1. HABERLER

  2. TÜMÜ

  3. MAKALE

  4. Hasan UYSAL : Ezan Terörü (2)
Hasan UYSAL : Ezan Terörü (2)

Hasan UYSAL : Ezan Terörü (2)

Hasan UYSAL : Ezan Terörü (2)ANKARA- İlk yazımıza gelen tepkileri okudum, tavsiye ederim siz de okuyun. Hangi düzey ve kültür ile karşı...

A+A-

Hasan UYSAL : Ezan Terörü (2)Hasan UYSAL : Ezan Terörü (2)

ANKARA- İlk yazımıza gelen tepkileri okudum, tavsiye ederim siz de okuyun. Hangi düzey ve kültür ile karşı karşıya geldiğimizin açık yanıtı bu; başka söze ne gerek. Vah vah ki insanları bu düzeye indirmişler. Tabii indirecekler, yoksa onları nasıl kandırabilir, göz boyayabilirler ki?

Aslında bir örnek vermek şart oldu. 12 Eylül darbesi sonucu binlerce insan askeri cezaevlerine dolduruldu. İnsanlara zorla İstiklal Marşı okutuldu. Bir ülkenin yöneticileri, ulusal onurunu temsil eden marşını zorla, ceza olarak vatandaşlarına okutur mu? Bu alçak adamlar okuttu, İstiklal Marşı’nı kirlettiler. Bunu yazınca İstiklal Marşı’na karşı çıkmış mı olursunuz yoksa marşımızın saygınlığına sahip çıkmış mı? Sorum, düzeyleri belli sözde dincilere değil. Yaşamlarını çalıp çırpmaya, rant elde etmeye, rüşvete bağlamış alçaklar, inanç sahibi ama saf, ama cahil, ama yoksul insanların “Müslümanlık gösterisi” ile gözlerini boyuyor. Bundan öncelikle İslamiyet zarar görüyor. Hödükler ne anlasın bunu…

***

Biz söz verdiğimiz gibi “ezan” konusuna kaldığı yerden sürdürelim. Önce çok az bilinen Türkçe ezan meselesi… Atatürk devrimleri içinde yer alan Türkçe Ezan'ın tarihi 1932  Kasım ayına ulaştığına göre, 75 yaşının içinde olduğunu görürüz. Ve Türkçe ezan olayının başlaması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir genelgesi ile gerçekleştirilmiş, ezan ve kametin (farz namazlarından önce müezzin tarafından okunan ezan) Arapça okunması tümden yasaklanmış. Genelgede yer alan Türkçe ezan konusu 9 yıl sonra TBMM'de görüşülmüş, 4055 sayılı yasanın 526. maddesinde yerini bulmuş. Yasada, “Arapça ezan ve kamet okuyanlar  üç aya kadar hafif hapis veya on liradan iki yüz liraya kadar hafif para cezası ile cezalandırılırlar” deniliyor. Söz konusu yasa 6 Haziran 1941 tarihli resmi gazetede yayınlanarak resmen yürürlüğe girecektir.

1950 öncesi doğan kuşaklar Türkçe Ezanı çok iyi anımsıyor. Nitekim Türkçe ezanın sözlerini sorduğum, özellikle 60 yaşından büyük hemen herkes, gözlerini yumup o günkü ezanın sözlerini bir çırpıda okuduklarında şaşırdığımı itiraf etmeliyim.

“Tanrı uludur, Tanrı uludur.

Tanrıdan başka yoktur tapacak.

Şüphesiz bilirim ve bildiririm; Tanrı’nın elçisidir Muhammet.

Haydin namaza, haydin felaha(kurtuluşa)”

Sabah ezanlarında ise, başlangıcında “Namaz uykudan hayırlıdır. Haydin namaza” sözü eklenmektedir.

Cumhuriyet tarihimizin  dini siyasi ve ticari istismar aracı olarak kullanan, ilk siyasi partisi durumunda Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi Türkçe ezanın sonu olacaktır. Bu olaya girmeden önce, ezanın Türkçe okunmaya başlamasının Anadolu'da hemen benimsenmediğini de söylemek gerekir. Bu konuda da ne yazık ki hemen ulaşılacak pek bol kaynaktan söz etmek de mümkün değildir. Yine de elimizde bulunan bir kaynağı bilginize sunmak istiyorum.

Meşrutiyet ve Cumhuriyet döneminin yakın tanıklarından olan gazeteci-yazar Asım Us'un, 1930- 1950 yıllarını içeren ve 1966 yılında Vakit Matbaası'nda basılan hatıratında bu konuya şöyle değiniyor:

“Bursa’nın temiz ve saf muhiti yine uygunsuz bir hadise ile bulandırıldı. Birtakım boş kafalı cahiller Ulu Cami’de Türkçe ezan okunması ve kamet getirilmesi yüzünden ortaya bir mesele çıkardı. Gürültülü bir şekilde hükümete karşı yürüyüş yaptılar. Bu konu ile alâkalı, 6 Şubat 1933 tarihinde Gazi’nin bir sözü:

‘“Bursa hâdisesi haddizatında ehemmiyeti haiz değildir. Bu hâdiseye dikkatimizi bilhassa çevirmemizin sebebi dini siyaset ve herhangi bir tahrike vesile etmeğe asla tahammül etmeyeceğimizin bir daha anlaşılmasıdır. Meselenin mahiyeti esasen din değil, dildir. Kesin olarak bilinmelidir ki Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında hakim ve esas kalacaktır.”

Vatan fikri coğrafi ve mefhum değildir. Vatan demek sade taş ve toprak demek değildir. Vatan demek ayni dilden konuşan insanların teşkil ettikleri camia demektir. Bu insanların mazisi ve tarihi, ananeleri, manevi varlıkları da bu camia içinde dahildir. Binaenaleyh bir milletin hakikaten müstakil olabilmesi için yalnız sahip olduğu toprakların değil, konuştuğu dilin de ecnebi tasallutlardan, istilâdan masun kalması, başlı başına bir varlık olarak yaşaması ile kabil olabilir.Türk dili bugün hakikaten bu vaziyette midir? Türk dili asırlardan beri bir ecnebi esareti altına alınmış bir halde değil miydi? Hatta bu esaret gözle görülecek, el ile tutulacak derecededir. Onun içindir ki bu sene Türk Dili Kurultayı dil inkılâbına karar vermiştir. Bu inkılâbın tahakkukuna çalışmak Türk milleti için bir milli istiklâl dâvasıdır. Ezan Müslümanları namaza davet etmektir. Ezan Müslümanlara (camiye geliniz) demektir. Kamet ise (ey cemaat namaza kalkınız) demektir. Bir Türk vatanında Türkçe kelimelerle, fakat musiki ve ahenk ile Müslümanları namaza davet etmek, sonra camiye gelmiş olan Müslümanları namaza kaldırmak için yine ayni suretle hitap etmekten daha makul ve tabii bir şey var mıdır?

Esası akıl ve mantık üzerine müesses olan  Müslümanlık dini kadar mantıki olan bir hakikati nasıl inkâr edebilir? Ve tamamen mantıksız olarak Arapça ile ezan okumak ve kamet yapmağı mükellef tutabilir mi? Kaldı ki ezan ve kametin, hatta namaz dualarının pek alâ Türkçe olarak okunabileceği daha bir bu kadar sene evvel halledilmiş dini meselelerdendir. Ne kadar yazık ki vaktiyle Türk vatanında resmi dil olarak ecnebi dillere müracaat edecek, âtıfet diye Türkiye’deki ecnebileri vergilerden istisna edecek düyun ve kapitülasyonu kabul edecek gafleti gösterenler aynı hataya ibadet yolunda da düşmekten kendilerini kurtaramamışlardır. Bunun neticesinde Türk vatanının manevi bir parçası demek olan Türk dilinin ecnebi istilâsına uğramasına sebep olmuşlardır. Türk dilini bu istilâdan kurtarmak için Gazi'nin dediği gibi bu güzel ve mukaddes dilin bütün milli ve mahalli hayata kayıtsız şartsız hakim olması lâzımdır ve olacaktır.”

Evet ünlü gazeteci Asım Us böyle diyor. Çok partili yaşama geçildiğinde gerçekleştirilen 2. seçimde oyların ezici bir çoğunluğunu kazanan Demokrat Parti yönetimi ezan ve kametin yeniden Arapça söylenmesi gerektiğini seslendirmeye başlar. Bunun için, aslında kendilerinin de arkasında olduğu küçük gösteriler bile düzenlenir. Nitekim TBMM Genel Kuruluna, göğsüne  kadar sakalı ve tuhaf kıyafeti ile ziyaretçi olarak girmeyi başaran ve sonradan Ticani tarikatının aktif üyesi olduğu saptanan bir kişi, genel kurul sürerken birden balkondan Arapça ezan okumaya başlar. Kısa süren şaşkınlıktan sonra salondaki görevli polislerce yakalanan bu Ticani, sorgulamanın ardından serbest bırakılacaktır. Bu olayın ardından ise, Celal Bayar'ın "Arapça ezan ve kamet meselesini önümüzdeki bayrama kadar bitirin" dediği kimi iktidara yakın gazeteler aracılığı ile kamuoyuna duyurulacaktır.

16 Haziran 1950 tarihinde de yasa değişikliği TBMM'ye getirilecek ve Atatürk döneminde çıkartılan yasada Arapça ezan ve kamet için getirilen cezalar yürürlükten kaldırılacaktır. (TCK'nun 526. maddesinin değiştirilmesi hakkında 5665 sayılı kanun. Resmi gazete 17.6.1950 sayı 7535)

DP’nin, oy uğruna, kimi tarikat şeyhi ve din tüccarlarının isteği üzerine, seçim beyannamelerinde ve seçim öncesi verdiği vaatler arasında yer alan “ezanın Arapçalaştırılması” sözü yerine gelmiştir. Çünkü Arapça ezan okunması halinde Türk Ceza Yasası’nda yer alan 3 ay hapis cezası kaldırılmıştır. Atatürk dönemde; dilin Türkçeleştirilmesi, dinin ve dilin Arap Milliyetçiliği baskısından uzaklaştırılması için getirdiği bu çağdaş yenilik  bir çırpıda yok edilmiştir ama  tepkiler, beklenen düzeyde olmasa da vardır. Nitekim bu tepkiler, DP iktidarının bir kısım aydın, öğrenci ve muhaliflerin de o dönem onayladığı 1960 askeri darbesi sonucunda yıkılmasının ardından ortaya çıkacaktır.

27 Mayıs 1960 darbesinin başı durumunda olan, darbe sonucunda Devlet ve Hükümet Başkanlığına getirilen Orgeneral Cemal Gürsel'in  basına yaptığı açıklamalar bunun en iyi tanığıdır. (14.7.1960 Cumhuriyet) Onun Türkçe ezan ve Kuran konusundaki görüşlerini vermeden önce, bilinen lakabı “Cemal Aga”dan biraz söz etmek gerekiyor. Çünkü Türkiye'nin 4. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Atatürk'ten sadece 4 yaş küçük, dolayısıyla Atatürk kuşağında yetişmiş bir aydındır. Erzurum doğumlu Cemal Aga'nın, başta Büyük Taarruz olmak üzere Çanakkale, 1. ve 2. İnönü, Seddülbahir, Anafartalar ve Gazze muhaberelerine katıldığını, Filistin Cephesi'nde savaştığını, cephelerde savaşırken yabancı dil öğrendiğini, Aga ünvanını ise darbe sonrası değil, orduda yardımlaşmayı, başkalarının hakkını korumayı bilmesi ve dürüst olması nedeniyle daha albayken aldığını kim bilir?.

Cemal Aga’nın ağzından işte Türkçe Kur’an meselesi:

“DP döneminde inkılapların geri gittiğine inanıyorum. En büyük fenalık da bu olmuştur. Bundan böyle din istismarına asla meydan vermeyeceğiz. Anayasa projesini hazırlayan profesörlere vazife verirken, mutlaka bu istismarı önleyici hükümler koymalarını bilhassa rica ettim. Bakın çarşaf Türk kadını için bir yüz karasıdır. Türk kadınının güzel yüzünü saklaması için bir alın karası bulunduğunu sanmıyorum. Dünya önüne temiz yüzü ile çıkmak onların hakkıdır. Kimden ne korkuları vardır ki yüzünü saklamak ihtiyacını duyuyor? Çarşafın namus ile alakası yoktur. Türk kadınlarından rica ederim; kendilerine yakışmayan bir halde gözükmelerine meydan vermesinler, yüzlerini saklamasınlar.

Ayrıca Türk Milleti Kuran'ı kendi dili ile öğrenmesini bilmelidir. Asırlardan beri bunu bilmediği içindir ki, dinimizin hakiki kemaline erememiş, onun fazilet, ahlak ve insanı vazifeler bakımından çok mühim esaslarından gafil kalmıştır. Halkın dini bilgileri hakiki hüviyeti ile öğrenmesi mutlaka lazımdır. Bunun içinde yol, Kuran'ı konuştuğu dil ile okuyup anlamasıdır.”

Bu yazımız bitmedi. 3. bölümle tamamlayacağız. Bu üçlü seriyi kesip bilgisayarınızda bir yerlerde saklayın, gerekecek. Gelecek bölümde, Türkçe ezanı savundu diye Nusret Demiral’ı partisinden atan Türkeş’in, Arapça ezanı savunanları hain ilan eden geçmişteki yazısını göreceksiniz. Müslümanlık adına İslamiyeti kirletenlerin yüzünü faş etmeyi sürdüreceğiz. Bırakalım cahil hödükler salya sümük saldırıyı sürdürsünler.

Hasan UYSAL

<!--

var prefix = 'ma' + 'il' + 'to';

var path = 'hr' + 'ef' + '=';

var addy75449 = 'hasanuysa' + '@';

addy75449 = addy75449 + 'gmail' + '.' + 'com';

var addy_text75449 = 'hasanuysa' + '@' + 'gmail' + '.' + 'com';

( '' );

75449 );

( '' );

//-->n

<!--

( '' );

//-->

<!--

( '' );

//-->


21 Aralık 2007 - Sansursuz.com

Hasan UYSAL : Ezan Terörü (1)

Etiketler : , , ,

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.