1. HABERLER

  2. TÜMÜ

  3. MAKALE

  4. Dilek Önder : İlk mahalle baskımı yaşadım
Dilek Önder : İlk mahalle baskımı yaşadım

Dilek Önder : İlk mahalle baskımı yaşadım

İlk mahalle baskımı yaşadım  Dilek Önder / VATANEvet, benim de artık bir “mahalle baskım” var. Daha doğrusu, bunun yani “mahalle...

A+A-

DİLEK ÖNDERİlk mahalle baskımı yaşadım 

Dilek Önder / VATAN

Evet, benim de artık bir “mahalle baskım” var. Daha doğrusu, bunun yani “mahalle baskısı”nın ne olabileceğini anladım.

Hissettim.

Baştan söyleyeyim, belki çok abarttığımı düşüneceksiniz ama...

Kim bilir belki de hak verirsiniz.

Geçenlerde Ankara’nın Ayrancı semtinde (Bilmeyenler için söyleyeyim; Ayrancı, Ankara’nın en modern semtlerinden biridir) arabamla dar bir sokağa girdim.

Ankara’nın en dar, iki taraflı park edilen ve tek yön yapılmamış yegâne (!) sokağı...

Sokağın yarısına kadar geldiğimde, şu ciplerin dev gibi olanları var ya, onlardan biri karşıdan gelmeye başladı.

Baktım, sol tarafımda yer var, durdum bekledim.

Oradan geçebilsin diye...

Geldi geldi, yanımda durdu.

Baktım, bir şey söyleyecek.

Benimki de en alçak arabalardan biri, yukarı doğru bakıyorum. O da aşağıya...

Yol falan soracak sandım.

SİGARANI

PÜFÜRTTÜRECEĞİNE...

Gençten bir adam, güneş gözlüklü falan.

“Elinde sigaranı püfürttüreceğine, dur da yol ver” dedi.

A-aaa...

Şaka gibi.

Şaşkınlıkla,

“E, duruyorum işte, geçin diye” dedim.

“Ne durması be!” dedi, bağırarak yine.

Tam, “E, görmüyor musunuz, deminden beri durup bekliyorum” derken, bunlar ağzımdan çıkarken durumu anladım.

İzindeydim ya, hiç sinirim yok dikkat ederseniz.

Yoksa ne “siz” falan diyeceğim, çoktan “Ne diyorsun be adam?” diye başlamıştım ama...

Yani son anda durumu anladım, adam oruçtu ve sigarama takılmıştı.

Evet arabada sigara içiyordum.

Evet, hem de püfüttüre püfüttüre...

“Haaa... Anlaşıldı oruçsunuz siizzz...” derken yanındaki kadın da çemkirmeye başladı...

Dikkat ederseniz hâlâ “siz”li “biz”li konuşuyorum. O sırada medeni bir ruh halim vardı demek ki... Ya da öyle başladım ya, dönemedim herhalde...

İkisi birden bana bağırmaya başladılar.

“Aynı anda bağırmayın, anlayamıyorum. Aranızda anlaşın, biriniz bağırırken öteki sussun” dediğimi hatırlıyorum. (İzin işte... İnsanı nasıl yumuşatıyor)

“Aaaa... Sizinle mi uğraşacağım” deyip gaza bastım.

İçimden güldüm.

BU NEYİN KUVVETİ?

Ama sonra yavaş yavaş sinirlenmeye başladım.

Hani düşündükçe sinirlenirsin ya... Sonradan anlarsın durumu...

Öyle oldu.

Ve birden bir şimşek çaktı.

“İşte” dedim. “Al sana mahalle baskısı.”

Yani ben de Ramazan günü Kızılay’ın ortasında lahmacun yemedim ya... Ayrıca oruç tutanlara, “Allah kabul etsin” demesini de bilirim.

Bu konuda, mümkün olduğunca duyarlı olduğumda da iddialıyım.

Ama arabamın içinde, bir yere giderken sigara içmişim diye...

Koskoca cipin içindeki güneş gözlüklü adamla kadın bana bağırdı.

Avaz avaz...

Bu büyük cip kullanmanın kuvveti miydi?

Yoksa...

Yoksa yüzde 47’nin mi?

İşte o zaman mahalle baskısının ne olabileceğini anladım.

Hissettim.

Yarın, öbür gün ya daha farklılarını yaşarsam?

Ya karşılaştığım üç arabadan ikisi bana bağırırsa...

Sigarayı geçtim, ya bir gün “Başın niye açık?” derlerse...

Belki abarttım ama... Ne bileyim, korkmuşum demek ki...


03.10.2007
Dilek Önder   

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.