1. HABERLER

  2. ALEVİ HABER

  3. Mezopotamya'da Yok Sayılan Kimlik: Kızılbaş Alevilik
Mezopotamya'da Yok Sayılan Kimlik: Kızılbaş Alevilik

Mezopotamya'da Yok Sayılan Kimlik: Kızılbaş Alevilik

Mezopotamya Sosyal Forumu Çerçevesinde Yapılan Panel:Mezopotamya'da Yok Sayılan Kimlik: Kızılbaş AlevilikEsen UsluMezopotamya Sosyal Forumu...

A+A-

Mezopotamya'da Yok Sayılan Kimlik: Kızılbaş AlevilikMezopotamya Sosyal Forumu Çerçevesinde Yapılan Panel:

Mezopotamya'da Yok Sayılan Kimlik: Kızılbaş Alevilik

Esen Uslu

Mezopotamya Sosyal Forumu çerçevesinde Kızılbaş-Alevilerin sorunlarını dile getirmek ve tartışmak üzere bir panel düzenlenmişti. Panel, 29 Eylül Salı günü saat 10-12 arasında Diyarbakır’da Sümer Park’taki Belediye tesislerinin Munzur salonunda yapıldı. Toplantı panelinde Özgür Demokratik Alevi Hareketi'nden Ergin Doğru, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Merkez Yöneticilerinden Hatice Altınışık, ABF Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Başkanı Ali Kenanoğlu ile Sacayak Dergisi yazarlarından Engin Urcan konuşmacı olarak katıldı. Paneli, Diyarbakır çevresindeki sayısı giderek azalan Alevi-Türkmen köylerinin dayanışma derneği olan Büyükkadı ve Şarabi Köylüleleri Kütlür ve Dayanışma Derneği’nin Başkanı Prof. Dr. İrfan Açıkgöz'ün yönetti. Toplantıya Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesinden Başkan Cafer Kuluman ile şube yöneticileri ile Barış ve Demokrasi Partisi Genel Başkanı Demir Çelik’de izleyici olarak katıldılar.

Panelin açan İrfan Açıkgöz, bir Salı sabahı böyle erken saate yapılan toplantıya gelen katılımcılara teşekkür etti. Diyarbakır’daki Alevi Türkmen köylerinde yaşananları özetledi ve hükümetin Alevi açılımının yarattığı hayal kırıklıklarına değindikten sonra ilk sözü Engin Urcan’a verdi.

Engin Urcan konuşmasında Türkiye devletinin Osmanlılıktan kurtulamadığı için yerinden demokratik meclisler eliyle yönetim yerine, seçilmiş meclislere önemli konularda yetki tanımayan merkezi devlet bürokrasisi eliyle işleri yürütmek olduğunu belirti. Ayrıca Türkiye devletinin de Osmanlının yıkılışının nedeni olarak gördüğü sorunları gidermek üzere “tek ülke, tek devlet, tek millet, tek din, tek mezhep” dayatmacılığını devletin temel siyaseti yaptığını vurguladı.

Alevilik-Bektaşilik-Kızılbaşlık konusunda söz söylemek için tarihi doğru anlamak gerektiğine değindi. Bu inanç sisteminin, İslamın Anadolu’ya İran üzerinden gelişinin özgüllüklerinden ve yıkılmakta olan Bizans ve Selçuk devletlerinin altında yaşayan halkın muhalif inanç sisteminin özgüllüklerinden etkilenmesine değindi. Alevi inanç ve yaşamında cem töreninin tuttuğu yeri ve bu inanç ve yaşam biçiminin günümüzde istenilen laik-demokratik yaşam biçimine yapabileceği katkılara değindi.

Onun ardından söz alan Ergin Doğru, bu toplantının Mezopotamya’da Amed’de yapılmasının, kültürler arası önyargıların giderilmesi, tüm kültürlerin ve kimliklerin iç içe yaşaması, birbirini tanıması ve sorunlarını anlaması açısından önemini vurguladı. Osmanlıdan beri Kızılbaş Alevilere yapılan asimilasyon ve katliamların bir özetini sunduktan sonra hala direnen Kızılbaş Dersim’in tuttuğu özgül yeri vurguladı.

Mezopotamya'da Yok Sayılan Kimlik: Kızılbaş Alevilik

Kızılbaş inancının İslamla bağdaşmayan yanlarını vurgulayan Ergin can, Cumhuriyet’in kuruluşu ile Tekke ve Zaviyeleri kapatan yasaların Alevi-Bektaşi toplumunu kolsuz-kanatsız bıraktığına değindi. Ardından gelen Koçgiri, Dersim, Maraş, Sivas ve Gazi katliamlarını örnekleyerek 12 Eylül sonrasında Kürt özgürlük hareketinin yükselen mücadelesinin tüm ezilen kimliklere bir kurtuluş yolu gösterdiğini vurguladı. Laik-demokratik cumhuriyet için büyük toplumsal muhalefet hareketlerinin ortak çıkarları temelinde birlikte aynı yöne vurması gerektiğine değindi.

Sorunun Dersim’de yapılması planlanan barajlara ilişkisini ortaya koyduğu gibi Türkiye sınırları ötesindeki boyutlarına, Suriye, Irak ve İran’da Kızılbaş-Alevi toplumlara örneğin İran’ta Ehl-i Hak topluluklarına yapılan baskılara değindi. Asimilasyona karşı özgürlük ve demokrasi için ortak mücadeleyi yükseltmeye çağrı yaparak konuşmasını tamamladı.

Toplantı başkanı bir ara sunum yaptı. Mezopotamya’da Süryanı, Yezidi, Türkmen Alevi, Kürt Kızılbaşların üzerlerine bindirilen toplumsal basınç altında erimekte olduklarına ve bu mozaiğin kaybının geri döndürülemez önemli bir kayıp olacağını vurguladı. Özünde kaybolan her kültürün hepimizden bir şeyler alıp gittiğini belirtti. Sözü Hatice Altınışık’a verdi.

Hatice can, Aleviler açısından bu toplantının aslında bir cem olduğunu vurgulayarak başladığı konuşmasında ABF’yi tanıttı. Günümüzde “devlet Aleviliği” yaratarak sürdürülmek istenen asimilasyon politikasına değindi. Osmanlıda Alevi katliamları ile Alevilerin öldürüldüğünü, günümüzde Aleviliğin katledilmek istendiğini belirtti. Bu toplumun içinden çıkan gönüllülerin bu asimilasyon ve Sünnileşme sürecine yardımcı olmasının tahrip edici etkilerine değindi.

Köy Kanunu’nun bile cami olmayan yeri köy saymadığına değinerek, tüm yasal mekanizmaların Alevi köylerinde cami yapımını dayattığını, bu dayatmaların 12 Eylül faşist rejimi ile birlikte daha da ağırlaştığını belirtti. Aynı süreçte “Türk-İslam Sentezi” diye adlandırılan milliyetçiliğin Alevilik üzerindeki etkisini vurguladı.

Hatice can zorunlu din derslerinin öğrenciler üzerindeki etkisin kendi yaşamından verdiği örneklerle açıkladı, buna karşı yürütülen kampanyanın derslerine değindi. Alevilik inancında kadına verilen önemin, Anadolu’daki kadim kadın tanrıca kültü ile bağlantısına değindi, ancak bugün yaşanan gerilemeyi görmezden gelemeyeceğimizi vurguladı. Modern demokratik örgütlerimizde bile bir avuç kadın yönetici olmasını sorgulamak gerektiğini belirtti. Kızılbaş kadın çerağ yakmazsa bu yol yürümez diyerek sözlerini tamamladı.

Ardından söz alan Ali Kenanoğlu, Kızılbaş deyiminin kökünde Safavi Şah İsmail yanlılarının olmasına değinerek başladığı konuşmasında dedelik kurumu hakkında bilgi verdi. Aleviliğin kaynakları üzerinde öne sürülen dört farklı görüşten Anadolu Aleviliğinin Türkler gelmeden binlerce yıldır bu topraklarda yaşadığını belirten görüşün kendisine daha doğru geldiğini belirtti.

Alevilik inancının eklektik ve senkretik (bağdaştırmacı) yönlerinin onun güçlü yanı olduğunu; gereken yenilikleri aldığını, uygulanamaz hale gelen uygulamaları bir değer olarak tutmasına karşın gündeminden kaldırdığını belirtti. Buna örnek olarak modern çağda musahipliğin durumunu gösterdi. Ama bunun Aleviliğin bir “çorba” olduğu anlamına gelmediğini de vurguladı.

Aleviliğin içinde kendisini “İslamın özü” olarak görenler olduğu gibi İslamın hiçbir uygulamasını takip etmeyen ve kendini İslam görmeyen kesimlerin de olduğunu belirtti. Alevilikte “dine davet, misyonerlik” gibi uygulamaların olmadığını, Yol’a girmek için ikrar vermeden Alevi olunamayacağını, buna hazırlığı olan herkesin Alevi olabileceğini vurguladı.

Devletin engellemeleri kadar desteği ile de Aleviliği iğdiş etmekte olduğuna değinen Ali can, toplum olarak dik durmak zorunda olduğumuzu belirtti. İnanç öğeleri içinde İslamiyetin Ali’si ile Aleviliğin Ali’si arasındaki farkları saydı. Aleviler arasında Kuran’ın değiştirilmiş olduğu inancına değindi, Kâbe ve Kıble inancı olmayışını, saf tutmak yerine cemal cemale halka şeklinde ibadetin anlamını açıkladı.

Alevi-Bektaşi demokratik hareketinin Kürt özgürlük hareketine olumlu baktığını ve desteklediğini, ancak Alevi toplumu arasında “72 millete bir bakacaksın” inancına karşın günümüzde Kürtlere bir antipatinin yayılmakta olmasına değindi. Bu kaygılarda Kürt özgürlük hareketinin bugün bize nasıl baktığının değil, Orta Doğu’da Filistin’de görüldüğü gibi farklı kültürler yoldaşlık ederken gelişme içinde İslami kesimlerle, Şeriatçılarla ittifakın öne çıkmasıyla bu yoldaşlığın bozulmasının etkileri olduğuna değindi. Kürt özgürlük hareketinin de Şeriatçılarla işbirliğine girme olasılığının Aleviler arasında endişeyle izlendiğine değindi. Aleviler bunun yandaşı ve yoldaşı olamaz diyerek konuşmasını tamamladı.

Toplantı başkanı sözü soruları ve katkıları için katılımcılara verdi. Çok sayıda can söz aldı ve çok güzel konuşmalar yaparak can alıcı sorunları gündeme getirdiler. Bu katkılar arasında Dersim’e yapılan barajlar sorununun kapsamı dile geldi. Onlarca ziyaretin sular altında kalacağı belirtildi. Dedelik kurumunun soydan gelme-ehil olma özellikleri konuşuldu. Geçtiğimiz dönemde emekli paşaların çağrısıyla yapılan “Cumhuriyet mitinglerine” Alevi-Bektaşilerin katılımı sorgulandı, “Aleviler kendi tecavüzcülerinin peşinden niye gidiyor” sorusu soruldu. Kürtler ve Aleviler birbirlerinin sorunlarına empati ile nasıl yaklaşabilir sorusun irdelendi. Kızılbaş Alevilik ile Anadolu Aleviliği arasında fark olup olmadığı sorgulandı. Alevilik geleneğinde olmayan, ama günümüzde kurulan cemevlerinin Aleviliğin “uslanması” için kullanılmakta olduğuna değinildi. Alevi materyalizminin tanrı tanımazlığın sınırlarına ulaşmasının aşkın örnekleri sayılarak Sacayak temsilcisine “Alevilik İslamın neresinde?” diye soruldu. Alevi açılımı konusunda, demokratik örgütlerimizin tutumları sorgulandı.

Sorulara yanıt olarak panel konuşmacılarına kısa birer söz verildi. Ali can, bazı eksik bilgileri gidermek üzere soydan gelme-ehil olma sorununu irdeledi. Müslümanlığın içi-dışı sorununda Hamdullah Çelebi’nin 1820’lerdeki savunmasından örnekler verdi. Alevilik ilme Kemalizm-Cumhuriyetçilik-Laiklik ilişkisinde Alevi toplumunun hangi beklentilerden hareket ettiğini sergiledi. 50’lerde neden Alevi toplumunun geniş ölçüde Menderes’i desteklediğini, Menderes kendi tabanındaki gericilere, “Siz isterseniz Şeriat’ı bile getirebilirsiniz” deyince neden bu desteğin topluca geri çekildiğini anlattı.

Alevi açılımının ilk toplantısına kendisinin de katıldığını, hükümet soruna muhatap aradığı zaman muhatabın kendileri olduğu için bunun zorunlu bir katılım olduğunu belirtti. PSAKD Diyarbakır Cemevi için ayrılan arsanın sorunlarının bir an önce giderilerek inşaatın başlaması dileğiyle sözlerini tamamladı.

Hatice can, Dersim barajları ile Hasankeyf, Zeugma, Kaz Dağlarında altın arama faciası gibi kültürleri silip-süpüren uygulamaların ortak yönünü gösterdi. Malatya’da bir Alevi aşçı kadına yapılan fiziki saldırıyı örnek vererek hoşgörüsüzlüğün boyutlarını sorguladı. Devletin bugünkü yapısının değişmesi için demokrasi mücadelesinin ortaklaşa sürdürülmesi gerektiğin vurguladı.

Mezopotamya'da Yok Sayılan Kimlik: Kızılbaş Alevilik

Ergin can, FKÖ-HAMAS ilişkileriyle Kürt özgürlük hareketinin durumunun birbirine benzemez olduğunu vurguladı. Kürt özgürlük hareketinin hiçbir kimlikten tabiiyet istemeden tüm kimliklere özgürlüğü savunduğunu vurguladı. Önerilen demokratik konfederatif sistemin özünün hoşgörüye ve birlikte yaşama dayandığını vurguladı. Karşısındakiyle empati kurmak açısından Alevi toplumun daha geri konumda olduğuna değindikten sonra özgürlük içinde ortak yaşam için birlikte mücadelenin önemini vurguladı.

Engin can, “Alevilik İslam’ın içinde mi dışında mı?” sorusunun yanlış bir soru olduğunu, toplumsal bilimlerde soruyu böyle sorarak doğru yanıtı bulmanın olanaksız olduğunu belirtti. Sorunun yanıtını “hem içinde hem dışında” diye verebilmek gerekir dedi. Aleviliğin İslam medeniyeti çerçevesinde bir muhalefetin dini olarak ortaya çıktığını, bu nedenle İslamın içinde olduğunu belirtti. Merkezi devletli-tek tanrılı dini olan başka medeniyetlerde de Alevilik benzeri halk muhalefetinin “sapkın” dinleri olduğunu anlattı. Örneğin Aleviliğin ortaya çıktığı coğrafyada, kendisinden önce yaşayan Poliçyenliğin (ya da Pavlikyanlığın) Bogomilliğin Hıristiyan “sapkınlığı” olduğunu, Katharların Alevilikten sonra da Avrupa’da yaşadığını ve bu muhalefet dinlerinin de Aleviler gibi baskı gördüğünü katledildiğini belirtti. ABF’nin Kürt özgürlük hareketinin demokratik cumhuriyet talebine daha fazla sahip çıkmasını; DTP ve bir bütün olarak Kürt özgürlük hareketinin de laiklik konusunda Alevi istemlerine sahip çıktığını daha iyi duyurması gerektiğini belirterek sözlerini tamamladı.

Toplantı başkanın kısa kapanış konuşmasıyla bitti. Toplantı sonrasında sohbet ve muhabbet önce toplantı salonunda sonra davet edildiğimiz PSAKD şubesinde sürdü.

Bir bütün olarak toplantının son derece yararlı olduğu görüldü. Mezopotamya Sosyal Forumu’nun olanaklarını zorlayarak bu toplantıyı düzenlemekte gösterdiği ileri görüşlülüğün hakkını vermek lazım. Diyarbakır’da bu çapta ve bu katılımda bir Kızılbaş Alevi toplantısının başarıyla yapılması önümüzdeki dönemdeki ortak çalışmalar açısından son derece umut verici oldu.  Önümüzdeki Haziran ayında İstanbul’da yapılacak Avrupa Sosyal Forumu çerçevesinde de benzer bir toplantı yapılması ortak bir görüş olarak çıktı.

KAYNAK : Alevihaber.com  - 4 Ekim 2009

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.