1. HABERLER

  2. ALEVİ HABER

  3. Şiacıların girdabına düşen bir kadının dramı: T. E. vakası
Şiacıların girdabına düşen bir kadının dramı: T. E. vakası

Şiacıların girdabına düşen bir kadının dramı: T. E. vakası

T. E. başlangıçta Alevi inancına itikadı olan Dersimli saf bir Alevi kadınıydı. Ta ki Aleviliğe bulaşan Şiacı misyonerlerin ağına düşüne kadar.. İran’ın piyonları kendisinin itikadını zaafa dönüştürüp sağlığını bozdular.

A+A-

T. E. başlangıçta Alevi inancına itikadı olan Dersimli saf bir Alevi kadınıydı. Ta ki Aleviliğe bulaşan Şiacı misyonerlerin ağına düşüne kadar.. İran’ın piyonları kendisinin itikadını zaafa dönüştürüp, Alevilikle alakasız Şiacı ezberler üzerinde Türkan Eroğlu’nu dinsel psikoz klinik bir vaka haline getirerek tüm dengesini bozdular. Yaşadığı bu psikolojik kayış, kendisini hümanist Alevi öğretisinden tamamen uzaklaştırıp, dinsel psikozunun odaklandığı bir vaka haliyle saldırgan, küfürbaz, ultra gerici, zıvanadan çıkan bir kişilik bozukluğunun temellerini oluşturdu.

Klinik ruh hastası vakası olan T. E. Dersim’e çökmeye çalışan Şiacıların ruhsal dengesini alt üst ettiği trajik örneklerden sadece birisi. Bunlara bulaştıktan sonra Aleviliğin hümanist felsefesinden çıkarak gericiliğin pençesine düşüp hayatları mahvolan birçok örnek mevcut.

Alevi ritüeline Kuran’dan ayetler ve hadisler katma çabasıyla Şiiliği artık tam olarak özümseyip, inanç pratiklerinde uygulayarak kendini kanıtlayan kırma Ali Bulut’un T. E.’nin tüm psikoz süreçlerine dahil olduğu bilinmekte. Ortak bir projede yer almaya çalışırken, (İran’da rol model idolü olarak gösterilen) Leyla Akgül’ü bile kırma Ali Bulut Şiacılıkta çığır açan bu özelliklerinden ötürü isyan ettirebilmişti.

Facebook’ta “Asma Gulane” ismini kullanan T. E., Fransa’nın Rennes şehrindeki Guillaume Régnier Psikiyatri hastanesinde uzun süre tutulmak durumunda kalan bir klinik vaka. Kliniğe kaldırıldığı 2016 yılı Aralık ayında sosyal medya hesabında şöyle bir paylaşım gerçekleşmiştir.

Daha sonra bu paylaşımı Şia misyoneri kırma Ali Bulut tarafından “Dersim fikriyatını savunan arkadaşımız T. E.’na sahip çıkalım çağrısıyla Fransa’daki Alevi kurumlarına mesajlar gönderilmiştir.

21 Aralık 2016’da Psikiyatri kliniğinde yazdığı sosyal medya mesajı:

Fransa Rennes Geillaume Regnier Hastanesinde zorla tutuluyorum. CMP isin içinde…

T. E.

Ya Ali Ya Ali Ya Ali…

19 Şubat 2020 tarihli Müslim Kaya’nın köleliğine soyunan nefret paylaşımında Alevi Haber’i hedef alan hakaret ve iftiralarla dolu mesajının bir bölümünde, dinsel-ruhsal psişik durumunun tetikleyicisi olan olan fikri çok net bir şekilde izah ediyor: “Zikriniz kabul etse de etmese de Şiacılık ta bu yolun bir koludur.”

asma-gulane-dinocan.jpg

T. E.'nin Şia bataklığında çürüyen ruh halini gösteren son bir kaç gündeki sosyal medya paylaşımları:

 

asma-gulane-1.jpgasma-gulane-2.jpgasma-gulane-3.jpgasma-gulane-4.jpg

asma-gulane-5.jpg

Psikiyatri literatüründe dinsel psikoz adı verilen klinik bir vaka olan T. E.’yi rehabilite edilebilmesi için tüm dinsel psişik takıntılarından uzaklaştırılması gerekirken, Şiacılar tarafından her geçen gün daha fazla bu girdaba çekilerek tüm dengesi bozulmaktadır.

T. E.’nun sosyal medya paylaşımların önemli bir kısmı Ayetullah Ali Hamaneyi başta olmak üzere İran ve Şia’ya dair karakterlerin propagandalarıyla dolu.

turkan-eroglu-sia.jpg

nasrallah-dersim.jpg

T. E. bir psikoz vakası olmasa, kendisine hayranı olduğu İran’da kadınlara biçilen içler acısı role, muta nikâhı gibi seks makinesi olarak görülmesine veya bir mollanın 4. eşi olmak gibi çok eşliliği içine sindirebilir miydi diye sorabilirdik.

Fakat bu soruların gerçek muhatabının o değil, onu bu duruma getiren eril, gerici Şiacı zihniyet ve o erkçi zihniyeti içimize(Aleviliğe) taşımaya yeminli işbirlikçiler olduğunu biliyoruz.

....

Not: Prof. Dr. Gülümser Heper’in, T. E.’nin psişik durumuyla tamamen paralel olan dinsel psikoza dair tespitleri:

Dinsel psikoz, dinsel dogmalara dayalı bozulmuş bir düşünce içeriğine, bazen bununla birlikte halüsinasyon hasta bir ruhun sıkıca sarılmasıyla ortaya çıkmaktadır. Araştırmacılar psikotik bozukluğu olan insanların önemli bir çoğunluğunun hastalığın ağır semptomlarıyla baş edebilmek için dinsel veya ruhani duyguları kullandığını, bir kısmının ise doğrudan dinsel delilik boyutunda düşündüğünü ve eylemlerde bulunduğunu göstermiştir.

Çalışmalar, dinsel içerikli psikozu olan insanlarda, hastalığın seyri ve semptomlar başlamadan önce düşük bir entelektüel seviye bulunduğunu göstermiştir. Bu nedenle geri kalmış ülkelerde çok daha yüksek oranlarda görülmekle beraber, ABD’de yapılan bir çalışmada ise şizofreni hastalarının %25-39’unun ve bipolar hastalığı olan insanların ise %15-22’sinin dinsel içerikli psikoz (delilik) gösterdikleri saptanmıştır. Diğer önemli bir nokta ise, bir ülkenin kültürel yapısının dinsel psikozun ortaya çıkma oranını doğrudan etkilemesi. Örneğin Katolik ve Protestanlar arasında dinsel delilik oranları farklıdır.

Yaşadığımız Türkiye gerçeğinde dinsel içerikli psikozların yaygınlığı bir yanda dursun, dinsel patolojik düşünce içeriklerinin sosyal dokuyu etkilemesi gerçeği ile karşı karşıyayız. Yani bir anlamda toplumsal psikoza doğru dümen kırdık. Bu ve benzeri hastalıklı yapı toplumsal aklın sınırlarını zorlamakta. Bu kişiler kontrolsüz düşünce içeriklerine karşı bir engel bulunmamasından aldıkları cesaretle saldırganlıkta sınır tanımamakta. Bu ağır sosyolojik gerçek ve onların tanımı ile “inanmayan insanlara” yapılan zulmün kaynağı kesinlikle kutsallığa dayandırılmakta. Bu sadece İslamiyet’i katı dogmalar üzerinden kullanan bir grubun faşizan saldırısından ibaret. Bu saldırgan yapı inancını sorguladıkları insanların katline, sosyal izolasyonuna ve itibarsızlaştırılmasına imkân verecek kadar kudurganlaşabiliyor. Bu saldırganlığın kökenlerinin tarihsel zemini de var ve buna benzer uygulamaların çoğu insanın kanını donduracak kadar şiddet içermekte. Zira İslam’ın felsefesini dışlayarak İslam’ı kendi zihinlerindeki patolojinin tezahürü katı dogmalar üzerinden yönlendiren bu insanların ortak özelliği psikolojik ve fiziksel şiddetin daima içerisinde olmaları…

Bugün Türkiye’nin sosyolojik gerçeği ise çok daha ağır. Bu hastalıklı düşüncelere muhalif yapılanmanın ve itiraz edebilecek insanların korkutulması sindirilmesi bir yana, henüz körpe beyinlerin hasta değer yargıları ile düşünce içeriklerini bozulması gerçeği ile karşı karşıyayız. Ne yazık ki hasta dogmaların şiddeti, insanların ve toplumların özgürce düşünmelerinin önünde en büyük engel. Bu insanların katı dogmaları bazen reaksiyoner düşünce yapılarını dahi teşvik etmektedir ki, reaksiyoner yapılanmalar da özgür düşüncenin neticesi değildir.

 

Haberdeki isim ve görsel T. E. ailesinin ricası üzerine tarafımızdan karartılmıştır.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
12 Yorum