Etik kurula din adamı gerekir mi?

Etik kurula din adamı gerekir mi?Tıbbi klinik araştırmalar etik kurullarında ilk kez din adamının yer alacak olması, ‘bilimsel çalışmada din...

Etik kurula din adamı gerekir mi?

Tıbbi klinik araştırmalar etik kurullarında ilk kez din adamının yer alacak olması, ‘bilimsel çalışmada din adamı bulunmalı mı?’ tartışmasına neden oldu. Tıp camiası ‘gereksiz’ diyor, ilahiyat uzmanları ise ‘olumlu katkı yapar’ görüşünde.
 
İSTANBUL - İlaç araştırmalarıyla ilgili etik kurullara ilk kez din adamının girecek olmasını NTVMSNBC’ye değerlendiren etik kurul üyesi akademisyenler, ‘Kurulda ahlaki, hukuki ve bilimsel yönü iyi bilen deontoloji uzmanı zaten var, dini ve uhrevi yaklaşım bilimsel çalışmaları geriletebilir’ görüşünü savundu. AB’nin kabul ettiği yasal düzenlemede sadece, ‘tıp uzmanları ve tıpla ilgisi olmayan uzmanlar’ ayrımının yapıldığına dikkat çeken akademisyenler, ‘diğer din mensuplarının durumu ne olacak’ diye sordu. NTVMSNBC’nin sorularını yanıtlayan ilahiyatçılar ise ‘Haram maddelerin ilaç yapımında kullanılıp kullanılmayacağı konusuna açıklık gelir. Başka dinlerin mensupları için de sakınca olmaz, çünkü bütün dinler aynı şeyi söyler’ yanıtını verdi.

VATANDAŞ CEPHESİNDEN BAKAN İNSAN

“Beşeri Tıbbi Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik”daki değişiklikler ile ilgili geçen hafta NTVMSNBC’nin sorularını yanıtlayan Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürü Mahmut Tokaç, “Eskiden sadece hekimlerden oluşan bir kurul bu araştırmalara karar veriyordu. Şimdi içinde sivil insanların da bulunduğu yani hekim veya eczacı olmayan, hukukçu, din adamı ve esnaf gibi halktan insanların olduğu bir yapı var. Yani olaya sadece bilimsel gözle değil, vatandaş cephesinden de bakabilen insanların olduğu bir kurul” açıklamasını yapmıştı.

Hapı yutacak mıyız?

Bugün Milliyet gazetesine açıklama yapan Tokaç, “Din adamının da yer alması uygulamasının AB mevzuatında da bulunduğunu belirterek “Dinle doğrudan ilgisi yok, din adamlarındaki insan hassasiyetiyle ilgili olabilir. Fetva makamı oluşturmuyoruz. Önemli olan sivil vatandaş gözüyle bakarken birkaç pencereyi birden açık tutmak” dedi. Tokaç, merkezdeki etik kurulun, yerel kurulların çözemediği anlaşmazlıkları da “hakem” olarak karara bağlayacağını anlattı.

Etik kurullarda ilk kez bir din adamının yer alacak olması, tıp dünyasında ‘etik kurulda din adamı gerekli mi yoksa sakıncalı mı?’ tartışmasına neden oldu. NTVMSNBC’nin sorularını yanıtlayan tarafların görüşleri kısaca şöyle:

FAYDA SAĞLAMAZ

İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Özdemir Aktan, AB Mevzuatı’nın bu kadar ayrıntıya girmediğini ve sadece, ‘tıp uzmanları ve tıpla ilgisi olmayan uzmanlar’ ayrımının yapıldığını belirtti ve görüşlerini şöyle aktardı:

“Bu kurullarda din adamının gereksiz olduğunu düşünüyorum. Din ve bilim hep çatışmıştır, yıllarca süren bu çatışmadan sonra bütün dünya laik kavramların bu alanda da yer almasına karar vermiş ve ‘din dindir, bilim bilimdir, ikisinin birbirine etkisine gerek yoktur’ demiştir. Kısaca etik kurulda din adamının olması sakınca yaratmaz ama gerek de yoktur, çünkü fayda sağlamayacaktır.”

BAKKAL, MANAV, KASAP DA İŞİN İÇİNE GİRER

“Din adamının tanımını da iyi yapmak çok önemli. Bu bir İlahiyat Fakültesi akademisyeni olacaksa, daha olumlu bakılabilir. Yoksa din adamı adı altında herhangi bir cami imamının da yer alacağını düşünmek bile istemiyorum. Çünkü ilk taslakta sadece ‘din adamı’ diye geçiyordu, tepkiler üzerine İlahiyat Fakültesi’nden ya da diyanet mensubu birinin olabileceği söyleniyor. Yani klinik araştırmalara katkıda bulunabilecek bir formasyona sahip birinin olması gerekir. Yürürlükteki yönetmelikte ‘sivil toplum örgütü mensupları’ deniyor. Dolayısıyla bir formasyona girmiş birini tarif ediyor. Öbür türlü ‘esnaf’ dediğiniz zaman mahallenin bakkalı, manavı, kasabı da bu işin içine girebilir.”

BİLİMSELLİKTEN UZAKLAŞILIR

“Her tarafta din görevlilerinin yer alması tartışmalara neden oluyor. AB Uyum yasaları gereği bunlar çıkarılıyor ama bu yasalarda öncelik verilmesi gereken başka konular varken böyle bir kurula din adamının atanması bence erken” şeklinde konuşan, ancak isminin açıklanmasını istemeyen Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Etik Kurul Üyesi ise bilimsellikten uzaklaşma riskine dikkat çekti ve şunları söyledi:

“Etik kurullarında konunun ahlaki, hukuki ve bilimsel yönünün iyi bilen bir deontoloji uzmanı zaten var, hastanelerde de bir psikolog hemen hemen her klinikte var, bir din adamının bunların yapacağı işleri yapmasına bence hiç gerek yok. Çünkü bu araştırmalar bilimsel metotlarla yapılır. Ancak dini ve ruhani yaklaşım farklı olacaktır ve bilimsellikten uzaklaşma söz konusu olacaktır, bu risk göz ardı edilmemeli.”

‘ÖMRÜM TAMAM DİYE DÜŞÜNÜRÜM’

“Örneğin bir hastaneye gidip de moral takviye alacak olsanız karşınıza bir din adamı çıkınca ne yaparsınız? Ben kendi adıma, ‘herhalde ömrüm tamam’ diye düşünürüm. Hasta psikolojisi çok farklıdır. Bir organ nakli konusunda bile diyanetin üst düzey elemanlarının da dahil olduğu din adamları organların verilmemesi konusunda demeçler verdiler ve halkın kafası karma karışık oldu.”

DİNE AYKIRI DİYE KAN BİLE ALMIYORLAR

“Yasalarımızda var olan ve imkan veren bazı konular dini nedenlerden dolayı geri planda kalıyor. İlaç araştırmalarında da böyle bir sakınca doğabilir. Tıbbın gelişmesi için hukuktan geri kalmaması ve hukukla paralel yürümesi gerekir. Eğer hasta açısından bir zarar ve aykırılık varsa hukuk zaten hemen karşı çıkacaktır. Din adamının burada bulunup sürece müdahale etmesi bilimsel çalışmayı geriletecek bir unsur olabilir. Olayın bir boyutu da diğer din mensuplarının durumudur. Her ülke kendi dinine özgü uygulamalar yapabilir, onlar böyle yapıyor diye biz de öyle yapmak zorunda değiliz. Mesela bazı ülkelerde hayati risk taşımasına karşın kan alımını bile dini gerekçelerle reddedebiliyor.”

DİĞER DİN MENSUPLARI DA GÖZETİLMELİ

İsminin verilmesini istemeyen, İstanbul Tabip Odası Etik Kurulu’ndan bir üye de “etik kurul multi disipliner yapıdadır, çeşitli mesleklerden görüş alınır ama teoloji bunlardan birisi olmamalı. Yurt dışında da etik konularda kilise tartışmalara dahil olabiliyor. Yalnız vasıflar iyi belirlenmeli, bu kişinin ileri düzeyde bir ilahiyatçı, hatta din felsefesi uzmanı olması gerekir. Çünkü diğer dinlere mensup vatandaşların da duyarlılıkları göz önüne alınmalıdır, sadece İslam dini değil ülkemizdeki diğer din mensuplarını da kapsayacak şekilde temsilcilerin olması gerekiyor” şeklinde konuştu.

HARAM MADDELERE AÇIKLIK GELİR

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Eski Üyesi Doç. Dr. İsmail Karagöz, tıp camiasının görüşlerini, “Bir ilahiyatçının etik kurulda bulunması olumsuz değil olumlu katkı sağlar” şeklinde cevapladı. Haram maddelerin ilaç yapımında kullanılıp kullanılmayacağına açıklık getireceğini söyleyen Doç. Karagöz şöyle devam etti:

“Bir ilahiyatçı olarak, ilahiyat temsilcisinin o kurulda olmasını isterim, ilahiyatçı değil de doktor olsaydım yine isterdim. İşin ahlak boyutu olduğu için bir ilahiyatçı, haram maddelerin ilaçta kullanılmasının uygun olup olmaması hususunda görüş bildirilebilir. Burada insani, tıbbı, psikolojik, ailevi ve dini boyutu birlikte almak lazım. Dinin tıp boyutu da var, peygamberimizin tıpla ilgili görüşleri var, insanların tedavi olmasını söylüyor. Ayrıca diğer din mensuplarının durumları da tartışılıyor. Hıristiyan da olsa, Yahudi de olsa her dinin temeli vahye dayanıyor. Dolayısıyla böyle bir kurulda bir ilahiyatçının bulunması ülkemizdeki Yahudi ve Hıristiyan vatandaşlarımız için hiç bir olumsuzluk içermez çünkü aynı şeyi söyleyeceklerdir.”

YOĞUN BAKIMDA PAPAZ TELKİNİ

“Örneğin, Almanya’da yoğun bakımdaki insanlara bir papazın psikolojik telkinlerde bulunduğunu gördüm. Dolayısıyla tıbbın hem psikolojik hem de dini boyutu var. Telkinlerin tedavide etkili olduğunu herkes biliyor, bu nedenle etik kurulda bir din adamının olması oradaki bilimsel çalışmaları kesinlikle geriletmez, aksine faydası olur. Ama bu kişinin dini bilen bir insan olması lazım. Mesela bir makalemde haram olan gıda maddelerinin ilaç olarak kullanılıp kullanılmayacağı konusuna, başka alternatif yoksa kullanılabilir açıklamasını getirmiştim. Bugün organ naklinde bütün hastaneler Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan destek alıyorlar, o açıdan da faydası olur.”

AVRUPA BİRLİĞİ’NDEKİ UYGULAMA

AB’nin 2001 tarihli yönergesinde, etik kurulun bağımsızlığına vurgu yapılırken, “yapısı” konusunda spesifik bir yönlendirme yapılmıyor. Kurul üyelerinin kimlerden oluşacağı konusunda ise sadece “tıp uzmanları ve tıpla ilgisi olmayan uzmanlar” tanımı yer alıyor. AB ülkelerinde etik kurulun yapısı ile üye sayısı ülkeden ülkeye değişiyor. AB üyelerinin büyük çoğunluğu, üniversitelerde din konusunda uzmanlaşan akademisyenleri ulusal düzeydeki etik kurulu üyesi olarak atamayı tercih ediyor. Fransa, İsveç ve Danimarka gibi az sayıda AB ülkesinde ise din adamları doğrudan kurul üyesi olarak atanıyor.

TÜLAY SAĞLAM
NTV-MSNBC - 26 Aralık 2007

Güncel Haberleri

Kendi kaleminden: Rabia Mine kimdir?
‘Bizim Yunus’ genelgesine tepki
Önlü: Dersim’in doğası talan edilirken itiraz edilmesin istiyorlar!
Diyanet: 'Kadın-erkek el ele olmasın'
Seyahat yasağı mağdurları isyan ediyor