığa inanlara karşı tevhit’i (Allahın tekliğini) savunan bir topluluktu. Doğal olarak, Yahudiler Hz. İsa’yı şirk, küfür, zındıklık ve hakaretle suçladılar ve yasa gereği onu idam cezasına çarptırdılar. Sonra Hz. İsa işkence gördü, çarmıha gerildi ve öldürüldü.
Hallac-ı Mansur’u ve Hz. İsa’yı ölüme götüren nedenler birbirine çok benziyor. Her ikisi de, “ben Tanrı’yım”dedi ve yaşadığı ortamdaki din bilginleri, “Bu adam kendisini tek olan Yaratıcı Allah ile eşit kılıyor” diye anladılar. Her ikisi de “küfreden zındıklar” muamelesi görerek öldürüldü. Buraya kadar Mansur’un ve Hz. İsa’nın öyküleri paralel gidiyor.
Ama olayları burada bırakırsak son derece önemli bir noktayı gözden kaçırmış oluruz. O da şu: Mansur ve Hz. İsa, “Tanrı” derken, neyi kastediyorlardı? Yani Mansur’un ve Hz. İsa’nın Tanrı anlayışları onları dinleyenlerin Tanrı anlayışlarıyla aynı mıydı? Mansur’un Tanrı anlayışı dinleyicilerin anlayışından çok farklıydı, ama Hz. İsa’nın Tanrı anlayışı onu dinleyenlerin anlayışı aynı idi.
Her şeyden önce Hallac-ı Mansur bir sufi idi ve doğal olarak, “Ben Tanrı’yım” demesinin içerdiği Tanrı kavsamı, tasavvufi bir anlam taşıyordu. Mansur’un benimsediği sufi “vahdet-i vücut” anlayışına vakıf olmak gerek. Prof. Dr. NİYAZİ ÖKTEM , sufilerin Tanrı anlayışını şöyle anlatmaktadır: “Hallac’ın din ve Tanrı anlayışı tamamıyla Anadolu Alevileri’ninkini yansıtmaktadır. Sufi kökenli bu anlayış Allah’ın bir öz, cevher olarak kabul eder. Bu ilahi güç fışkırarak kendini ortaya koyar, sıfatlarını sergiler. Bir monizm, bir teklik söz konusudur. Yer ve gök, tüm evren Tanrı’nın görünüm vasatıdır. Ancak yaşanan bu evren sadece madde değildir, akıl ve sevgi doludur.” (8) “Tasavvuf felsefesi bilindiği gibi bir panteizmdir. Yani Tanrı- Doğa içiçeliği tasavvufun özünü oluşturmaktadır. “Enel Hak” diye Hallac doğa içinde maddi ve manevi varlığıyla Tanrı’nın bir parçasıdır.”(9)
Bu anlayışa göre evren, Tanrı, ve insan birdir, yaradan ve yaradılış ayrı değildir. Bu “evren, insan Allah” tekliğine inandığı için Hallac-ı Mansur rahatça, Ben Tanrı’yım, ben Gerçeğim, ben Hakk’ım diyebiliyordu. Tabi ki bu inanç, klasik “Allah ayrı, yarattığı evren ayrı” düşüncesiyle bağdaşmaz. Onun için “yaradan-yaratılış” ikilemesine inananlar Mansur’u doğal olarak küfür ve şirkle suçlayabildiler. Prof. Dr. ÖKTEM, bu durumu şöyle açıklıyor: “Sufilik; vahdet-i vücud anlayışıyla da panteist bir tanrı benimsemektedir ki, bunun kökenini, Antik Yunan felsefesinde bulmak olanaklıdır. Bilindiği gibi İslam’da sufilik dışında Tanrı, doğa içiçeliği anlayışı yoktur.” (10) “Oysa Sünni anlayışta yaratan- yaratılan ikilemi vardır.”(11) işin ilginç yanı bir Sünni olarak Hallac’ın bu monizmi (tekçi) savunmuş olmasıdır.” (12) “Hallac’ın tek kusuru, kurulu düzenin anladığı İslam yorumunu benimsememiş olmasıydı.” (13) Kısacası Mansur’un Tanrı başka, onu öldürenlerin Tanrısı başka idi.
Ama Hz. İsa’nın durumu farklıydı. Çünkü Hz. İsa ne sufi idi ne de vahdet-i vücut felsefesine inanırdı. O, tek, Tanrı’ya inanan özbeöz bir Yahudi din hocası idi. Yahudi din bilginlerinin biri ona yaklaşıp, “tüm buyruklarınen önemlisi hangisidir” diye sorduğu zaman, Hz. İsa bir Tevrat ayetini aktararak şöyle karşılık verdi: “Dinle, ey İsrail! Tanrımız olan Rab tek Rab’dir. Tanrın olan Rabb’i bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla, ve bütün gücünle, sev.” (14) Şüphesiz, Hz. İsa’nın kastettiği Tanrı ve Rab, Yahudilerin tapındıkları tek olan Yaratıcı idi. Ne Yahudiler ne de Hz İsa “Evren-insan-Allah” tekliğine veya “vahdet-i vücut” düşüncesine inanırdı. Onlar Tanrı/Allah kavramına batıni bir yorum getirmezdi. Hz. İsa Yahudilere bile bile, “Sizi yaratan ve sizin tapındığınız tek olan Tanrı’yım” diye iddia etti. Yahudiler ise O’na inanmadıkları için doğal olarak Hz. İsa’yı küfür ve şirkle suçlayıp, Hz Musa’nın şeriatına uyarak O’nu idam cezasına çarptırdılar.
Hz. İsa’nın kendisini Yahudiler’in inandığı tek Tanrı ile eşit kılması üzerinde biraz düşünürsek ilginç bir durum ortaya çıkar. Bilindiği gibi her semavi dinde Allah’a eş koşmak en büyük günahtır ve Hz. İsa’nın iddia ettiğini hiçbir peygamber iddia etmemişti.
Hz. İsa’nın Tanrı olduğuna dair iddiasının değerlendirilmesi için, ünlü İngiliz Cambridge ve Oxford Üniversitesi Prof. Dr. C. S. LEWIS’in yorumunu okuyalım:
“Yahudinin biri, Tanrı olduğunu ve günahlarını bağışladığını ileri sürüyor. Her zaman var olduğunu ve dünyanın sonu geldiği zaman insanları yargılayacağını söylüyor. Şu noktayı açıklığa kavuşturalım: Bildiğiniz gibi, Hintliler tümtanrıcı (panteist) olan topluklarda biri çıkıp da kendisinin Tanrı’dan bir parça olduğunu ya da Tanrı’yla birlikte bir bütün oluşturduğunu söyleyebilir. Böyle bir iddia tuhaf karşılanmaz. Fakat bu insan başka bir topluluktan çıkıyor. Yahudi olduğu için tümtanrıcaların (panteistlerin) anladıkları bi Tanrı’dan söz etmiş olamaz. Çünkü Yahudiler’de Tanrı sözcüğü bambaşka bir varlığı anlatmaktaydı. Bu varlık, kendi aratmış olduğu dünyanın dışında bir varlıktı, her şeyden farklıydı. Bu noktayı kavradıktan sonra bu adamın söylediklerinin çok şaşırtıcı olduğunu anlamışsınızdır.”(15)
Prof. Dr. LEWIS devam ediyor: “Hz. İsa hakkında çok kişi, ‘Ben Hz. İsa’yı büyük bir ahlak hocası olarak kabul etmeye hazırım. Fakat O’nun Tanrı olduğu hakkındaki iddiasını kabul edemem’ diye düşünüyor. Ben akılsızca sözün söylenmesini engellemeye çalışıyorum. Bu sözleri sıradan bir insan söylese, büyük bir ahlak hocası sayılamayacağı gibi, kendisinin haşlanmış yumurta olduğunu söyleyen bit kaçıktan farkı da kalmaz. Ya da Cehennem Zebanisi filan olarak görülür. O halde sözü edilen bu kişi ya Tanrı özünden Tanrı’dır ya da kaçığın tekidir. O zaman da böyle birini deli diye yere kapatmak gerekir; ya da yüzüne tükürülebilir, İblis diye öldürülebilir. Öte yandan O’nun ayaklarına kapanılıp kendisine Tanrı diye hitap edilmesi de mümkündür. Fakat ne olursa olsun, O’nun biyik bir öğretici olduğu biçiminde saçma bir sözle ortaya çıkamayız. Çünkü O, böyle bir değerlendirmeye açık kapı bırakmamıştır. Daha doğrusu, böyle bir niyeti hiçbir zaman olmamıştır.”(16)
Prof Dr. LEWIS’in yorumunu adım adım ve mantıkla inceleyelim. tartışılamayan gerçek şu: Hz. İsa kendisini Allah ‘la eşit kıldı. (ve unutmayalım onun kastettiği Tanrı, panteist/tümtanrıcı /vahdet-i vicud anlamında değildi) Mantıksal olarak Hz. İsanın bu iddiası ya doğruydu ya
Değildi.Yani Hz. İsa ya Allah idi ya değildi. Bu iki olasılıktan başka seçenek yoktur. Şimdi bu iki durumu inceleyelim:
Önce Hz. İsa’nın Allah olmadığı olasılığına bakalım. Hz. İsa’nın Allah olmadığını farz edelim. Kendisinin Allah olduğunu iddia ettiği taktirde iki olasılık daha ortaya çıkıyor. Hz. İsa, Allah olduğunu iddia ederken ya gerçekten Allah olmadığını biliyordu ya da bilmiyordu. Eğer Hz. İsa tek Tanrı olmadığını bilerek Tanrı olduğunu iddia ettiyse o zaman O, tek kelime ile yalancı idi. Eğer Hz. İsa tek Tanrı olmadığını bilmeyerek Tanrı olduğunu iddia ettiyse, o zaman (inancı ne kadar samimi olursa olsun) HZ. İsa’nın akli dengesi bozulmuş olmalıydı. Bu bağlamda Tanrı olmayıp da kendisinin Tanrı olduğunu iddia eden Hz. İsa, ya yalanı ya da akıl hastası idi. Mantıksal düşündüğümüzde başka bir olanak görülmemektedir.
Bu durum, bizi büyük bir problemle karşı karşıya getiriyor, aynen Hz İsa’nın zamanında yaşayan Yahudiler ve Romalılar’ı getirdiği gibi. Düşmanları dahil, yaşadığı günden bu yana hiçbir yazar, araştırmacı, devlet veya din adamı Hz. İsa’ya akıl hastası veya yalancı etiketini yapıştıramamıştır. Hayat boyunca günahsız ve pak bir yaşam sürdüren, insanları tek Tanrı inancına çağıran, hastaları iyileştiren, ölüleri dirilten, insanların günahlarından kurtulmaları için kurban olarak ölen ölümden dirilen Hz. İsa’nın tek suçu (insanlara göre), kendisi Tanrı ile eşit kılması idi. İseviler, Hz. İsa’nın ne yalancı ne de akıl hastası olduğunu kabul ederler, O’nun gerçekten Yaradan Tanrı olduğuna inanırlar. Hz. İsa, sözleriyle, ve davranışlarıyla zaten başka seçenek bırakmadı. Çünkü kendisini Tanrı’ya eş koşan ve insanların tapınışlarını kabul eden biri, eğer geçekten Tanrı olmasaydı, ne peygamber ne de iyi ve dürüst bir din öğretmeni olurdu. Ya akıl hastanesine yatırılmalıydı. Ya da küfreden şirk koşan biryalancı olarak yargılanmalıydı. Bir bakıma Hz. İsa gerçekten Tanrı değildiyse, Yahudiler’in şeriatına göre onu öldürtmeleri doğruydu.
Hallac-ı Mansur, en azından şu anlamda Hz. İsa gibi “Ben sizin tapındığınız ve kulluk ettiğiniz Tanrı’yım” demiyordu. O, “Tanrı, Tanrı sizin anladığınız gibi değildir; Hak-evren-insan birdir ve insan olduğuma göre ben de Hakk’ım diyordu. Mansur batıni sufi anlamda çilerin farklı anladıklarını bildiği halde “Enel Hak” dediğini inkar etmedi. Tabi bu büyük bir inanç ve cesaret işidir. Hallac, içten ve samimiyetle inandığı için darağacına razı oldu.
Sonuç olarak konuyu şöyle özetleyebiliriz. “Enel Hak” diyen Hallac-ı Mansur, benimsediği tümtanrıcı/kamutanrıcı/panteist/ vahdet-i vücut Tanrı anlayışı siyasi ve dini güçler tarafından hoş görülmediği için zulmedilip öldürülen, sevgi dolu, keramet sahibi ve bilge olan büyük bir sufi önder olarak biliniyor. Alev-i Bektaşiler, Mansur’un sahip olduğu aynı Tanrı anlayışına inandıkları için Hallac’a büyük değer verirler. Bundan dolayı Alevi Bektaşiler, Hallac-ı Mansur gibi, tarihte siyasi ve dini güçler tarafından hor görülmüş ve yer yer kamuoyunda hala hor görülmektedirler.
“Ben ve Baba biriz” diyen Hz. İsa ise sağlam kaynaklara ve doğaüstü bir şekilde bu dünyaya getiren, günahları afetmek, ve tapılmak gibi, peygamberlerden üstün yetkililere sahip olduğunu iddia eden ve kendisini apaçık şekilde tek olan Yaratıcı ile eşit kılıp, dini ve siyasi güçler tarafından öldürülen bir kişiydi. Dolayısıyla ya akıl hastası, ya yalancı, ya da
Tanrı’nın kendisi idi. İseviler, Hz. İsa’nın Tek Tanrı olduğuna inandıkları için demek ki ya bir akıl hastası, ya bir yalancıyı, ya da Tanrı’nın kendisini izlemektedirler.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Alevi Haber Web Sitesi
masöz istanbul iddaa siteleri bahis siteleri güvenilir casino siteleri masöz istanbul film izle canl? iddaa