1. HABERLER

  2. TÜMÜ

  3. MAKALE

  4. Neredeysen çık ortaya gerçek Müslüman - Rabia Mine
Neredeysen çık ortaya gerçek Müslüman - Rabia Mine

Neredeysen çık ortaya gerçek Müslüman - Rabia Mine

Sevgili gerçek Müslüman!Lütfen neredeysen çık artık ortaya! Varlığını o kadar uzun zamandır somut olarak görmüyoruz ki neredeyse neslinin tükendiğine inanmaya başlayacağız.

A+A-

Gün geçmiyor ki İslam dinini referans göstererek Allah, din, kitap adına yapılan bir vahşetle, bir iğrençlikle, bir sapıklıkla karşılaşmayalım.

Gün geçmiyor ki içleri kinle, nefretle ve doymaz çıkar hırslarıyla dolu muktedirler, arkalarına aldıkları Allah'ı ve dini kullanarak insanları birbirine kırdırmak, olmadık hak ve yaşam ihlalleri yapmak, dağı taşı talan etmek için akıl almaz plânlar ortaya koymasın ve karşılaştığımız her pislikten sonra da birilerinden şu yanıt gelmesin:

"Bu gerçek İslam değil! Onlar gerçek Müslüman değil!"

Peki ama kardeşim, kimdir o zaman "gerçek Müslüman?"

Gerçekten var mıdır, yoksa bir şehir efsanesi midir?

Bugüne kadar gören olmuş mudur kendisini?

Nerede yaşar, ne yer, ne içer?

Neden bu kadar asosyaldir?

Neden hiç insan içine çıkmaz da meydanı sürekli, "kendine Müslüman"ların zulümlerine bırakır?

Bütün bu, "kendine Müslüman"ların her köşeye sıkıştıklarında ifade ettikleri, "gerçek Müslümanlık bu değil," cümlesinin açılımı nedir?

Bu "kendine Müslüman"lar hemen her gün karşılaştığımız "İslamî katliamlar, rezillikler, sapıklıklar, hak ihlalleri" karşısında bıkmadan usanmadan kullandıkları bu cümleyi hangi kriterleri göz önünde bulundurarak kurmaktadırlar?

Yüzde 92'si, inancının kurallarının yazılı olduğu kitabı kendi dilinden okuyup anlamaya bile zahmet etmemiş olan bu kifayetsiz muhterisler, böyle bir cümle kurma haddini kendilerinde nasıl bulmaktadırlar?

Hiç mi utanmamaktadırlar; hiç mi yüzleri kızarmamaktadır?

Her köşeye sıkıştıklarında "gerçek Müslümanlık bu değil," diyen insanlar, kendilerini bu tablonun neresine koymaktadırlar?

Kendilerini cahil bırakmaktaki kırılmaz ısrarlarını, çifte standartlılıklarını, kendilerinden olmayan herkese kustukları inanılmaz nefretleri ve düşmanlıkları "gerçek Müslümanlık"la nasıl bağdaştırabilmektedirler?

Ben inançlı biri olmayabilirim; ama kesinlikle din düşmanı değilim. Normalde tanrıyla ya da dinle hiçbir sorunum yoktur. Bilirim ki insanlık var oldu olalı, insanlar bir yaratıcıya inanma ihtiyacı duymuşlar; kimi güneşe tapmış, kimi 'Ulu Manitu' demiştir ona... Asla küçümsenemeyecek kadar büyük olan bu gereksinim yüzünden insanları aşağılamak ya da yargılamak aklımın ucundan bile geçmez. Hatta yine çok acı çektiğim bir zamanlar, kendimde sağlam bir dinî inanç yaratarak acılarımı hafifletebilmek için çabaladığım bir dönemim bile olmuştur.

Bu yüzden "rahman ve rahim" bir yaratıcının varlığına inanmak ve yaşamın acılarına bu sayede göğüs gerebilmek ihtiyacında olan insanları çok iyi anlayabiliyorum. Çünkü bir yaradana sığınmak, bir dinin kurallarına kendini teslim etmek, yaşamı ciddî anlamda kolaylaştırır. Gerçekten saf ve samimi duygularla o yerde durabiliyorsanız, hayatın korkunçluklarına çok daha kolay dayanabilirsiniz. Hiçbir şey sağlamasa, en azından daha huzurlu ve dingin bir insan olmanıza vesile olur.

Gerçek Müslümanlar ya da gerçek Hıristiyanlar veya diğerleri, hiç fark etmez; saf bir niyetle inanan ve yaşamı bu saf inançları çerçevesinde güzelliklerle örüntülemeyi hedefleyen herkes, son derece saygıdeğer ve kıymetlidir.

Ne var ki dünyada dinine ve tanrısına olması gereken en arı, duru, en saf haliyle iman eden insan sayısı çok çok azdır. Her dine ortalama bin kişi düşer mi, şüpheliyim...

İmrendiğim ve sonsuz saygı duyduğum o bir avuç insanın dışındaki "sözde dindar" sürü ise, ikiye ayrılır:

Birinci grubu, değiştiremeyeceği kaderine ancak dine ve Allah'a sığınarak katlanabilen; inancı olmasa her türlü adi suçu işleyebilecek ya da intihar edebilecek kadar ümitsiz, cahil veya yoksul milyarlar oluşturur.

İkinci grup ise bu zavallıları din vasıtasıyla kullanarak, güderek, sömürerek, yönlendirerek, gerektiğinde geri kalan insanlara ve hatta birbirlerine karşı maşa ve tetikçi yaparak dünya malını götüren dolandırıcılardan, politikacılardan, sermaye sahiplerinden, silah baronlarından; yani muktedirlerden oluşur.

En acısı ise dünyadaki savaşların ve katliamların çoğunun, ikinci gruptaki "dinli dinsizler" tarafından birinci gruptaki "dinli dinsizler" kullanılarak, sözde "din" uğruna yapılıyor olmasıdır.

Söylediğim gibi, dünya kuruldu kurulalı milyarlarca insan bu ihtiyaç içinde olmuştur ve ben bu ihtiyacı asla ve asla hafife almamışımdır; ne haddime! Öyle ki yine bir zamanlar tek tük de olsa gördüğüm "gerçek Müslüman"lara son derece saygı duymuşumdur.

Taa ki artık tanrının ve dinin bütün zamanların en kötüye kullanımının sergilendiği ve zaten de bir avuç olan o "gerçek müslümanların", tamamen ortalıktan çekildiği bugünlere gelinceye kadar.

Ne yazık ki içine doğduğum İslam coğrafyasında mevzu artık bu doğal ihtiyacı ve saflığı yerle bir edip, cehennemi dünyada inşa etme boyutuna geçti.

Tanrı ve din hiçbir zaman bu kadar aşağılanmadı. Hiçbir zaman böylesine iğrenç bir ranta, haksızlığa, her türlü alçaklığa, ihanete, fiziksel ve ruhsal şiddete, katliama alet edilmedi.

Egemenler tarafından daima faşizmin bir türevi şeklinde toplumsal baskı unsuru olarak kullanıldı; ama hiçbir zaman böylesine ince bir fesatla "inanç kaynaklı kötülüğe" dönüştürülerek, yaşamlarımızın her hücresine ölümcül bir zehir gibi nüfuz ettirilmedi...

Be hey, yaşamı sadece dibine kadar kötüye kullanmaya başladığı diniyle tanımlayıp yorumlayan ve karşılarında gördükleri herkese kendi çapsızlıklarına hiç bakmadan hadsizce ve hatta hunharca sürekli bu sığ varoluş modelini dayatan gafil "kendine Müslüman"lar, öncelikle şunu çok iyi anlamalısınız ki inançsız yaşamak çok zordur!

Çünkü:

Bizim sizin gibi her yediğimiz halttan sonra tövbe ederek affedilme şansımız yoktur örneğin.

Her umutsuzluğa kapıldığımızda sığınarak güç alabileceğimiz bir sahibimiz yoktur sizinki gibi...

Biz inançsızlar boş-beleş bir Allah korkusuyla değil; okumak, bilmek ve insan olmakla geliştirdiğimiz vicdanımızla kötülükten uzak dururuz; ki bu, sizin ucuz ve tamamen çıkarlarınıza göre kullandığınız sözde "Allah korkunuz"dan emin olun çok daha kıymetlidir.

Biz inançsızların çoğunuzun yaptığı, yapmayanlarınızın da göz yumduğu gibi, inançları sömürerek zenginleşmek gibi bir fıtratımız da yoktur.

İnsanlık tarihinde hemen bütün katliamlar, sözde dinî inançlar uğruna gerçekleştirilmişken; biz inançsızların, altına imza attığı tek bir katliam yazmaz tarih...

Elbette ki diyanetin kaldırılmasından yanayız; çünkü din de tıpkı milliyetçilik gibi, sizin kötü niyetli kullanımınız nedeniyle insanlığın virüslerinden biri haline geldi

Elbette ki bazı insanlar İslâm diniyle alay eder oldu; çünkü siz merhametsizliğinizle, canavarlığınızla, talancılığınızla ve şarlatanlığınızla onu yerlere düşürdünüz.

Rezilliklerinizi sayfalar dolusu yazabilirim

Kendi kızınıza şehvet duymayı hoş görmenizden, gencecik erkek çocuklara tecavüz etmeyi "bademleme" diyerek aklamanıza; ölen karınızla bilmem kaç saat seks yapabileceğinizden, çocuk yaşta kızlarla nikâh kıymanın cevaz olduğuna kadar uzanan sapıklık abidesi fetvalarınız yeter sadece...

Her neyse, sizi size uzun uzun anlatmama hiç gerek yok aslında... Hepiniz neyin ne olduğunu gayet iyi biliyorsunuz.

Özetle şunu söyleyeyim; sergilediğiniz bu dehşetengiz tablo, çok inançlı biri olsaydım bile bana inanca dair her şeyi sorgulatmaya yeter de artardı.

Tarif edildiği gibi bir Allah, sizin gibi vicdansızları yaratıp, karşılarına çıkan bütün canlıları kendi çıkarları uğruna katletsinler, her güzelliği yakıp yıksınlar diye dünyaya salmayacak kadar âdil ve merhametli olurdu çünkü...

Emin olun sizin her türlü vahşetinize, hiddetinize, şiddetinize, hırsızlığınıza, ahlâksızlığınıza, talanınıza, tecavüzünüze alet etmek uğruna madara ettiğiniz inancınız, benim içimdeki inançla karşılaşsa, mahcubiyetinden yüzünü yere eğerdi.

Cidden çok merak ediyorum, gerçekten inanan bir avuç "gerçek Müslüman" kaldı ise, nasıl tahammül edebiliyorlar değer verdikleri her şeyin böylesine ayaklar altında çiğnenmesine?

Ben olsaydım etmezdim; edemezdim!

Sözlerime son verirken, artık bir şehir efsanesine dönüşen o "gerçek Müslüman"a sesleniyorum:

Sevgili gerçek Müslüman!

Lütfen neredeysen çık artık ortaya!

Varlığını o kadar uzun zamandır somut olarak görmüyoruz ki neredeyse neslinin tükendiğine inanmaya başlayacağız.

Yokluğunda ülkemizi ve hatta bütün dünyayı "kendine Müslüman"lar istila etti.

Onlar o kadar kötüler ve senin değerlerini kullanarak öylesine büyük vahşetler, alçaklıklar, vicdansızlıklar, hırsızlıklar, sapıklıklar sergiliyorlar; kendilerinden olmayan insanlara yaptıklarından geçtim, doğaya, kurda-kuşa karşı bile o kadar acımasızlar ki sen de bu zulmün karşısında sırf üç kuruşluk çıkarların uğruna yapıştığın iktidar yandaşlığın yüzünden susmanla, onlarla birlikte Allah'ı ve dini hiçe saymış; kendini yalan etmiş oluyorsun.

İnsanın kendi dünya görüşüne ve inançlarına yakın olan kişileri seçmesi anlaşılabilir; insanın bir paket makarnaya, üç torba kömüre oyunu satabilecek kadar yoksul olması anlaşılabilir; insanın yıllarca cahil diye hor görüldükten, başörtüsü gibi dininin gereği olan eylemlerini yapmasının yasaklanmasından sonra gücü ele geçirmesi durumunda bir süre bunun baş dönmesini yaşaması ve körleşmesi de anlaşılabilir; bunların hepsini bir yere kadar anlayabilirim; ne var ki bütün bu "kısmen haklı" zaafları nedeniyle zulme bu kadar uzun süre sessiz kalması asla anlaşılamaz!

Tanığı olduğun her zulmü, "onu yapan gerçek Müslüman değil" diye aklaya aklaya, "gerçek Müslüman"ın en büyük hasletinin "haksızlığa seyirce kalmamak" olduğunu unuttun.

Ne olursa olsun asla vermekten vazgeçmediğin "oy"unun, seni de senelerdir gözünün önünde sergilenen vahşette pay sahibi yaptığı gerçeğiyle yüzleşmiyorsun.

Oysaki "gerçek Müslüman" kendi yetkilendirdiği insanların gözünün önünde gerçekleştirdiği kıyımlara, kıyılan insanlardan çok daha fazla tepki gösterirdi.

Kendi elleriyle yetki verdiği insanların cinayetlerinden, yaşam hakkı ihlallerinden, haksızlıklarından, hukuksuzluklarından, adaletsizliklerinden, doğa katliamlarından bizzat kendini sorumlu tutmayı ve bütün bu vahşete herkesten çok daha güçlü bir sesle DUR demeyi, dininin en önemli vecibesi olarak görürdü.

Herkes bilgiye ulaşma şansına sahip olamayabilir; ama vicdan, bilgiden bağımsız bir haslettir ve insan gibi insanın fıtratında kendiliğinden bulunur.

"Gerçek Müslüman", her şeyden önce VİCDANLIDIR!

Neredesin ey gerçek Müslüman?

Her nerede gizleniyorsan çık ortaya ve HAYIR de artık kötülüklere!

Çünkü biraz daha susarsan, bu ateş senin bacanı da saracak.

Müslümanlık da insanlık da bu değil, bu olmamalı! Hayır!

Keşke her neredeysen dikilsen artık zulmün karşısına ve hepimizden çok daha fazla itiraz etsen, hayatı bir virüs gibi istila eden bu aşağılık "kendine Müslüman" sürüye!..

"Hayır!" desen, "Hayır! Hayır! Hayır! Hayır! Benim dinim bu değil!"

"Benim Allah'ımın ve dinimin adını böylesine arsızca, böylesine haince, böylesine vahşice kirletemezsiniz!"

Eminim Allah da kul da senden razı gelirdi.

Rabia Mine

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.