16. Yılında Sivas Katliamı - 2

16. Yılında Sivas Katliamı - 2 EVRENSEL GAZETESİ YAZI DİZİSİHer türlü önlem alınmıştır...Hızını alamayan ve sayısı yaklaşık 10 bine...

16. Yılında Sivas Katliamı - 2

EVRENSEL GAZETESİ YAZI DİZİSİ

Her türlü önlem alınmıştır...

Hızını alamayan ve sayısı yaklaşık 10 bine ulaşan kalabalık, Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve “Sivas laiklere mezar olacak, Şerefsiz vali istifa, Sivas size mezar olacak, Şeriat gelecek zulüm bitecek” şeklinde sloganlar atmaya başlayan grup, ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti.

Saldırganların sayısı akşam saatlerinde 20 bine yaklaştı. Otelde, kent dışından gelmiş ve çoğunluğu yazar, ozan ve sanatçı yaklaşık 150 kişi bulunuyordu. Otelde bulunanlar, telefonla Sivas valisini, emniyet müdürünü ve diğer yetkilileri arayarak önlemlerin artırılmasını istediler. Bununla da yetinmediler, telefonla Ankara’da bulunan başbakanı, başbakan yardımcısını, içişleri bakanını, parti liderlerini ve milletvekillerini aradılar. Ulaşılan her yetkili ise “Korkmayın! Her türlü önlem alınmıştır” yanıtını verdi. ‘Korkmayın! Her türlü önlem alınmıştır!..’

Sivas Valisi 14.30’da başbakanı ve içişleri bakanını tarayarak bilgi verir. Saat 14.40’ta yeniden içişleri bakanını ve müsteşarını arar; vali, saldırının artık bir katliama dönüşmekte olduğunu bildirir. Vali, saat 18.45’te başbakanı ve içişleri bakanını arar ve çevre illerden de yardım ister. Görüşmelerin sonucunda, Tokat’tan 20 polis, Kayseri’den 31 polis, Jandarma Komutanlığı’ndan 20 jandarma olmak üzere 71 güvenlik görevlisi gelmiştir. Sivas tugay komutanı, 6 bin kişilik asker mevcudundan yalnızca 30-40 acemi er göndermiştir. Askerler saldırganların arkasında bir yerde nöbet tutarcasına bekletilir. Bir ara tugay komutanı da olay yerine gelir ve sağa sola bir göz attıktan sonra ayrılır. Otelde bulunanların Ankara’daki yetkililerle yaptığı telefon görüşmeleri ve önlem istemleri de dikkate alınmamıştır. Bu girişimler daha sonra, saldırganların devlet tarafından korunduğu tartışmasını gündeme getirir.

SIRA MADIMAK’TA

Önce Madımak Oteli önündeki araçlar ateşe verildi, otel taşlandı. Taşlanarak camları kırılan Madımak Oteli’nin birinci katındaki perdeler ateşe verildi. Yerlerin halılarla kaplı olduğu Madımakta, sonra halılar ve diğer eşyalar tutuştu. Saldırganlardan kimileri, otelin önündeki arabaları ters çevirerek ateşe vermekte, kimisi de bidonlarla benzin taşıyarak otelin içine atmaktadır. Sivas İtfaiyesi gecikmeli de olsa yangın yerine gelmiştir, ancak saldırganlar itfaiyenin çalışmasını engeller. Otele sığınmış olan aydınlardan, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin’in de bulunduğu 35 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirir. Aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralı olarak kurtulur. İtfaiye merdiveniyle kurtarılmaya çalışılan Aziz Nesin, merdiven tırabzanındaki görevli tarafından, merdivenden toplanan kalabalığa doğru itilir. Başından yaralanan Aziz Nesin linç edilmekten zor kurtulur. Yaralılar, Tıp Fakültesi Hastanesi’ne götürülür. Olaylar sonucu 33 konuk, 2 otel görevlisi ile 2 de saldırgan yaşamını yitirir. Akşam saatlerinde ise valilik tarafından ‘2 günlük sokağa çıkma yasağı’ ilan edilir.

YARIN: Firar edenler hâlâ yakalanamadı

***

HERKES KARDEŞÇE YAKLAŞMALI

Sivas’ta halkın arasında gezip 2 Temmuz’da yaşananlar hakkında görüşüyoruz. Buruciye Medresesi’nde birlikte çay içen ve bir çiftle görüşüyoruz. Adlarını söylemiyorlar bize, Trabzon’dan geldiklerini söylüyor ve ekliyorlar: “Biz bu olayı basit insanların yaptığını düşünüyoruz ve asla Sivas’a mal etmedik. Yapılanlar bir ayıptır. Bir şeyi yıkmak için en güzel yöntem nedir, işte bu olaylardır. Dini duyguların sömürülmesi, dinin siyasete alet edilmesi ateşleyicidir. ”

Yine medrese etrafında isminin Serap olduğunu belirten, ancak soyadını söylemeyen bir ev hanımı. Sivas’ın bu olayla anılmasından hiç hoşnut olmadığını dile getiren Serap, “Birkaç kişinin, provokatörlerin yaptığı olayın bütün Sivas halkına mal edilmesi yanlış” diyor.

Emekli beden eğitimi öğretmeni olduğunu söyleyen bir kişi ise “Olayda hayatını kaybedenlerden Uğur Kaynar arkadaşımdı. Açıkça söylenebilir ki, önlenmesi mümkün olan bir olaydı. Çevresini gözlemlediğim kadarıyla bilinçli olarak tezgahlanmış ve göz yumulmuş bir olaydır” diye konuşuyor.

Türkiye’nin genelini ilgilendiren noktanın özellikle insan olma, insanlara değer verme, insanlık onuruna yakışır bir davranış sergileme gibi kültürden yana tutumlar olduğunu söyleyen eğitim emekçisi, “Böyle şeyler olmaması ve olduktan sonra tekrarlanmaması için bu kültürün gelişmesi lazım. Farklılıkları bir arada yaşamanın, o esnekliği gösterecek bir cesaret gösterilmesi lazım. Ben bu cesaretin şu günlerde Türkiye’de olduğunu zannetmiyorum. Böyle olaylar 12 Eylül sonrası Türkiye’nin acı gerçekleridir” dedi.

Birkaç denemeden sonra Kamil Şentürk ile konuşuyoruz. “Bu olay hepimizi çok üzdü, keşke olmasaydı. Bu senlik benlik bir olay değil, memleket için bir olay. Sivas için de değil Türkiye çapında bir olay. Bizim Sivas halkı olarak taşıdığımız fikir, dışarıdan gelen mihraklar yaptı bu katliamı” diyen Şentürk, 1993 öncesi ve sonrasına bakıldığında asıl kaybedenin Sivas ve Sivaslılar olduğunu söylüyor.

TARİHE YAZILAN KARA BİR LEKE

Özlem Şahin’in kardeşi Eren Şahin (Şarkışla Saraç köyü): Sivas katliamında hayatını kaybeden Özlem Şahin’in kardeşi ve Nurcan Şahin’in yakın akrabasıyım. 2 Temmuz bizim hem Alevi toplumu hem de demokrat toplum açısından günümüzün karardığı bir gündür. Bunun dışında kötü bir tablo ve büyük bir derstir. Orada yakınlarımı ve köyümüzden iki kardeş Huri Özkan ve Yeşim Özkan’ı kaybettim. Daha önce de böyle konuşmalar oldu, gelindi sohbet edildi, bizlere sorular soruldu ama şimdi düşündüğümüz zaman şöyle geriye baktığımızda, aslında kaybettiğimiz bir şey yok. Belki ben iki tane ablamı kaybettim, belki de aynı köyden dört tane insan hayatını kaybetti ve orada 37 insan can verdi. Ama kaybettiğimiz şey olduğunu düşünmüyorum, kazanacağımız şeyler var bence.

Sivas’ın kardeşlik şehri olarak görülmesi için öncelikli olarak Madımak Oteli’nin müze olması ve bu kara lekenin devlet tarafından silinmesi gerekir. Orada yaşananları çoğu insanımız bilmiyor. Şu anki gençlerimize ‘2 Temmuz 1993’te ne oldu’ dediğimiz zaman gençlerimiz susuyor. Burada en büyük görev bize düşüyor, gençlerimize bilgi vermemiz gerekiyor. 2 Temmuz bir vahşettir, devletin desteğiyle olmuş bir katliamdır. Devlet tarafından kullanılan faşistler, şeriatçılar, orada o katliamı yaparken devletin el kol bağladığı bir katliamdır; katliamdır bu. Bu durumun tartışılması söz konusu değildir, el kol bağlandığı bir gerçektir. Bu tarihe yazılan kara bir lekedir.

Bizler bu olayı kişisel olarak, toplu olarak, köylü olarak ve bir Anadolulu olarak anlatmak için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Bunları anlatırken de şöyle bir durum var; nereye kadar anlatabiliriz? 2 Temmuz mitingleri, anmaları, söyleşileri ve geceleri oluyor. Bakıyoruz o katliam olduktan sonra Türkiye yığıldı sokaklara. Hani Alevi toplumu açısından değil insanlık açısından insanlar yollara döküldü, dükkanlarını kapattılar. Yani tepkilerini gösterdiler. Beş yüz bine yakın kişi Ankara’da yürüdü. Aslında burada suçlayacağımız kişiler o zamanki başbakan, emniyet müdürü, belediye başkanı, tugay komutanı. Yani düşünün, bir yerde bir katliam oluyor sizin en çok güvenebileceğiniz kişiler kimdir; ya polisi ararsınız ya da askeri. Orada “Asker Bosna’ya” deniliyor ve geri dönüp asker gidiyor orada katliam yapılırken. Bu büyük bir vahşet. Otel ateşe verildikten sekiz saat sonra oraya itfaiye geliyor. Bu bilinçli yapılan bir katliamdır.

EVRENSEL - Sevil Erdoğan / Eylem Lodos / Özkan Kuru - 3 Temmuz 2009

Basında Aleviler Haberleri

Can Dündar: Aleviler tarih yazıyor!
Hilal Nesin’e sistematik saldırı
Alevi Kadınların ilk ve tek dergisi PELGÜZAR