DABF: Alevilerin yeni anayasaya talepleri

Danimarka Alevi Birlikleri Federasyonu Alevilerin yeni anayasaya talepleri  Türkiye ve Avrupa Alevi Federasyonlarımızın (ABF ve AABK) 6 Ekim 07’de...

Danimarka Alevi Birlikleri Federasyonu

Alevilerin yeni anayasaya talepleri 

Türkiye ve Avrupa Alevi Federasyonlarımızın (ABF ve AABK) 6 Ekim 07’de Ankara’da, yeni anayasa ile ilgili taleplerimizi görüşecek.

DABF olarak öncelikle, yeni anayasaya talepler konusunda, onunla bire bir yaşayacak olan Türkiye federasyonumuzun görüşleri belirleyici olmalıdır diyoruz. Burada kısaca, tartışmalara katkı olarak görüşlerimizi belirtip, kurumlarımızın alacağı ortak kararları destekleyeceğimizi belirtiyoruz.

12 Eylül mühürlü Anayasa, yeni sivil bir anayasa ile değiştirilmelidir. Geç bile kalınmıştır. Geniş olumlu bir mutabakat sağlanırsa (sağlanmalı) anayasanın her maddesi değiştirilebilir..

Anayasa toplumun temel taşıdır aceleye getirilmemelidir. Önyargısız ayrım yapılmaksızın, toplumun tüm katmanlarının, sivil kuruluşların görüşleri alınmalıdır. Gelen tüm öneriler özgürce tartışılmalıdır.  Bu tartışma süreci, yeni anayasa etrafında geniş bir toplumsal barış ve birliğin oluşması aşısından çok önemlidir. Tüm geniş halk kesimlerinin talepleri yeni anayasaya yansımalıdır.
 
Yeni anayasa, şimdiki gibi milliyet ve din esasına değil, evrensel insan haklarına, vatandaşlık esasına dayanan, toplumun demokrasi, eşitlik, özgürlük, paylaşım taleplerine cevap verecek, AB’yi, ABD’yi tatmin etmek değil, halkımız hak ve özgürlüklere layık olduğu için ve halkın ihtiyaçlarına cevap verecek, herkesin benim diyeceği bir anayasa olmalıdır.
 
1930’lardan buyana Türkiye’de sistem, ciddi anlamada yenilenmemiştir. Son seçimlerde TBMM’ne de  yansıyan, 12 Eylülün dayattığı, anti demokratik ortam, zorunlu milliyetçilik, zorunlu İslam, ve bunun devamı AKP’nin dini, yeni-liberal, dışa bağımlı, piyasa anlayışına dayalı, yeni bir anayasa ile devam etmek Türkiye’nin önünü tamamen tıkar.
 
- Toplumun %85 oluşturan emekçilerin, kadınların, gençlerin sosyal hukuksal haklarını, bedava eğitim, sağlık hizmeti, doğal yaşam ve kaynakların korunmasını güvence altına almayan yeni bir anayasa. - Kürtler ve Aleviler gibi geniş halk kesimlerinin istem haklarını eşit, kardeşçe bir arada yaşama arzularını güvence altına alıp kucaklamayan bir anayasa, anaya yasa değil, elinde dipçikle gezen ‘’babayasa’’ olur. Bu da toplumda var olan gerginlikleri çözmez, ipleri koparır.  Tartışmaları sadece türban indirgeyip, bu toplumsal gerçeklerin üzerine türban örtülmemelidir.
 
İçinde yaşadığımız ortam ve bugünkü iktidarın güdümünde yapılacak yeni anayasadan olumlu bir sonuç çıkacağından şüpheliyiz.. Fakat topluma dipçikle dayatılan bu anayasada artık değişmelidir. Hak verilmez alınır, Aleviler olarak artık bunun bilincindeyiz. Ezmeden ezilmeden dünyada cennet, insanca mutlu yaşayacağımız bir toplum için, anayasaya yönelik taleplerimizi ortaya koyup, toplum genelinde kabul görmesi için demokratik yasal yollardan mücadelemizi sürdürmeliyiz. 
 

Aleviler olarak güncel somut istemlerimize gelince:


Alevilik kendi başına bir inanç, cemevlerimizde  inanç merkezi olarak, anayasal güvence altına alınmalıdır. Her ne kadar Aleviliğin İslam’dan da alıntıları olsa da, tanrı anlayışı ve ibadetimiz İslam’dan tamamen farklıdır. Artık bu gerçeği herkesin kabullenmesi gerekir.
 
Devletin dini inancı, tanrısı olmaz, İnanç kişi ile tanrısı arasındaki bir meseledir. Devlet ayrım yapıp her hangi bir inancı vatandaşlarına dayatamaz. İnsanların inancını ölçüp, biçmek, belirlemek tarif etmek vs. devletin görevi değildir.. Devlet inançlar konusunda kamuya yönelik belirli yaslar çıkarır, inançlar bu yasalar çerçevesinde hareket eder. Din kamusal alanından tamamen çıkarılmalıdır. Devlet dinler ve inançlar konusunda tamamen yansız, aynı uzaklıkta olmalı, dinliye de, dinsize de eşit davranıp haklarını korumalıdır.. 
 
Devlet halktan topladığı zorunlu vergileri belirli bir inanç için kullanamaz, kullanmamalıdır. Genel yasalar çerçevesinde cemaatler tüm giderlerini, kendi üyelerinden toplayıp karşılamalıdır.  Kanun çerçevesinde Cemaatlerin, misyonerlik yapmadan, kamu yararına yapacağı, kanunla belirli bazı insani, sosyal hizmetleri devlet destekleyebilir.
 
Hiç kimse dini inancını veya inançsız olduğunu açıklamak zorunda değildir. Kimliklerde din hanesi tamamen kaldırılmalıdır. Bu konuda seçmeli yapmak toplumda ayrımcılık yaratır.
 
Alevi köy ve mahallerine cami yapımı durdurulmalıdır, buralara yapılmış olan camilerin, cami statüsü kaldırılmalı, planı değiştirilip başka toplumsal amaçlar için (örnek kültürevi kütüphane cemevi vs. olarak) kullanılmasına izin verilmelidir. Aleviler gitmedikleri istemedikleri halde buralara (inatla) cami yapılıp, imam atanması, günde 5 vakit ezanla camiye çağrılması, ramazan davulu ile uyandırılması, asimilasyondur, saygısızlıktır. Birileri buralarda havadan maaş almaktadır, insanların vergisine, milli hasılata yazıktır.
 
Zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır. Bu günkü anayasada, okuma yazma anayasal güvence altında değilken,,  din dersi anayasal güvence altındadır, bu Türkiye’nin laik değil, bir DİN DEVLETİ olduğunun göstergesidir. Bu derslerde sadece İslam ve onunda belirli bir mezhebi öğretilmektedir.  Din dersi tamamen kaldırılmalı ve belirli yasal çerçeve içinde cemaatlere bırakılmalıdır. Bugün zaten Gülen vs. gibi bütün cemaatlerin kendi dini okul ve kursları vardır.. Seçmeli din dersi öğrenciler arasında gereksiz dinli, dinsiz mezhep vs. tartışlarına yol açar, bu da sakıncalıdır. (Toplumsal bir uzlaşma olarak okullarda, din dersi değil, fakat kültür ve ahlak dersleri altında, belirli bir inanç öne çıkarılmadan, Türkiye ve dünyada varolan belirli başlı bütün inançlar hakkında (ateistlik) dahi genel eğitim verilebilir.)
 
Türkiye’de 1924 ten beri, bugün 8 bakanlığın bütçesine ulaşan, Diyanet İşlerinin varlığı, ve bu kurumun bugüne kadar sadece belirli bir inanca hizmet vermesi,  Türkiye’de bugüne kadar laikliğin olmadığının, (sadece kağıtta sözde) kaldığının göstergesidir. Diyanet tamamen men edilmelidir ve tüm mal varlığı, Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonuna devredilmelidir. Bu 85 yıldır, Alevilerinde vergisini alıp, Alevilere hiç bir inançsal hizmet götürülmediği için, Alevi toplumunun hakkıdır. (Bu hak verilmeden, bugüne kadar diyanet kanalı ile yapılan hizmet, ibadetler kabul olur mu, olmaz mı? Onu artık hizmeti alanlar düşünsün.)  Bu hak verilmezse, Diyanetin tüm mal varlığı, genel eğitimi güçlendirmek amacıyla eğitim bakanlığının bütçesine aktarılmalıdır... 
 
Diyanetin kalkması ile dini etkinlikler tamamen ’tarikatların’ eline geçmez mi??. Hayır, tam tersi,. Bu tarikatlar ve aşırı dinci gruplar zaten şimdi bağımsız hareket ediyorlar, üstüne üstlük  bunlar Diyanetin olanakları ile besleniyor.. (Besle kargayı oysun gözünü misali.) Diyanetin kaldırılması, onun yerine genel yasal sınırlar getirilmesi, tarikatlara giden devlet muslukları kapatır, irtica  faaliyet azaltır.
 
Kamu alanı, resmi daireler, okullar, askeriye vs gibi toplumsal kurumlar, dini tüm sembollerden ibadetlerden, arındırılmalıdır. Kamuda çalışanları (yani vergiden maaş alanlar), okulda, işyerinde mesai saatinde, her hangi bir  inancın sembolü (türban vs.) ile canlı reklam gibi dolaşıp, ben inançlıyım ‘’başım şuraya bağlı’’ sen inançsızımsın diye gösteri yapıp, dincilik taslaması, dolaylıda olsa bunu çevresine dayatması doğru değildir.  Bektaşi’nin dediği gibi, bizim başımız gövdemize bağlı.. Kamu çalışma alanı dışında, kişiler özel hayatlarında, sokakta ve genel kamu hizmetlerinden vatandaş olarak yararlanırken, (örnek bir devlet dairesinde bir iş yaptırırken) istedikleri şekilde giyinip, dini vs. sembol taşıyabilir. 
 
Madımak öteli kültür ve sanat müzesi yapılamalıdır. Hacıbektaş vb. dergahlarımız, tarihi değerleri koruma altına alınmak, ve kamuya açık olmak kaydıyla, Alevi toplumuna (kurumlarına) geri devredilmelidir. Diğer dini tatiller gibi, Alevilerinde, Hıdırelles, Nevruz, Aşure gibi bazı inançsal günleri resmi tatil edilmesidir veya hepsi kaldırılmalıdır.

Alevi kuruluşları olarak yeni Anayasa ve genel yasal haklar olarak bu istemleri dile getirip, toplumsal ittifaklar arayıp, bu istemlerimizin toplumda kabul görmesi için mücadele vermeliyiz..  Bu istemlerimiz bazı çevreler için  ‘’sancılı’’ gelebilir, fakat hiç unutmayalım ki, her yeni doğum sancılı geçer, fakat genelde mutlu bir sonuç (çocuk) doğar. Bu beklentiyle, Aleviler olarak bugüne kadar biz, hoş göre, göre ‘’serihoş’’ olduk, artık birazda karşılıklı hoşgörü beklemek hakkımızdır diyoruz.
 

Saygılarımızla
DABF, adına başkan
Feramuz Acar

Alevi Kurumlarından Haberleri

Osmanlı’dan bu yana en büyük Alevi kırımının adı; Dersim 38!
Avusturya devleti 'Aleviliği' tanıdı !
Bir 'Alevi Dede'si düşünün...
Müslüm Doğan'ın Aleviler içindeki karşılığı Çin'de devrilen bir çuval pirinç kadardır!
Alevi kadınlar mutfaktan çıkıp devrim yaptı