1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Yıl 2009... TRT'de Alevilere sansür
Yıl 2009... TRT'de Alevilere sansür

Yıl 2009... TRT'de Alevilere sansür

Yıl 2009... TRT'de Alevilere sansürSabahat Akkiraz Alevi kültürünün Türkiye’deki en önemli temsilcilerinden biri. Dünyada ise etnik müziğin sayılı...

A+A-

Yıl 2009... TRT'de Alevilere sansürYıl 2009... TRT'de Alevilere sansür

Sabahat Akkiraz Alevi kültürünün Türkiye’deki en önemli temsilcilerinden biri. Dünyada ise etnik müziğin sayılı isimleri arasında. Geçen yıl Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Sabahat Akkiraz’a kulak vermeyen bir Türkiye türküsüz kalır” deyince tekrar gündeme gelmişti.

Akkiraz Erdoğan’a teşekkür ettikten sonra ‘Deniz Baykal’ın fikri bize yakındır ama o hiç beni konuşmaz bile” diyerek CHP’ye de sitemini iletmişti. Hükümetin Alevi Çalıştayları’ndan birine de katılan Akkiraz’la 28 Ocak’taki son çalıştaydan önce konuştuk.

Tüm bu gelişmelerin ortasında Akkiraz’ın nasıl hissedip düşündüğünü anlamaya çalıştık.

Siz Sivas’ın Yortan köyündensiniz. Nasıl bir köydü orası?

Evet, Sivas Kangal’ın Yortan köyü. Ama Mersin’de doğdum, ilkokula Ankara’da gittim. Köye yazları ve kışın tatilde giderdik. Köyün ortasından bir dere geçiyordu. Bir tarafında Sünniler bir tarafında Aleviler. Biz o civarda örnek köyüz, hiç kimse kimsenin inancına asla yanlış bir laf etmez.

Ramazanlarda biz yemekler göndeririz, Muharremlerde bizde oruç tutulur, bize yemekler gelir. Bir ayrışma olmaz.

Ama Sünniler derenin bir tarafında Aleviler öbür tarafında... Çocukluğunuzdan hiç kavga hatırlamıyor musunuz, ya da öteki tarafı ‘farklı’ gördüğünüz bir durum?

Yok hayır. Hatta annelerimiz kendi aramızda kavga ettiğimiz zaman kızmazdı öbür tarafın çocuklarıyla bir kavga, bir küfür olduğu zaman çok kızardı.

Yani derenin öte yanıyla kavga etmemek konusunda ekstra özen vardı.

Evet. Sivas katliamı olduğunda bize alay alay gelip başsağlığı dilemişlerdir. Bizlerle aynı tepkiyi göstermişlerdir.

Karşı taraftan birileriyle evlilik olur muydu?

Eskiden yoktu ama şimdi var artık. Bizim gelinimiz de Sünni, Antalya’dan aldık. Bir gelinim de İngiltere’den, Yahudi. Ben dünya vatandaşıyım.

Çok da aracı olurum. Alevi çocuklar ya da Sünni çocuklar evleneceği zaman internetten mesaj gönderiyorlar. ‘Sizi çok seviyor, yardım edin’ diyorlar.

Sizin ibadetiniz müzikle. Alevi hayatında müziğin yerini anlatır mısınız biraz?

Benim dedemin kardeşime vasiyeti ‘Her sene gel, başımda saz çal’. Kardeşim mezara çıkıyor elinde sazla, komik bir durum bu aslında, oturuyor, türkü söylüyor. Duymasına imkân var mı? Yok ama işte öyle. Malatya’da cenazeler kaldırılırken hâlâ saz çalınır. Müzik bu kadar hayatın içinde. Onlar için saz kutsaldır. Aşığın söylediği hak kelamıdır.

Ben bugün çok konuştum. Ozanlar anlatmazlar söylemezler, Derlediğinin çoğunu okumaz bile.

Derlediğiniz türküleri neden söylemiyorsunuz?

Daha o anlayış düzeyine, bilincine gelinmediği için... Söylerseniz ilkokul çocuğuna üniversite kitaplarını vermiş gibi olursunuz. O deyişleri, o duvazimanları, o kasideleri, su kasidelerini o maneviyat taşıyan eserleri sunmak çok doğru gelmiyor. Dedelerimiz bunları cemlerde ibadet anında icra ediyorlar.

Yıl 2009... TRT'de Alevilere sansürBir iki örneğe gelecek nesillerle aktarmak için albümlerde yer verdik.30’a yakın albümüm var tabii ki âşıkların söylediklerini koyduk onlar sevdaya dair, hasrete dair, gurbete dair her şeyi söylemişlerdir. Âşık böyledir. Telefon icat dildiğinde Davut Sulari telefonu dahi söylemiştir. ‘Alo alo Ali diyorlar/ Bak şu Almanlar alo diyorlar Ali diyorlar’ diye söylemişlerdir.

Âşıkların söylediğini söyledik ama bizim yedi büyük ozanımızın cemlerde söylenen bu manevi sözlerini çok aşikâr etmeyiz.

Bir gün aşikâr olacak mı?

Üniversitelere falan vermeyi düşünüyoruz.

Bunu sorarken aslında, biraz da gelecekle ilgili düşüncelerinizi anlamak için sormuştum. Bir gün Aleviler olarak toplumda anlaşılabileceğinizi, kendinizi açabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Ben insanlığın geliştiği son nokta Alevilik diyebilirim. Bu kadar. Bu kadar diyebiliyorum.

Toplum sizin mertebenize ulaşabildiği zaman yani...

Estağfurullah.

Siz kendinizi açmazsanız toplumun geri kalan kısmı sizi nasıl tanıyacak?

Anlatmak için biz kendimizi parçalayacak değiliz. Siz kendinizi parçalamıyorsunuz ki, kendini anlatmak için. Mesela ben Budistleri öğrenmek istiyorum. Bir dolu kitap var araştırıyorum. ‘Beni anla, beni anla’ diye bir dayatma gibi olmamalı. Sivas katliamı konusunda bir kınama noktasına daha yeni gelindi. Böyle bir anlamaya çalışma olmaz. O zaman insanlar neyi açıp gösterecek.

Size bir örnek daha vereyim: Yıl 2009 Mustafa Özarslan’la beraber albüm yaptık. TRT denetim raporlarından geçmeyen üç tane deyişimiz var. Beş kupleyse sadece üç kuplesi geçiyor. Ben araştırmacıyım, deyişin doğrusunu okumam lazım çünkü gelecek nesillere aktarıyorum.

Hangi bölüm geçmiyor denetimden?

‘Sabahtan okur Allahu Ekber/ Hışmından titrer ol baba hayber/ Selamının carına yetişen Haydar’ Burada hakaret mi var, ne var? ‘Haydar’ ‘Allahu ekber’, hepimizin söylediği şeyler. Devletin bunu çözmesi lazım. Ben bir sanatçı olarakoradaki ayrışımı hissediyorum.

Alevi Çalıştayı’na katıldınız, orada nasıl hissettiniz peki?

Alevi Çalıştayı’nda da ‘Sivas’ı unutun’ diye konuştular.

Kim böyle konuşuyor?

Birileri söyledi. Mazlum-Der falan vardı. Adamlar ‘Unutun’ diyor. Çalıştay’a adı Maraş Katliamı’yla ilgili anılan kişi çağrılıyor. O da çok kırıcı oldu.

Devletin bu meseleleri çözme çabasını samimi buluyor musunuz?

Samimi bulmuyorum ama hadi diyelim çözdü hadi diyelim talepler yerine geldi, seçmeli din dersleri oldu fakat halkın ayrışımını nasıl çözecek. Burada Sünni dostlarımıza iş düşüyor. Bir yerde insani bir sıkıntı oluyorsa, insanın utanacağı bir şey oluyorsa anında ‘Nasıl olur, herkes inancında özgürdür’, demeli.

Ermeniler, Kürtler çok farklı katmanlarda kendilerini anlatmak için çabalıyor. Mesela bu haftasonu Boğaziçi Üniversitesi’nde bir etkinlik var, Ermenice çocuk oyunları, Süryani ilahileri var. Ama Aleviler daha kapalı bir toplum ve böyle bir kimlik siyaseti yapmıyorlar.

Gerek yok ki... Alevilerin böyle bir etnik olayı yok ki. Ne istiyorlar ki sizden? Öyle bir derdi yok. Benim ebem derdi; ‘Dilim de Türk, dinim de Türk’. Bu, Türkmen yorumu zaten. Biz bu ülkeyi kuranlarız. Aslî unsur biziz, ne isteyeceğiz? Demokratik taleplerimiz var bizim.

Sonuçta bir takım talepleriniz ve rahatsızlıklarınız var. Bunları dile getirmek için, kendinizi anlatmak için, ortak yaşama kültürünü geliştirmek için neler yapıyorsunuz?

Çalıştay denildi. Kalkıldı gidildi, anlatıldı.

Çalıştay’da siz neler söylediniz?

Müftülüklerde, kütüphanelerde ve devletin arşivlerinde yazılı kaynaklar var onların açılması lazım. Bunu söyledim.

Ne var o kaynaklarda?

Erkannameler var. Hazreti Muhammet’ten bugüne kadar ailelerin geçmişini yazan Erkannameler... Secereler var. Aynı zamanda ibadet bilgileri var, şiirler, deyişler var ve günlük yaşama ilgili notlar var. Bunların hepsi kapalı.

Yani bir araştırmacı gidip ben bunları incelemek istiyorum dediği zaman vermiyorlar mı?

Vermiyorlar. Araştırmacılar Bakanlıklara yazı yazıyoruz, hiç bir şekilde alamıyoruz, diyor.

Kürt meselesi Cumhuriyet’le birlikte başlayan bir sorun Alevi meselesi ise 400 yılık bir sorun, kökü daha derinlerde o yüzden çözmek daha zor, deniyor. Siz ne diyorsunuz?

Demokrasiyle Kürt meselesini de her şeyi de çözersin. İnsan çözmek istemeyince çözmez. Bir ağaç var, kökü İslam. Dalı budağı var bir dalı Sünnilikse bir dalı da Alevilik bunu o kadar ayrıştırmaya gerek yok. Bence hiçbir şey yok... Kürtleri ayırmak da korkunç bir şey. Onu hiç istemiyoruz. İnsanı ayırmak, atomu molekülerine ayırmak gibi bir şey. Bizim toplam beş tane talebimiz var. Neyi çözülmeyecek ki?

Nedir o talepler?

Cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi, seçmeli din dersleri, Sivas’ta Madımak Oteli’nin müze olması, arşivlerin açılması, bir de Diyanet’in kaldırılması. Sonuncusu hariç bunların hepsi çözülecek herhalde.

2010 Kültür Başkenti’nde sizin projeniz var mı?

Var ama Essen’de. Biliyorsunuz 2010’da iki kültür başkenti var; İstanbul ve Essen. Biz Kültür Başkenti Essen’de konsere gidiyoruz. Ben kendi şehrimde konser yapamayacağım İstanbul’da. Verdiğimiz projelerin hepsi reddedildi. Bunların içinde İngiltere’de 10 şehirde yaptığımız caz projem de var. Avrupa’da bunu yapmışım bir tek kabul edilmediğim yer İstanbul. Burası benim memleketim ya. Bunları biraz küserek söylüyorum.

Alevilik insanlığın geldiği son nokta

AKP iktidarıyla ilgili sivil vesayet yorumları yapılıyor. Bunun için ne diyorsunuz?

Ben ona bir şey diyemiyorum. Çünkü ondan önce de hükümetler oldu. Aynıydı.

Peki AKP’nin politikaları sizin içinizde bir umut uyandırıyor mu?

Tekel işçilerine bakınca benim içinde umut doğmuyor. Yılbaşı gecesinde onlarla beraberdim.

İşçiler için değil de Alevi toplumu için bir umut görüyor musunuz?

Sadece konuşuluyor. Çalıştaylarda gördüğümüz sadece konuşuluyor.

Somut bir şey çıkacağını düşünmüyorsunuz yani?

Kemal Kılıçdaroğlu ‘Biz zaten tüm kanun tekliflerini verdik diyor. Çalıştaya ihtiyaç yok ki aslında.

Kemal Kılıçdaroğlu demişken, onun Dersim İsyanı tartışmalarındaki tavrını nasıl buluyorsunuz?

Bu konuda pire için yorgan yakılmaz demiştim...

Bu meseleyi pire olarak mı görüyorsunuz?

Onur Bey (Öymen) zaten özür diledi. ‘Pire için yorgan yakmaya gerek yok’ lafını bilerek kullandım. Baykal Şakhkulu’na geldi orada protesto da edildi. Tamamen demokratik bir ortam kimse müdahale etmedi. Alevi toplumu böyledir işte. Biz Dede yanlış davrandığı zaman onu azledebiliriz. Mesela birisi Cem’e giremez küs olursa. Diyorum ya insanlığın geldiği son noktadır Alevilik. Biz mesela herkesle ibadet etmeyiz. Ama camiye herkes girer, hırsız da girer.

İnsanlığın geldiği son nokta Alevilik dediğiniz zaman, Sünnilikten daha yukarı bir yere koyuyorsunuz.

Bizim inancımızda dört kapı var; Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat. Biz şimdi ikinci kapıdayız, Tarikat’tayız, özü anlama safhasındayız. Sünniler daha şeriat kapısındalar. Şekle dayalı bir ibadet onlarınki...

Happaana’nın Masalları

Yeni projeleriniz var mı?

Bu yıl Amerika ve Avustralya’ya konsere gidiyoruz. Bir de yemek ve masal kitapları yazıyorum

Nereden çıktı bu kitap fikri?

Bir yerde tatlı ekşi bir şey ikram edildi. Sanki bizde bu tatlar yokmuş gibi, konuşuldu. Babaannemin yemeklerinde vardı o tatlar ‘Unutuldu gitti’ dedim. Şimdi oturuyorum her gün gale, düğürcük aşı yazıyorum. Bir de babaannemin bize anlattığı masallar vardı. Onları yazıyorum. Babanneme ‘happaana’ derdik. Happaana’nın Masalları, Happaana’nın Yemekleri olacak kitapların isimleri.

Taraf - PAZAR SÖYLEŞİLERİ / Tuğba Tekerek - 24 Ocak 2010

Bu haber toplam 27 defa okunmuştur
Etiketler :

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.