Türkiye’de 7 Haziran ve 1 Kasım Seçimleri Üzerine

Hepimizin bildiği gibi, Türkiye 7 Haziran günü sandık başına gitmişti. Türkiye Cumhuriyeti’nin 92 yıllık tarihi sürecinde yok sayılmış; ötekileştirilmiş...

Hepimizin bildiği gibi, Türkiye 7 Haziran günü sandık başına gitmişti. Türkiye Cumhuriyeti’nin 92 yıllık tarihi sürecinde yok sayılmış; ötekileştirilmiş olan Aleviler, Kürtler, Ermeniler, Sosyalistler, Devrimciler hepsi HDP çatısı altında birleşerek 80 milletvekili ile TBMM’de temsiliyet hakkını kazanmışlardı. Artık Sultanın diktatör bir başkan olma hayalleri suya düşmüştü. Artık hırsızlık, soygun, talan bitecek, faillerine yargı yolu açılacaktı.

Ötelenen, dışlanan ve yok sayılanların 7 Haziran günü kazanılmış olan bu demokratik temsiliyet hakkını kabullenip içine sindirmeyenler; yeni senaryolar, projeler, tuzaklar kurmaya başladılar. Ve bu sinsi tuzaklar sahneye sürüldü, uygulamaya konuldu. Saray Gladyosu devreye girip hükümeti kurdurtmadı. Saray tarafından hemen yeni seçim tarihi belirlendi. Ülkede kaos, terör bilinçli olarak en şiddetli, en acımasız bir şekilde estirilmeye başlandı.

Kobanê‘deki okul çocuklarına eğitim araç ve gereçlerini götürmek isteyen ülkemizin üniversiteli gençleri, Suruç’ta bir meydanda acımasızca katledildi. Tüm bu kötü gidişatın amacı belliydi: Ötekileştirilmişler mecliste temsil dışı bırakılacaktı.

Adil ve eşit koşullarda bir seçim yapılmadı

Amaca ulaşmak için daha başka kurgular devreye sokuldu: Varto, Silopi, Cizre gibi Diyarbakır’ın Sur ilçesinde de sokağa çıkma yasağı konuldu. Güvenlik bölgelerinde sokağa çıkma yasağı haftalarca sürdü. Silahlı saldırılarla katliamlar yapıldı, halkın evleri başlarına yıkıldı. İnsanlar cenazelerini defnedemediler, haftalarca buzdolaplarında korumak zorunda kaldılar. Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusu‘nda şiddet ve terör yükseltildi. „Niçin bize oy vermediniz? İstikrar ancak AKP ile olur. AKP’yi seçmezseniz, bunları yaşamak zorunda kalırsınız“ denilerek baskı ve şantajı arttırıp, “Eğer biz gidersek Toroslar devreye girer” diyerek gözdağı vermeyi de unutmadılar.

Diğer taraftan Osmanlı Ocakları adı altında faaliyet yürüten AKP’nin yeni Gladyo örgütü tüm batı şehirlerinde HDP’nin bürolarını yakıp yıktığında, ortada ne polis, ne jandarma, ne de soruşturan bir savcı vardı. Bunları yapanlar hiç utanmadan biz barış istiyoruz, savaşa karşıyız demelerine rağmen; “Bin yıldır birlikte yaşadık, birlikte yaşamaya devam edeceğiz“ diyerek, barışçı sivil toplum örgütlerinin 10 Ekim günü Ankara Garı önünde düzenledikleri Barış Mitingine IŞİD’çi canlı bombacıları sokarak büyük bir katliam gerçekleştirdiler. Barış isteyen her kesimden 102 canımız Başkentin merkezindeki Ankara Garı önünde hunharca katledildi. Yüzlerce insanımız ağır yaralandı. Kimisinin bacağını, kimisinin kolunu kaybettiği bu katliam bize göre günümüzün Kerbela'sıdır. Türkiye’nin Kerbelâsı olarak anılmalıdr. İnsanların yaşadıkları acı ve zulüm yetmezmiş gibi RTE, “Bu katliamı HDP düzenledi” diyebilecek kadar alçalmıştır. Bu ve benzeri iftiralarla daha fazla oy alıp, HDP’nin baraj altında kalması için her türlü Osmanlı oyununu oynamaktan geri kalmamıştır. Bu tür iftiralar ve asparagas haberler yandaş medyanın trolları, yalakaları tarafından algı operasyonu olarak hergün döne döne havuz medyasında yayınlandı.

Bu provakasyonları gören HDP, hatta CHP daha fazla insanın ölmemesi için açık hava Mitinglerini iptal ettiler veya iptal etmek zorunda bırakıldılar. Seçim öncesinde kapalı salonlar dışında seçim propagandası bile yapılamadı. Zaten ülkede yarışan partilerin seçim koşulları eşit değildi. RTE medyanın çoğunluğunu ele geçirmişti. Farklı ses çıkaran televizyon kanalları ve gazetelere hiçbir belge olmadan terörist ilan edilip gece yarısı baskınlarıyla zorla el konuldu. HDP Eş Başkanlarının ve aday vekillerin medyada kendilerini anlatma imkânları ellerinden alındı. Oysa hem saray, hem de başbakan örtülü ödenekten istedikleri kadar para harcayarak, devlet imkânları ve devlet araçlarıyla parti mitingleri yaptılar.

Televizyon ile gazetelere zorla el konulup sarayın borazanı haline dönüştürüldüğü; demokratik özgürlüklerin olmadığı; 450 HDP bürosunun yakılıp, yıkıldığı; eşit ve adil olmayan bu ağır koşullarda yapılan böyle bir seçime rağmen HDP’nin % 10.8 oranında oy alıp barajı aşması ve TBMM’ye girmesi bir başarıdır.

Türkiye’nin ötekilenen, örselenen, dışlanan halkları ve tüm ezilenler bilmelidir ki; bu yeni iktidar döneminde bizleri daha büyük tehlikeler bekliyor. Avrupa Birliğine üye olma hayelleri artık unutulmalıdır. Sultan görev başındadır. Artık bir diktatöre göre yeni Anayasa gereklidir.

Saray’ın demokratik eleştiriye tahammülü yoktur. Saray; demokrasiyi ve demokratik gösterileri kendine karşı tehlike ve komplo olarak gördüğünden, muhalif bir sese bile tahammülü yoktur. Bilinmelidir ki; demokrasi güçleri sustukça geride kalan üç beş muhalif Televozyon ile gazeteye de zorla el koyacaklardır.

AABK hak, yaşam ve demokrasi mücadelesine kararlılıkla devam edecek

RTE ve AKP tehlikesini 13 yıl önce gören ve her fırsatta bunu kamuoyuna anlatmaya çalışan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu “AABK” RTE ve AKP’den ülkemizi kurtarmak adına verilen her türlü meşru mücadele içinde yer almış ve üstüne düşen sorumluluğu 13 yıl boyunca hakkaniyetle yerine getirmiştir. AABK bundan böylede bu kararlı mücadelesini sürdürecektir. RTE ve AKP’nin özellikle başkanlık sistemine giden yolda kim RTE ve AKP’nin değirmenine bir damla su bile taşımak isterse, bizi karşısında bulacaktır. Başkanlık sistemi acımızdan, “konuşulabilinir, görüşülebilinir ya da tartışılabilinir” bir mesele asla değildir.

Türkiye’de 7 Haziran ve 1 Kasım’da yapılan seçimlerde AABK olarak çok doğru bir karar aldık ve üstümüze düşen görev ve sorumluluğumuzu en iyi şekilde yerine getirdik. Seçim sonuçları ne kadar haklı olduğumuzu ortaya koymuştur. Aldığımız kararın sonuna kadar arkasındayız. Mazlumların ve ezilenlerin bir araya gelerek, demokrasi mücadelesini ortaklaştırmasını ülkemizin kurtuluş reçetesi olarak gördük, görüyoruz. Halkların kardeşliği projesi aynı zamanda ülkemizde sağlanacak barışın da teminatıdır. AABK olarak bundan böyle de ilkelerimiz doğrultusunda demokrasi mücadelesi içerisinde, demokrasi mücadelesi veren dostlarımızla birlikte olmaya devam edeceğiz. Demokratik, laik ve sosyal hukuk anlayışı ülkemizde tam anlamıyla hakim olana dek, daha kararlı ve daha inatla mücadele etmeye devam edeceğiz.

AABK’nın HDP ile yaptığı ittifak sonucu üstüne düşeni fazlasıyla yerine getirmesine karşın, HDP’nin bilgimiz olmadan ve onayımız alınmadan adayımızın seçim bölgesi ve sıralamasını değiştirmesini doğru bulmuyor, eleştiriyoruz. Bu yaklaşım tarzı ittifak anlayışıyla asla bağdaşmaz. Avrupa Alevi Hareketinin temsilcisinin seçilmemesi büyük bir tahlisizlik ve eksiklik olarak görüyoruz. Bu gibi uygulamalar büyük zahmetlerle oluşturulan güven ve samimi olan duygulara ciddi zararlar vermesine neden olumuştur.

Bir seçim süreci bitmiştir. AABK bağımsız çizgisi doğrultusunda üstüne düşeni bundan böylede yerine getirmeye devam edecektir. Meclise giren, özellikle Alevilerin oy verdiği HDP ve CHP doğru işler yaptıklarında alkışlayacağız, yanlış işler yaptıklarında karşılarında olacak ve eleştirilerimizi yapacağız. Türkiye’de yapılacak bir sonraki seçimlerde AABK ilkeleri doğrultusunda 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde olduğu gibi yine aynı prosedürü uygulayarak, yetkili organlarıyla kararını alacak ve uygulayacaktır.

Özgürlük ve demokrasiden yana olan vatandaşlar! Susmayın, sustukça sıra size de gelecek. Yılgınlığa gerek yok. Yılgınlık ve karamsarlıkla bir yere varamayız. Zaman; dik durmanın, zaman sesimizi yükseltmenin zamanı, demokratik mücadelemizi zirveye taşımanın zamanıdır. Tarih boyunca Yezidler var oldukça; karşısında Pir Sultan’lar da, Hz.Hüseyin’ler de dik duruşlarıyla var olacaktır ve asla Yezide biat etmeyeceklerdir.

Avrupa Alevi Hareketi bugüne kadar sürdürdüğü hak, yaşam ve demokrasi mücadelesine daha kararlı bir şekilde ve inatla devam edecektir.

AVRUPA ALEVİ BİRLİKLERİ KONFEDERASYONU

Alevi Kurumlarından Haberleri

Osmanlı’dan bu yana en büyük Alevi kırımının adı; Dersim 38!
Avusturya devleti 'Aleviliği' tanıdı !
Bir 'Alevi Dede'si düşünün...
Müslüm Doğan'ın Aleviler içindeki karşılığı Çin'de devrilen bir çuval pirinç kadardır!
Alevi kadınlar mutfaktan çıkıp devrim yaptı