DİSK Başkanı Süleyman Çelebi'nin, 1 Mayıs Açıklaması

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Bakanlar Kurulu’nun 1 Mayıs kararları üzerine yaptığı açıklama (24 NİSAN...

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Bakanlar Kurulu’nun 1 Mayıs kararları üzerine yaptığı açıklama (24 NİSAN 2008 )
 
SİYASİ İKTİDAR EMEK KARŞITI YÜZÜNÜ BİR KEZ DAHA ORTAYA KOYDU!

Sonunda Hükümetten “beklenilen” oldu ve Hükümet Sözcüsü, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından “malumun ilanını” açıkladı.

1 Mayıs’ın tatil günü olmasını arzu etmediklerini ifade eden Cemil Çiçek, “Çünkü tatilin getirdiği ilave bir sürü yükler var. Türkiye, dünya büyük bir ekonomik durgunluk içerisindeyken, 1 günlük kayıp en az 2 katrilyon liradan aşağı değildir. Bunun toplu sözleşmelerden gelen sıkıntıları var. Başkaca maliyetleri var. Rekabet gücünü azaltan yanları var. Çünkü o gün tatil olunca fabrikalar, iş yerleri çalışmayacak. İşlemler gecikecek. Bütün bunlar hesaba katılarak tatil olma mecburiyeti de yok. Dünyanın her tarafında da bu tatil olarak kutlanılmıyor” dedi. Çiçek, 1 Mayıs’ın “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanmasına ilişkin kararın imzaya açıldığını söyledi.

Bu cümleler aslında Hükümetin sınıfsal tavır alışının açık seçik ilanıdır; demokrasiden, halktan, emekten yana herhangi bir arzularının olmadığının alenen beyanıdır!

1 Mayıs’ın bayram ve tatil ilan edilmemesinin “ekonomik gerekçelerle”, Taksim’de kutlanmasının ise “terörle mücadele” gibi havsalamızın almayacağı ifadelerle açıklanması, kelimenin tam anlamıyla “abesle iştigal”dir ve gülüp geçemeyeceğimiz kadar da trajediktir!

Hükümetin bu tutumunu gözönüne sermek için bunlara kısaca değinelim:

ASIL KAYIPLAR NEREDE?

Hükümet, 1 günlük kaybın 2 katrilyon liradan aşağı olmadığını söylemektedir. Rakamlarla arası hiç de iyi olmayan Hükümete biz de rakamlarla yanıt verelim.

Bir günlük tatil için emekçilere 2 katrilyonluk maliyet hesabı kesen ve ülkemizin ekonomisi konusunda duyarlı olduğu izlenimi veren Hükümete, ülkemize maaliyetinin bu rakamın tam 50 katı tutarındaki 77 milyar doları batık bankara aktarıldığını hatırlatalım.

Basında yer alan 13.02.2004 tarihli haberlerde; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Tevfik Bilgin, devralınan batık bankaların Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından üstlenilen toplam yükünün İmar Bankası ile birlikte 55 milyar dolara yükseldiğini söyledi. Kamu bankalarına aktarılan 22.1 milyar dolarla birlikte, bankacılık krizinin Türkiye''ye maliyeti toplam 77 milyar dolara ulaşmıştır.

Yine 2 Nisan 2007 tarihli basında yer alan haberlerde, Hazine Müsteşarlığı, 2006 sonu itibariyle 206.5 milyar dolarlık dış borcun yüzde 58.7’sini oluşturan 121.1 milyar doların özel sektör borcu olduğunu açıklamıştır.

Özelleştirme işlemlerinin 22 yıllık seyri incelendiğinde ise, AKP''nin hükümet olduğu 2002 yılı sonundan itibaren kamu varlıklarının satışının ivme kazandığı görülmektedir. Türkiye''nin 30 milyar dolarlık özelleştirmelerinin, 22 milyar dolarlık kısmı yani % 73''ü AKP döneminde gerçekleştirilmiştir. AKP hükümeti, bu işlemlerin ancak % 79,2''sini tahsil edebilmiştir. 1986-2004 yılları arasında gerçekleştirilen özelleştirme işlemlerinin ise % 47''si tahsil edilebilmiştir.

1986 yılından bu yana 30 milyar dolara ulaşan özelleştirme işlemlerindeki kaynak yurtiçi sanayi yatırımlarında kullanılmış olsaydı, 4 PETKİM ya da 4 TÜPRAŞ kurulabilir veya yaklaşık 300 bin kişiye istihdam sağlanabilir ya da bugünkü değerler üzerinden 60-70 yatak kapasiteli ve genel donanımlı 3000 hastane kurulabilirdi.

Özelleştirme işsizliğin artışında da etkili olmuş ve özelleştirme uygulamaları sonucunda, 21.676 işçi işten çıkarılmıştır.

AKP iktidarı döneminde çıkarılan vergi barışının devlete maliyetini inceleyen Vergi Uzmanı Doç. Dr. Faruk Güçlü''nün yaptığı araştırmaya göre “Vergi Affı” en çok AKP''lilere yaradı. Araştırmaya göre, vergi affının devlete maliyeti 8 milyon YTL olurken, "vergi barışı" en çok AKP''ye yaramıştır. Vergi barışından, 1 Bakan, 15 milletvekili, 132 AKP il ve ilçe belediye başkanı, kamuoyunda “yeşil sermaye” olarak bilinen 48 işletmenin yararlandığı bildirildi. Araştırmada, vergi affından yararlananlar arasında 172 işadamı, 2 siyasi parti lideri, farklı partilerde yetkili 82 kişi, 15 sanatçı, 5 medya patronunun da yer aldığı belirlenen araştırmada 15 bin kişinin de af kapsamına alındığı açıklanmıştır.

Bütün bu rakamlar ülkemizde gerçek maliyet unsurlarını ve kaynakların nerelere harcandığını çıplak olarak göstermektedir.

Emekçilere kestiği faturanın 50-60 katı fazlasını sermayeye ödemekte tereddüt etmeyen Hükümet, emekçilerin 1 Mayıs’ına da göz dikmiştir.

1890’lardan bu yana dünyanın dört bir yanında evrensel olarak kutlanan 1 Mayıs için “Dünyanın her tarafında da bu tatil olarak kutlanılmıyor” diyebilen Hükümet, Batı Şeria’dan Bahreyn’e, Hindistan’dan Avrupa’ya, Somali, Zambiya ve Zimbabve’den Uruguay’a, Ermenistan, Etiyopya, Fas, Fildişi Sahilleri ve Filipinler’den Rusya’ya kadar, 1 Mayıs’ı resmi tatille bayram olarak kutlayan 166 ülkeyi bu dünyadan saymayacak kadar gözünü kapatmış durumdadır.

TÜRKİYE’DE ÇALIŞANLAR AZ TATİL YAPMAKTADIR

“Dünyanın en çok tatil yapan ülkesi” olduğumuz da sık sık söylenmektedir. Oysa rakamlar hiç de böyle olmadığını; Türkiye’de çalışanların yeterli tatil yapmadıklarını, çalıştıkları dönemde de diğer ülkelerin çalışanlarından neredeyse iki katı fazla çalıştıklarını, haftada 45-50 saatin üzerinde çalışarak fazla mesai yaptıklarını ancak yaptıkları fazla mesai için ayrıca ücret de alamadıklarını göstermektedir.

Türkiye’de ücretli izinler, bayramlar, resmi tatilleri vs. hiç de öyle diğer ülkelerden daha uzun süreli degil. Örnegin Belçika ve Hollanda’da yılda 30-35 gün tatil yapılıyor. Avusturya’da yılda 38 gün, Fransa’da 36, Danimarka, Finlandiya ve İsveç 34 günlük tatille bunları izliyor.

İstatistikler, Türkiye''deki uzun saatler boyu çalışma alışkanlığını da ortaya koyuyor. OECD''nin Employment Outlook 2004 adlı raporuna göre, OECD ortalaması yılda 1.739, Avrupa Toplulugu ortalaması ise 1.619 saat. Çalışma saatlerinin en uzun oldugu ülkelerin başında ise yılda net 2.410 saat ile Kore geliyor. Onun arkasında 1.980 saat ile Çekoslovakya, 1.979 saat ile Slovakya var. Dördüncü sırada 1.958 saat ile Polonya ve beşinci sırada 1.930 saat ile Türkiye bulunuyor. Yıllık ortalama net çalışma saati Amerika''da 1.709, Almanya''da 1.443 saattir.

Resmi tatil günlerinin sayısı ise şöyledir:

Avusturya 13, Belçika 10, Danimarka 9.5, Finlandiya 12, France 11, Almanya 9-12, Yunanistan 10-12, İrlanda 9, İtalya 12, Portekiz 12-14, İspanya 12-14, İsveç 11, İngiltere 8, Güney Kıbrıs 16, Çek Cumhuriyeti 12, Macaristan 13, Litvanya 12, Malta 14, Polonya 10, Slovakya 18, Slovenya 13.

Elbette bir çok dini tatil günleri, banka tatilleri, yeni yıl, şükran günleri, 1 Mayıs ve paskalya yortusu ve bütün özel boş günler bu rakamlara dahil değildir.

Bu konuda başka bir söz söylemeye gerek var mıdır?

TALEP ETMİYORUZ, KUTLAYACAĞIZ!

1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasına yönelik olarak da Hükümet, UEFA şampiyonluğundan dünya kupası kutlamalarına, polis gününden rallilere, yeni yıl kutlamalarından 23 Nisan kutlamalarına kadar toplumun değişik kesimlerinin ve resmi günlerin kutlama alanı olan meydanı emekçilere “asayiş” gerekçeleriyle vermeyeceğini söylemektedir.

Sıra emekçilerin kutlamalarına geldiğinde toplumda “provokasyon” korkuları yayılmakta, Taksim provokasyon merkezi olarak lanse edilmektedir.

Oysa, 40’ın üzerinde insanın öldürüldüğü 77 katliamından sonra 1978 yılında daha kitlesel olarak anma ve kutlama yapılmış, bir tek vatandaşımızın dahi ne burnu kanamış ne de en küçük bir olay olmuştur.

MC iktidarları ve 12 Eylül’ün karanlık günlerinden kalan yasaklamalar ve baskılarla birlikte 1 Mayıs toplumsal gerilimlerin yapay olarak yükseltildiği bir tarih haline getirilmiştir.

Eğer birilerinin provokasyona ihtiyacı varsa, bunun zaten daha başka günlerde veya Maraş, Sivas, Çorum gibi başka kentlerde de yapıldığına tanıktır halkımız.

Ne yazık ve nasıl ki1 Mayıs ülkemizde, kara günlerin, darbelerin, demokrasinin rafa kaldırıldığı dönemlerin miladı olarak tarihimizde yerini almışsa; bizim önerimiz ve beklentimiz, 2008 1 Mayıs’ının da bu kara günlerden kurtulmanın, demokratikleşme ve barışın, demokrasi dışı arayışları mahkum etmenin bir tarihi olsun.

Bu nedenle de 1 Mayıs 2008 kutlamalarını, diğer konfederasyon, kitle ve meslek örgütleriyle açıkladığımız gibi Taksim’de gerçekleştireceğiz.

Demokrasinin, toplumsal barışın, çağdaşlaşmanın bir gereği olarak bunu böyle görüyoruz.
 
24 Nisan 2008

Güncel Haberleri

Kendi kaleminden: Rabia Mine kimdir?
‘Bizim Yunus’ genelgesine tepki
Önlü: Dersim’in doğası talan edilirken itiraz edilmesin istiyorlar!
Diyanet: 'Kadın-erkek el ele olmasın'
Seyahat yasağı mağdurları isyan ediyor