1. HABERLER

  2. BASINDA ALEVİLER

  3. Cemaatlerin Kıskacındaki Anadolu'nun Keyfi Kaçtı
Cemaatlerin Kıskacındaki Anadolu'nun Keyfi Kaçtı

Cemaatlerin Kıskacındaki Anadolu'nun Keyfi Kaçtı

Cemaatlerin Kıskacındaki Anadolu'nun Keyfi KaçtıBİRGÜN GAZETESİ DİZİ YAZI VE ARAŞTIRMA DOSYALARI / MAHALLE BASKISINDAN DEVLET BASKISINAAnadolu’da...

A+A-

Cemaatlerin Kıskacındaki Anadolu'nun Keyfi KaçtıCemaatlerin Kıskacındaki Anadolu'nun Keyfi Kaçtı

BİRGÜN GAZETESİ DİZİ YAZI VE ARAŞTIRMA DOSYALARI / MAHALLE BASKISINDAN DEVLET BASKISINA

Anadolu’da birçok kentte, AKP iktidarından sonra kent merkezlerinde içkili mekân kalmaması nedeniyle pek çok yerde yöre insanlarının “Ray Bar” adını taktığı tren yolu hat boylarında, “Tepe Bar” adını verdiği şehir dışındaki ormanlık alanlarda ya da arabasıyla kent merkezi dışına çıkanların taktığı isimle “Araba Bar”larda içki tükettiği görüldü...

Türkiye, Refah Partisi’nin yerel yönetimleri kazanmasıyla birlikte adı üzerinde bu denli tartışma olmasa bile Mahalle Baskısı’nı yaşamaya başladı. Refah Partisi’ne mensup belediye başkanlarının başta içkili mekânlara ve satış yerlerine yönelik tutumu ile ortaya çıkan tablo, günlük yaşamın her alanında hissedilir oldu. Refah Partisi kökenlilerin “Yenilikçi” iddiasıyla yola çıkıp AKP’yi kurması, 2002 seçimlerinde AKP’nin tek başına iktidar olması ve ikinci kez yüzde 47 oy ile iktidara yerleşmesiyle birlikte -1990’larda şiddeti daha hafif hissedilen Mahalle Baskısı’nı- yeniden Türkiye’nin gündemine getirdi. AKP’nin üniversitede türban girişimleri bu kaygıları daha da artırdı.

Geçen yıl Gazeteci-Yazar Ruşen Çakır’la röportajında Prof. Dr. Şerif Mardin’in kavramsal olarak tartışmaya açtığı Mahalle Baskısı, bir yılı aşkın süredir geniş bir çerçevede tartışılır oldu. Tartışma, Cumhuriyet’in kuruluş sürecine kadar inerken, pratikteki yansımalarında ise dünün Mahalle Baskısı’nın bugünün “Devlet Baskısı” haline geldiğini gözler önüne serdi. Bunun en somut örneğini Açık Toplum Enstitüsü’nün bir süre önce açıkladığı rapor gösterirken, BirGün adına yaptığımız bir çalışma da, Mahalle Baskısı’nın yansımalarını bir kez daha ortaya koydu.

Bu çerçevede İstanbul’da belirlediğimiz üç ilçe -Gaziosmanpaşa, Sultanbeyli ve Bağcılar- ile Ankara, Denizli, Kayseri, Malatya, Trabzon, Erzurum ve Adapazarı’nda yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdik. Toplam 10 çalışma bölgesinin her birinde ortalama 50 kişi ile bir araya gelindi. Kimi zaman bir kafede, kimi zaman bir kahvehanede, kimi zaman da bizzat evlerde gerçekleştirilen görüşmelerde; giyim kuşamdan selamlaşmaya, alışveriş kültüründen yerel yönetim etkinliklerine, Ramazan ayındaki genel durumdan gençlerin yaşamına, içkili mekânlardan içki satılan yerlere, kamudan özel sektöre geniş bir yelpazede Mahalle Baskısı’nın fotoğrafını çekmeye çalıştık.

Özellikle AKP’li yerel yönetimlerin iktidarda bulunduğu yerlerde, Mahalle Baskısı tüm yüzüyle kendisini gösterirken, çalışma alanları içinde yer alan Trabzon’daki CHP’li belediye nedeniyle durumu karşılaştırma olanağı bulduk. Her ne kadar bir dönem önce AKP’li başkan tarafından yönetilen Trabzon; payına düşeni almışsa da; hem bir karşılaştırma olanağı yarattı hem de yerel uygulamaların Mahalle Baskısı konusundaki etkisini görmemizi sağladı.

CEMAATLER ANADOLU’YU KUŞATMIŞ

Pek çok Anadolu kentinde benzerlerine rastlandığı gibi, cemaat örgütlenmeleri üzerinden Mahalle Baskısı oluşturuluyor ve bu çalışma yapılan hemen her ilde ortaya çıktı. Günlük alışveriş ilişkilerinden daha hacimli ticari ilişkilere kadar hayli etkin biçimde cemaatlerin gücünü artırdığına tanık olduk. Esnaf ilişkilerinde, esnaf-müşteri ilişkilerinde bazı tutumların (örneğin Cuma namazında dükkânı kapatmanın) alışveriş alışkanlığını belirleyen bir kriter haline geldiğini gördük. Aynı biçimde, kamu dairelerinde Cuma namazı saatinde belli kişilerin odaları dolaşarak, “Cuma saati...” diye seslenip uzaklaştığı anlatıldı. Özellikle Alevi olduğu bilinen kamu çalışanlarına yönelik bu davranışların sıklıkla tekrarlandığı anlatıldı.

Çalışma yapılan kentlerin tümünde üniversite bulunmasına özellikle dikkat ederek, Mahalle Baskısı’nın hem dışarıdan gelen hem de kentin yerlisi gençler üzerine etkisini mercek altına aldığımızda; bambaşka bir tablo ile karşılaştık. Özellikle muhafazakâr belediyelerin gençlerin sosyal-kültürel gereksinimlerini dikkate almadan gerçekleştirdiği etkinlikler dikkat çekerken, görüşülen pek çok genç, bulunduğu kente yönelik umutsuz tavırlar sergiledi. Dışarıdan üniversite için gelenler “dişimizi sıkıyoruz” derken, yerli gençler ise, “kaçış planları” yaptıklarını vurguladı. Cemaatlere dahil olmayan gençler; adeta “öteki” muamelesi görürken, sosyal ve ticari ilişkilerde açıktan dışlandıklarını ifade ettiler.

Üniversite eğitimi için çalışma yapılan kentlere gelen öğrencilerin belli başlı sorunları arasında, cemaat yurtları dışında barınma sorununu çözememek, ev kiralarının yüksek olması,  “aile apartmanları”ndan ziyade kent dışındaki yeni kooperatif konutlarına mahkûm olmaları, kampüs dışında uzun saç, küpe, kız arkadaşla el ele dolaşamama, öğrenci evlerinin komşular ve mahalleli tarafından gözlem altında tutulması, eve giren çıkanların kontrol edilmesi geliyor.

ÖRTÜNME REFERANS HALİNE GELMİŞ

Mahalle Baskısı’nın etkilediği önemli kesimlerden birisi de haliyle kadınlar... Örtünme konusunda Anadolu’da kesimler arasında yakın zaman öncesine kadar bir sorun olmadığı -konuyla ilgili pek çok kimsenin de kabul ettiği gibi- biliniyordu. “Türban” etrafında yapılan tartışmalar, düne ait bu durumu ortadan kaldırdı. Refah Partisi’nin “yenilikçi” kanadının iktidara yerleşmesinin iki farklı etkisi göze çarpıyor. Birincisi, ekonomik nedenlerle türban kullanımının yaygınlaşması, ikincisi -yeni bir varsıl grubunun ortaya çıkması ile birlikte- “siyasal simge” olarak eleştirilen türbanın, bir anlamda kendi modasını yaratması. Bir kesim (yoksullar) cemaatlerin ve diğer oluşumların yardımlarından yararlanabilmek için örtünürken diğer kesim (varsıllar) marka giysilerin üzerine türbanlarını takmaya başladı.

Türban, pek çok yerde daha rahat hareket edebilmenin unsuru olarak anlatılırken, bazı genç kızlar bundan yararlanabilmek için örtündüğünü dile getirdi.

Çalışmada Ramazan ayındaki genel durum ele alınırken, farklı bir tablo ile karşılaşıldı. Daha önce Ramazan’da yiyecek-içecek mekânlarının tamamen kapalı olduğu anlatılırken son yıllarda bu durumun değişmeye başladığına dikkat çekildi. Özellikle üniversiteye sahip yerlerde dışarıdan gelen öğrencilerin etkili olduğu ifade edilirken, kent merkezindeki mekânların artık genelde kapanmadığı, ancak yolda sigara içmenin, bir şey yemenin hâlâ mümkün olmadığı aktarıldı. Özellikle de merkezi noktalardaki çay bahçelerinde servis yapılmadığı görülürken, merkezden uzaklaşıldığında yeme-içme mekânlarının kapalı olduğu gözlendi. Kamuda ise uzun yıllardır süren “yemekhane tadilatları”nın sezonu yine Ramazan ayları…  Eğitim kurumlarında Ramazan’da Mahalle Baskısı’na maruz kalanlar ise Alevi öğrenciler.

Görüşme yaptığımız Alevi kesimleri, özellikle muhafazakâr öğretmenlerin Ramazan ayında çocuklarına karşı özel bir tutum gösterdiğini, arkadaşları arasında Alevi öğrencilerin rencide edildiğini anlattılar. Alevilerle ilgili çalışmamızda açtığımız başlıkta ise; ortaya çıkan genel durum Alevilerin kimliğini gizleme ihtiyacı hissetmesi olarak karşımıza çıktı. Pek çok Alevi, komşusunun, iş arkadaşının; kısacası sosyal çevresinin kimliğini bilmediğini anımsattı. Bazı yerlerde Alevilerin özellikle Ramazan ayında sahur zamanı evlerinde ışık yaktıklarından söz edildi. Sünni komşunun, gönderenin Alevi olduğunu bildiği için gönderilen ikramı yemediği anlatıldı. Zaman zaman da cemaat mensuplarının “taciz”lerine örnek gösterildi. Bunlar arasında “Ne var canım, sen de bizim gibi oruç tutsan bu Ramazan’da?”, “Cuma’ya gelsen ne olur?” gibi ifadeler sayıldı.

Yine Aleviler, Cemevi ihtiyaçlarının karşılanmadığını, yerel yönetimlerin kendi olanaklarıyla yaptıkları inşaat girişimlerine pek çok bürokratik engel çıkardığını vurguladı. Bazı yerlerde ise homojen olmayan Alevi kesimleri arasında hem yerel yönetimlerin, hem bürokrasinin ayrımcılık yaparak, bir kesime yakın davranıp ihtiyaçlarını karşıladığı, diğer kesimin yapmak istediği kültürel etkinliklere bile tahammülsüzlük gösterdiği belirtildi.

ÖRTÜNME TAMAM SIRA İÇKİDE…

Mahalle Baskısı denildiğinde akla gelen sonuçlardan birisini de alkol oluşturuyor. İçkili mekânlar ve içki satan yerler… Bilindiği gibi yapılan düzenleme ile içkili mekânların ruhsat işlemleri polisten alınarak yerel yönetimlere verildi. Ve yine Refah Partisi’nin yerel yönetimleri kazanması, ardından gelen AKP; bu konuda bir tartışma başlattı: Kırmızı Bölge…

Her ne kadar yasal bir niteliği olmasa da muhafazakâr yerel yönetimler fiili kırmızı bölge oluşturma girişimlerine başladı. Çalışma yapılan yerlerde de görüldüğü gibi, bu konuda gösterilen tutum, “ruhsat için başvursam da vermezler” anlayışını ortaya çıkardı. Var olan mekânlar ise, gerek polisiye tedbirlerle gerekse zabıta aracılığıyla çok sıkı denetimlere tabi tutuldu. Açılış kapanış saatleriyle ilgili tavizsiz uygulamalar başta olmak üzere, sık sık denetim amaçlı baskınlar “taciz”e dönüştü.

Yerel yönetimlerin ruhsat konusundaki olumsuz tutumu, dernek kurarak aşılmaya çalışıldı. Kentlerde “dernek patlaması” yaşanırken, derneğin kurulmasının ardından açılan lokaller ile yerel yönetimler by-pas edilmek istendi. Her ne kadar yeni bir düzenleme ile derneğin kurulmasını takiben bir yıl sonra lokal açılmasına yönelik düzenleme yapılsa da; var olan lokaller bu kez de valilik ve kaymakamlıkların sigara yasağına maruz kaldı. Lokallerin kamu özelliği gerekçesiyle sigara yasağı başladı.

Kent merkezinde içkili mekân bulunmaması nedeniyle pek çok yerde yöre insanlarının “Ray Bar” adını taktığı tren yolu hat boylarında, “Tepe Bar” adını verdiği şehir dışındaki ormanlık alanlarda ya da arabasıyla kent merkezi dışına çıkanların taktığı isimle “Araba Bar”larda içki tükettiği görüldü.

KEÇİÖREN VE ÇANKAYA’DA SALDIRILAR

İçki satan yerlerle tekel büfeleri ise örneklerini Ankara Keçiören’de ve Çankaya’da yaşadığımız gibi; zaman zaman fiili saldırıya da maruz kalabiliyorlar.  Kapanış saatleri konusunda zabıtaların sıkı denetimiyle karşılaşan büfeler; Ramazan’da ise genelde tümden kapalı oluyor. Muhafazakârların, içki satıldığı için alışveriş etmediği tekel büfeleri; ağırlıkla kent merkezinde bulunuyor, mahalle aralarına geçildiğinde hemen hemen hiç büfeye rastlanmıyor. Bazı yerlerde örneğine rastlandığı gibi yerel yönetim boydan boya bir caddeye büfe yasağı getirebiliyor. Kent merkezlerindeki bu durum; ilçelerde biraz daha ağırlaşarak kendini gösteriyor.

Kentlerdeki belli zincirlerin dışında marketlerde içki reyonu bulunmuyor. Son dönemde muhafazakâr sermayeye ait market zincirlerinde bu durum “makul” görülürken, muhafazakâr olmayan sermaye sahiplerine ait yerel market zincirlerinde de benzer uygulama dikkat çekiyor. Buna gerekçe olarak da söz konusu marketlerin muhafazakâr müşteri kaybetmemek istemesi gösteriliyor.

Yukarıdaki ana başlıklar çerçevesinde yaptığımız araştırmayı yarından itibaren sayfamızda bulacaksınız. Her kesimden insanlarla yüz yüze gerçekleştirilen bu görüşmelerde amaç, özellikle son bir yıldır hayli hararetli biçimde süren Mahalle Baskısı tartışmasına yerinden katkı sağlamaktır. Çalışmamıza katılarak görüşlerini, yaşadıkları pratikleri bizimle paylaşan herkese teşekkür ediyoruz.

***

‘Mahalle Baskısı’ nedir?

PROF. ŞERİF MARDİN; "Mahalle baskısı" "Mahalle havası" "Mahalle İslâmı" tanımını bir süredir kullanıyor. Prof. Mardin, bu kavramı açıklarken şu noktalara vurgu yapıyor:

“...Siyasal İslâm, iktidara tam sahip olduğu zaman bayağı ağır şartlar yaratan bir rejimi de kurabilir...”, “...İslâm'ın iktidarı tam olarak ele geçirmesi durumunu, liberal bir ortamın devam ettirilmesi olarak göremiyorum...", "...Türkiye’de “mahalle baskısı” diye bir şey var. Jön Türkler’in en çok korktuğu şeylerden biri de oydu. “Mahalle baskısı” bilinmeyen ve sosyal bilimce ifade edilmesi çok zor olan bir havadır. Bu havanın AKP’den bağımsız olarak Türkiye’de yaşadığına inanıyorum. Dolayısıyla bu havanın gelişmesine müsait şartlar oluşursa o zaman AKP de bu havaya boyun eğmek zorunda kalacaktır...”, “...Buna örnek olarak daha çok İran’da ortaya çıkmış olan ve bugün Ahmedinecad’ın devam ettirdiği sistemi gösterebiliriz. O dinsel otokrasinin çevreyle, mahalleyle, ona destek veren insanların ortaya çıkardığı havayla da çok ilişkisi var. O havanın İran Devrimi’nde çok etkili olduğuna inanıyorum. Bu hava bir gün Türkiye’de de çıkabilir. 10-20 sene öncesine kıyasla daha az şansı var ama bugün o havayı pompalayan başka şeyler, tuhaf oluşumlar, kendiliğinden olan birtakım olaylar var. Bazı İslâmi alt-çevreler ortaya çıkıyor. Bunda günümüzün gelişmiş imkânları da etkili oluyor. Mahalle havası dediğimiz şeyin bu İslâmi alt-çevrelerle yeni bir şekil almış olduğuna inanıyorum. Bu yeni şekil AKP’yi döver. Demek istiyorum ki eğer böyle bir hava gelişirse AKP ona biat etmek zorunda kalabilir...”

Prof. Mardin’in bir yıl önce gündeme taşıdığı bu kavram, geniş bir çerçevede tartışma konusu olurken, yine geçen yıl 23 Mayıs’ta bu kez Sosyal Sorunları Araştırma ve Çözüm Derneği (SORAR)’ın düzenlediği “Mahalle Baskısı İle Ne Demek İstedim?” konulu bir konferansta konuştu. Basına “İmam öğretmeni yendi” yönüyle yansıyan bu konferansta Prof. Şerif Mardin, “...Ailemde, özellikle de Ebulala Mardin Bey'den 'ham sofu' diye geniş kullanımı olan bir tabir işitiyordum. Yaptığım iş bunu değiştirerek kullanmaktan ibaret. 'Mahalle baskısı' diyerek önemli bir sosyal olguyu anlamada ilk adımı atmış oluyorum. Sosyal bilimciler bu kavramı araştırırlarsa çok isabetli olur..."

BİRGÜN - 2 Mart 2009

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.