Ali SiRMEN : Din - Devlet ve Diyanet İşleri

Ali SiRMEN : Din - Devlet ve Diyanet İşleri

Ali SiRMEN : Din - Devlet ve Diyanet İşleri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 'ın, Alevilerin Muharrem orucu vesilesiyle cuma akşamı Ankara'da katıldığı...

A+A-

Ali SiRMEN : Din - Devlet ve Diyanet İşleriAli SiRMEN : Din - Devlet ve Diyanet İşleri

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 'ın, Alevilerin Muharrem orucu vesilesiyle cuma akşamı Ankara'da katıldığı "oruç açma" yemeği bu cemaatin büyük çoğunluğu tarafından sıcak karşılanmadı.

279 Alevi derneğinin yalnızca sekizinin temsilcilerinin yemeğe katılması bu durumun kanıtıdır.

Gösterilen tepkinin nedeni ise, Alevi cemaatinin AKP Genel Başkanı ve Başbakan Tayyip Bey'in içtenliğine inanmamaları.

Olaylara baktığımız zaman, pek de haksız olduklarını söylemek mümkün değil.

Bilindiği gibi, Sayın Erdoğan İstanbul Belediye Başkanı olduğu dönemde Karacaahmet Cemevi'ni yıkmaya kalkmıştı, daha sonra da çeşitli vesilelerle kendisine iletilen Alevi taleplerine, herhangi bir yanıt vermekten kaçınmıştı.

Nitekim Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan da, katılmama nedenlerini aynı gerekçelere bağlamıştı.

İzzettin Doğan'ı tanıyanlar, kendisinin diyaloğa son derece açık, iyi niyetli bir kişi olduğunu, her türlü uzlaştırıcı girişimi desteklediğini yakından bilirler.

Başbakan ise şimdiye dek kendisine iletilen herhangi bir talep olmadığını önceki gün gazetecilere yaptığı açıklamada ileri sürdü.

Oysa Ankara 6. İdare Mahkemesi'nin cemevlerini ibadethane olarak kabul etmeyen kararı bile gerçeğin böyle olmadığını gösteriyor. Çünkü bu karar, çeşitli Alevi kuruluşlarının Başbakanlık'ın kendi başvurularına verdiği ret yanıtı üzerine açılmış bulunmakta.

***

Ankara 6. İdare Mahkemesi'nin Danıştay önünde temyiz yolu açık olan kararı ise cemevlerinin ibadethane olarak kabulünün önünü tıkar nitelikte değildir, kararın özeti dikkatli okunduğunda, bu konuda herhangi bir yasal düzenleme olmadığının belirtildiği görülmektedir. Bu yönde yasal düzenleme ile engel ortadan kaldırılabilir.

Cemevlerinin ibadethane olarak kabulünün yanı sıra, dört bakanlığın bütçesine eşit bütçesi olan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın sayıları yüz bini bulan elemanları arasından Alevilere de kontenjan ayrılması acaba gerçekten bir çözüm müdür?

Konunun uzmanı olmamama karşın, kişisel görüşüm bu yönde değil.

Hepimiz Alevilerin tarih içinde sürekli baskıya maruz kaldıklarını biliyoruz.

Her ne kadar yukarıda sözü edilen karar bu yönde değilse de, dikkatle okunduğunda, orada Alevi yurttaşların bir baskıyla karşı karşıya olmadıklarının ileri sürülmediğini, ancak, davacıların dilekçelerinde böyle bir hususu belirtmedikleri veya belgelemedikleri vurgulanmaktadır. Yoksa yalnız Osmanlı tarihini değil, Cumhuriyetin yakın geçmişini bilenler bile Alevilerin nasıl baskılarla karşılaştıklarını, hele hele 12 Eylül'ü takip eden günlerde, Alevi kültürünün yok edilmesi yolunda, cemevlerini tanımazken, onların yerine Alevi köylerine, orada oturanlara karşın camiler yapıldığı ortadadır.

Nitekim son olarak, 12 Ocak Cumartesi günkü Cumhuriyet'in 6. sayfasında, Amasya'daki Alevi köylerine cami yapılması ve kadrolu imam atanması girişimlerinin yeni bir örneği Mehmet Menekşe 'nin haberinde yer alıyordu. Menekşe, Amasya'nın Ardıçlar Köyü ve üç mezrası ile birlikte Abacı, Yeşilöz, Direkli Hasabdal, Yağcıabdal, Şarklı, Saz Köyü'ne de cami yaptırılıp kadrolu imam atandığını bildiriyordu.

***

Amasya'da Alevi öğrencilerin nasıl baskıya maruz kaldıkları ise Cumhuriyet'te yine 2007 yılının Kasım ayında yayımlandı. AKP Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül 'ün, Amasya'da öğrenci ve ailelerine baskı yaptığı yolunda ailelerden gelen şikâyet de, yine gazetemizin 29 Kasım tarihli sayısında yer almıştı.

Bütün bu olaylar, Aleviler arasında, AKP'nin içten olmadığı konusunda yaygın bir düşüncenin neden oluştuğunu açıklamaya yeter sanırım.

Burada sorun, laik devletin bu sıfatına uygun olarak, bütün inançlar üzerindeki baskıya son verecek önlemleri almasıdır.

Yoksa Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan'ın da, Ruhat Mengü'nün pazar günkü televizyon programında yakındığı ve Başbakan'ın da aşamadığı bir engel olduğunu ileri sürdüğü Diyanet İşleri Başkanlığı çerçevesi içinde, Alevilere de kontenjan ayrılmasıyla çözülmeye çalışılması bir umar değildir.

Cumhuriyetin kurulması sırasında, belki de, dinsel bağnazlığa ve sapmalara karşı bir önlem olarak düşünülmüş olan devletin dini denetlemesi amacıyla oluşturulan Diyanet İşleri Başkanlığı zaman içinde dev bütçesi ve kadrosuyla artık dinin devleti denetlemesine araç olan bir kurum haline gelmiş bulunmaktadır.

Özellikle AKP iktidarı döneminde Diyanet'in bu niteliği daha da artmıştır.

Bu sorunu ortaya koymak ve çözmek üzere tartışmaya başlamanın zamanıdır.

Ali SiRMEN 

<!--

var prefix = 'ma' + 'il' + 'to';

var path = 'hr' + 'ef' + '=';

var addy8391 = 'asirmen' + '@';

addy8391 = addy8391 + 'cumhuriyet' + '.' + 'com' + '.' + 'tr';

var addy_text8391 = 'asirmen' + '@' + 'cumhuriyet' + '.' + 'com' + '.' + 'tr';

( '' );

8391 );

( '' );

//-->n

<!--

( '' );

//-->

<!--

( '' );

//-->


CUMHURİYET- 15 Ocak 2008

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.