1. HABERLER

  2. TÜMÜ

  3. MAKALE

  4. Ali Bulaç: 'Aleviler de Sünnilere Yezid demesin'
Ali Bulaç: 'Aleviler de Sünnilere Yezid demesin'

Ali Bulaç: 'Aleviler de Sünnilere Yezid demesin'

Ali Bulaç: 'Aleviler de Sünnilere Yezid demesin'Oral ÇALIŞLAR / RadikalAleviler konusunda hükümetin başlattığı çalıştaylar...

A+A-

Ali Bulaç: 'Aleviler de Sünnilere Yezid demesin'Ali Bulaç: 'Aleviler de Sünnilere Yezid demesin'

Oral ÇALIŞLAR / Radikal

Aleviler konusunda hükümetin başlattığı çalıştaylar dizisinin üç gün sürecek olan son oturumlarının ilki ilginç değerlendirmeler ve tartışmalarla başladı.

Arif Sağ, 1. Müzakere maddesi olan: ‘Alevilik: Çerçevelendirme Sorunları’ başlığına itiraz etti. Aleviliğin, bu çalıştaylarda tek bir çerçeve içinde tanımlanmasının yanlış olacağını ifade etti. Aleviliğin değişik tanımlarının bulunduğuna, bunun da doğal olduğuna, konunun çerçeve içine sıkıştırılmasının sorunlar yaratacağına vurgu yaptı.

İzzetin Doğan ise, Aleviliği tanımlamaktan yanaydı. “Burada belli bir çerçeve çizilebilir” diyen Doğan’ın tarifi şöyle özetlenebilir: “Gerçek Anadolu Müslümanlığı Aleviliktir. Alevilik hakiki Müslümanlıktır.”

İzzettin Doğan, son çalıştaya katılmayan Alevi Bektaşi Federasyonu çevresine tamamen zıt bir noktada duruyor. ABF çevresi, bu ilk maddeyi ‘bizi çerçevelendirmek istiyorlar’ diye karşılayarak, bu madde nedeniyle toplantıya katılmadıklarını açıklamıştı.

***

İslami geleneğin basın dünyasındaki önemli isimlerinden Ali Bulaç da, Çalıştay’ın katılımcıları arasındaydı. Ali Bulaç, usul tartışmaları sırasında “Ben Alevilerin dışlanmasının, onlara çeşitli sıfatlar giydirilerek sıkıntılara sokulmalarının karşısındayım. Onların en temel hakları olan ‘inançlarını ifade etme hakkı’nı sonuna kadar savunuyorum. Onların da beni sırf Sünni olduğum için ‘Yezid’ diye tanımlamasını doğru görmüyorum ve bu tanımlamadan artık bu vesileyle vazgeçilmesini istiyorum” şeklinde konuştu.

Alevi çalıştaylarının anlamını değerlendirirken şu ‘arkaplan’ı mutlaka göz önünde bulundurmak gerekiyor: Devlet, bugüne kadar Alevileri tanımadı, yok saydı, baskı altına aldı. Büyük katliamlar yaptı. ‘Dersim 1937-38’ katliamı, bunların en vahşisi ve en çok bilineni olarak değerlendirilebilir. Bunu Sivas, Malatya, Kahramanmaraş, Çorum katliamları izledi. Bunların hepsinin asıl sorumlusu devlete egemen olan ‘tekçi’ devlet mantığıydı. Devletin tutumunda şu an gözlemlenmekte olan değişim, bu açıdan, gerçekten de tarihi bir değişim.

Bu çalıştaylar, devletin Alevileri tanıma noktasında şimdiye kadar attığı en önemli resmi adımı oluşturuyorlar. Düne kadar Alevi sözcüğünün kullanımını bile bölücülük olarak görmüş olan devlet, şimdi ‘Alevi Çalıştay’ı’ başlıklı toplantı düzenliyor ve Alevi toplumunun temsilcilerini dinliyor. Devletimizin alışıldık ‘doğa’sını aşan, bir anlamda doğaüstü bir olayla karşı karşıyayız...

Devletin Aleviliği algılamak yönündeki yeni yaklaşımı, bir felsefi değişimi ifade ettiği gibi, hukuki zemin değişikliği yönündeki bir iradeye de işaret ediyor. Kabul edilen toplumsal meşruiyet, olağanüstü önemde. 

Hukuki zeminin yeniden oluşturulması sırasında atılacak adımlar çok önemli... Bu bağlamda, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın statüsü, cem evlerinin yasal meşruiyeti, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Alevi köylerine cami yapımının durdurulması, dedelerin bir statüye kavuşturulması, Madımak’ın müze haline getirilmesi gibi konular, ana konu başlıkları arasında sayılabilir.

***

Çalıştay’a başlarken toplantıyı düzenleyenlere yaptığım bir eleştiriyi burada tekrar vurgulamak istiyorum. 41 katılımcının yer aldığı oturumlarda bir tek kadının bile yer almaması, son derece ciddi bir eksiklik. Kadınlıkla barışamayan toplumların demokrasiyle de barışamadığını düşünen biri olarak bu sorunun derinlemesine analizini sosyologlara bırakıyorum... Toplumun yarısının Alevi sorunu gibi temel bir sorunda yok sayılması, sorunun çözümü açısından da oldukça ciddi bir zaaf anlamına geliyor.

Alevi sorununun bu çalıştaylarla tamamen çözülebileceğini düşünmek aşırı iyimserlik olur. Yüzlerce yıldır ‘yok sayma’ya maruz kalmış bir konunun, hükümetin sekiz aylık süren bir çabasıyla ‘halledilmesi’ beklenemez. Ne olursa olsun, devletin tavrını ortaya koymakta olması çok önemli. 

Bu adımla başlayacak değişimin giderek toplumu içerecek adımlarla birleşerek genişlemesi gerekiyor. Sünni ön yargılarını değiştirecek bir dizi buluşma/karşılaşma da gerekli. Çalıştay, ilk ciddi resmi karşılaşma olarak tarihi önemde. 

Sünnilerin Alevilere yönelik ön yargıları, ön kabulleri sorgulanabilir... Bir sorgulama sürecinin başlamakta olması olumlu... Sünni kesimin psikolojik yapısını ve politik bilinçaltını derinlemesine okumak kolay değil, o nedenle Sünni kesim hakkında kestirme yoldan yapılmış toptancı yargılarda bulunmaktan da kesinlikle kaçınmak gerekiyor.

Yüz yıllarca haksızlığa uğramış, yok sayılmış olan Alevilerin dışlanmalarının asıl sorumlusu olarak Sünnileri görmeleriyse, bir yönüyle anlaşılabilir olsa bile, özü açısından haklı değil. Çünkü bu durumun asıl sorumlusu devlet. Devlet Sünnileri bile ‘kendi İslamı’na zorlamıyor mu? Şimdiye kadar zorlamadı mı?

Tanım bir başlangıçtır... Şimdi devamına bakalım...

Radikal - 29 Ocak 2010 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.