Aleviler Aleviliği tanımlıyor

Aleviler Aleviliği tanımlıyorBİRGÜN GAZETESİ SÖYLEŞİ DİZİSİ - 1Başlarken...DEVLET tarafından yıllar boyu yok sayılan, görmezlikten gelinen,...

Aleviler Aleviliği tanımlıyor

BİRGÜN GAZETESİ SÖYLEŞİ DİZİSİ - 1

Başlarken...

DEVLET tarafından yıllar boyu yok sayılan, görmezlikten gelinen, baskı ve katliamlara maruz kalan kesimlerin başında geliyor Aleviler. Fakat son yıllarda Aleviler tüm bu baskı ve şiddete rağmen taleplerini daha bir gür sesle dillendiriyor.

Artık eskisi gibi Alevi sözcüğü yasak değil, devlet ricalinin katıldığı cem törenleri bile yapılabiliyor. Fakat Alevilerin sorunları çözülmüş değil. 2008 yılı Alevi sorununun en fazla tartışıldığı yıl oldu. Hükümet, Alevi Açılımı başlattı. Alevilerin büyük bir bölümü, kendi taleplerinin dikkate alınmadığı ve dolayısıyla samimiyetten uzak olduğu nedeniyle açılıma eleştirel yaklaştı. 9 Kasım 2008’de Alevi Bektaşi Federasyonu’nun öncülüğünde yüz bine yakın Alevi “Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık Hakkı Büyük Alevi Yürüyüşü” düzenledi. Talepleri ise  Zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet’in lağvedilmesi, Cemevlerinin yasal statüye kavuşması ve Madımak Oteli’nin müze olmasıydı.

Geçen yıl yoğun olarak yaşanan tartışmalar 2009’da da gündemdeki sıcaklığını koruyor. Hükümet yerel seçimler sonrasına ertelediği açılıma, seçimlerin ardından hız verdi. Önümüzdeki günlerde “Alevi Çalıştayı” düzenlenecek.  Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan ile hükümetin ders kitaplarında okutulacak Aleviliğin yazılması konusunda mutabakata vardıkları da ortaya çıktı. Tayyip Erdoğan-  İzzettin Doğan’ın Dolmabahçe görüşmesinde konunun ayrıntılarıyla görüşüldüğü bildiriliyor. Alevi örgütü temsilcilerin büyük bir bölümü, kendi Alevilik anlayışlarını içermeyeceği için ders kitaplarının tek bir Alevi örgütü tarafından yazılmasına tepkili.

Bütün bunları,  farklı kesimlerden Alevi kanaat önderleri, Alevi kurumları olan federasyonların yöneticileri, vakıf başkanları, yazarlar ve araştırmacılarla değerlendirdik. Tartışmaların odağında yer alan Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan ve AKP İstanbul Milletvekili, aynı zamanda Alevi Açılımı’nın mimarı olarak gösterilen Reha Çamuroğlu, “Programlarının yoğunluğunu gerekçe göstererek” yazı dizisine katılmayacaklarını açıkladı. 

Aleviler Aleviliği tanımlıyor” yazı dizisinin nihai hedefi ise, Aleviliğin temel kurallarından olan demokrasi ve çokseslilik içinde kendi ağızlarından kendilerini anlatmalarına olanak vermek. Yani Başbakan Erdoğan’ın “resmi Alevilik tanımı” yaptırma çabasının  karşısında, sözü Alevilere bırakarak, Alevilerin kendilerini anlatmasını istedik.

Bugün Alevilik anlayışının iki farklı yorumunu veriyoruz. Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız ve Dünya Ehli Bey-t Vakfı Genel Başkanı Fermani Altun’un görüşlerine yer alıyor.

***

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU GENEL BAŞKANI ALİ BALKIZ:Devlet, Alevileri bölüyor

“Kurnaz devlet, Alevileri başarabildiği ölçüde bölüyor. Alevilerin içinden müttefikler yaratıp; diğerlerine, çoğu kez bunlar aracılığı ile savaş açıyor”

Aleviler, dün köy-kırda yaşıyorlarken, son 40-50 yıldır kentteler. Kent hem uygarlık, hem de Aleviler açısından tuzak. Köy koşullarında, içe kapanık, inançsal-kültürel örgütlülük içerisinde, neyiz, kimiz, nereden geliyoruz sorularını sormaya gereksinim duymuyorlarken ve sadece devletten kaçırabildikleri ölçüde Aleviliklerini yaşıyorlarken; bugün kentte; köklerinden kopmuş halde, devletle, Sünnilerle yan yana pazar ilişkileri içerisinde yaşama tutunmaya çalışıyorlar.

Köklerinden kopmuşluk, onları savunmasız, dolayısıyla asimilasyona açık hale getirdi. Devlet bu olanağı değerlendirmeliydi. Öyle de oldu. Özellikle  12 Eylül anlayışı ve hukuku tek tip, Türk-Sünni anlayışını dayatınca; Aleviler de önce refleksle, sonrasında bilinçle biz kimiz, neyiz, nereden geliyoruz sorunlarını sorup yanıt arama peşine düştüler.

ALEVİLİKTE ÜÇ ANA EĞİLİM

Buldukları yanıtlar, sınıfsal, sosyolojik ve politik nedenlerle farklı oldu.

Üç ana eğilim ortaya çıktı:

1. Asıl Müslüman biziz. İslam’ın özüyüz.

2. Alevilik İslamiyet’in Anadolu’daki yorumudur.

3. Alevilik; İslamiyet’ten de etkilenmiş olmakla birlikte; Türklerin Orta Asya’dan başlamak üzere, yurt edindikleri bütün topraklarda tanıştıkları inanç ve kültürlerden etkilendikleri, her birinden bir şeyler aldıkları, yorumlayıp içselleştirdikleri, yeniden yarattıkları, bir potada erittikleri, bileşenlerinin hiçbiri olmayan, yeni bir kültür, inanç, yol ve yaşam biçimidir. Günümüzde Aleviler ve Alevi olmamakla birlikte Aleviliğe dair söz söylemek isteyenler arasındaki temel tartışma noktası budur.Tartışmak; gerçeği arama amacı taşıdığı sürece yararlıdır. Empoze etme, dayatma, giderek misyonerlik faaliyetine dönüştüğü boyutlarda ise felakettir. Aleviler bugün böyle bir felaketle karşı karşıyalar.

DEVLET TARAF OLMAMALI

Aleviliğin ne olduğunu; teologlar, halk bilimciler, antropologlar, araştırmacılar, bilim insanları, dedeler, ozanlar tek tek yurttaşlar araştırıp tartışabilirler. Bu gerekli ve yararlıdır. Ama bu tartışmaya devlet asla müdahil olmamalıdır. Benzer konularda olduğu gibi bu konuda da devlete söz hakkı yoktur. Hatta Alevi örgütlerinin de bu konuda söz hakkı olmamalı. Alevi örgütlerinin görevi olsa olsa; bu tartışmanın sağlıklı, uygar, demokratik ortamlarda olabilmesini sağlamak olmalıdır. Çünkü kurnaz devlet, bu noktadan başlayarak, Alevileri başarabildiği ölçüde bölüyor. Aleviler içinden müttefikler yaratıp; diğerlerine, çoğu kez bu müttefikler aracılığı ile savaş açıyor. Günümüzde yaşadığımız kavga budur.

YOK ETMEYE ÇALIŞMAK NAFİLE

ABF olarak; laiklik ve demokrasi mücadelesi verirken, “Eşit Yurttaşlık Hakkı” talep ederken, karşımıza çıkartılanlar, “Türk-İslam sentezi”nin gönüllü savunucusu haline getirilmiş olan devşirmelerdir. Bu noktadan hareketle bizi bölmeye, iç kavga içinde boğmaya, giderek yok etmeye çalışıyorlar. Ama nafiledir. Çünkü Aleviler kim, ne, nereden, nasıl, niçin sorularının yanıtlarını, kendi fotoğraflarına bakarak okuyabiliyorlar.“Aleviler Diyanet’te de temsil edilsin”, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersinde Alevilik de okutulsun”, “Alevi Dedelerine kadro açılıp maaş verilsin” önerileri,  cehaletten kaynaklanmıyorsa eğer, Aleviliğe ve onların evrensel anlamdaki laiklik anlayışlarına yöneltilmiş büyük bir saldırıdır. Alevilerin birincil görevi, bu tür saldırıları püskürtmek üzerine kuruludur. 9 Kasım 2008’de Ankara Sıhhiye Mitinginde bunu başardılar. Yetmedi ise eğer, daha güçlülerini başarabilecek güce, niyete ve olanağa da sahiptirler.

**

DÜNYA EHL-İ BEYT VAKFI GENEL BAŞKANI FERMANİ ALTUN:Aleviler kendi kimliğinin arayışı içerisinde

Dünya Ehl-i Beyt Vakfı Genel Başkanı Fermani Altun, 40 senedir Alevilikle ilgili çalışmalar yürütüyor. 1997 yılında kurulan vakfın genel başkanlığını yürütüyor. Vakıf genel olarak Aleviliğin İslam’ın özü olduğu anlayışını savunuyor. “Kaybolmakla yüz yüze gelen Alevilik kendi kimliği arayışı içerisinde” diyen Fermani Altun’la son dönem Alevilik tartışmalarını ve Cem Vakfı’nın ders kitaplarında okutulacak Aleviliği yazması üzerine konuştuk.

» Siz Cem Vakfı'nın, din derslerinde okutulacak Aleviliği yazmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Böyle bir şey yok. Bu açıklama İzzettin Doğan'ın bir zafiyeti sırasında yapılmış olabilir. Doğan yirmi sene önce Mesut Yılmaz ile görüşme yaptı. Olay oldu. Biz Başbakan'la yılda en az yirmi defa görüşüyoruz. Burada bir denge vardır. Her kurumun kendisine göre Aleviliğe katkısı ve hizmeti vardır.

» Siz bu görüşmeleri Aleviliğe bir katkı olarak mı görüyorsunuz?

Evet. Aleviliğe yapılmış bir katkı olarak görüyoruz. Biz de Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu ile hey ay rutin olarak görüşüyoruz. İnsanlar herkes ile görüşme özgürlüğüne sahiptir. Fakat herkes görüşmelerini bir propaganda aracı olarak kullanmıyor.

» Alevilerin bir bölümü, Cem Vakfı'nın yazdığı Aleviliğin kendi görüşlerini kapsamayacağı nedeniyle tepkili. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Burada Cem Vakfı hatalı bir yaklaşım içerisinde. Çünkü, Alevilikte farklı yaklaşımlar vardır ve herkese saygı duyulması gerekiyor. Ben burada İzzetin Doğan'ı "ben varım" anlayışından dolayı hatalı görüyorum. Alevileri ben temsil ederim demesine rağmen Alevilerin en sevmediği insan da kendisidir. Saygın ve mütevazı bir insan bu tür bir yaklaşımda bulunmaz. Diğer kuruluşlar, yaklaşımlar vardır. Aleviler bu temsiliyet anlayışını kabul etmezler. Alevilik ırkçılığa bağlanıyor. Alevilikte ırkçılık yoktur. Alevilik bir inançtır, felsefedir. İslam’ın bir inanç yorumudur ve tüm insanlık içindir. Aleviler ırkçılığa karşıdır.

» AKP'nin kendi Alevilerini oluşturuyor diye bir eleştiri de var. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bunu?

Bu görüşe katılmıyorum. Çünkü; kimse kimseyi zorla bir şeye razı etmiyor. Sizin görüşünüzü alıyor, istişare ediliyor, sizin sorunlarınız ve konuya dair çözüm önerileriniz dinleniyor. Bu aşamada kabul ettiklerinizi edersiniz. Ana görüşmelerin sonrasında adımlar atılması ve az da olsa bu konuda gelişme sağlanması bence olması gereken bir durum. Bir diyalog ile her şey başlar ve bu ana zemindir. İnsanlar önce bir araya gelmeden hiçbir sonuç alamazlar. Şimdiye kadar insanlar bir araya gelmedikleri için 85 yıldan beri bu sorun sürüyor.

» AKP'nin açılımını olumlu buluyorsunuz...

Evet. AKP'nin yaptığını olumlu buluyorum.

» AKP daha önce başlattığı Alevi Açılımı’nı seçimler öncesi askıya aldı ve bir duraklama oldu. Şimdi AKP neden açılımı yeniden raftan indirdi?

Yerel seçimlerin ve bazı günlük politikaların ağırlıkta olması Alevi Açılımı’nda bir duraklamaya neden oldu. Biraz da açılım ağırdan alınıyor. Bu sorunun çözümü, insanlara, ateşe elini sokar gibi geliyor. Cemevi ibadethane olarak kabul edildiğinde neler olacağına yönelik tartışmalar var. Cemevler ibadethane olarak kabul edilirse hiçbir sorun olmaz. Kendi ülkenizdeki insanların ibadetlerini yapma hakları var. Bundan korkulacak bir şey yok.

» Peki bu korkunun sebebi nedir?

Bazı siyasi riskler göz önüne alınıyor. Cemevi ibadethane kabul edilirse ehlisünnet tepki gösterir gibi. Halbuki Türkiye'de Aleviler ve Sünniler arasında inanç, ibadet ve gelenek alanında sorun yok. Sorun Alevilik, Sünnilik meselesi değil insanların nasıl inandığı, nasıl kendisini yorumladığı konusundaki tercihlerine gösterilen saygıdır. İnsanlara neden buna inanıyorsun demeye kimsenin hakkı yok. Alevilik artık dünya çapında de tartışılıyor. Türkiye nasıl ki geçmişte işkenceyle tartışıldı fakat işkenceye getirilen ağır cezalar ve yaptırımlar işkenceyi sistematik olmaktan çıkarıp bireysel düzeye indirdi. İnanç noktasında da bir özgürlük olmalı. Devlet vatandaşlarına eşit olarak yaklaşmalı ve bir taraf olmamalı. Gerçek laiklik de budur.

DİYANET’TE SİYASETİN HEGEMONYASI

» Aleviliğin din, inanç biçimi ve felsefe olduğuna yönelik tartışmalar var. Ehl-i Beyt Vakfı'nın Alevilik tanımı nedir?

Bizim görüşümüz Aleviliğin İslam’ın özü olduğudur. Çünkü 12 İmamların nesilleri olan Seyitler, tüm dünyaya İslamı medeniyet boyutuyla yaymışlardır. İslamı bizler yaydık. 15. yüzyıla kadar da Anadolu'da Alevilik ve Sünnilik yoktu. Anadolu’ya İslam yayılırken 9. yüzyılda İmam Azam Hazretleri, İmam Musa Kazım döneminde, ehlibeyt olgusu olarak yayıldı. Sünnilik olarak yayılmadı. 15. yy'dan sonra Anadolu’ya yerleştirilen Arap ulemaları, Sünniliği, mezhep taassuplarını toplumun içine soktular. Osmanlı Devleti’nin çöküşü de zaten bundan dolayı oldu. Bizim vakfımıza Alevi-Sunni herkes saygı duyuyor. Çünkü biz İslam’ın ve insanın ortak değerlerini ortaya koyuyoruz. Fakat Cem Vakfı kalkıyor, aleviler Türk, Sünniler ise Araptır diyor. Biz kutuplaşmayı reddediyoruz.

» Peki Alevi sorununa çözüm öneriniz nedir?

Ana çözüm şudur; öncelikle Türkiye'de cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmeli. İkincisi Diyanet İşleri Başkanlığı’mızın yeni bir yapılanması, YÖK gibi özerk bir hale getirilmesi ve her inanç kesiminin seçimle burada temsil edilmesi gerekiyor. Devlet bünyesinde siyasetin hegemonyasından kurtulunmalı. Bunu Diyanet Başkanı da kabul ediyor. Biz bu talepleri 3 sene önce yapılan toplantı  da dile getirdik. Devlet yetkilileri ile bir mutabakata vardık. Hatta dönemin Diyanet Başkanı Ali Bardakoğlu, "Yüz binlerce personelle biz memur maaşını dağıtmak ve sayım yapmaktan başka üçüncü bir görevimiz yok" demişti.

» Tüm Alevi temsilcilerinin taleplerine bakıldığında ortak bir payda da buluşulduğu görülüyor. Peki neden ortak hareket edilemiyor?

Sorunlarla çözümler aşağı yukarı aynı. Aleviler inanç kimliğinde yeni yeni bir arayış içindedir. Ben 40 yıldan beri bir lider olarak hareketin içindeyim. İnsanlar Aleviliği ideoloji, gelenek ve siyasetle karıştırıyor. Halbuki Alevilik siyasetle değil manevi değerlerle ilgilidir. İnsanlar bunu karıştırıyor. Alevi toplumunda 85 yıldır inanç zemininden uzak kaldıkları için, inanç bakımından erozyona uğradı. İnsanları mütevazi yapan maneviyattır. İnanç azalınca saygı, sevgi ve dayanışma azalıyor. Toplum diyaloğu kaybetti ve her şeyi ideoloji olarak gördü. Bütün bunların suçu sistemde. Sistem yok saydı, onlara kendilerini yorumlama imkanı tanımadı, hatta dışladı. Üç kuşak geçiyor, Alevilik kendini yeni yeni bulmaya çalışıyor. Kaybolmakla yüz yüze gelen Alevilik kendi kimliğinin arayışı içerisinde. Bu saydığımız değerlerden uzak insanlar Aleviler hakkında söz söylüyor. Alevileri yetiştiren bir kurum, üniversite yok. Yetişmiş beş tane insan yok belki de. Dernek başkanları bugün Ahmet, yarın Mehmet. Bir lider, inanç önderi değil. Hazreti Ali "sevgi ve ilimle her tarafı zapt edebilirsiniz" diyor. Klasik söylemlerle insanlar birbirine düşman edilmiş

» Sorunun çözümünden umutlu musunuz?

Bunun için şimdilik ben bir şey söyleyemem. Atılan adımları takip edeceğiz, destek olacağız.  Ne ölçüde ve hangi aşamada bir mutabakat sağlanırsa bunların hepsi bir kazanımdır. Peşin hükümlü karşı çıkmak da sorunu çözmez.

OZAN BİLİR / BİRGÜN - 12 Mayıs 2009

YAZI DİZİSİNİN DİĞER BÖLÜMLERİ:

BİRGÜN GAZETESİ SÖYLEŞİ DİZİSİ - 2 : Fevzi Gümüş : Devlet önce Alevilerden özür dilemeli, sonra açılım yapmalı

Basında Aleviler Haberleri

Can Dündar: Aleviler tarih yazıyor!
Hilal Nesin’e sistematik saldırı
Alevi Kadınların ilk ve tek dergisi PELGÜZAR