1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. YİĞİT TUNCAY : Birarada yaşamanın yolunu bulmak zorundayız
YİĞİT TUNCAY : Birarada yaşamanın yolunu bulmak zorundayız

YİĞİT TUNCAY : Birarada yaşamanın yolunu bulmak zorundayız

TİYATRO SANATÇISI YİĞİT TUNCAY : Birarada yaşamanın yolunu bulmak zorundayızHafızalarımıza kazınmıştı, Sivas Madımak otelini ateşe verenlerin...

A+A-

YİĞİT TUNCAY : Birarada yaşamanın yolunu bulmak zorundayızTİYATRO SANATÇISI YİĞİT TUNCAY : Birarada yaşamanın yolunu bulmak zorundayız

Hafızalarımıza kazınmıştı, Sivas Madımak otelini ateşe verenlerin insanlık dışı fotoğrafları ve içerde çaresizce ölümü bekleyenler... İçerdedikileri kurtarmak için ne bir ses ne de yardım geliyordu. Bu insanlık dışı olayın üzerinden çok geçti ama hangimiz unutabildik, unuttuk mu yoksa! Biz de belleğimizi yitiriyor muyuz toplum olarak? Ama bize unutturmuyor Genco Erkal'ın yazıp sahneye koyduğu 'Sivas 93' oyunu. O olayı yeniden yeniden önümüze koyuyor. Oyunda yer alan tiyatro sanatçısı Yiğit Tuncay'la bir araya geldik dünü ve bugünü konuştuk.

» Tiyatroda 30. yılınızı doldurdunuz. Tiyatro öykünüzü bize anlatır mısınız?

1978 yılında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları Çocuk Oyunları Bölümü, bir çocuk müzikalinde palyaço rolünü oynayacak bir çocuk arıyordu. Ben de bu rol için yapılan sınava katıldım. O sınav sonucunda rolü benim oynamama karar verildi. O zaman ben sekiz dokuz yaşındaydım. Sonra da bırakmadım tiyatroyu, devam ettim.

» Hangi tiyatrolarda çalıştınız?

Lale Oraloğlu Tiyatrosu'nda oynadım. Tuncel Özinel Tiyatrosu'nda oynadım. Bir dönem Ali Poyrazoğlu tiyatrosunun oyunculuk atölyesi vardı, o atölyedeki çalışmalara katıldım. 1985 yılında Hadi Çaman'a geçtim. Hadi Çaman Yeditepe Oyuncularında altı yıl çalıştım. Bu esnada Oben Güney'le tanıştım. Onun sahneye koyduğu oyunlarda onunla beraber çalışmaya başladım. Sonra Hadi Çaman Yeditepe Oyuncuları'nda oyunculuğun yanı sıra yönetmenlik deneyimim de oldu. Çok genç yaşta, 21 yaşında Aldo Nikolai'nin oyununu sahneye koydum. Çok ilginç bir deneyimdi, çünkü ben bir yönetmen olarak çok gençtim, fakat oyun üç ihtiyarın hikâyesini anlatıyordu. Profesyonel olarak ilk yönetmenlik deneyimim o oyundur. Daha sonra, 1989'da Genç Seyirci Tiyatrosu adı altında bir tiyatro kurduk. Bu tiyatronun ilk gösterimine Dostlar Tiyatrosu sahnesinde başladık. Tek kişilik bir oyun olan Pantolonlu Bulut'u sahnelemeye başladım. Mayakovski'nin şiir ve yaşam kesitlerinden sahneye uyarlamıştım. 89 yılından 96'ya kadar, yaklaşık 7 yıl boyunca bu oyunu sergiledik.

» Pantolonlu Bulut, oyununun oluşma sürecinden biraz bahseder misiniz? Mayakovski sevgisi nerden geliyor?

Mayakovski, benim en sevdiğim şairlerden biridir. Benim için şiirde üç tane damar vardır. Biri Charles Baudelaire'dir, biri Mayakovski, biri de Nazım'dır. Bu şairler beni çok etitiler, Nâzım'la ilgili çok şey yapılıyor. Oysa Mayakovski'yle ilgili hiçbir şey yapılmamış, onunla ilgili bir şeyler yapma fikri oluştu. Zaten şiirleri ortaya bir kurgu çıkarma fikrini veriyordu. Özellikle de Pantolonlu Bulut şiiri... Ve onun şiirlerinden, yaşam kesiderinden yola çıkarak tek kişilik bir oyun oluşturdum. O zaman birçok tiyatro eleştirmeni oyunu izlerken, "Sahnede Mayakovski'ye benzemeyen bir adam var, ama sahnede Mayakovski var" diyorlardı. Bu da zaten benim oynarken Mayakovski ile özdeşleşmeyi aramadığımdan, şiiri ve kurguyu öne çıkarmak istememden kaynaklanıyordu. Seyirci Tiyatrosu, Halk Sahnesi Oyuncuları'na dönüştü. Halk Sahnesi Oyuncuları olarak bir de atölye oluşturduk. Bu atölyeyi de Ortaköy'deki İdil Kültür Merkezi'nde açtık. Orada bir süre tiyatro atölyesi çalışmaları yürüttük, oyuncu yetiştirdik. O Halk Sahnesi Oyuncuları hâlen, bugün bile varlığını sürdürüyor. -

» Bu arada Grup Yorum'un Boran Fırtınası albümü çıkmıştı. Siz de şiirlerini okumuştunuz.

1996 ölüm orucu sürecinde hapishanelerde yaşanan gerçekliğin üstüne, Grup Yorum bir albüm çalışması yapmak istiyordu. Ben de o albüm çalışmasına dâhil oldum. Boran Fırtınası albümünde birlikte çalıştık. Türkiye'de yaşanan bir gerçekliği böylesine müzikal bir çizgiye taşımak, müzikle ifade edebilmek enteresan bir deneyimdi ve türünün tek örneğiydi.

» Genco Erkal ve diğer oyuncularla birlikte yine yepyeni bir tarz deniyorsunuz. 93 yılında ülkemizde ve dünyada büyük infial yaratan gerici bir katliam yaşandı. Siz, bu katliamı tamamen gerçeklere, tanıklıklara dayanarak bir oyun haline getirdiniz. Bu da Türkiye'de bir ilk, değil mi?

Evet. Belgesel tiyatro adına Türkiye'de, yine Dostlar Tiyatrosu 70'li yıllarda birçok örnek sundu. Belgesel tiyatronun Türkiye'ye girişinde Dostlar Tiyatrosu'nun çok büyük emeği vardır. Fakat bu oyunun farkı şu, bir belgesel filminin kurgusuyla tiyatro sahnesindeki aksiyon beraber yürüyor. Yani bir sinema kurgusu ve bir tiyatro kurgusu aynı anda yürüyor. Bu anlamda, çok bilemiyorum ama, belki de dünyada ilktir bu. İlginç olan bir şey daha var, belgesel filmin kurgusu tamamen bir gerçeklikten, gerçek görüntülerden oluşturulan bir kurgu.

»Sivas 93, katliamı anlatan bir oyun. Böyle bir oyunda oynamak sizde nasıl bir duygu yarattı?

Bir defa bu katliamın olduğu anı çok iyi hatırlıyorum. O yaşananlar hepimizin üzerinde derin bir iz bırakmıştır. Bunun öncesi de var tabii, Çorum'u var, Maraş'ı var, bunların hepsi bu toplumda ciddi izler bırakmış olaylardır. Sivas da bunlardan biri. Bu izleri taşıyan insanlar olarak, böyle bir olayı anlatan bir oyunun içinde olmak çok farklı bir duygu. Çünkü öfkeliyiz. Ancak bu öfkeyi oyunu oynarken yansıtmamak zorundayız. Hatta sahnede çok yoğun duygu taşıyan laflar olmasına rağmen, o duyguya girmemek zorundayız. O oynadığımız, anlattığımız lafla aramıza mesafe koymak zorundayız. Bu zaten bizim göstermeci oyunculuk dediğimiz tarz. Yani özdeşleşmeci olmayan, göstermeci oyunculuk dediğimiz tarzın temel yöntemi. Brecht'in yöntemidir bu. Ancak bu öfkeyi taşıyıp aynı zamanda bu yöntemle oyun oynayabilmek çok zor. İster istemez insanın içinde bazen tuhaf duygular oluyor. Mesela bazı oyunlarda oyuncu arkadaşlarımız lafları kaçırabiliyor. Bazen bir laf söylerken gözleriniz dolabiliyor, aslında gözlerinizin dolmaması gerekiyor. Ya da öfkelenip sesinizi yükseltebiliyorsunuz o lafı söylerken, ama sesinizi yükseltmemeniz gerekiyor. Ancak insan kendine engel olamıyor, bu da oyunculuk açısından çok zor bir mesele.

Bir de oyunla ilgili bir anımı anlatmak istiyorum. Sivas 93 oyununda Genco Erkal'la ikimizin bir sahnesi var. O, Aziz Nesin'in otel içindeki durumunu anlatıyor. Ben de Lütfü Kaleli'nin. Biliyorsunuz, Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli, otelden beraber kurtuldular. Lütfü Kaleli, Aziz Nesin'in, itfaiyenin yangın merdivenine çıkmasına yardımcı olmuş, onu yukarıya kadar taşımış. İlk oyunda, Lütfü Kaleli'yi oynarken, bir de baktım, karşımda Lütfü Kaleli oturuyor. Hayatımda ilk defa sahnede bir insanı oynarken karşımda oynadığım insanı gördüm. Bir tiyatrocu olarak ilk defa böyle bir deneyim yaşadım, enteresan bir duyguydu benim için.

» Sivas katliamında canlarını yitirenlerin aileleri de oyunun bir parçası gibi. Siz bu oyunu hazırlarken onlarla görüştünüz, size yakınlarını anlattılar. Bu sizin oyunculuğunuzu nasıl etkiledi?

Ben zaten, Sivas katliamının olduğu zamandan beri bu camianın içindeyim. Dolayısıyla, yaşadıklarını yakından biliyorum. Fakat Genco Erkal bu oyunu oluştururken onlarla sürekli beraberdi. Biz oyunu hazırlarken çizgi olarak Aziz Nesin'in yaklaşımını izliyoruz. O, yani Aziz Nesin, "Bu katliamı yapanlar da benim yurdumun insanı", "Vicdan kapıları ne kadar kapalı olursa olsun yüzüme, unutmayın ki bir yeriniz var can evimde" diyor. Çünkü hepimiz bu toprağın çocuklarıyız. Aziz Nesin sürekli bunu vurguluyor. Oyunda geçen bir laf var mesela, "Sivaslılar bu olayda kullanılmıştır" diye. Ya da oyunda benim söylediğim bir laf var: "Sivaslıları tümden suçlamak doğru değil elbet". Bu laflara bazı ailelerin tepkileri oldu. Çünkü onlar böyle düşünmüyor. Onlar şu anda orada kebapçı dükkânının varlığını sürdürmesine karşı Sivaslıların sessiz kalmasına bile çok büyük öfke duyuyorlar. Tabii, insanların canları yakılmış. Bu öfkeyi anlayabiliyorum. Ama sonuçta bu ülkede beraber yaşayabilmenin bir yolunu bulmak zorundayız. O yüzden de birbirimize karşı sağduyulu olmak zorundayız. Ben, ailelerin bu yaklaşımını ne kadar anlayışla karşılasam da halkın kullanıldığını düşünüyorum. Zaten oyun boyunca işaret ediliyor sürekli: Bu halk birileri tarafından kışkırtılmıştır. Bunun arka planında kimler vardır? Oyunda sürekli sorulan bir sorudur bu. Öfkemizi halk olarak birbirimize karşı yöneltmektense, bu olayların arka planında olanlara karşı yöneltmek daha doğru olur diye düşünüyorum.

» Peki, oyuna nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Ben bir belgesel oyunun Türkiye'de bu kadar ilgi göreceğini tahmin etmezdim. Seyirci, büyük bir sessizlikle oyunun akışını izliyor. Ama, otelde yangının başladığı anda, içeride yanan insanları oynadığımız bir sahne var. O sahnede zaman zaman insanların kendilerini tutamayıp hıçkırdıklarını duyuyoruz. Bu hıçkırıklar da oyunun bir parçası oluyor. Buna rağmen seyirci üzerinde bu sahnenin çok büyük etkisi oluyor. Olayı yakından bilenler bile oyundan sonra şunu söylüyor: "Biz olayın bu kadar çok boyutlu olduğunu bilmiyorduk. Burada inanılmaz ayrıntılara karşılaştık". Bu da Genco Erkal'ın oyunu çalışırken ne kadar büyük bir titizlikle çalıştığını gösteriyor.

HÜSEYİN EROĞLU - SEVGİM DENİZALTI
BİRGÜN - 10 Şubat 2008

Bu haber toplam 28 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.