ABF : ALEVİLER NE İSTİYOR?

ABF : ALEVİLER NE İSTİYOR?

ABF'ye bağlı Alevi örgütleri tarafından 2000 yılında Cumhurbaşkanı'na sunulmak üzere hazırlanan rapordan Alevilerin Talepleri :...

A+A-

ABF : ALEVİLER NE İSTİYOR? ABF'ye bağlı Alevi örgütleri tarafından 2000 yılında Cumhurbaşkanı'na sunulmak üzere hazırlanan rapordan Alevilerin Talepleri :

1) Alevi kimliği tanınsın:

Devlet yetkilileri, Cumhurbaşkanı’ndan herhangi bir Belediye Başkanına kadar, her ağızlarını açışta, Alevilere seslenirken; “Allah’ımız bir, kitabımız bir, peygamberimiz bir... Hz. Ali ne kadar Müslüman’sa, Hacı Bektaş Veli de, Pir Sultan da o kadar müslümandır. Alevilik, Hz. Ali’yi sevmekse biz de Aleviyiz. Bu ülkenin yüzde doksan dokuzu müslümandır.” vb. sözler söylemektedirler. Bu sözler inandırıcı değildir. Üstelik Aleviliği inkar gibi, yok saymak gibi, İslamiyet’in, özellikle de Hanefi mezhebinin içinde mütaala ederek ve öylece asimile etmek gibi bir amaç taşımaktadır.

Bu somut durumda; Aleviler kendilerine; “Şafi kardeş”, “Hanefi kardeş”, “Ateist kardeş” gibi, “Alevi kardeş” diye hitap edilmesini istiyorlar. Elbette “Alevi kardeş” nitelemesinin önünde ve üstünde; “Yurttaş kardeş” ve “İnsan kardeş” nitelemesi vardır. Somut önerimiz şudur: Kimsenin nüfus cüzdanında “Dini:.........” diye bir hane olmasın. Şayet bu bilgi devlete çok gerekiyorsa; “İslam”, “Hanefi”, “Şafi” gibi yanıtlar yazılabildiği gibi “Alevi” seçeneği de yazılabilsin ya da boş bırakılsın.

2) Aleviler, Türkiye’nin gerçekten laik bir ülke olmasını istiyorlar:

Aleviler, laiklikten; devletin din işlerine karışmamasını; din hizmetini bir kamu hizmeti olarak görmemesini, dileyenin dilediği dini ve mezhebi seçme veya seçmeme özgürlüğüne sahip olması şeklinde anlarlar. Yurttaşların bir dine veya mezhebe inanma hakları olduğu kadar, bir başka dine ve mezhebe inanma veya hiç inanmama hakları da olmalıdır. Bunun pratikteki anlamı şudur:

A) Diyanet İşleri Başkanlığı, devlet yapılanmasının dışına çıkartılmalıdır.

Laik, hiçbir ülkede böyle bir kurum yoktur. Her yıl 5-6 Bakanlığın bütçesine denk bir bütçe ile donatılan DİB, yüz binin üzerindeki personeli ile sadece Sünnilere, daha da özelinde Hanefi yurttaşlara hizmet vermektedir. Alevilerin de verdikleri vergilerden oluşan bütçenin bu kaleminden bir tek kuruş bile Alevilere hizmet olarak geri dönmemektedir. Ve yüz bini aşkın o personelin içinde bir tek Alevi yurttaş dahi yoktur. Devlet ne camiye para vermelidir, ne cem evine , ne imama maaş vermelidir ne de dedeye... “DİB kaldırılırsa, din alanında anarşi doğar, kimi tarikatları ve şeriatçıları denetim altında tutamayız” bahanesi inandırıcı değildir. Çare, TCK’nin eski 163. maddesi ise; yeni düzenlemelere gidilmelidir. 1982 Anayasası tümden değiştirilmelidir.

B) Zorunlu Din Dersleri Kaldırılmalıdır.

1982 Anayasasının 24. Maddesi ile getirilen bu ders, Alevi çocuklarını asimle etmenin bir aracıdır. Devletin dini eğitim vermek gibi bir yükümlülüğü olmamalıdır.

Alevi çocukları, Din Dersi öğretmeninin, Fen Dersi öğretmeninin ve anne-babalarının anlatıp öğrettikleri, farklı farklı telkinlerin arasında sıkışıp kalmakta; sonuçta üçüne de inanıyor gözükmekte ve ortaya pedagojik, sosyolojik hastalıklar çıkmaktadır. Annesinden babasından gizlenerek; evin tuvaletinde, banyosunda namaz öğrenmeye çalışan öğrenci örneklerine bile rastlanmaktadır. Kaldı ki bu ders, din kültürünü, din tarihini, din sosyolojisini öğretmekten çıkartılıp, uygulamalı Hanefi öğretisine dönüştürülmüştür.

Dışişleri Bakanlığı’nın 25.08.1986 tarih ve 1747 sayılı yazılarına istinaden MEB, Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığı’nın 29.01.1987 tarih ve 1 nolu yazılarıyla Hıristiyan ve Musevilik dinlerine mensup öğrenciler, Din Derslerinde kimi amele ilişkin konulardan muaf tutulurken, Alevi çocuklarından esirgenmiştir bu muafiyet. Alevi çocukları, inanç, kültür ve kendi felsefelerine ilişkin teorik ve pratik eğitimlerini, önce ailelerinden, sonra da dedelerinden zaten almaktadırlar. Cem evleri böyle bir hizmet de vermektedir. Ve bu durum, Alevi gençleri ile Sünni gençleri hiç de karşı karşıya getirmemektedir.

C) Alevi köylerine cami yaptırma politikalarından vazgeçilmelidir.

Alevilik oluştuğundan bu yana, (ki kökü İslamiyet öncesine, Horasan’a, Orta Asya’ya dek uzanmaktadır.) Aleviler, tarihleri boyunca camiye gitmemişlerdir. Onlar ibadetlerini cem evlerinde yapmaktadırlar, Cem evlerinin inşasını, donanımını, giderlerini de kendileri karşılamaktadırlar. Devletin Alevi köylerine cami yapması, bunu teşvik etmesi, yetinmeyip Sünni imam tayin etmesi bir dayatmadır, Alevi inanca hakarettir. İlçe Müftüsünü de yanına alarak Cuma günü, Alevi köyüne gidip ihtiyar heyetini toplayarak, Cuma namazı kıldıran Kaymakamlara bile rastlanmaktadır.

D) Radyo ve televizyonlardaki tek yanlı yayınlara son verilmelidir.

TRT televizyonlarında, tüm Ramazan ayı boyunca, cuma günleri ve gereksinim duyulan her gün; Sünni yurttaşlara yönelik dini yayınlar yapıldığı bir gerçektir. Ama bu ülkede sadece Sünniler mi yaşamaktadır?... Devlet mutlaka sayılarını biliyordur ama, bizim kendi tahminlerimize göre; 25 milyondan hiç de az olmayan Alevi yurttaşların böyle bir gereksinimi yok mudur?... Aynı yayınlar, Muharrem ayı boyunca, Nevruz ve Hıdrellez günlerinde de yapılamaz mı?...

E) Ders kitapları, sözlükler, ansiklopediler ve Milli Eğitim Bakanlığınca önerilen yardımcı kitaplardaki, Aleviliği aşağılayan; tanımlamalar düzeltilmelidir.

Birçok sözlük ve ansiklopedide Alevilik hâlâ, “sapkın bir mezhep” olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımı okuyan öğrencilerin, hemen ilk teneffüste Alevi arkadaşına “sapkın Alevi” diye hitap etmesi kadar doğal bir sonuç olabilir mi?... Bu bilgilerle yetiştirilen gençler arasında, kardeşlik, dostluk duyguları gelişebilir mi?...

F) 1924 tarih ve 442 sayılı Köy Kanunu Değiştirilmelidir:

Kanunun 24. maddesinde köy tanımı yapılırken; “Camii, mektep, otlak, yaylak ... birlikte bir köy teşkil ederler.” denilmektedir. Bu tanıma göre; camisi olmayan bir köy veya onun yerine cem evi olan bir Alevi köyü, köy değildir.

G) 1985 tarih ve 3194 sayılı İmar Kanunu Değişmelidir:

Adı geçen kanunun 18. maddesi, imar planları yapılırken kamusal alandan, camiler için yer ayrılmasını öngörmektedir. Oysa Alevi yurttaşların da Cemevi için inşaat alanına gereksinimleri vardır. Bugün ülkemizin hemen hemen her kentinde, Cem ve Kültür Evleri ya inşaa edilmiştir, ya da inşaatları sürmektedir. Ne yazık ki bu yapılar, mevcut mevzuata göre yasadışıdır. Bu durum düzeltilmeli, Cem ve Kültür Evleri için de imarda yer ayrılmalıdır.

H) Hacı Bektaş Dergahı’nın Yönetim ve Bakımı Hacıbektaş Belediyesi’ne bırakılmalıdır.

2 Kasım 1925 tarihli, Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasına ilişkin yasa kapsamında düşünülerek önce kapatılan, daha sonra da 16 Ağustos 1964’te müzeye dönüştürülen Hacı Bektaş dergahı Aleviler için “serçeşme” niteliğindedir.

Devlet memurları tarafından yönetilen ve mesai saatleri içerisinde açık tutulan bu “müze”nin, yönetimi ve bakımı, Hacıbektaş Belediyesine bırakılmalıdır. Aynı kompleks içerisinde bulunan cami’ye Sünni yurttaşlar her namaz saatinde girebilirlerken; Alevi yurttaşların ziyaretlerinin sadece mesai saatleriyle sınırlı olması durumu mutlaka giderilmelidir.

I) 20 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı yasa değiştirilmelidir.

Adı geçen Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun, Alevi Dedelerini, üfürükçülerle eş tutmaktadır. “Dedelik” Alevilik için önemlidir. Dede, Aleviliği, teorisi ve pratiği ile taliplerine öğreten, eğiten, yol gösteren kimsedir. O aydındır, çağdaştır, Cumhuriyet ilkelerine bağlı, laik ve demokrat biridir.

İ) Alevi-Bektaşi Dernek ve Vakıflarının, ad ve tüzüklerinde yer alan “Alevi”, “Alevi Kültürü” vb. tanımlamalar, ihbar ve dava nedeni olmamalıdır.

Etiketler :

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.