Kemalet'e Erme

Kazım Dursun

Dünya nimetleri geçici, adaleti sağlayan vijdanidır. Vijdani karar her şeyin özüyle bir ve aynı olma çabasıdır. “iyi-kötü”, “güzel-çirkin”, “zengin-fakir” gibi zıtlıklar kişinın bakış acısıyla orantılı olarak şekilsel (zahiri) veya içsel ( batini) olarak görünür. Zahiri bakış açısı tamah, benlik, popülerizm, Batini bakış, ikiliklerden birliğe dönüşme insanın kendini bu ikiliklerle ölçmesini, Ulu bir ozan ‘‘Şimdi hakkı birlemişim özümde, evvel iki bildiğime yanarım.‘‘der, bu bağlamda insan şekil davranışlarına takılıp, kilitlenmemelidır.

Dünyaya tepeden bakmak egosunu frenlemek için iç aynasına bakmasıdır bu uyanışın önündeki engel, en büyük yanılgı mertebesi olan egosudur. Yani benlik diyoruz.

Para değerli ama maneviyatta belirleyici bir rol oynamıyacağı bilincinde olmak. Bu çerçevede, kişinin içinde yarattığı geçmişin hapishanesinden kurtulması kişinin nefsiyle mücadelesidir, bireyde özgürlük içseleşme gönül yolculuğunun başlamasıyla başlar. Gönül kişinin evrenle bütünleştiğini, fark ederek çevresindeki gelişimi his eder buda gönül meydanın ana kapısıdır. Gönül her daim bir terazi gibi eşit görünmesi huzurlu olma hissinin tezahür etme anıdır. Bu enerji mutluluktur, mutluluk (saflık) insanda bir boşluk hissi uyandırır, huzura doğru yolculuk başlar bu yolculuk doğayla, evrenle birlik olma bilincine götürür kişinın gönül bostanını yeşertir. Yeşeren bostanın meyveleri güven ve sevgidır bu huzurlu gönül kamil insanın vijdanıdır, kişi Kemal'e ermiş kurda kuşa börtü böçeğe sevdalanır, ham ahval her gördüğü nesneye temahla bakar böylelikle maddi beklentileri, varlık, mülk ve servet edinmeyi, insanlar arasında paranın sunni gücüyle yer edinmeyi ve günlük hayatta çıkarlarına dayalı işleri yapar. Nesne bilincinden kurtulmak hem ruhsal hem de bilinçe bağlı bir devimin geçirmesi lazım. İnsan doğanın bir parçası, vucut bulmuş enerji olarak geldiği noktaya geri dönecektır. Bu devinimin bilincinde olmayanı Hayyam şöyle betimlemekte,

‘‘ Niceleri geldi neler istediler,

Sonunda dünyayaı bırakıp gittiler

Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?

O gidenlerde hep senin gibiydiler ‘‘

Bu bağlamda maddi yüklerden, bağımlılıktan arınarak evrenle bütünleşen beden artık sınırsız, kusursuz olarak doğanın, ritmiyle ahenk içinde olup özgürlüğe erişmiştir. Bu özgürlük gönülde sevgi, bedende ışığın saçılmasıdır bu ruh hali insanın ulaştığı en yüksek mertebedir. Bu mertebe insanın içsel boşluğunu dolduran, empatiyi öğreten, hatırlatan aşktır. Aşk ola aşk mertebesine ulaşanlara,

Saygılarımla,

Kazım DURSUN