Musa Kazım Engin: Alevilikte ‘kurban’ lokmadır, sevgidir

Musa Kazım Engin: Alevilikte ‘kurban’ lokmadır, sevgidir

Kureyşan Ocağı dedelerinden Musa Kazim Engin “Aleviler ve Kurban Bayramı” başlıklı yazı kaleme alarak “Alevilerin birbirine, tüm canlara ve Hakk’a vereceği en büyük kurban sevgidir. Alevilikte ‘kurban’ lokmadır” görüşünü paylaştı.

A+A-

Kureyşan Ocağı dedelerinden Musa Kazım Engin, İslam toplumunun 20 Temmuz’da başlayacak olan Kurban Bayramı’na ilişkin yazı kaleme aldı. Engin, “Aleviler ve Kurban Bayramı” başlıklı yazısında ‘Kurban’ kelimesinin Arapçada ‘Kurb’ sözcüğünden türediğini ve anlamının ise ‘yakın olmak, yaklaşmak’ olduğunu belirtti. Engin, ‘Kurbanlık’ sözcüğünün dini bir terim olduğunu belirterek “Hakk’a yaklaşmak niyetiyle belli günlerde kesilen hayvana verilen addır” diye de ekledi.

“İNSANLIK YOLUNA HİZMET ETMEK EN BÜYÜK KURBANDIR”

Dede Musa Kazım Engin, çok tanrılı dönemde yapılan dinsel törenlere de işaret ederek yazısında şu bilgileri paylaştı:

“Tarihsel süreçte inanç mensupları yalnız insan ve hayvan kesmek yoluyla değil, çeşitli ürünler sunmak yoluyla bu dinsel törenleri gerçekleştirmişlerdir.

Tevrat’ta ve Kur’an tefsirlerinde anlatıldığına göre, İbrahim Peygamberin Hakk’a ‘Eğer bir oğlum olursa onu senin yoluna kurban ederim’ diye yakarışının ardından dünyaya gelen oğlu İsmail’i verdiği sözde durarak, Hakk yoluna kurban etmek ister. Bunun üzerine Cebrail tarafından bir koç indirilir ve İsmail kurban olmaktan kurtulur. O günden bu yana, kurban geleneği birçok inançlarda yerini almıştır.

En eski inançlardan, günümüz çağdaş toplumların inancına kadar kurban olgusunun kaynağı üstüne çeşitli varsayımlar ileri sürülmüştür.

Kurban hemen bütün inançlarda kanlı ve kansız olmak üzere iki biçimdir.

Kanlı kurbanlar insan ve hayvanlar, kansız kurbanlar yiyecek ve içeceklerdir. Kurban inancı adak inancıyla da bağımlıdır. İnanç gereği Tanrıya her zaman, ya da o an için haz vermek üzere kurban sunulur. İnsanların kurban edilmesi ilk çağların yakın dönemlerine kadar sürmüştür.

Bu öykülerin mitolojik açıdan gerekçelerini bilim insanları açıklamaktadır. Bir takım doğa afetlerine karşı ‘Tanrıların gazabından’ kurtulmak için genç insanların kurban edildiği tarihi tapınaklara halen Anadolu’da rastlanmaktadır. Maalesef bu tip ‘insan kurban edilmesi’ anlayışı şeriatçı-yobaz çevrelerin bir kısmında zaman zaman görülmektedir.

İbrahim peygamber zamanında, İsmail’in yerine inen ‘koç’un kurban edilmesiyle, insan kurban etme geleneği söylencede ‘iyi yürekli Tanrı’ tarafından kaldırılmıştır. Müslümanlıkta kurban kesmek Hicret’in ikinci yılında emredilmiştir. Kurban kesmek farz değildir. Kurban namazı da farz değildir.

“ALEVİLERDE ASIL KURBAN NEFSİNİ TIĞLAMAKTIR”

Aleviler esas olarak kurbanı ‘YOL’a kurban olmak ve yol uğrunda gerekirse boynunu vurdurmak’ olarak algılarlar. Alevilerde ‘kurban’ dendiği zaman asıl kurban ‘nefsini tığlamaktır.’ Çünkü Alevilerde dualarda ‘canım kurban tenim tercüman’ diyerek ikrar verip ikrarında durmaktır, ilim ve irfanla olgunlaşıp erenler yolunda el ele, el Hakk’a insani kâmil mertebesine erip, o meydana gelmektir.

Canım erenlere kurban,

Serim meydanda meydanda,

İkrarım ezelden verdi,

Canım meydanda meydanda,

Gerçek olan olur gani,

Gani olan olur veli,

NESİMİ’yim yüzün beni,

Derim meydanda meydanda.

Alevi inancının temeli ‘ikrar’ vermektir ve ahdine/ikrarına sadık olmaktır. Yani ‘Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme’ anlayışı ile ikrarına sadık, sözünden dönmeyen, ahde vefalı ve yolu uğruna canını seve seve verecek kâmil insanı yaratmak Aleviliğin temel anlayışıdır.

Alevilikte hak yemeden, hak yedirmeden insanca mutlu yaşamak ‘Dünya’da cennet’ için mücadele etmek, insanlık yoluna hizmet etmek en büyük kurbandır. Alevi Yol uluları bu yolda, kaç baş koç veya deve kurban kestikleri ile değil, gerektiğinde insanca yaşama uğruna, bu Yol’a kendi başını ‘kurban’ verdikleri için anılır.

Amaç canlara işi, aşı yaşamı, kan akıtmadan her şeyi paylaşmayı, birbirine ‘kurban olmayı’ sevmeyi öğretmektir. Alevilerin birbirine tüm canlara ve Hak’a vereceği en büyük kurban sevgidir. Alevilikte ‘kurban’ lokmadır.

Bunların tümü aslında ikrara yöneliktir ve ahde vefayı simgelerler. Aleviler keyfi olarak cana kıymazlar, geçmişte Ahiler ‘Can olan hiçbir şeye kıyılamaz’ diyerek kendi cemaatlerine ‘avcıları’ almamışlardır.

Yetmiş deve ile Kâbe’den gelsem,

Amentü okusam abdestim alsam,

Ulu camilerde beş vaktim kılsam,

Mürşide varmadan yoktur çaresi.

Arafat’ta kurban kessem yedirsem,

Hac kurbanın kabul oldu dedirsem,

Pir aşkına su doldursam su versem,

Mürşide varmadan yoktur çaresi.

(Kul Himmet)

Bugün Alevi-Bektaşiler artık kanlı görüntülerden uzakta özellikle şehirlerde mahallesindeki yoksul kişilere maddi katkı yaparak, olanakları bulunmayan kişilerin çocuklarına eğitim katkısı ve bursu vererek kurbanlarını ‘kansız’ ve en yararlı bir şekilde yapabilirler.

Bu konuda dedeler/pir ve anaların gerçekleri halka anlatmasında fayda vardır. Kurban Bayramı vesilesi ile de, dede/pir ve analara halkımızın aydınlatılması konusunda büyük görevler düşmektedir. Bu konuda gerekli bilgi, kendi tarihimizde, nefeslerimizde, deyişlerimizde, Yol önderlerimizin sözlerinde ve davranışlarında mevcuttur.

Kinimizi, kibrimizi kurban ederek Yol’a ikrar vererek, her anı ve her günü kardeşçe paylaşarak bayram edebiliriz.

Boz atlı Hızır hepimizin yoldaşı olsun.”

(HABER MERKEZİ)

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.