1. HABERLER

  2. TÜMÜ

  3. MAKALE

  4. Melih PEKDEMİR : Özgürlükçüyüz ama salak değiliz
Melih PEKDEMİR : Özgürlükçüyüz ama salak değiliz

Melih PEKDEMİR : Özgürlükçüyüz ama salak değiliz

Melih PEKDEMİR : Özgürlükçüyüz ama salak değilizÇok kritik günler yaşıyoruz. Bizi "özgürlükçülük"...

A+A-

Melih PEKDEMİR : Özgürlükçüyüz ama salak değilizMelih PEKDEMİR : Özgürlükçüyüz ama salak değiliz

Çok kritik günler yaşıyoruz. Bizi "özgürlükçülük" argümanımızla tavlamaya, avlamaya çalışıyorlar. Türban konusunda ilkesel ya da teorik bakımdan öngörülebilen bir uzlaşma imkânı, bu sorunu genel olarak özgürlükler sorununun bir parçası olarak ve diğer sorunlarla birlikte çözebilme fırsatı daha ilk adımda ortadan kaldırılmıştır. Türban meselesi artık masum bir özgürlük talebi filan değildir; "tanımı da biz yaparız fetvayı da biz veririz" diyenlerin elinde toplumun diğer kesimlerini esir almakta kullanılacak tehlikeli ve ölümcül bir silah haline getirilmiştir. Böyle bir ortamda hâlâ "hizmet alanlar kriterine" dört elle sarılmak saftorikliği, özgürlük savunuculuğu yapıyorum derken, kendi esaretimize gönüllü kapı açmak olacaktır. Çünkü artık "hizmet alanlar istediği gibi giyinsin, isterse türban taksın" argümanının daha başlangıçta geçersiz kılındığı bir mecraya girilmiştir. Ok yaydan çıkmıştır.

Belki burada bir parantez açıp "ama türban yasağıyla binlerce kadın eğitimden alıkonuyor" diyen ve türbanın bu şekilde serbest bırakılması konusunda kem küm eden kimi özgürlükçü ve solcu arkadaşları uyarmak gerekiyor. Bu konu "havet" denilerek geçiştirilecek bir konu değildir. Öncelikle AKP-MHP marifetiyle tezgâhlanan ve inisiyatifi "tanımı da biz yaparız fetvayı da biz veririz" diyenlerin eline geçen bir tercihin karşısında "ama" demeden, "fakat" demeden itiraz etmek şarttır. Özgürlükler elbette bir bütündür; hepsini birden savunmak lazımdır; sadece birisini savunarak diğerlerini yok sayanlardan ve onların dayatmalarından ise kesinlikle ayrı durmak gerekir. Siyasi İslamcılar ve özel olarak AKP tek bir kategorideki "özgürlüğü" yani sadece kendileri için özgürlüğü savunuyorlar. Ama sosyal güvenlikteki uygulamalarıyla yaşama özgürlüğünü hiçe sayıyor, 301. madde konusunda ayak sürüyerek düşünce özgürlüğünü reddediyorlar; her türlü toplumsal muhalefet eylemi polis copuyla dağıtılıyor. Sonuçta diğer herkesin sadece kendi çizdikleri çerçevede "özgür" olabileceğini emrediyorlar!

Sorunu sadece onların "inanç özgürlüğü" çerçevesinde ele almak, özgürlüklerin imha edilmesini baştan kabul etmektir. Unutulmamalı ki, türban özgürlüğünü savunan kesimlerin fıtratında, kadınların başının açık gezmesi günahtır. Onların fıtratında türban özgürlüğünü savunmak, başı açık gezmeyi yasaklamakla eş anlamlıdır. Kadınların inançlarının gereğini yerine getirmek yanı sıra, erkeklerin de inançlarının gereğini yerine getirmek "özgürlüğü" adına, bu kez, "başı açık gezen kadınlar bizi günaha sokuyor" denilmeyecek midir? Zinhar günah işleyenin de günaha sokanın da İslam inancında katli vaciptir. Katli vacip bulmak ya da cinayet özgürlüğünü savunmak, yaşama özgürlüğü yerine ölüm özgürlüğünü savunmak anlamına gelmeyecek midir?

Ayrıca eşitliğe tabi olmayan bir özgürlük düşünülebilir mi? Farklı inançtaki insanlara ve topluluklara eşit haklar ve imkânlar tanımayan bir özgürlük anlayışının hiçbir kıymeti yoktur.

Özgürlük, ancak bütüncül ve izafi ve eşitliğe tabi olarak kullanıma açık olduğu ölçüde çoğulcu olabilir, böyle bir çerçevede her birey özgürce kendi geleceğini tasarlayabilir; sınıfsal, dinsel, ulusal her topluluk kendi çıkarlarını özgürce savunarak kendi kaderlerini özgürce tayin edebilir. Amenna, işte böyle bir ortamın var edilmesi için çaba sarf edelim, hep birlikte böyle bir ülkenin yurttaşları olabilelim; varsın ondan sonra isteyen türban taksın isteyen başörtüsü. Böyle bir ortamda bu tercihin kimseye bir zararı olamaz. Ama böyle bir ortama, özgürlüğün üç kuralı (bütüncül, izafi ve eşitliğe tabi olması) ihlal edilerek girilemeyeceğini bilelim... Hele hele, "Artık yüzde kırk altı değil yüzde elli iki oldunuz, kaldırın başınızı" diye adeta cihat ilan eden Bülent Arınç'tan sonra, özgürlükçülük yalanlarına bakıp salak yerine konulmayı kabul etmeyelim. Ve şu mahut "türbana özgürlük" yalanlarına ortak olmayalım.

Aslında BirGün gazetesi manşetlerinde çözüm dile getirildi: "Madem Öyle... Sen de her mezhep ve inanca eşit mesafede dur... Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kaldır... Zorunlu din eğitimine son ver... Temel eğitimi 12 yıla çıkar... Farklılıkları hazmet..."

Ama onlar da olup biteni bizim "hazmetmemizi" istiyorlar. Hani 1980'lerde TRT arabesk yasağını kaldırmış, "acısız arabesk" getirmişti; şimdi de bunun gibi türban yerine "acısız türban" ya da "Anadolu bağlaması" diye bağlama çekiyorlar. Ama acı hakikat ortada ve acı hakikati kırağı çalıyor! Elbette türban takmak da bir hakikat ama şimdi özgürlük filan değil. Velev ki öyle sayılsın. Ama tek bir özgürlük on özgürlüğün canına okuyacaksa, on hayati yasak getirecekse; bizden bu kadar, sayımız suyumuz yok: Türbana karşıyız arkadaş! Çünkü özgürlükçüyüz ama salak değiliz...
 
Melih Pekdemir

<!--

var prefix = 'ma' + 'il' + 'to';

var path = 'hr' + 'ef' + '=';

var addy49330 = 'melihpekdemir' + '@';

addy49330 = addy49330 + 'birgun' + '.' + 'net';

var addy_text49330 = 'melihpekdemir' + '@' + 'birgun' + '.' + 'net';

( '' );

49330 );

( '' );

//-->n

<!--

( '' );

//-->

<!--

( '' );

//-->


BİRGÜN - 4 Şubat 2008

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.