Kuran'da Mantık Hataları

Dinlerin hiç biri mantıkla bağdaşmıyor. Kutsal olduğuna inanılan kitaplar da öyle. Bu yazımızda Kur’an’daki mantık hatalarına değineceğiz.Bu hataların...

Dinlerin hiç biri mantıkla bağdaşmıyor. Kutsal olduğuna inanılan kitaplar da öyle. Bu yazımızda Kur’an’daki mantık hatalarına değineceğiz.

Bu hataların ancak bir insan tarafından yazılan kitapta olabileceğini göstereceğiz. Eğer tanrı bir kitap yazmış ve göndermiş olsaydı; onun içinde en ufak bir çelişki olmazdı. Hiç kimse hiçbir bilim dışı, akıl dışı, mantık dışı bir ifade gösteremezdi. Gereksiz tekrarlar, gramer hataları, bir ayette söylenenin bir başka ayette tersinin söylenmesi, daha önce emrettiğini daha sonra değiştirmesi gibi örneklere kesinlikle rastlanamazdı. Ama Kur’an’da yüzlerce çelişki, yüzlerce mantıksız ayet, yüzlerce yanlış var. Belli ki bu kitap da diğerleri gibi insan ürünü. Hem de kendi döneminde bile bilinen bilgilerden habersiz, kendinden 1000 yıl önce bile bilim adamlarının keşfettiklerinden bilgisiz bir insan yazması.

Kur’an’daki mantıksız konulardan birkaç örnek:

Yahudiler “Allah’ın elçisi Meryemoğlu İsa Mesih” der mi?

Nisa 156-157.

Bir de inkârlarından ve Meryem’e büyük bir iftira atmalarından ve “Biz Allah’ın elçisi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler.

Yahudilere göre İsa diye biri tarihi kayıtlarda yoktur, yaşamamıştır. Uydurma olduğunu iddia ettikleri birisi için onu kendilerinin öldürdüğünü söylemezler herhalde. Üstelik Hristiyanlığa göre İsa’yı çarmıha gererek idam eden işgalci Romalılardır. Orada toplanmış bir grup Yahudi’ye iki idamlıktan birinin affedileceğini söyleyerek hangisini tercih ettiklerini sormaları ve o grubun da İsa’yı affetmemesi, tüm Yahudileri İsa’nın katili yapmaz. Bunu iddia eden radikal Hristiyanlar varolsa bile, Allah’ın da benzer iddiada bulunması düşünülemez.

Belli ki Muhammed, Mekke’deki radikal Hristiyanlardan “İsa Mesih’i Yahudiler öldürdü” diye duymuştur. Ve öyle bildiği için Allah’ın da böyle söylediğini kurgulamıştır.

Ama asıl değineceğimiz nokta bu değil.

Mesele ayette İsa’yı öldürmelerinin Yahudilerin ağzından ifade ediliş şekli.

İsa’ya inanmayan, onu bir peygamber ya da Mesih olarak kabul etmeyen Yahudiler hiç kalkıp da “Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” derler mi?

Bu ayet tanrı sözü olmuş olsa; “Allah’ın elçisi Meryem oğlu İsa Mesih için ‘Onu biz öldürdük’ demeleri yüzünden kalplerini mühürledik” şeklinde ifade edilirdi.

Nasıl ki müslüman olmayanlar “Allah’ın resulü Hz. Muhammed (sav)” demiyorsa, sadece Muhammed diyorsa; Yahudiler de sadece isa derdi. “Allah’ın elçisi” ve “Mesih” demezlerdi.

Ama Kur’anı yazan Muhammed olduğu için bu tür mantık hatalarını bolca yapmış. Hatasız kul olmazmış!

Haramları sıralayan ayette iyilik emri

En’am-151. De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti.

Ayette Muhammed, Allah’ın haram kıldıklarını sayıyor tek tek.

Haram denince olumsuz cümleler gerekir.

“Yalan söyleme”, “Hak yeme”, “Öldürme”, “Anne babaya karşı gelme” gibi..

Ama daha 2. cümlede “Anne babaya iyilik edin” diyor.

Yani, haramları, yapılmaması gerekenleri sayarken, farz olanı, yapılması gerekeni yazıyor.Kur’an, tanrı kelamı olsa, böyle hata olur muydu?

“Anaya babaya iyilik edin” demez, “Anaya babaya kötülük etmeyin” derdi.

“Ben sizin üzerinizde bekçi değilim” diyen kim?

En’am suresi

103. Gözler onu göremez, O ise bütün gözleri görür; O, lütuf sahibidir, her şeyden haberlidir.

104. Rabbinizden size muhakkak ki deliller gelmiştir.Artık kim gözünü açar görürse kendi lehine, kim de hakkı görmeyip batılı seçerse kendi aleyhinedir. (De ki) “Ben sizin üzerinizde bekçi değilim.” (Ayetin Arapçasında “De ki” yok)

105. İşte biz, ayetleri çeşitli biçimlerde böyle açıklıyoruz. Öyle ki sana: ‘Sen ders almışsın’ desinler ve biz de bilen bir topluluğa onu açıkça göstermiş olalım.

106. Rabbinden sana vahyolunana uy. O’ndan başka tanrı yoktur. Müşriklerden yüz çevir.

107. Allah isteseydi, ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bekçi yapmadık, sen onlara vekil de değilsin!

104. ayette “Ben sizin bekçiniz değilim” diye yazarak gaf yapan Muhammed, sadece 3 ayet sonra Allah’ın ağzıyla “Biz seni bekçi yapmadık” diye yazıyor.

Var mı mantıklı bir açıklaması?

Şarap şeytan işi pislik ama uyuşturucu değil!

Maide: 90-91. Ey inananlar, şarap, kumar, dikili taşlar, şans okları şeytân işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytân, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allâh’ı anmaktan ve namazdan alakoymak istiyor. Artık vazgeçecek misiniz?

Şarabı yasaklayan ve pislik olarak gören Kur’an, sigara ve uyuşturucuyu neden yasaklamamıştır? Hadi o dönemde sigara yoktu, ama esrar ve afyon çok yaygındı.

Sigara-esrar demezdi de “duman içilmesi, kafasını-vücudunu uyuşturan maddeler kullanılması haramdır” derdi. Ama denmemiş.

İnsanlar arasında yoğun kullanılıyor olmasına rağmen, Allah’ın ve Muhammed’in bundan haberi mi yoktu acaba?

Çinliler 4000 yıl önce uzun çubuklarla esrar içmeye başlamışlar.

M.Ö. 4000 yıllarında da Aşağı Mezopotamya’da yaşayan Sümerliler’in haşhaş ve kenevir yetiştirdikleri çivi yazılarından ortaya çıkarılmış. M.Ö. 2000-1500 yıllarından kaldığı sanılan Mısır’da Thebes kenti yakınlarında bulunan papirüslerde haşhaş ekimi, afyon üretimi ve afyondan yapılan ilaçlara ilişkin ayrıntılı bilgi verilmiş. Halusinojenik maddeler içeren mantarlar Aztek ve Maya uygarlıklarında, psiko-aktif bir madde olan Amanita Muscaria mantarları ise Asya kıtasındaki şaman törenlerinde kullanılmaktaydı. Kokain,Güney Amerika yerlileri tarafından, sert doğa koşullarına karşı, uzun yaya yolculuklarında açlığa ve yorgunluğa karşı bugün bile kullanılmaktadır. 3000 yıllık geçmişe sahip Hindu metinlerinde esrar kutsal bir yere oturtulmaktaydı. Afyon, Eski Roma ve Yunan uygarlıklarında, Mısır, Pers ve Hint uygarlıklarında da yaygın olarak kullanılmış. Mezopotamya bölgesinde yaşamış olan Asur ve Sümerler ile ilgili kayıtlarda, Orta Asya’da bulunan Moğol, Türk ve Sibirya bölgesinde de bu maddelerin dinsel törenlerde kullanıldığına ilişkin bilgiler bulunmaktadır. Dünyada bu kadar yaygınken Muhammed’in esrarla, uyuşturucuyla karşılaşmadığı, duymadığı düşünülemez. Yoksa uyuşturucunun zararları olduğunu mu düşünmüyordu? Şarap gibi kokmuyor ondan mı acaba? Şarabı yasaklamışken, insanlık için içkiden çok daha zararlı olan uyuşturucudan söz edilmemesi önemli bir mantıksızlıktır.

Domuz etini yasaklayacaksın. Ama bugüne kadar hiçbir zararı kanıtlanmış olmayacak. Müslümanlar ve Yahudiler haricinde bütün insanlar yiyecek ve hiçbir olumsuzlukla karşılaşmayacaklar. Buna karşın insanlığın en büyük belalarından biri olan uyuşturucu, esrar, eroin-kokain hakkında bir yasak olmayacak. Böyle bir yasak mantığı olabilir mi?

Bu arada belirtelim, eskiden sara hastalığının tedavisinde de esrar kullanılırmış.

Sara nöbetleri geçirdiği rivayet edilen Muhammed hazretleri de esrar kullanmış olabilir mi acaba?

Allah’a altınlar dolusu fidye verilmesi

Ahirette günahlarından affedilmek, inançsızlığından dolayı ceza yememek için Allah’a fidye vermeyi bir insan düşünebilir mi hiç?

Örneğin tonlarca altın vererek kurtulmak..

Böyle birşey öldükten sonra mümkün olabilir mi?

Ama Kur’an’da sanki mümkünmüş gibi örnek verilmiş:

Ali İmran-91. Şüphesiz inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, dünya dolusu altını fidye verseler bile bu, hiçbirisinden asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.

Bu ayetin teşbih vs. diye savunulabilir bir yanı yoktur.

Neresinden bakılırsa bakılsın akıldışı, mantıkdışı, bilimdışı bir ayettir.

Ancak cahil bir insan düşünebilir ve yazabilir bunu.

Allah rüzgarı keserse gemiler yüzemezmiş!

Şura/ 32-33. Denizlerde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi de O’nun kudretinin delillerindendir.

O, dilerse rüzgârı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

Lokman-31. Size varlığının delillerini göstermesi için, Allah’ın lütfuyla gemilerin denizde yüzdüğünü görmedin mi? Şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

Muhammed döneminin insanlarına gemilerden bahsedip, rüzgarın gücüyle nasıl engin sularda yol aldıkları ve bunun Allah’ın lutfu olduğunun söylenmesi etkili olabilir ve tasdik görebilir.

Ama günümüz insanına bunlar söylendiğinde gülüp geçecektir.

Çünkü artık yelkenli gemiler değil, motorlu gemiler vardır ve Allah, rüzgarı kesmiş olsa dahi gemiler yüzmeye devam eder.

Bu ayetteki mantıksızlık, gemilerin yüzmesinin Allah’ın delillerinden olduğunun söylenmesidir.

Ayrıca rüzgarı durdurmasıyla gemilerin yüzemeyeceği iddiası da Kur’an’ın evrensel olmadığının kanıtlarındandır.

Göğün yere düşmesinin mantığı nerede?

İslamcılar, birtakım ayetlerden yerin yuvarlak olduğu çıkarımında bulunurlar.

Bazı meal tahrifatçıları işi öyle ileri götürmüştür ki “yer” diye geçen ayetleri “yerküre” olarak çevirir.

Halbuki Kur’an’da “yer ve gök” hakkındaki ayetler açıktır.

Birkaç örnek verelim:

* Uçlarından eksiltilen döşenmiş yerin üstünde gökkubbe vardır.

* Gök de, yer de 7 kattır.

* Allah gökleri 2 günde, yeri 4 günde yaratmıştır.

* Güneş, yerin batısında kara balçıklı bir göze içine batar.

* Yıldızlar, şeytanları taşlamak için atış taneleridir.

* En yakın gök yıldızlarla donatılmıştır.

* Ay, bir ışık kaynağıdır, nurdur.

* Güneş aya yetişemez. Gece gündüzü geçemez.

* Cennetin genişliği, göklerle yer kadardır.

Şimdi Kur’an’ın bu hikmet dolu ayetlerine yeni bir ilave yapalım:

Allah, göğü tutmasa yere düşer.

Hac-65. Görmedin mi ki, Allah bütün yerdekileri sizin hizmetinize sundu. Ve emriyle denizde seyredip giden gemileri de.

Göğü de izni olmaksızın yere düşmekten o tutuyor. Gerçekten Allah insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir.

“Gökten düşen, yere düşer” düşüncesinde olan birinin bu ayetin dünyanın yuvarlaklığıyla-düzlüğüyle ilgisini anlaması olanaksızdır. örneğin güneşin, merkürün, Venüsün, yıldızların gökte olan herşeyin Allah’ın yasaları olmasa yere düşebileceğini mümkün gören bir insanın ayette çelişki görmesi imkansızdır. Kelimeler evrilip çevrilerek devekuşu yumurtasına döndürülebilir belki ama göğün yere düşmemesi için neyi evirecekleri meçhul.

Bunu yazan Muhammed, dünyayı göğün altında uçsuz bucaksız kara parçası olarak düşünmekteydi. Dünyanın da bir gezegen olduğunu, güneşin etrafında ve kendi etrafında döndüğünü, güneşin de bir yıldız olduğunu bilmiyordu. Ve sanıyordu ki üstte görülen o yıldızları-kandilleri, ayı ve güneşi Allah tutmasa yere düşecek. Halbuki bugün bilmekteyiz ki dünya gökte bir nokta kadar küçük kalıyor. Göğün haritasında dünya yer bulamayacak kadar minicik. Buna karşın milyarlarca galaksi ve her bir galakside dünyadan 50 kat-100 kat büyük yıldızlar ve yine milyarlarca gezegen var. Hiç bunların gökteki bir nokta kadar küçük dünyaya düşmesi düşünülebilir mi? Böyle mantıksızlığı, böyle bilimdışılığı, böyle yanlışı herşeyi bilen tanrı yapmaz. Ancak bilgisiz bir insan yapar.

Türklere fasulye yemek haram olup diğer milletlere helal olabilir mi?

Kehf-57 ve İsra 45-46 ayetleri okunduğunda görülecektir ki;

Allah, herkesin Kur’an’ı okuduğunda anlamasını istememektedir.

Kehf-57. Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.

İsra: 45-46. Biz, Kur’an okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına gizleyici bir örtü çekeriz.

Onu anlayamamaları için kalplerine örtüler, kulaklarına da bir ağırlık koyarız. Kur’an’da Rabbini tek olarak andığın zaman nefretle arkalarını dönüverirler.

Neden?

Allah, kitapları ve peygamberleri kendisine inandırmak ve insanları doğru yola çağırmak için göndermemiş midir?

Bu ve benzeri ayetlerin nedeni, Muhammed’in gururu ve bahanesidir.

Kendisine inanmayanların inanmama sebebinin, kendi inandırıcılığındaki eksiklikten değil, onların inanmasını engelleyenin Allah olduğunu öne sürmekte, topu Allah’a atmaktadır.

Örneğin, müslüman olmayanlar arasında birçok değerli, saygın, iyi insan vardır. Ama Muhammed’in peygamberliğini kabul etmemektedirler.

Yani, saflar karışıktır. Bir tarafta iyiler, diğer tarafta kötüler şeklinde değildir. Ebu Talib gibi tüm toplumdan hürmet gören bir insan karşı taraftadır.

Bir peygamber, nasıl olur da haklılığını kanıtlayamaz, en yakınındaki insanı ikna edemez? Bu nasıl izah edilebilir?

Bunu izah edemeyen Muhammed, Allah’ın kalpleri mühürlediğini, dilediğine hidayet verip dilediğine vermediğini iddia etmiştir. Halbuki gerçekten bir sınav olsaydı; tanrı hiç bu sınava müdahale eder ve birilerinin aleyhine, birilerinin de lehine ayrımcı davranır mıydı?

Örneğin, bir Yahudiyi ikna edememesinin sebeplerinden biri deve etinin yenmesinin haram olup olmadığı idi.

Allah, önceki kitaplarında deve etini haram kılmışken Muhammed’e helal olduğunu bildiriyordu.

Nedenini ise “Yahudilere haram” olarak açıklıyordu.

Yani, Allah bir ürünü bir millete haram, diğerlerine helal kılabiliyordu demek ki.

Enam-146. Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık.

Ali İmran-93. Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Yakup’un) kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevrat’ı getirip okuyun.“

Mantığa bakar mısınız; “Yakup peygamber deve etini kendisine haram ettiği için tüm Yahudilere haram edildi ama o bizim için geçerli değil” deniliyor.

“Türkler fasulye yiyemez, diğerleri yiyebilir” gibi bir hüküm olabilir mi?

Böyle bir tanrı anlayışı, böyle bir mantık olabilir mi?

Zaman Mantıksızlığı

Önce Allah katındaki zamanla, dünyadaki zaman arasındaki farkı görelim:

Hac-47. (…) Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.

Yani arşta 1 gün geçtiğinde bizde 1000 yıl geçmiş oluyor.

Şimdi de dünyadaki işlerin Allah’a ulaşma müddetini görelim:

Secde-5. Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde O’na yükselir.

Yani, dünyada yapılan bir işin, bir düzenlemenin Allah’ın bilgisine sunuluş süresi bizim zamanımızla bin yıl tutuyor.

Örneğin Japonya’daki tsunaminin bilgisi Allah’a 3011 senesinde ulaşacak demektir.

Müslümanlar ise Allah’ın her şeyden anında haberdar olduğunu sanır.

Şimdi asıl mantıksız zamana gelelim: Cebrail’in-meleklerin dünyadan Allah’a varış sürelerine:

Mearic-4. Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.

Yani, Cebrail Allah katından 2011′de yola çıkıp dünyaya vardığında, dünyadaki yıl: 52011 olacaktır.

Hadi Allah katındaki zamanı anladık diyelim.

Dünyadaki bir iş Allah’a hangi vasıtayla ulaşıyor?

Ve nasıl oluyor da 1000 yıl süre sonra varıyor?

İşlerin Allah’a ulaşmasıyla, meleklerin ulaşması arasında 49.000 yıllık büyük bir fark var.

Bunun mantıklı bir izahı var mı?

Aslında evrenin bir ucunu düşünsek, bu 50.000 yıllık süre çok çok az. Yani, melekler bir hayli hızlıymış.

Ama dünyadaki işler ve müdahaleler için bir hayli uzun zaman. Yaşanan döneme ulaşılması mümkün değil.

Demek ki Cebrail, Muhammed daha doğmadan 50.000 yıl önce yola çıkmış da ancak ulaşabilmiş, görevini bildirmek için.

İyi de Musa ile İsa arasında 1500 yıl, İsa ile muhammed arasında 600 yıl fark var.

Bu durumda herhalde Cebrail, hepsininkini toptan getirmiş ve Muhammed ölene kadar dünyadan ayrılmamış olmalı.

Peki ama Miraç hadisesini nereye koyacağız?

Cebrail eşliğinde Burak’la Allah katına çıkan ve tekrar dönen Muhammed’in, o geçen süre zarfında yatağının soğumadığı söylenir. Rüyasında gitmiş olmalı.

Muhammed’e tanınan ayrıcalık

Kur’an’da mantıksızlık örnekleri o kadar çok ki, yazının daha fazla uzamaması için forumlarda yazdıklarımızın tümüne yer veremeyeceğiz. Son olarak Kur’an’daki en büyük mantıksızlığa değinelim. Hadislerde yer alan Ayşe’nin “Görüyorum ki senin rabbin yalnız senin şeyinin keyfi için koşturuyor” sözünü boşuna söylemediğini ortaya koyan ayet:

Ahzap-50. Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Ahzap-51. Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın.Bıraktığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yoktur. Böyle yapman onların mutlu olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin, senin verdiklerine razı olmalarına daha uygundur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah hakkıyle bilendir, halîmdir.

Alevi Forum Haberleri

Sanatçımız M. Karataş'tan Alevi Pirlerine ve Kurumlarına zor sorular!
Alevilere yönelik Şii / Caferi misyonerliği
Alevilerde Kadının yeri
Alevilik: Ali'li mi, Ali'siz mi?