"Aleviler'in kendi formüllerinin dışındaki hiçbir çözüm, çözüm değildir"

"Aleviler'in kendi formüllerinin dışındaki hiçbir çözüm, çözüm değildir"

"Aleviler'in kendi formüllerinin dışındaki hiçbir çözüm, çözüm değildir"GELİŞİ BİLE DIŞ KATKILISüleyman...

A+A-

"Aleviler'in kendi formüllerinin dışındaki hiçbir çözüm, çözüm değildir""Aleviler'in kendi formüllerinin dışındaki hiçbir çözüm, çözüm değildir"

GELİŞİ BİLE DIŞ KATKILI

Süleyman YAĞIZ

İşbaşında, güven vermeyen, bu nedenle de yaptıkları ve yapacakları konusunda inandırıcı olamayan bir hükümet var.

Çünkü bu hükümet, hem iç, hem dış politikada kendi iradesiyle değil, daha çok dış telkin ve yönlendirmelerle hareket ediyor.

Zaten bu hükümetin işbaşına gelişi bile “dış katkılı”dır.

Yeri gelmişken anımsatmak istiyorum…

Bu dönemin gözde isimlerinden Cengiz Çandar, 30 Kasım 2001 tarihinde Yeni Şafak’taki köşesinde aynen şunları yazmıştı:

Eğer, Afganistan’daki Taliban rejimine yönelik olarak başlatılan ‘terörü ve terörist barından ve üreten rejimler’i hedef alan ‘kampanya’nın, içine, -her ne pahasına olursa olsun- Irak’ı alarak genişlemesi ‘Amerikan politikası’ hâlini alırsa; o gün geldiğinde Bülent Ecevit, Türkiye’de başbakan olarak bırakılmayacaktır.”

***

Bu ne demektir? Şu demektir:

Amerika’nın Irak’ı işgal edeceği süreçte Ecevit, Türkiye’de başbakan olarak bırakılmayacaktır.”

Nitekim öyle de oldu… Ecevit, bu süreçte Türkiye'de başbakan olarak bırakılmadı.

Uluslararası komplocu Kemal Derviş’in ve işbirlikçilerinin tuzağı sonucunda baskın bir erken seçimle işbaşından uzaklaştırıldı.

Ve Irak’ın işgaline seyirci kalacağı bilinen AKP’nin işbaşına gelmesi sağlandı.

Sonra… Sonrası mâlum: Irak’a demokrasi getirme adına yaklaşık bir buçuk milyon Müslüman öldürüldü.

Millî gömlek kökeninden gelen AKP ise gıkını bile çıkarmadı.

Ama Irak’a hâlâ demokrasi ve huzur gelmedi.

Bu ülkede hemen her gün yeni olaylar oluyor. Daha birkaç gün önce (25 Ekim’de) meydana gelen iki intihar saldırısında 155 kişi öldü, 500’ün üzerinde kişi yaralandı.

***

AKP Hükümeti, “dış katkılı” konumunu gizlemek için sık sık “millî irade”den söz etme ihtiyacını duyuyor.

Zaten bir şey ne kadar çok sık tekrarlanıyorsa orada, -istisnaların dışında- çok kuşkulu, kamuflaj amaçlı bir durum var demektir.

Onun içindir ki, bir grup PKK’lının teslimi işi de hükümetin iddiasının aksine “dış katkılı”dır.

Kürt kökenli kardeşlerimizin sıkıntılarını çözmek ayrı bir konu… Bu yazımda konum o değil…

Ama şu kadarını söyleyeyim ki, bölgedeki sorunla ilgili olarak bugüne kadar çok yanlışlar yapıldı. Sorun küçültülmek yerine sanki özellikle büyütüldü!

Vaktiyle “Kürt yoktur, kart-kurt vardır” diyenler, meselenin boyutunun bugün bu noktalara kadar gelmesine neden olarak büyük bir günah işlediler.

Bunlar, şimdi, herhalde utanç içinde olmalılar.

***

Evet, bir grup PKK’lının teslimi de “dış katkılı”dır.

Onun içindir ki, hükümet, PKK’lıların şova dönüşen teslimi sırasında yaşananlara seyirci kaldı; hiçbir şey yapmadı, yapamadı.

Onun içindir ki, dilinden düşürmediği “demokratikleşme”yi hukuksuz bir temelde yapılandırmaya kalktı.

Onun içindir ki, yasaların uygulanmasında tahribatın baş müsebbibi oldu.

Onun içindir ki, adına “demokratik” dediği “açılım”ı yüzüne gözüne bulaştırdı ve toplumda bugüne dek olmayan kamplaşmalara sebep oldu.

Onun içindir ki, “açılım”a ara-fren yapmak zorunda kaldı.

***

Hükümet, bir taraftan da “Alevi Açılımı”nı (!) sürdürüyor.

Bu bağlamda belli aralıklarla “Alevi Çalıştayı” gerçekleştiriyor.

Fakat bugüne kadar en ufacık bir yol alabilmiş değil...

Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da samimiyetini hiç kanıtlayamadı, kanıtlayamıyor.

Çünkü konu, özellikle, Başbakan’ın danışma mercii olan “ulema”yı çok rahatsız ediyor.

Çalıştay çerçevesinde bugüne kadar dört oturum gerçekleştiren hükümet, -11 Kasım’da beşincisini yapacak- buna rağmen çözüme yönelik bir ışık yakamıyor.

Aleviler’in kendi aralarında tartışması olmayan, başka bir ifadeyle hepsinin ortak talebini içeren sorunlarda bile çözümden yana bir tutum izlemiyor.

Tersine, Aleviler’in ortak paydalarıyla ilgili olarak dahi, sanki ortada bir uzlaşmazlık varmış gibi hareket ediyor; “Aleviler anlaşamıyormuş” gibi yapıyor.

Örneğin, defalarca dile getirdim: “Cemevleri, Aleviler’in ibadet yeridir ve vazgeçilemez taleplerinin başında gelmektedir.”

Hükümet bunu bile kabul etmiyor, edemiyor.

***

E peki, cemevlerini ibadet yeri olarak kabul etmeyen, edemeyen bu hükümet, çalıştay oturumlarını ne diye yapıyor ki o zaman?

Yoksa, bu konuda, elinde henüz “dış katkılı” bir formül ya da ışık yok mu?

Var da kendi “ulema”sına söz mü geçiremiyor yoksa?

Onun için mi acaba, açılım yapmıyor da “yapıyor gibi” davranıyor?

Oysa bu açılımda “dış katkıya, dayatmaya, yönlendirmeye” hiç gerek yok.

Çünkü ortada Aleviler’in, -mâlum ulemanın dışında- hiç kimseyi rahatsız etmeyen ve etmeyecek olan çok masum ve çok haklı, üstelik de ortak payda hâline getirdikleri bazı talepleri var.

Bu talepleri karşılamak zor da değil… Bir iki düzenleme yeterli…

***

Hükümet buna karşın, bu meselede de “dış katkı beklentisi ve yönlendirmesi” içinde hareket ederse kesinlikle sonuç alamaz.

Hele hele “ulema”nın baskıcı ve inkârcı formüllerini dayatmaya kalkarsa hiç sonuç alamaz.

Çünkü çözümün en doğru adresi, talep sahibi Aleviler’dir.

Aleviler’in kendi formüllerinin dışındaki hiçbir çözüm, çözüm değildir.

Aleviler, çok haklı olarak, giyecekleri elbiseyi kendileri dikmek istiyorlar.

Hukuksuz bir hak talebinde bulunmuyorlar.

Bugüne kadar zaten ellerinde olması gereken haklarını istiyorlar.

Süleyman YAĞIZ
DSP İstanbul Milletvekili
KAYNAK : Alevihaber.com - 28 Ekim 2009

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.