Alevileri kim temsil ediyor?

Alevileri kim temsil ediyor?

Alevilerin inanç düzeyindeki geleneksel ocak ve dergah örgütlenmelerinin dışında dernek, vakıf, federasyon, konfederasyon şeklindeki örgütlenmelerinin tarihi iç ve dış göçle doğrudan bağlantılıdır.

1950 sonrası, köylerden kente doğru göç etmeye başlayan Alevilerin ilk dernek örgütlenmeleri “köy dernekleri” olarak ortaya çıkar. 1955’de Ankara’da “Ocakköyü Kalkınma Derneği”, 1957’de İstanbul’da ise “Divriği Kültür Derneği” bilinen ilk Alevi dernekleridir.

1963 yılında Ankara’da kurulan “Hacı Bektaş Veli Turizm ve Tanıtma Derneği” aslında ilk Alevi derneğidir. Kurucuları arasında farklı yörelerden gelmiş çok sayıda isim olmasına rağmen derneğin ne tüzüğünde ne de açıklamalarında bir tek “Alevi” urgusu yoktur. Nitekim dernek tüzüğü “Hacıbektaş Kasabasını” tanıtma üzerine kurgulanmıştır. Bu aslında anlaşılır bir durumdur. Çünkü “Alevi” ismini kullanmak yasak olduğu gibi, Bektaşi, dergah, Pir Sultan gibi isimler de soruşturma nedeni olur. Örneğin 1964’de “Büyük Türk şairi Pir Sultan” adıyla Ankara Büyük Sinema’da yapılan kültür gecesi büyük ilgi görür. İki bin kişilik salon dolup, taşar. Semah’ın adı “Sivas folkloru” olsa da, geceyi izleyen Hükümet Komiseri etkinlik sırasında “Pir Sultan, Hüseyin” gibi isimler geçtiğinde insanların “Allah Allah” demesini “zikir” diye yorumlar ve dernek yöneticileri hakkında dava açılır. İki yıl süren dava beraatle sonuçlanır…

Buna rağmen 1960’lı yıllar Alevilerin ve örgütlenmelerinin ele avuca geldiği dönemdir. Bu dönemde “Hacı Bektaş” ismiyle kurulan derneklerin sayısı 20’yi bulur, Alevi ismi kullanılmadan Cem gibi, Ehlibeyt gibi ilk Alevi dergileri bu dönemde yayınlanır. İlk siyasi parti deneyi de bu dönemdedir. Sonradan adını Türkiye Birlik Partisi (TBP) olarak değiştirecek olan Birlik Partisi 1966 yılında kurulur. Kurucuların tamamına yakını Alevidir, partinin amblemi 12 yıldızın çevrelediği bir aslandır. 12 yıldız, 12 İmamları, aslan Hz. Ali’yi temsil etse de, partinin bir Alevi partisi olduğu bilinse de, TBP bir kez bile ne yazılı ne de sözlü açıklamalarında “Alevi” kavramını kullanmaz…

1969 seçimlerinde TBP 8 milletvekili çıkarır ancak 5 milletvekilinin Adalet Partisi’ne “güven oyu” vermesi, Alevi örgütlenmesinde de ciddi bir kırılmaya neden olur.

12 Mart 1971 darbesi ve sonrasındaki siyasi gelişmeler, Avrupa’da “Yurtseverler Birliği” adı altındaki Alevi örgütlenmesi dışında, Türkiye’de bir Alevi örgütlenmesine fiili olarak izin vermez! Kentlere göç eden Aleviler için en iyi sığınma limanı devrimci örgütler olur…

1970’lerin sonuna doğru Sivas Banaz’da Pir Sultan Heykeli açılır, ilk Pir Sultan Abdal etkinliği yapılır, ancak ikincisi yapılamaz, çünkü 12 Eylül 1980’de darbe olur.

Aleviler örgütleniyor…

12 Eylül 1980 darbesi ve 1980’lerin ikinci yarısında sosyalist sistemin çökmesi ile, bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de dini ve milliyetçi eğilimler öne çıkmaya ve güçlenmeye başlarlar…

Solun çökmesi, fiziki yenilginin psikolojik yenilgiyle bütünleşmesi, Kürt hareketinin yükselmeye başlaması, Alevileri de etkilemeye başlar. Muhalefet kendisini daha çok müzikte, dini ve milliyetçi eğilimlerde ifade etmeye başlar. Protest müzikte Ahmet Kaya, sol ve devrimci müzikte Grup Yorum efsaneleşirken Alevi müziğinde Arif Sağ, Musa Eroğlu, Muhlis Akarsu ve Yavuz Top’tan oluşan “Muhabbet” grubu müthiş bir çıkış yakalar. Kaset satışları yüzbinlerle ifade edilir, konserleri tıklım tıklım olur ve “Muhabbet grubu” modern tarzda Alevi örgütlenmesini de tetikler.

1980’lerin ikinci yarısına geçildiğinde hem Türkiye’de hem de Avrupa’da Alevi dernekleri kurulmaya başlar. Türkiye’de halen “Alevi” isimleri dernekler kurulmaya başlanmamıştır. Türkiye’de kurulan derneklerden “Hacı Bektaş” ismini alanlar inanca daha yakın olan Aleviler tarafından kurulurken, “Pir Sultan” adıyla kurulan dernekler sola daha yakın duran derneklerdir. Avrupa’da ise 1988’den itibaren “Alevi” ismiyle dernekler kurulmaya başlanmıştır. Türkiye’de Alevi ismiyle dernek kurmak için en az bir 10 yıl daha geçmesi gerekecekti. Çünkü Türkiye’de Alevi ismiyle dernek kurmak yasaktı!
1988-1993 arası Türkiye’de ve Avrupa’da kurulan dernek sayısı 100’e yaklaşırken, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas Madımak katliamı olur. Bu katliam Alevilerin tarihinde yeni bir dönemi başlatır. Katliama büyük bir tepki duyan Aleviler hızla örgütlenirler. Alevilerin yaşadığı her şehirde, ilçede Alevi dernekleri kurulur, köy ve yöre derneklerinin kurulması da hızlanır.

Kesin sayıları bilinmemekle birlikte köy ve yöre derneklerini de hesaba dahil edersek Türkiye çapında 2 bin Alevi derneğinden bahsetmek abartı olmaz… Şimdi gelelim bu derneklerin kimi ve kaç kişiyi temsil ettiklerine…

600 dernek, 300 bin üye!

Alevi örgütlenmesi tek bir merkezden örgütlenmediği için Türkiye çapında kaç Alevi derneği veya vakfı olduğunu söylemek oldukça zor. Bunun bir nedeni, örgütlenmenin çok farklı isimler altında yapılmasıyken, diğer nedeni de köy ve yöre derneklerinin fazlalığı. Bu arada yeri gelmişken belirtmekte yarar var, bu derneklerin neredeyse tamamı artık kendilerini “cemevi” olarak adlandırıyor olsa da hepsinin hukuki statüsü, tüzel kişiliği ya dernek ya da vakıf. Çünkü Türkiye’de “Cemevi” kavramı halen yasal olarak ibadethane olarak kabul görmüyor.
Alevi köy ve yöre derneklerini dışarıda bırakıp değerlendirirsek Türkiye’de ve Avrupa’da federasyon veya konfederasyon şeklinde örgütlenmiş çatı örgütlerinin bünyesinde 241’i Avrupa’da olmak üzere yaklaşık 600 üye dernekten ve 300 bin üyeden söz etmek mümkün. Alevi örgütlenmesi içinde Mersin Cemevi gibi 5000 civarında üyeye sahip “dernekler” de var, 50 üyeli Damal Pir Sultan Abdal Kültür Derneği de var. Ancak derneklerin önemli bir bölümünün üye sayısı 200 ile 1000 kişi arasında değişiyor. Bu yüzden dernek başına üye sayısını 500 olarak hesaplarsak toplamda 600 derneğin ortalama 300 bin üyeye sahip olduğunu söylememek mümkün. Bu sayıya yaklaşık 1400 Alevi köy ve yöre derneğini de dahil ettiğimizde, dernek sayıları toplamda 2000, üye sayısını da yaklaşık 600 bin olarak ilan etmek mümkün.
Ayda 2,5 milyon ziyaretçi

Son 25-30 yılda ortaya çıkan bu devasa yapının bir diğer çarpıcı yanı ise üyeler dahil buralara günlük, haftalık ya da aylık giren-çıkan insan sayısının fazlalığıdır. Özellikle fiili olarak cemevi statüsünde hareket eden dernekler veya vakıflar birer sosyal, kültürel ve inançsal merkezlere dönüşmüştür. Bu merkezlerde günlük sosyal aktivitelerden kurslara, gençlik çalışmalarından cem törenlerine, cenazelerin kaldırılmasından “40 yemeği” vermeye, konferanslardan konserlere kadar onlarca “etkinlik” yapılmaktadır.

Yine köy ve yöre derneklerini dışarıda tutarak, federasyonlara üye ve tüzel kişiliği olan 600 dernek üzerinden genel bir hesaplama yaptığımızda bu derneklerin ve vakıfların ziyaretçi sayısını haftalık bin kişiden 600 bin, aylık ise 2 milyon 400 bin olarak hesap etmek mümkün. (600 dernek x haftalık 1000 ziyaretçi = 600.000 x 4 hafta = 2.400.000)
Bu hesaplamada dernek başına haftalık olarak aldığımız bin sayısı, bazı dernekler/vakıflar düşünüldüğünde çok küçük bir sayı olarak kalmaktadır. Örneğin, kurban kesilen, cenaze kaldırılan İstanbul’daki Şahkulu, Karacahmet, Garip Dede, Yeni Bosna, Kartal, Eyüp, Kadıköy, Okmeydanı ya da İzmir’deki Buca, Karşıyaka veya Mersin Cemevleri gibi geniş araziler üzerine kurulu 4-5 katlı cemevleri bu ortalamanın çok üstünde ziyaretçiye hizmet vermektedir. Dolayısıyla kabaca yapılan bu hesaplama ciddi bir araştırmaya dönüştüğünde aylık 2,5 milyon olarak hesapladığımız ziyaretçi sayısının, epey düşük kaldığını görmek sürpriz olmaz!

Kimin kaç üyesi var?

Hiçbir ayrım yapmadan objektif bir değerlendirme yaptığımızda, “bağımsız” dernekler hariç Türkiye’de ve Avrupa’da Alevi örgütlenmesinde federasyon veya konfederasyon şeklinde örgütlenmiş toplam 8 çatı örgütlenmesinden söz etmek mümkün. Şimdi bunlara yakından bakalım:
1) Alevi Bektaşi Federasyonu: 1994’de “Alevi-Bektaşi Temsilciler Meclisi” adıyla şekillenmeye başlayan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) 25 Eylül 2000’de kuruldu ancak, Ankara Valiliği “Alevi” ismine itiraz etti, yöneticileri yargılandı, ABF ancak 2002’de Yargıtay kararı ile yasaktan kurtuldu ve tüzel kişiliğini kazandı. ABF’nin toplam 214 üye derneği ve bu derneklerin yaklaşık 120 bin üyesi bulunmaktadır. Genel Başkanı Selahattin Özel’dir.

ABF’nin üye derneklerinden ikisi (Alevi Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri) federasyon statüsünde çok şubeli derneklerdir.

Alevi Kültür Dernekleri (AKD): 1992 yılında İzmir’de “Hacı Bektaş Veli Kültür ve Dayanışma Derneği” olarak kurulan sonradan adını “Alevi Kültür Dernekleri” olarak değiştiren ve “dernek” bazında Türkiye’nin en büyük Alevi örgütlenmesi olan AKD’nin 108 şubesi ve yaklaşık 60 bin üyesi bulunmaktadır. Doğan Demir’in Genel Başkan olduğu AKD’nin en büyük şubesi Mersin şubesiyken, en küçük şubesi Kars şubesidir.

Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD): 1988’de Ankara’da “Banaz Köyü Pir Sultan Abdal Turizm ve Dayanışma Derneği” adıyla kurulan, sonradan adını “Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri” olarak değiştiren PSAKD’nın 74 şubesi ve yaklaşık 40 bin üyesi bulunan PSAK’nın en büyük şubesi Eyüp, Kadıköy, en küçük şubesi Damal’dır. Genel Başkanı Kemal Bülbül’dür.

2) Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF): 2005 yılında kurulan Alevi Vakıflar Federasyonu, yalnızca vakıflardan oluşan bir çatı örgütüdür. 2008’de kuruluşu onaylanan AVF’nin toplam 63 şubesi vardır. Doğan Bermek’in Genel Başkan olduğu AVF’nin en büyük üyesi Cem Vakfı’dır.
CEM VAKFI: 1995 yılında kurulan vakfın ismi Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi’dir. Genel Başkanlığı’nı Prof. Dr. İzzetin Doğan’ın yaptığı Cem Vakfı’nın 19’u İstanbul’da olmak üzere toplam 53 şubesi vardır. Cem Vakfı’nın aynı zamanda Almanya ve Avusturya’da da şubeleri bulunmaktadır.

3) Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV): 1994 yılında Ali Doğan’ın Genel Başkanlığı’nda kurulan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın 39 Şubesi bulunmaktadır. Vakfın Genel Başkanı Ercan Geçmez’dir.

4) Alevi Dernekleri Federasyonu (ADF): 2010 yılında İstanbul ağırlıklı olarak kurulan Alevi Dernekleri Federasyonu’nun toplam 13 şubesi vardır. Dergah ağırlıklı bir federasyon olan ADF’nin Garip Dede, Erikli Baba, Karacaahmet ve Sücaadin Veli gibi “dergahlar” üyesidir. Genel Başkanı Hüsniye Takmaz’dır.

5) Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK): 1988 yılında “Almanya Alevi Cemaati Federasyonu” adıyla kurulan AABK, 1993 yılında adını önce “Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu” daha sonra da diğer ülkelerde kurulan federasyonlarla “Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu”na dönüştürdü. 141’i Almanya’da olmak üzere toplam 248 üye derneği olan AABK, Almanya, Avusturya, İsviçre, Fransa, Belçika, Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç, İngiltere, Romanya, İtalya ve Kıbrıs’ta örgütlüdür. AABK’nın üye derneklerinin önemli bir bölümünün ismi “Alevi Kültür Merkezleri”dir. Son yıllarda değişen ve gelişen ihtiyaçlardan dolayı bir çok şube artık “Alevi Toplumu” şeklinde örgütlenmektedir. Almanya başta olmak üzere, Danimarka, Avusturya ve İsviçre’de eyalet ya da federal hükümetler düzeyinde resmi olarak tanınan “Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun Genel Başkanı Turgut Öker’dir.

6) Demokratik Aleviler Federasyonu (FEDA): Kürt hareketinin Avrupa’da “Kürdistan Aleviler Birliği” adıyla kurduğu federasyon, sonra birkaç isim değiştirdikten sonra “Demokratik Alevi Federasyonu” adını aldı. Genel Başkanı Ali Köylüce’dir.

7) Tahtacı Kültür Dernekleri: Tahtacı Alevi Köy Dernekleri tarafından 2012 yılında İzmir’de kuruluş kararı alınan Tahtacı Kültür Dernekleri’nin 23 şubesi vardır. Genel Başkanı Yolcu Bilginç’tir.

8) Dünya Ehlibeyt Vakfı: Fermani Altun’un Genel Başkanı olduğu ve Dünya Ehlibeyt Vakfı 1996 yılında kurulmuştur.

Federasyon yada Konfederasyon düzeyindeki bu örgütlenmeler dışında Alevi dünyasında Arap Alevilerinin Akdeniz’de ve Avrupa’da dernekleri bulunmaktadır.

Alevi örgütlenmesinin temel eğilimleri…

Alevi derneklerinin önemli bölümünü üç temel eğilim altında buluşturmak mümkündür.
Birinci eğilim: Aleviliği Anadolu’ya özgü bir inanç olarak gören ve cephesi daha çok sola ve sosyal demokrasiye dönük olan eğilim. Bu eğilim içinde yer alan federasyonlar şöyle sıralanabilir: Alevi Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri’nin de üyesi olduğu Alevi Bektaşi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Demokratik Alevi Federasyonu.

İkinci eğilim: “İslam Aleviliği” vurgusunu öne çıkaran ve siyasi olarak ise tercihini çok öne çıkarmayan eğilim. Bu eğilim içinde Cem Vakfı’nın üyesi bulunduğu Alevi Vakıflar Federasyonu ve Alevi dernekler Federasyonu sayılabilir. Tahtacı Kültür Dernekleri de hem Türkmen hem de Alevilik vurgusuyla bu kategoride değerlendirilebilir.
Üçüncü eğilim: Alevi dünyası içinde örgütsel olarak en zayıf olan bu “eğilim”, daha çok “siyasal İslamcı” güçlere yakın olan Refah Partisi’nden de milletvekili adayı olmuş olan Fermani Altun’un Dünya Ehlibeyt Vakfı’dır. Bu vakfın Alevi dünyasında hiçbir karşılığı yoktur.

DERGAHLAR

Bugün Cemevi kavramı öne çıkmış olsa da Alevilerin geçmişte inanç bazında örgütlendikleri yerlere genellikle dergah deniyordu. İbadethane olan dergahlar aynı zamanda hem okul, hem de aşeviydi…
Bütün Alevi-Bektaşi dergahları 1826’da II. Mahmut tarafından kapatılır, 60 yıldan yeni olanlar ise yıkılır, mallarına el konur, bir bölümü yağmalanır, başlarına da Nakşi şeyhleri atanır. 1800’ün sonlarına doğru ayakta kalan ve yeniden örgütlenmeye başlayan Alevi-Bektaşi dergahları 1924’de tekrar kapatılır.
Bugün Türkiye’de “dergah” sıfatıyla resmi hiçbir dergah bulunmamaktadır. Bütün dergahlar ya dernek, ya da vakıf statüsünde hizmet vermektedir ve tamamı Kültür ve Turizm Bakanlığı’na aittir.
Bugün yaşayan en önemli dergah Nevşehir’e bağlı Hacıbektaş ilçesindeki Hacı Bektaş Veli Dergahı’dır. Hacı Bektaş Veli ismi, Anadolu Aleviliği ile özdeşlemiş ana dergahtır. Serçeşme yani ana kaynak olarak kabul edilir. Tarihi 600 yıl kadar geriye giden 1924’de kapatılan ve 1964’de açılan Hacı Bektaş Dergahı, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir müze statüsündedir. Dergaha parayla girilir.
Bugün cem yapılan, kurban kesilen, lokma dağıtılan, cenaze kaldırılan, “kırk yemeği verilen” dergahlardan bazıları şunlardır: Karacaahmet Sultan Dergahı (İstanbul-Üsküdar), Şahkulu Dergahı (İstanbul-Merdivenköy), Erikli Baba Dergahı (İstanbul-Küçükçekmece), Abdal Musa Dergahı (Antalya), Hamza baba Dergahı (İzmir)

* * *

DOĞRU bilinen YANLIŞLAR!

Alevi dünyasına yönelik “doğru” gibi bilinen en önemli yanlış, taleplerle ilgilidir. Siyasi iktidar “bu Aleviler bir araya gelmiyor ve ne istedikleri belli değil” dese de bu doğru değildir. Hangi kategoriye koyarsanız koyun “en sağından en soluna” kadar bütün Alevi örgütleri aşağıdaki taleplerde bazı “formül farklılıkları” olsa da uzlaşırlar.
1) Eşit yurttaşlık hakkı Anayasa başta olmak üzere, hayatın her alanında sağlanmalıdır.
2) Cemevleri ibadethane olarak kabul edilmelidir.
3) Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır.
4) “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” adı altında yapılan zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır.
5) Alevi-Bektaşi dergahları asli sahiplerine iade edilmelidir.
6) Alevi köylerine zorla cami yaptırmaktan vazgeçilmeli, yapılan camiler de kaldırılmalıdır.
7) Alevilere bütçeden pay ayrılmalıdır.
8) Okullarda okutulan ders kitapları ve yardımcı kitaplar başta olmak üzere yazılı ve görsel basın başta olmak üzere, bütün medyada kin ve nefret söylemleri sonlandırılmalı ve nefret söylemleri ile ilgili cezai yaptırım uygulanmalıdır.
9) Üniversitelerde Alevi kürsüleri açılmalıdır.
10) Aşure günü bütün Aleviler için, Gadir Hum Bayramı ise Arap Alevileri için tatil günü ilan edilmelidir.

* * *

1989 ALEVİLİK BİLDİRGESİ

Bugünlerde hükümet yeniden “Alevi açılımından” yeni bir durum varmış ve yeni araştırmalar yapılacakmış gibi bahsediyor. Oysa hem mevcut hükümet, hem de ilgili bütün siyasi ve dini çevreler sorunu dün de, bugün de çok iyi biliyorlar ancak çözmek istemiyorlar.
Rıza Zelyut, Nejat Birdoğan gibi Alevi aydınlarının girişimi ile, aralarında Yaşar Kemal, Aziz Nesin, İlhan Selçuk, Tarık Akan, Zülfü Livaneli, Çetin Yetkin, Ataol Behramoğlu, Atilla Özkırımlı, Erdal Atabek, Müjdat Gezen ve Tanıl Bora gibi dönemin çok önemli isimlerin yer aldığı aydınlar, Alevi sorunu ve çözümü ile ilgili bundan tam 24 yıl önce ciddi bir adım atmışlardı. Bugünden bakıldığında, zamanla farklı değerlendirmeler ortaya çıkmış olduğu görülse de, 1989 yılında yayınlanan “Alevilik Bildirgesi”nin özü çözüm için doğru bir platform sunmuştu. İşte o bildirgeden bazı satır başları:

“Bu bildirge, İslamiyetin Türkiye’de yaşayan bir kolu olan Aleviliğin, sorunlarını duyurmayı ve Alevilerin bazı isteklerini kamuoyuna yansıtmayı amaçlıyor. Aleviler; başka inançlara, ‘doğru, güzel, kutsal’ gözüyle bakarlar. Kendi inanç ve kültürleri için de aynı olumlu duygu ve yaklaşımı beklerler… Alevi öğretisinin tanınması, Türkiye için barış ve zenginlik kaynağı olacaktır.

Gerçekler:

Türkiye’de 20 milyon Alevi yaşıyor.

Sünni halkımızın Alevilik hakkındaki bilgisi yetersizdir.

Diyanet İşleri, İslam’ın sadece Sünni kolunu temsil ediyor.

Alevi varlığı yok sayılıyor. Halbuki Türkiye nüfusunun yaklaşık üçte biri Alevidir.

Unutulmamalı ki, Alevilik yok olursa, meydan Osmanlı kafalılara kalacaktır.

İnanç ve anlatım özgürlüğü bir insanlık hakkıdır.

Aleviler, Atatürk devrimlerini hep destekledirler.

İstekler:
Aleviler üzerinde baskı olduğu kabul edilmelidir.

Aleviler çekinmeden “Ben, Aleviyim” diyebilmelidir.

Sünni aileler, Alevilik hakkındaki düşüncelerini değiştirmelidir.

Aydınlar Alevi varlığını, insan hakları bağlamında savunmalıdırlar.

Türk basını, yayınlarında Alevi kültürüne yer vermelidir.

TRT, Alevi varlığını da dikkate almalıdır.

Alevi köylerine cami yapmaktan vazgeçilmelidir.

Okullarda Alevi öğretisi de tanıtılmalıdır.

Hükümetlerin Alevilere bakış açısı değişmelidir.

Aleviler, laik devletin güvencelerinden biridir.

Dedelik kurumu, çağdaş anlamda yeniden yapılandırılmalıdır.

Yurt dışındaki Aleviler için acil programlar şarttır.

Alevilik ile bugünkü İran Şiiliğinin ilgisi yoktur.
Sonuç: Türkiye, tek değil, birçok kültürün bulunduğu bir toplumdur. Bu durum da ülkemiz için zenginliktir. Değişik kültürlerin kendilerini açık açık ortaya koyması, insanları bireysel planda demokratik, hoşgörülü, insancıl bir kimliğe sokar. Bu da tüm insanlığın arzuladığı bir hedeftir. Temeli insan sevgisi ve barış olan Alevi kültürü, bugün hiç desteklenmiyor. Hükümetlerin, bu kültürü koruması, yaşatması için aydınlarla işbirliğine girmesi şarttır. Siyasetçiler tarafından dile getirilen, “İnançlar ve fikirler üzerindeki baskıların kaldırılması gerektiği” yolundaki açıklamaların sözde kalmamasını diliyoruz. Bu konuda demokrat aydınlar olarak, tüm Türk halkından destek bekliyoruz…

Necdet Saraç

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Alevi Haber Web Sitesi