1. HABERLER

  2. TÜMÜ

  3. DEVRİM

  4. Diri Diri Yaktılar Ama Devrimci İradeyi Teslim Alamadılar
Diri Diri Yaktılar Ama Devrimci İradeyi Teslim Alamadılar

Diri Diri Yaktılar Ama Devrimci İradeyi Teslim Alamadılar

"F" tipi cezaevlerine geçiş için binlerce asker, polis ve özel hareket timinin katılımı ile gerçekleştirilen ve tarihe "19 Aralık katliamı" olarak geçen katliamın üzerinde 19 yıl geçti.

A+A-

"F" tipi cezaevlerine geçiş için yapılan ve adına devlet tarafından "Hayat Dönüş Operasyonu" denilen, ancak operasyon planlayanların plana "Tufan" adı verdiği çok sonradan ortaya çıkan operasyon 19 Aralık 2000'de 20 cezaevine yönelik olarak gerçekleştirildi. Operasyonda yaşanan katliamının üzerinden ise, 19 yıl geçti. Türkiye'nin Kıbrıs harekatından sonra gerçekleştirdiği en büyük operasyon olduğu bilinen ve "katliam" olarak tarihe geçen operasyon esnasında tutsaklar, F tipi cezaevlerine karşı başlattıkları ölüm orucu eyleminin 60'ıncı günündeydi. 19-22 Aralık günleri arasında cezaevlerinde gerçekleşen operasyonda 8 jandarma komando taburu, 37 bölük asker, binlerce çevik kuvvet ve ceza infaz memuru ve özel timler görev aldı. Operasyonda binlerce mermi, el bombası ve 20 bini aşkın gaz bombası kullanıldı. Operasyonda 28 tutsak kurşunlanarak ve yakılarak katledildi. Operasyonun ardından katliamı protesto eden tutsakların devam ettiği ölüm orucu eyleminde de 94 tutsak yaşamını yitirdi. 600'ün üzerinde tutsak operasyon ve ölüm orucuna yapılan müdahaleler sonucu sakat kalırken, katliam sırasında Bayrampaşa Cezaevi'nden hastaneye götürülen Birsen Kars adlı kadın tutsağın "Hepimizi diri diri yaktılar" haykırışı katliamın en acı simgesi olarak hafızalarda kaldı. 

'Amaçları örgütsüzlüğü dayatmaktı'

Daha önce 1996 yılında uygulamaya konmak istenen F tipi cezaevlerine karşı cezaevlerinde başlatılan ve 12 tutsağın yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan ölüm orucu eylemine katıldığı için Wernicke Korsakoff sendromuna yakalanan ve 19 Aralık katliamı gerçekleştiği sırada Bayrampaşa Cezaevi'nde bulunan Mehmet Güvel, 22 senelik demokrasi mücadelesinin 17 senesini cezaevlerinde verdiğini belirterek, "Bu da ülkemizdeki faşizmin göstergesidir" dedi. Operasyon sırasında bulunduğu Bayrampaşa Cezaevi'nde 6 kadın tutsağın diri diri yakıldığını belirten Güvel, F tipi cezaevlerine geçiş için yapılan operasyonun tutsaklara hem içeride hem de dışarıda örgütsüzlüğü dayatmayı amaçladığını söyledi. Güvel, "Örgütsüz bir toplum istiyorlardı. Kendilerinin avuçlarının içinde zannettikleri devrimci tutsakları, büyük bir operasyonla onları F tiplerine götürürken diğer taraftan da dışarıya gözdağı vermek istediler" dedi. "Eğer örgütlü hareket ederseniz sizin de sonunuz bu" mesajı vermek istediler" diyerek F tipi cezaevlerinin amacını anlatan Güvel, böyle kapsamlı bir saldırıya cevap vermek için ölüm orucuna başladıklarını söyledi. 

'2 yıl önceden planlandı'

Güvel, "F tiplerine ancak böyle barikat olabiliriz diye bir düşüncemiz oldu. Ölüm oruçlarının başlamasının ardından devletin anlaşmaya gitmek istendiği söylendi ve uzun süren görüşmeler sonucu devlet bir heyet oluşturdu. Örgütlerin temsilcileri ile görüşmelere başlandı. Bu görüşmeler bir süre sürdü. En sonunda 'artık bir anlaşmaya varılıyor' düşüncesi hakim oldu. Asgari müştereklerde buluşma imkanı doğdu. Fakat toplantı sırasında heyetin başkanı idareden telefona çağrıldı ve döndüğünde görüşmeyi bitirdi" diyerek, yaşanan süreci özetledi. 19 Aralık'tan sonra ise devletin çeşitli kaynakları tarafından bu operasyonun 2 yıl önceden planlı olduğunun açıklandığını hatırlatan Güvel, şunları söyledi: "Operasyon öncesinde de tavanlarda çeşitli hareketlilikler vardı. Ne olduğunu sorduğumuzda, 'kiremitleri kontrol ediyoruz' dediler. Bizde de her an bir saldırı olabileceği düşüncesi vardı. Onun için de kendi imkanlarımız çerçevesinde önlemler aldık. Her gün 2 arkadaşımız cezaevi koridorunda olası bir saldırıyı hemen görebilmek için nöbet tutuyordu. Kapılara barikat malzemelerini hazırladık. Gaz bombası atacaklarını düşündüğümüz için pet şişelerin içerisine gazlı bezler koyarak, gaz maskeleri yapmaya çalıştık. Günlerimiz bu şekilde geçiyordu." 

'Fiziken teslim alınmış insanlara 'teslim olun' dediler'

19 Aralık 2000 tarihini ise, "Nöbetçi arkadaşlar 'operasyon' diye bağırarak, içeri girmeye çalışırken ateş etmeye başladılar" diyerek anlatmaya başlayan Güvel, sabaha karşı 04.00 sularında tavanlarda konuşlanmış askerler ve özel timlerin sürekli pencerelerde ateş etmeye başladığını söyledi. Güvel, " 'Teslim olun dediler' ama teslim olun nedir? Hapishanede zaten insanlar teslim alınmış fiziken. Hapishanedeki bir insana 'teslim olun' demek kadar saçma bir şey olmaz. Giyinebilen giyindi. O kadar yoğun ateş ediyorlardı ki, eğilerek alt kata yemekhane bölümüne indik. Barikatlarımızı kurduk" dedi. Mazgallardan ateş edildiğini belirten Güvel, "Merdiven altındaki korunaklı bölüme ölüm orucundaki arkadaşlarımızı koyduk. İçeriye sürekli gaz atmaya başladılar. Hazırladığımız gaz maskeleri hiç bi işe yaramadı. Biz boğulacak hale geldik. Havalandırmaya çıkmaya başladık. Havalandırmaya çıktık ve halay çekmeye başladık orda. Halay çekmeye başlayınca bir süre ateşi kestiler. Bir tur döndük havalandırmada, ikinci turu dönerken tekrar ateş etmeye başladılar. Ölüm orucu direnişçilerinden Ali Ateş orda vurularak öldürüldü" diye anlattı. "Artık orda durabilecek durumumuz kalmamıştı. Kadın arkadaşlarımıza ulaşmaya çalıştık ama yoğun ateşten gidemedik" diyen Güvel, kadın tutsakların bulunduğu bölüme kimyasal bombalar atıldığını söyledi. 

'6 kadın yakılarak katledildi'

Güvel, "Bu kimyasal bombalar elbiselere etki etmiyor, ama açık bulunan yerleri eritiyor. Orda 6 kadın diri diri yakılarak katledildi. Daha sonra avukatımız Behiç Aşçı yanan insanların yanına ailelerle birlikte teşhis için gidiyor. 4 tanesinin ailesi yanmayan kısımlardan teşhis edebiliyor. Fakat 2 cenaze hiç teşhis edilebilecek durumda değil. Tamamen kömürleşmiş durumda. İki aile en sonunda diyor ki: 'Birini sen al birini ben alayım.' O şekilde götürüyorlar" diyerek, yaşanan katliamın boyutlarını gözler önüne serdi. 

'Bizi teslim alamadılar'

Direnişle F tipi cezaevlerindeki yaşam şartlarını örgütlemeye başladıklarını anlatan Güvel, "Devlet bu kadar katliamına bu kadar baskılarına karşı hiçbir zaman amacına ulaşamadı. Bizleri teslim alamadı. Örgütlülüğümüzü bozamadı. Örgütlülüğümüz içerde de dışarda da devam etti. Bu mücadelemiz bitmedi bitmeyecek. Evlatlarımızın orda daha fazla yıpranmasına, ölmesine izin vermeyeceğiz" dedi. 

'Unutulmasını istemiyorum' 

Katliam sırasında Çanakkale Cezaevi'nde tutuklu bulunan Yıldız Türkoğlu ise, kafasına isabet eden gaz bombası nedeniyle yaralandı. Kafasına aldığı darbe nedeniyle vücudunda kalıcı hasar bulunan ve tedavisi hala devam eden Türkoğlu, "Duvarlar delindi, tavanlar delindi ölüm orucundakileri korumak için battaniyeleri ıslattık tepelerine kapattık. Ölüm orucundaki Fidan Kalşen, çıktı askerlere seslendi. 'Ben halkımı çok seviyorum. Onlar için ölebilirim. Siz ölebilir misiniz?' dedi ve kendini tutuşturdu. Bir alev topuna dönüştü" diyerek, katliama dair hafızasına kazınanları anlattı. Operasyonun ardından yaralanmasına rağmen 7 yıl daha cezaevinde kaldığını belirten Türkoğlu, "Ben ölüm oruççularını hatırlıyorum ve onların unutulmasını istemiyorum" dedi. 

'Anne tek silahımız bedenimiz'

19 Aralık katliamında Bursa Cezaevi'nde operasyonun durdurulması amacıyla bedenini ateşe veren ve yaşamını yitiren Ali İhsan Özkan'ın annesi Hayriye Özkan da yaşadığı acıyı unutamıyor. Hayriye Özkan, 19 Aralık denince aynı acıyı ve aynı şeyleri yaşadığını belirterek, şunları anlattı: "Oğluma ölüm orucuna girmemelerini söyledim. Oğlum dedi ki, 'Anne tek silahımız bedenimiz. Ölüm orucu dışında yapacağımız bir şey yok.' O dönem cezaevlerinin önünde çok baskı gördük. Polisler tarafından sürekli dövülüyorduk. 'Hayata Dönüş' dediler ama kaç kişiyi öldürdüler, kaç kişiyi sakat koydular. Kimse kimseyi tanımadı, kimse kimseyi göremedi, kimseye fırsat vermediler. Ölüm oruçlarındaki çocukların çoğunu zorla tedavi ettiler. F tipi cezaevleri şimdi çok kötü. Her gün baskı var, içeridekilerin üzerinde. Hem içeriye hem aileye işkence yapıyorlar. İçerdekilere hiç bir şey vermiyorlar. Çocuklarımız öldü ama adalet arayışımız da bir sonuç vermedi. Davalardan hiç bir şey çıkmadı. Devletin o zamanki sorumlularını yargılamadılar.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.