1. HABERLER

  2. TÜMÜ

  3. TARİH

  4. Gazi'de Artık Kimse Adalete İnanmıyor
Gazi'de Artık Kimse Adalete İnanmıyor

Gazi'de Artık Kimse Adalete İnanmıyor

Durna susma, konuş artıkSilahlar sustuğunda 22 ölü vardı. Tarihe Gazi Mahallesi olaylarının kurbanları olarak geçtiler. Durna Tunç’un abisi Fevzi de...

A+A-

Gazi'de Artık Kimse Adalete İnanmıyor

Durna susma, konuş artık

Silahlar sustuğunda 22 ölü vardı. Tarihe Gazi Mahallesi olaylarının kurbanları olarak geçtiler. Durna Tunç’un abisi Fevzi de ölenler arasındaydı. Haberi aldığında başını duvara vurdu, felç geçirdi ve bir daha konuşmadı. Anne ve babası, Hayriye ve Mustafa Tunç, hangisi için yas tutacaklarını şaşırdılar… Cemal Poyraz ise kızı Zeynep’in ardından adaletin peşine düştü. 13 yıl sonra Gazi Mahallesi’nde artık kimse adalete inanmıyor…

Gazi Mahallesi’nde olay çıkmış... Bu cümleyle ve devamlı “olay çıkaran” bu yerle, ona giden yollardan biri evimin önünden geçtiği için, çocukluğumda tanıştım. Gazi Mahallesi tarihindeki en kanlı olayı yaşadığında, ben ergenlikle boğuşuyordum. O yüzden o günlerde yaşananları protesto etmek için evimin önünden, kortejler halinde Gazi’ye ilerleyen insan kalabalığını görecek halim yoktu. Sonra büyüdüm, yaşadığım ülkenin tarihine merak sardım, Gazi Mahallesi olaylarını, 1995’in 12 Mart’ında kadın-erkek, genç-yaşlı 22 kişinin öldürüldüğünü bu sırada öğrendim. Ancak bu bilginin yaşamdaki karşılığını anlamam, 12 Mart’ın 13. yıldönümü nedeniyle yapacağım haber için Gazi davası avukatlarından Remzi Kazmaz’ın “Gereği Düşünüldü” belgeselini izlememle oldu. Bugün Gazi Cemevi’nde, 15’inde de Ankara 78’liler Derneği’nde gösterilecek belgeselde, yaşanılanları; çocuklarını, annelerini, kardeşlerini kaybedenler anlatılıyordu. O yıllarda, yaşıtım bir genç kızın, abisinin öldürülmesinden sonra sinir krizi geçirerek kafasını duvara vurduğunu, felç kaldığını ve o günden beri kimseyle konuşmadığını işte bu belgeselle öğrendim. Adı, Durna’ydı. Olaylar sırasında öldürülen 20 yaşındaki Fevzi Tunç’un kardeşiydi. Gerisini, evlerinde ziyaret ettiğim annesi Hayriye ve babası Mustafa Tunç anlattılar... Durna, hâlâ yürüyemiyor, aile üyeleri dışında kimseyle konuşmuyor da. Onlara da tek tük bir şeyler söylüyor. Biz girer girmez, yüzünü görmemize fırsat vermeden battaniyeyi çekti üstüne, orada olduğumuz süre boyunca da, ne kafasını çıkardı dışarıya ne de hareket etti...

Tunç ailesi, ekonomik nedenlerle 94’te Kahramanmaraş’tan İstanbul’a göç edip, Gazi Mahallesi’nde bir gecekonduya yerleşmiş. Aslında Mustafa Tunç’un aklına İstanbul’a yerleşme fikri, Maraş katliamını yaşadıktan sonra düşmüş. “O dönemde, bizi İmam Hatip Lisesi’nde toplayıp, tırnaklarımız dökülene kadar dövdüler. Kimi arkadaşlarımızı öldürdüler, ama o zaman gelemedim. 94’te İstanbul’a vardığımızda Fevzi on aylık askerdi. Bitirip geldiğinde, bir inşaatta çalışmaya başladı, geleli üç buçuk ay olmuştu ki”...

Yaşananların üzerinden 13 yıl geçse de, acıları hâlâ öyle taze ki cümlelerinin çoğu yarıda kalıyor Tunç’un, konuşmasının kesilmesi pahasına gözlerine dolan yaşlarını akıtmamak için derin derin nefes alıyor. Yine de nafile, her Fevzi ya da Durna deyişinde gözlerinin dolmasına engel olamıyor, “Kafam yerinde değil, derinlere gidip geliyorum. Kusuruma bakmayın” diyor. Sık sık oğlunun askerden yeni geldiğini vurguluyor, askerde aldığı teşekkür belgelerini, askerlik fotoğraflarını gösteriyor. Yetmiyor, dedesinin seferberlikte öldüğünü, babasının dört, kendisinin iki yıl askerlik yaptığını da anlatıyor. Hayriye Tunç, sessiz, varlığını derin iç çekişleriyle hatırlatıyor. “Durna için de ayrı üzülüyoruz” diyor Mustafa Tunç, “Yaşlandık, öleceğiz, Durna’ya kim bakacak? Doktorlar, ayağını yardılar iki kere, işe yaramadı, korkudan damarlarının çe-kildiğini söylediler. 97’de fizik tedaviye başladı, ancak doktor daha da kötüye gittiğini söyleyip bıraktı. Başta konuşmuyordu da, şimdi bizle tek tük konuşuyor”. Fevzi, altı kardeşin en büyüğü, Durna dördüncüsü, en iyi ikisi anlaşırmış. Olaylar yaşandığında, 15 yaşındaymış, abisinin öldürüldüğünü çalıştığı tekstil atölyesinde öğrenmiş. Tunç yaşanılanları şöyle anlatıyor:

“O akşam, Fevzi’ye ‘sakın bir yere gitme’ dedim, sözümü dinledi. Ertesi gün ‘Bugün işte ödeme yapacaklar, kardeşime de bugün para yollamam lazım, askerde ihtiyacı vardır, çabuk dönerim’ deyince ikna oldum... Akşam dönmeyince aramaya başladım. Bir akrabamın yanına gittim, olayları konuşu-yorlardı, beni görünce sustular, ‘Ben zaten öleceğim, ne olduysa doğru söyle’ dedim. Öğrendiğimde dizlerim titreyerek eve vardım, Fevzi’yi vurmuşlar, deyince annesi düştü, kaldı. Kız da öğrenince kriz geçirmiş, o günden beri yatıyor”.

Hayriye Tunç olayları duyduğunda Fevzi için yemek hazırlıyormuş, “O gün eve ekmek getirmemişlerdi, hamur yoğurdum, börek yapayım dedim Fevzi gelene kadar... Sonrasını hatırlamıyorum bile”.

Fevzi’nin nereye götürüldüğünü öğrenmeleri bir günlerini almış. Tunç, sabahlara kadar hastaneleri dolaşıp, oğlunu sormuş. En son gittiği Haseki Hastanesi’nde, kırmızı montundan tanımış Fevzi’yi. “Sonradan o kırmızı montu yüzünden ‘bu da devrimcidir’e getirip vurmuşlar diye duyduk. Dört hastane gezdirmişler, hiçbiri almamış, kan kaybından ölmüş. Karnından beş kurşun çıkmış” demesine kalmıyor, Hayriye Tunç atılıyor: “Fevzim, garibim. Köyden yeni gelmişiz, garibanız. Dört hastaneye götürmüşler, birisinde tanışık olsaydı, böyle olmazdı. Onları köyde büyüttüm, çamurun, yokluğun içinde. Ne zorluklarla”.

..

Şimdi evin yükü, en küçükleri, 22 yaşındaki Emine’de. Bir tekstil atölyesinde çalışıyor. “Biz evde mağaza poşetlerine kulp takarak, para kazanıyoruz. İnşallah iyiye gider, Durnama bakarız. Emine’nin de çok hakkı var; olaylar yaşandığında ilkokul üçe gidi-yordu. Okulu bırakıp Durna’ya baktı, biz mahkeme için Trabzon’a gittik, kaç kere otobüsümüzün taranacağını söylediler, ölümüne gittik” diyor. Oğlunun ölümü kadar, dava sürecinde yaşananlara da üzülmüş. Saldırıya, hakarete uğramışlar, “Vuranlar ceza çekmedi-ler. Davalarda, Adem Albayrak yanlış ifadeler verdi. Öldürülenlerin biri askerden izne gelmiş, biri anne, oğlum askerliğini bitireli 3.5 ay olmuş... Bunları saymıyor, sadece teröristler, diyorlar. Türkiye hukuk devletidir deniyorsa, katiller cezasını çeksin, adalet istiyoruz”. Hayriye Tunç, kızgın, “Yok” diyor, “adalet ne gezer, olsa, bizi Trabzon’lara gönderirler miydi? Kimi kime şikâyet edeceğiz?”

O günden beri, tetikte, diğer çocuklarımıza da bir şey mi oldu kaygısıyla yaşıyorlar. O yüzden iki oğullarını İngiltere’ye yollamışlar. “Birkaç polis görsek” diyor Tunç, “yine bir şey oldu, diye Hayriye’yle göz göze gelip ağlıyoruz”. Korkuları sadece kendi çocukları için değil. Ayrılırken, bizi de sıkı sıkı tembihliyorlar: “Gazeteceyiz, bize kimse bir şey yapmaz demeyin, kendinize sahip çıkın”.

Gazi olaylarında öldürülen Fevzi Tunç’un anne-babası Hayriye ve Mustafa Tunç, öfkeli...

GERÇEK ADALETİ BEKLİYORUZ

Cemal Poyraz Gazi Mahallesi’nde öldürülen Zeynep Poyraz’ın babası… O günü ve yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

12 Mart’ta işyerinden eve geldim, Zeynebim, “Baba Gazi’de kahveler taranmış, amcamın oğlu da yaralıymış, oraya gidelim” dedi. “Kızım sen gelme, ben gideyim” diyecek oldum, “Baba ben çocuk değilim” deyince, iki araba Sarıyer’den yola çıktık. Gazi’de insanlar sokaklara dökülmüştü, kimisi çocuğunu arıyordu, kimisi annesini. Gece dörde doğru, Zeynep’i eve dönmeye ikna ettim. Ertesi gün, işe gittim. Zeynep, cenazeler için Gazi’ye gitti. İçimde hep bir sıkıntı vardı, ancak arkadaşlarım “Saçmalama onca insan taranacak değil ya” diyorlardı. Akşam dörde doğru Zeynep’in bir arkadaşı aradı, “Zeynep yaralı” dedi, ancak öldüğünü anlamıştım, “Doğru söyle, öldü mü?” diye sordum, yanıtı duyunca bayılmışım. Arkadaşlarından biri bana gazetelerden, Zeynep’i vuranı gösterdi, Mehmet Gündoğan’dı. Zeynep’i bir evin dibinde bulmuşlar. Sekiz yıl boyunca katiller cezalandırılsın diye, Trabzon’a gidip geldik. Davayı takip edebilmek için işimi bıraktım, ülkücülerin saldırısına uğradık, kafamız yarıldı, gözaltına alındık, otobüsümüze koca kayalar attılar... 20 polis yargılandı; 18’i o kadar tanığa rağmen bir gün bile yatmadı; ikisi, Mehmet Gündoğan iki kişiyi, Adem Albayrak dört kişiyi öldürmekten bir yıl sekiz ay ceza aldılar. Hâlâ gerçek adaletin sağlanmasını bekliyoruz. l

Esra Açıkgöz / CUMHURİYET PAZAR - 9 Mart 2008 - Alevi Haber

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.