TSK, Mezhepçi tavrı sapkınlık olarak görüyor, tasfiye ediyor

Avni Özgürel: TSK, Mezhepçi tavrı sapkınlık olarak görüyor, tasfiye ediyor Özgürel: Devletin tüm kurumları demokratikleşme...

Avni Özgürel: TSK, Mezhepçi tavrı sapkınlık olarak görüyor, tasfiye ediyor

Özgürel: Devletin tüm kurumları demokratikleşme konusunda kararlı. Hükümet ve asker arasında hiçbir sorun yok. Ordu Deniz Kuvvetleri’ndeki BÇG artıklarından, bünyesindeki hukuk dışı yapılardan ve mezhep ayrımcılarından arınıyor

(...)Albay Tatar’a yöneltilen suçlamalardan biri ‘Deniz Kuvvetlerine, Harp Okuluna Alevi kökenli öğrencilerin alınmasını sağlamak’. Alevi ya da Sünnileri değil, mezhepçi yaklaşımlarla hareket ettiği düşünülen personeli tasfiye ediyor TSK. Mezhepçi tavrı sapkınlık olarak görüyor. Mezhep taassubunun silahlı kuvvetlere yansıması kadar tehlikeli bir şey olamaz, bunu hiçbir ordu kabullenemez. Ama geçmişte vardı bu. Arkamızda durmuyorlar, yakınmaları biraz da bundan...

Asker hukuk dışı yapıları kararlılıkla tasfiye ediyor

DERİN DEVLET VE UZANTILARINI İYİ BİLEN GAZETECİ AVNİ ÖZGÜREL

Özgürel: Devletin tüm kurumları demokratikleşme konusunda kararlı. Hükümet ve asker arasında hiçbir sorun yok. Ordu Deniz Kuvvetleri’ndeki BÇG artıklarından, bünyesindeki hukuk dışı yapılardan ve mezhep ayrımcılarından arınıyor 

1968-69’da Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan çıkan ilk cuntacı Sarp Kuray’dı, 69 Subay bildirisini yazan isim Ali Kırca. 28 Şubat sürecinde en aktif kişi ise bir komutan: Güven Erkaya. Erkaya, Batı Çalışma Grubunu oluşturmuş, 6 milyon kişiyi fişlemişti. Deniz Kuvvetleri Komutanıyken yolsuzluktan mahkum olan İlhami Erdil ise cezaevine giren ilk kuvvet komutanı olarak tarihe geçti, rütbesi oramirallikten ‘er’e indirildi... 28 Şubat’ta bir muhtıra, birkaç brifing ve sakil tiyatro ile müsait medya marifetiyle istenen sonucun alınmış olması, sonraki darbeciler için de konforlu bir yöntem olarak kayda geçirildi. O yüzden Özden Örnek günlüklerinden anladığımız kadarıyla 2003’te kuvvet komutanları ‘neden olmasın’ deyip bazı hazırlıklara girdiler. Ayışığı, Yakamoz, Sarıkız, Eldiven bu çabanın ürünleriydi. Ama sonra da bahriyelilerin darbe-cunta işinde gayretli oldukları çıktı ortaya... Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yönelik suikast soruşturması kapsamında TSK’nın en gizli birimlerine sivil savcının girmesi de Türkiye tarihinde bir ilk. Neler oluyor? Deniz Kuvvetleri Komutanlığı neden darbe karargâhı haline geldi? Yaşanan değişim PKK’yı nasıl etkiliyor? Derin devletin içyapısını ve uzantılarını iyi bilen gazetecilerden Avni Özgürel’le konuştuk.  

Belgeler, iddialar, intiharlar... Jandarma, Kara ve Hava Kuvvetlerine göre daha geri planda olması beklenen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ne oldu da hukuk dışı yapılanmaların karargâhı haline geldi?

TSK’nın Ankara’da örgütlenme yapısına bakınca görüyoruz ki Kara Kuvvetlerinin, Hava Kuvvetlerinin ve Jandarmanın Ankara’da hem birlikleri, hem üsleri var. Ama Deniz Kuvvetlerinin sadece karargâhı var. O yüzden Genelkurmayın istihbarat hizmetleri DKK’nın karargâhında yürütülüyor.

• Fiziki zorunluluk nedeniyle mi sadece?

Deniz Kuvvetleri personeli yabancı dil vs açısından da bir takım avantajlara sahipler.

• Başından beri mi böyleydi bu?

Evet, ağırlıklı olarak böyledir.

• Bu tablo, ilk ne zaman çıktı ortaya?

28 Şubat sürecinde Emniyet ve Askeri istihbaratın bir çatışmasıyla ortaya çıktı. Sarmusak olayı diye bilinen hadiseyle. Bugünkü tabloda da denizciler yine ön planda.

BÇG TASFİYE EDİLİYOR

• Ortaya çıkan bunca belge, iddialar, intiharlar neyin göstergesi peki?

Anlaşılan o ki; Genelkurmay Karargahında varılan bir karar istikametinde, 28 şubat sürecini şekillendirmekte görev almış tüm kadrolar tamamen tasfiye ediliyor.

• 28 Şubat sürecini Batı Çalışma Grubu (BÇG) yürütmüştü. BÇG Hilmi Özkök döneminde lağvedilmemiş miydi?

Evet ama onun yerini alan yapıdan, o zihniyetten bahsediyorum. Bugün askerin inisiyatifiyle bünyeden ayıklanıyorlar. Üstelik soruşturuluyor da. Genelkurmay sorgulamaların önünü kapatmıyor. İntihar eden Albay Ali Tatar’a sorguda yöneltilen sorular arasında medyanın dikkatini çekmeyen ama aslında çok önemli olan bir tasfiye daha var.

ORDUDA MEZHEP AYRIMCILIĞINA SON

• Nedir gözden kaçan o tasfiye?

Albay Tatar’a yöneltilen suçlamalardan biri ‘Deniz Kuvvetlerine, Harp Okuluna Alevi kökenli öğrencilerin alınmasını sağlamak’. Alevi ya da Sünnileri değil, mezhepçi yaklaşımlarla hareket ettiği düşünülen personeli tasfiye ediyor TSK. Mezhepçi tavrı sapkınlık olarak görüyor. Mezhep taassubunun silahlı kuvvetlere yansıması kadar tehlikeli bir şey olamaz, bunu hiçbir ordu kabullenemez. Ama geçmişte vardı bu. Arkamızda durmuyorlar, yakınmaları biraz da bundan.

• Ordu arınıyor diyorsunuz fakat karargâh subayları Başbakan yardımcısına suikast hazırlığı iddiasıyla gözaltına alınıyor. Başbuğ hâkim değil mi TSK’ya?

Bazen birimler kendi kendilerine, karargâhtan bağımsız olarak hareket edebilirler. Bu tür görevlendirmeler geçmişte de olmuştur. Genelkurmay Başkanı hepsinden anında haberdar olacak diye bir şey yok. 

• Olay ortaya çıktığında haberdar oluyor ve kabullenmek durumunda kalıyor ama.

Mecburen. Personeli ve küçük rütbeli de değil tutuklananlar. Soruşturmayla ne olduğu ortaya çıkaracak ama bu geçiştirilecek bir şey değil. Diyelimki suikast girişimleri on kere daha önlendi, ama ya 11.’si gözden kaçarsa? Kargaşa çıkarmak isteyenler için tek hedef yok ki. Arınç olmazsa hastanede devlet koruması altındaki Ergenekon tutuklusu Levent Ersöz olsun isteniyor. Böyle bir şey siyaseti duraksatacak, başka hedefleri kolaylaştıracak çünkü. Türkiye’de değişim isteğine direnen kadrolar her seferinde duvara çarptı. Başarısızlık daha saldırgan, öfkeli hale getirdi onları. Ciddi bir savrulma yaşıyorlar.

TSK İLE HÜKÜMET UYUMLU

• Genelkurmay Başkanı ortaya çıkan belge ve iddialardan sonra TSK’nın imajını koruma kaygısıyla yaptığı açıklamalarda ‘Böyle şey olamaz, kabul edilemez’ yerine ‘bu nasıl dışarıya sızdı’ diye yaklaşıyor konuya. Bu da, dediğiniz değişimin varlığı konusunda şüphe uyandırıyor mu? 

Bunu ben de eleştiriyorum ama görmemiz gereken genel bir yöneliş var. 1) Bütün bu işlerin sorumluları tarihimizde ilk defa sivil yargı önüne çıkıyor. Evet, bazı homurtular var ama Genelkurmay soruşturmayı engellenmiyor. 2) Geçmişte Müslüm Gündüz vb. olaylar yaşadık. Bunlar işe yaramış, RP devrilmişti. Dursun Çiçek’in imzasının bulunduğu planda da bu tür provakosyonlar tasarlanmış. Ama bugün bunlar tutmuyor! Sonuçlara bakmak lazım. Gerilime aldanmayın, sancılanmadan doğuramazsınız. Yeniçeri isyanından geçilmez tarihimiz. Bu geleneği terk ediyoruz, inanın iyi yoldayız.

• Hükümetle ordu iletişim halinde fakat ‘Arınç olayı dahil yaşananlar orduyla hükümetin arasını açmak için’ diyen de var.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin AK Parti hükümetiyle herhangi bir çatışması yok. Demokratik değişim sürecinde sorun yaşamıyor siyasi iktidarla. İletişim kanalları açık. Sıkıntılar, tartışmalar olabilir. Önemli olan konuşuyor olmak. Aralarında bilgi alışverişi var.

• Darbeler hep bir dış teşvik ve destekle yapılmıştı. Siz de Çevik Bir’i kasıtla, 28 Şubat’ın baş aktörünün İsrailli üst düzey askeri bir yetkiliye rapor verdiğini yazmıştınız. Ergenekon yapılanmasının böyle bir dış bağlantısı var mıdır halihazırda? 

Geçmişte vardı ama şu anda olduğunu hiç sanmam. Olsaydı bu kadar aptallık yapmazlardı zaten. Gidişatın nereye olduğunu okuyamamalarının nedeni kesinlikle şu an bir bağlantılarının olmaması.

e-muhtıraya cevap verilmeseydi bugünlere gelemezdik 

• Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un savaş kıyafetleriyle savaş gemisinde açıklama yapmasının anlamı ne? Deniz Kuvvetlerindeki yapılanmanın farkındayım, olaya el koydum anlamı çıkar mı buradan?

Bilemem ama şunu biliyorum: Demokratikleşme sürecinde gelgitler kararsızlıklar yaşansa da Türkiye bu süreci aşacak.

• Deniz Kuvvetlerindeki hukuk dışı yapılanmayla temas etmiş altı isim peş peşe intihar etti. Bunların ardında ne var?

Özel eğitimlerden geçmiş bu kişileri intihara sevk eden şey çok ciddi bir hayal kırıklığı olmalı. Ali Tatar intiharında bu çok açık. İnandığınız bugüne sorunsuz gelen bildik yapı birden tersine dönüyor, sizi eziyor. Bu çıkışsızlığın hayli sıkıntı vereceği açıktır.

• Emir komuta zinciri içindeki bir asker, üstleri kendisine hukuk dışı görev emri verirse ne yapabilir, hayır diyebilir mi?

1960’tan bu yana bir çok darbe, darbeye teşebbüs, provakatif olay oldu. Hangisi hukuka uygundu? İç Hizmet Kanununun 35. maddesinden darbe yapabilirsin anlamı çıkar mı? Tepedeki karargah bir kez daha “bunu uygun gördüm, böyle olacak” dediğinde ne yapacaksın? Bu yapı şimdiye dek hiç sorgulanmamış. Üstelik 60 ihtilalinden sonra “darbeye teşebbüs edenler soruşturulmaz” diye kanun da çıkartmışsınız! Risk kalmamış. Gelenek böyle oluşmuş. O açıdan ‘verdiğiniz bu emir kanun dışıdır’ dersiniz ama bu istifa anlamına da gelir elbette.

• O zihniyet nasıl tasfiye edilecek peki, askeri liselerde ağaç yaş iken mi?

TSK’da, yargıda, istihbaratta demokratik düzenin Türkiye’nin geleceğinin teminatı olduğu anlayışı giderek yerleşiyor. Bu, askeri liselerden başlayarak gelişip kökleşirse ‘devletin sahibi biziz, sivillere güvenilmez’ zihniyeti yerine ‘TSK’nın görevi savaşta ülkeyi korumaktır -istişare eder, itirazımızı meşru zeminlerde dile getirebiliriz ama- sivil iradenin tercihine uyarız, diyen bir TSK oluşur.

• Bu anlayış ordu içinde yaygın mı?

Bu karar, kişilerin ne düşündüğünden bağımsız, kurumun kararı olarak var zaten. 

• Hilmi Özkök ile mi başladı bu süreç?

Öncesinde de vardır. Büyükanıt ve Başbuğ ile devam ediyor ve edecek. Türkiye iyi yönde. 27 Nisan’da açık darbe tehdidine siyasi hayatımızda bir ilk olarak siyasi iktidar karşı durdu ve bu yöneliş kesinleşti. Halbuki geçmişte ima yollu tehditlerde bile hükümetler istifa etmişti. AK Parti hükümeti geri adım atsaydı, bugün bu noktaya gelemezdik.

Öcalan Ergenekon’u partner olarak istemiyor

• Öğrencilik yıllarınızda Öcalan’ı MİT’e bağlı bir ajansta gördüğünüzü, yıllar sonra onun da bunu doğruladığını söylemiştiniz. Bugün PKK ile böyle bir bağ var mıdır?

Ben şu anda yaşanan değişim sürecini en fazla Öcalan’ın okuyabildiğini düşünüyorum. Bu işi kimle oynamak gerektiğini çok iyi bilir. 

• Ergenekon yapılanmasının partner olamayacağını görüyor demek mi bu?

Aynen öyle. Türkiye’nin girdiği yolu iyi görüyor. 35 senedir bu mücadele içinde yetişmiş, bu işlerde pişmiş. Kimle pazarlık yapılacağını iyi bilir. Yakalandığında ilk söylediği de “Türkiye Cumhuriyetinin hizmetindeyim” oldu. Şehit ailelerinden özür diledi. Normal bir terör örgütünde bunu söyleyen kişiyi kim olsa, örgüt dışlar, mümkünse öldürür... Bakın hala tüm örgütü kontrol ediyor. Bunu görmek gerekir.

• Ne yapılabilir bunu görerek?

Öcalan’ı yok farz edemezsiniz. Yoksa istediğiniz kadar modern anayasa yapın, Kürtlerin her istediğini verin ama ‘Öcalan orada kalacak’ deyin. Mümkün değil hiçbir şeyi çözemezsiniz.

• Öcalan’la görüşülüyor mudur şimdi?

Görüşülüyordur. Devletin istihbarat elemanları oturur konuşur. Konuşmaktan imtina edilecek bir durum yoktur. Niye konuşulmasın?

• Nerede bir anlaşmazlık yaşanıyordur?

Karar alma mekanizmamızın zayıf olması, kararsızlıkların yaşanması nedeniyle çarklar bir türlü denk gelmiyor. Bir karar alınıyor ama ya yargıya takılıyor ya polise ya siyasete ya askere. Bir türlü senkronizasyon sağlanamıyor.

• Amerika net olarak PKK terör örgütüdür diyor, Avrupa Türkiye ile işbirliği halinde... PKK’nın dış bağlantıları sürüyor mudur? 

35 yıldır Türkiye üstünde baskı kuran bir örgütün bağlantıları sürüyordur elbette. Ama gelinen noktada o bağlantılardan PKK’ya ‘Türkiye’ye köstek olmayın, bu işi çözün’ sinyalleri geliyordur. Düne kadar ABD’den Avrupa’dan gördüğü desteği artık bulamaz PKK. Bu kesin. Demokratikleşmeye, zamana ihtiyaç var. 10 yıl sonra istenen noktada olacağız.

Hukuk dışı yapı Türkiye’yi bitirir

• Yargıda yaşanan gerilimin bütün bu olanlarla ilgisi ne?

Tüm kurumlarda genel bir sıkışma var çünkü yasal görevleri dışında farklı kaygılarla inisiyatif geliştirilen yapılar oluştu devlet kurumlarında. Bu, bugüne kadar sorun edilmedi, sorgulanmadı. Şimdi ise Türkiye demokratikleşmek konusunda kararlı. Zaten bundan süratle arınmazsak 21. yüzyılın ikinci yarısına parçalanmış olarak girebiliriz. Bugüne kadarki darbeler, sonrasında yaşanan hadiseler TSK’nın hem imajına zarar verdi, hem hiyerarşisine. TSK bunun farkında ve o yapıları tasfiyeye gidiyor ama vesayetçi yargı buna direniyor. 

Asker değişiyor yargı direniyor

• Asker kararlılıkla değişiyorken yargı niye direniyor?

Türkiye’de öteden beri askeri vesayet diye bir düzen var. Bunun bir kanadında asker, öbür kanadında yargı var. Yargı, askerin yaptıklarını sofistike hale getiriyor, hedeflerine ulaşmasını sağlıyor. Mesela kendini sosyal demokrat olarak tarif eden birçok kişinin gözünde 61 Anayasası ilerici, demokrat bir anayasadır. Halbuki değildir. Faşist bir anayasadır o. Vesayet sistemini kurup kurumsallaştırmıştır. Anayasa Mahkemesi’ni kurmuştur. AYM’nin internet sayfasındaki tarihçe bunun ispatıdır.

• Ne deniyor o tarihçede?

“1961’e dek hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindi. Şimdi egemenlikte yargı da pay sahibidir. Biz de varız” deniyor. Millet iradesinin üzerine ipotek koymuşluk bile ileri bir adım gibi sunuluyor. Kimdir AYM’nin kurucuları? Yassıada hâkimleri. İşte o zihniyet Türkiye’yi bugün buraya getirdi. Bugün ordu değişirken bir adım geri atmayan bir yargı düzeni var. Yasa, AYM’ye yasa değişikliklerini şekil yönünden incele, derken o içeriği de incelemeye hak görüyor. Demokratikleşme devlet projesidir ama yargı, keyfine göre görev icat ediyor. 

RÖPORTAJ : Fadime ÖZKAN

<!--

var prefix = 'ma' + 'il' + 'to';

var path = 'hr' + 'ef' + '=';

var addy64422 = 'fozkan' + '@';

addy64422 = addy64422 + 'stargazete' + '.' + 'com';

var addy_text64422 = 'fozkan' + '@' + 'stargazete' + '.' + 'com';

( '' );

64422 );

( '' );

//-->n

<!--

( '' );

//-->

<!--

( '' );

//-->


Star - 28 Aralık 2009

Basında Aleviler Haberleri

Can Dündar: Aleviler tarih yazıyor!
Hilal Nesin’e sistematik saldırı
Alevi Kadınların ilk ve tek dergisi PELGÜZAR