1. HABERLER

  2. TÜMÜ

  3. MAKALE

  4. Hasan UYSAL : Ezan Terörü (1)
Hasan UYSAL : Ezan Terörü (1)

Hasan UYSAL : Ezan Terörü (1)

Hasan UYSAL : Ezan Terörü (1)ANKARA-  Her seferinde kan beynime sıçrıyor. “Her dönemin adamı” Melih Gökçek’in...

A+A-

Hasan UYSAL : Ezan Terörü (1)Hasan UYSAL : Ezan Terörü (1)

ANKARA-  Her seferinde kan beynime sıçrıyor. “Her dönemin adamı” Melih Gökçek’in marifeti bu. Şimdi de Müslümanlığa soyundu ya; metronun Kızılay istasyonuna mescidi oturttu ya; bunu nasıl elaleme ilan edecek? Metronun her köşesine yerleştirdiği hoparlörlerle… Ses sonuna kadar açık, kulakları sağır edecek boyutta, çın çın çınlıyor her yer. Tam bir ezan terörü, namaz terörü… Cuma günleri gidin bakın, mahalle baskısıyla tüm esnaf dükkanlarını kapatıp namaza katılıyor. Mescit almıyor, koridorlarda, altlarında kağıt ya da bez parçaları, hoparlör namaz boyunca açık. Burun direklerini kıracak bir ayak kokusu tüm istasyonu sarıyor. Öğürmeden geçenlere madalya vermek lazım. Acaba abdest almadan mı kılıyorlar namazı. Öyle ya asıl amaç gösteri… Üstelik metro çıkışlarının hemen dibinde 3 tane cami var. Bir de onların hoparlörlerini ekleyin… Olsun, Melih efendi Müslümancılık oynuyor ya… Onlara göre Müslümanlık ezan demek, cami demek, namaz demek, aklına geldikçe Allah demek, karısını kapatmak demek… Ama pis pis kokabilirsin, çalabilirsin, yalan söyleyebilirsin, sahtekarlık yapabilirsin, rüşvet alabilirsin… bunda beis yok, bunlar onların Müslümanlığını bozmuyor. Sonunda koca ülke din imandan çıkacak haberleri yok!

***

Bugün bu yüzden burnumdan soluyarak eve girdim ve yazının başına oturdum ve ezan üzerine yazmaya karar verdim. Aslında çoktan işlevi bitmiş olan ezan nereden geliyor, nasıl başlamış, ülkemizdeki serüveni ne? Hemen bir şeyi anımsatayım, unutmuş da olabilirsiniz. Unutulmaması gerektiği için anımsatıyorum;. Nusret Demiral adını taşıyan ve görevdeyken demokrat çevrelerin büyük tepkisini çekmiş DGM savcısı, emekli olunca, o sırada yaşamakta olan Alparslan Türkeş’in MHP’sine girmişti. Bilkent Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşma sonucu, ezanın Türkçe okunması gerektiğini söyleyince partisinden atılmıştı. Anımsadınız mı?

İnsanları düşünceleri nedeni ile yargılayıp, mahkum etme uğraşı içinde olan emekli DGM savcısının, o zaman siyasi yolculuğa çıktığı Türkçü partide, düşüncesini açıklaması nedeniyle atılması neyle açıklanabilir? Etme bulma dünyası ya da kaderin cilvesi de denilebilir belki. Emekli devlet savcısı, belki de yaşamında ilk kez  doğru ve makul bir fikir atmıştı ortaya. Onda da başına bir sürü iş geldi. Ne komik değil mi? Türkçü olduğunu savlayan partide, namaz çağrısının Arapça yerine Türkçe yapılmasına karşı çıkılması nasıl yorumlanmalı? Arap taklitçisi, din bezirganlarının davranışı anlaşılabilir de, Türkçü olduklarını iddia edenlere ne demeli?

Aslında yaklaşık 80 yıldır Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde tartışmalara yol açan Türkçe ezan, Türkçe yakarma konusunun odak noktası, Alparslan Türkeş'in başını çektiği MHP ve onun taze üyesi Nusret Demiral olmuştu. Ümmet yerine millet, yabancı dillerin boyunduruğu yerine öz dilin egemenliğini savunan TC'nin kurucularının, bu konuda önemli kararlarından birisi Türkçe ezan ve yakarma olmuştu.

85 yıllık, nispeten kısa olan cumhuriyet tarihinde tartışma konusu olan, kimi yerlerde mini isyanlara bile yol açan, DGM savcılığından emekli, taze siyasetçi Nusret Demiral'ın açıklamaları ile o zaman yeniden gündeme gelen ezanın Türkçe okunması konusunda ne kadar bilgimiz var?

***

Kuran'da ezan ve müezzin sözünün çok az geçtiğini bilmem biliyor musunuz? Günümüzde ezan, İslam'da namaz zamanını bildirmek ve inananları namaza çağırmak için yüksek sesle okunan çağrı olarak tanımlanıyor. Müezzin sözü ise, bu çağrıyı yapan, yani ezanı okuyan kişi olarak belirtiliyor. Ezan kelimesi Kuran'da sadece bir yerde (Tövbe suresi ayet:3), müezzin ise iki yerde ( Araf suresi. Ayet 44; Yusuf Suresi, Ayet 70) geçiyor. Ancak  Kuran’da geçen ezan ve müezzin sözü, namaz vakti çağrısı ya da namaz vaktinin çağrısını yapan  anlamında değil, İslam’a çağırma, duyuru ve İslam’a çağıran anlamında kullanılıyor. Hadislerde ise ezan ve müezzin sözü çok sayıda geçmekte. Buna karşılık Kuran'da (Maide Suresi Ayet: 58 , Cuma Suresi Ayet:9 ve Fussilet Suresi, Ayet:33) ezan ve müezzin kelimeleri geçmediği halde, namaza çağrıdan söz ediliyor.

Günümüze ulaşan ve üzerinde hemen hiç tartışma olmayan bilgilere göre, Müslümanlığın ilk günlerinde cemaat ya “es- sala, es-sela” (namaza, namaza) ya da “es-selatü camia”(namaz toplayıcıdır) benzeri sözlerle namaza çağrılıyor. Her isteyenin aklına estiği yerde ve biçimde  namaz çağrısı yaptığını gören ve bunun pek doğru olmadığını düşünen Muhammed, namazlarda cemaatin nasıl çağrılacağı konusunda yakın çevresini toplayarak bu konuyu açar. Bu görüşmelerde, cemaatin namaza çağrılması  için “çan çalalım” önerisi de, ateş yakma ya da bayrak dikme önerileri de yapılır. Yaklaşık 1400 yıl önce ortada saat kavramı da olmadığından, öneriler tartışılır. Yani saat olsa, bugün ezan diye anılan çağrıya gerek kalmayacağı çok açıktır. Bu görüşmeler sırasında toplantıya katılanlardan Abdullah bin Zeyd,  bir rüya gördüğünü, rüyada cemaatin toplandığı bir binanın damına çıkarak halkı namaza davet ettiğini belirtir ve bu davet için söylediği sözleri anlatır.  Ömer, Muhammed'e  bu sözlerin namaz çağrısı olarak kullanılabileceğini  söyler. Bunun üzerine Muhammed, Abdullah'a “Rüyanda söylenen sözleri Bilal'e öğret!” diyecektir. Üzerinde tartışılan ezan, Abdullah'ın rüyasında gördüğünü söylediği, Muhammed'in benimsediği namaza çağrı sözleridir sadece. Üzerinde fırtına kopartılan ezanın doğuşuna bakar mısınız lütfen; O gün peygamber uygun bulsa, Müslümanlar bugün çan sesi ya da ateş yakılarak çağrılacaklardı namaza...

Bu olaydan sonra gelenekselleşen ve günümüze değin İslamiyet'in simgelerinden biri haline gelen ezanı ilk okuyan kişi ise, Muhammet'in talimatı üzerine Abdullah'tan öğrendiği sözleri ezberleyerek okuyan Bilali Habeşi olur. Yeri gelmişken; Ezanın okunması üzerine cemaatin namaz kılmak için toplandığı camilerin bugün ki mimarisinin de İslamiyet’le bir ilgisi yoktur. Namaz için belirlenen bir yerin olması yeterli olmasına karşılık, İslamiyet yayıldıkça, bu Arap mimarisi de, sanki birer koşulmuşçasına aynen o ülkelere taşınmıştır. Minarenin ise, çağrının çevreye yeteri kadar duyurulabilmesi için daha yüksek bir yere çıkma gereksinmesinden doğduğu zaten açıktır. Günümüzde ses yükseltici ve yansıtıcıları bulunduktan sonra ise minarenin hiçbir anlamının kalmadığını, dünyanın birçok bölgesinde müezzinlerin minareye çıkmadan, bu ses yükselticileri ile bulundukları yerden çağrı yapmalarından da anlıyoruz. Ender de olsa, onca merdiveni, döne döne, nefes nefese kalarak çıkıp ezan okuyan müezzinlerin yaptıkları ise olsa olsa enerji kaybıdır.

Ezan tek bir mekana bağlı olmadan okunabilir. Örneğin bu makamlar rast, hicaz, saba, uşşak makamlarında da  olabilir. Müezzinin müzik bilgisine veya isteğine göre bu makamlardan başka birinde de okunabilir. Ancak ezanın müezzinin en tiz ses bölgesinde, bir oktavı bulmayan bir ses alanı içinde, baştan sona aynı makamda  okunması önerilir. Bir başka önemli nokta sabah ezanları sanatlı ve uzun okunurken, akşam ezanı daha kısa okunur. Bunun nedeni kıyametin yatsı ile akşam namazları arasında kopacağı inancıdır. Bu gelenekselleşmiş inancın da akılla, bilimle ve de Kur’an ile bir ilgisi yoktur.

İslamiyet’in ilk çıktığı yer olan Arabistan da ezan okuyanların seslerinin güzel olmasına dikkat edildiği biliniyor. Aynı biçimde Osmanlı'da da  müezzinlerin güzel sesli olmasına ve müzik bilmesine önem verildiğini de biliyoruz. Nitekim Osmanlı döneminde  bu nedenle ünlü bestecilerin birçoğunun padişah müezzinliğine atanması, bunun kanıtı. Oysa günümüzde boğazlanıyormuş gibi bet bir sesle, herhangi bir müzik bilgisi ve müzik kulağı olmadan ezan okuyanların varlığı ortada iken,  biz zorunlu dinleyiciler  ne yapsın?

***

Türkçe namaz çağrısı yani ezan olayı maalesef ülkemizde en az bilinen konulardan. Bu meselenin özellikle üstünün kapatıldığına da işaret etmek gerekiyor. Çünkü padişahlığın yıkılıp, Cumhuriyet'in kurulmasının ardından gelen onlarca çağdaş değişiklik içinde önemli ağırlığa sahip olan Türkçecilik ve bu çaba içinde yer alan Türkçe ezan konusu, ne din ne de ders kitaplarında doğru dürüst yer almaz. Dahası ve ne ilginçtir ki gardırop Atatürkçüleri, Atatürk'ün devrimlerini anlatırken, ne bu yenilikten ne de DP iktidarı tarafından üzeri çiğnenip geçilmesinden tek satır söz etmezler. Atatürk'ün Türkçe ezan konusuna bir din değil dil meselesi olarak baktığı ise, kimi sözde dinciler tarafından ya cehaletlerinden ya da sahtekarlıklarından bilinçli olarak saklanır.

Ezan'ın kutsal bir yanı olmadığını, ezanın İslamiyet’in çıkışından çok sonra dinsel gelenekler arasına girdiği, dilimiz döndüğünce aktarmaya çalışıyorum ama birçok konuda olduğu gibi kutsal ile kutsanan ayrımını bilmeyenlere nasıl aktaracaksınız bunları?

Ezan konusunda önemli olduğunu sandığım birkaç  noktaya daha değinerek, ezan meselesinin Türkiye'de ki serüvenini aktarmak istiyorum. Ezan konusu birçok İslam ülkesinde de, yalnız dil meselesinde değil başka anlamlarda da tartışma konusu olmuş. Bunların başında ezanın musiki ile okunması gelmekte. Nitekim İmam-ı Azam, “Ezanda nağme yapmak mekruhtur.” demektedir. ( El-İhtiyar çevirisi S.33) Ayrıca Hanbeli ulemalarının da ezanın makamla okunmasını yasakladıkları bilinmektedir. Yine birçok İslam bilgini, Kuran'ın da teganni ile okunmasını haram saymıştır. Oysa Türkiye'de ve birçok ülkede bırakın ezanın musiki ile okunmasını, beş vakit ezanın ayrı ayrı makamlarda okunması söz konusudur.  Kaldı ki Peygamberin bir hadisinde, müziğin kalplerde nifak yaratabileceği ileri sürülmektedir. Ama şu bir gerçek ki, hangi dinsel törende, buna ister ilahi, ister yağmur duası, isterse mevlit deyin, hangisi nağmesiz okunmaktadır? Bu İslamcı geçinenlerin, kutsadıkları kimi emirleri işlerine geldikleri gibi yorumlayıp, kimisine uyup, kimisine uymadıklarının açık kanıtı değil mi?

Osmanlı'da  müezzinlerin güzel sesli olmasına ve müzik bilmesine önem verildiğini, bu nedenle ünlü bestecilerin bir çoğunun padişah müezzinliğine atanmasının bunun kanıtı olduğunu da söylemeliyim. Osmanlı'dan günümüze kadar, Türkçe  okunması sırasında da değişmeden gelen ezanın bestesinin ünlü müzisyen, Türkiye'nin bir anlamda Beethoven’i sayılan Itri'ye ait olduğunu biliyor muydunuz? Binin üzerinde eserinden günümüze ancak 30-35'i kalan, Tekbir'in de bestecisi, aynı zamanda bir Mevlevi olan Buhirizade Itri Efendiye ait ezan bestesini bugün tartışmaya kalksanız, cahil cühela ayağa kalkar inanın.

Son bir nokta; diyebilirsiniz ki, "Kardeşim bu Atatürk'ün işgüzarlığı. Sana ne inananların ezanından? Arapça okur, Rusca okur sana ne?” Böyle derseniz çok yanılırsınız. Çünkü ezanın ulusal dillere çevrilmesi olayı, Türkiye'dekinden tam 800 yıl önce, ilk kez Kuzey Afrika'da Berberiler'de gerçekleşmiştir. ( Bkz.  Sir T. Walker'in ‘ The Preaching of Islam’ adlı eserini, ‘İntişar-ı İslam Tarihi’ adıyla eski harflerle  1927'de yayınlayan Çerkes Şeyhizade M. Halil Halid‘in çevirisi) Tabii ki, bir ibadet değil, sadece ibadete çağrı olan ezanın, her ulusun kendi diliyle yapılmasından doğal ne olabilir ki? Bu nedenle Türkçe ezanın inanç özgürlüğü ile hiçbir ilgisi yoktur. Ezanın Arabistan dışında Arapça okunması demek, Arapça bilmeyen insanların, ezan sesini duyunca, sadece şartlandıkları için  ve anlamını bilmeden bu çağrıya yanıt vermeleri anlamına gelmez mi?

Madem bu kadar girdik bu konuya, devam ettirelim 2. bölümle de ve bu konuda neler olup bittiğine, yeniden nasıl Arapça ezana dönüldüğünü, Atatürk’ün bu konuda söylediklerine ve başka ilginç noktalara…

Hasan UYSAL

<!--

var prefix = 'ma' + 'il' + 'to';

var path = 'hr' + 'ef' + '=';

var addy7690 = 'hasanuysa' + '@';

addy7690 = addy7690 + 'gmail' + '.' + 'com';

var addy_text7690 = 'hasanuysa' + '@' + 'gmail' + '.' + 'com';

( '' );

7690 );

( '' );

//-->n

<!--

( '' );

//-->

<!--

( '' );

//-->

 
KAYNAK : www.sansursuz.com  - 16.12.2007

Etiketler : , , ,

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.