1. HABERLER

  2. BASINDA ALEVİLER

  3. Sivas Katliamı'nın AKP İddianamesine Girmesinin Tarihi Önemi
Sivas Katliamı'nın AKP İddianamesine Girmesinin Tarihi Önemi

Sivas Katliamı'nın AKP İddianamesine Girmesinin Tarihi Önemi

Sivas Katliamı'nın AKP İddianamesine Girmesinin Tarihi Önemi-HABER ANALİZ- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın...

A+A-

Sivas Katliamı'nın AKP İddianamesine Girmesinin Tarihi ÖnemiSivas Katliamı'nın AKP İddianamesine Girmesinin Tarihi Önemi

-HABER ANALİZ- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın AKP hakkında açtığı kapatma davasında çok ciddi suçlamalar güçlü kanıtlarla desteklenmiş. Başsavcı Yalçınkaya, sadece delilleri ortaya koyup bir iddianame hazırlamamış, AKP zihniyetini sorgulamış ve bir aydın gözüyle dört dörtlük analizler yapmıştır.

Bu açıdan bakıldığında Sivas Katliamı’nın bu iddianameye üstü kapalı da olsa girmesi bile tarihi öneme sahiptir.

Çünkü bu katliam Türkiye’de kimlerin zulüm gördüğü, bir şeriat tehlikesi olup olmadığı, kimlerin sahte demokrat olduğu, hatta kimlerin bırakın dindarlığı azıcık da olsa bir vicdan bile taşımadıklarını ortaya koyması açısından turnosol işlevine sahip.

Önce Başsavcı Yalçınkaya’nın iddianamede yer verdiği şu cümleleri okuyalım:

Davalı Partinin söylemleri incelendiğinde Cumhuriyet devrimlerinin ve özellikle laiklik uygulamalarının “İnananlar için bir zulüm” olduğu iddiası sürekli vurgulanarak toplumda Cumhuriyete ve devrimlerine karşı bir inancın oluşturulmasının amaçlandığı görülmüştür. Oysa Cumhuriyet tarihi de, insanlık tarihi de, zulmedilenlerin köktendinciler değil, farklı bir şeye inandığı, inancının gereğini yerine getirmediği ya da inanmadığı, laik hukuka göre karar verdiği, laikliği savunduğu için yakılanların, öldürülenlerin, laikler olduğuna tanıklık etmiştir. İnsanlığın aydınlanma mücadelesi aklın ve bilimin ışığına değil, taassup ve dogmatizmin zulmüne karşı verilmiş, Batıda yüzlerce yıl süren bu mücadeleyi Türk Milleti Atatürk’ün önderliğinde çeyrek yüzyıldan az bir zamana sığdırma başarısını göstermiştir. Ancak, Cumhuriyete ve onun aydınlanma felsefesine karşı olanlar, uluslararası dengelerdeki değişim ve küreselleşmenin yarattığı tek kutupluluğun yönlendirmesiyle Laik Cumhuriyete karşı bir rövanş arayışına girişmişlerdir. Yakın tarihimiz, bu arayışın ürünü irticai kalkışmalarla doludur. Ancak bugünkü Laik Cumhuriyet karşıtları geçmişte hiç olmadığı kadar ve üstelik bu kez uluslararası desteği de arkalarına alarak, karşı devrim fırsatını ellerine geçirmişlerdir…

Evet, dışta dünyayı kana bulayan ABD-Bush yönetiminin tam desteğini alan, içte de devletin tüm kurumlarına kendi yandaşlarını dolduran bir parti tek başına iktidar. Yine de bize zulüm yapılıyor, edebiyatı yapmaya devam ediyor.

Düşünün bir kere;

• Devlet tarafından yapılan, elektriği, suyu, kadrosu v.s devlet tarafından karşılanan 70 bin camii..
• 11 bin kadrosu, 5 bakanlığa eş bütçesiyle Diyanet İşleri Başkanlığı,
• Binlerce İmam-Hatip Lisesi, Kuran kursu…
• Yüzlerce İlahiyat Fakültesi

Bütün bunlar yetmiyor, bir de 16 milyon öğrencinin okuduğu ilk ve ortaöğretimde “zorunlu din dersi

Bu tabloya maruz bırakılan Aleviler, “hiç olmazsa din dersi seçmeli olsun, isteyen alsın istemeyen almasın” diye talepte bulununca AKP’den koro halinde “olmaaazzz” sesleri yükseliyor..

Ardından, Aleviler tamamen yasal yollarla mücadelelerini sürdürüp, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Danıştay’a başvuruyorlar.Bu mahkemeler, zorunlu din dersinin insan haklarına ve hukukuna aykırı olduğuna dair karar veriyorlar…Ancak, AKP’den yine “Olmaaazzz” korosu bağırıyor…Avrupa Birliği’nin bir dediğini iki etmeyen hükümet, sıra zorunlu din dersine gelince yan çiziyor.

Peki, tüm bunlar olup biterken Aleviler, ne yapmış..? Teröre, şiddete mi baş vurmuşlar? Yasadışı yollara mı sapmışlar?

Hayır..

Bakın neler olmuş…

• 19 Aralık 1978 Maraş Katliamı: 105 kişi öldü, 176 kişi yaralandı.
• 18 Nisan 1978: Malatya Katliamı'nda yine onlarca Alevi yaşamını yitirdi.
• 1980 Mayıs-Temmuz dönemi: Çorum'da meydana gelen olaylarda 57 Alevi ve sol görüşlü yurttaş öldü, yüzlerce kişi yaralandı.
• 2 Temmuz 1993: Sivas’ta 35 aydın-yazar-sanatçı tekbir esleri arasında yakılarak öldürüldü. Sivas katliamı’nın yapıldığı mekanda hala kebapçı dükkanı vardır.
• 12 Mart 1995: Gazi Mahallesi'nde önce Alevilerin yoğunlukla gittiği kahvehane tarandı, ardından çıkan olaylarda onlarca kişi öldürüldü.

Yıllardır, yazılan, çizilen, çeşitli vesilelerle dile getirilen bu gerçekler AKP hükümeti tarafından zerre kadar dikkate alınmamıştır. Üstelik tam tersine "dindarlara zulüm yüpılıyor" demojojisi büyük oranda kabul görmüştür.

İşte bu nedenle sonuç, ne olursa olsun başsavcı Yalçınkaya’nın Sivas katliamını bu iddianameye konu yapması tarihi öneme sahiptir.

-Aleviler neden laikliği bu kadar bağlı?
-Alevi örgütlenmesinin önceliği ne olmalı?
-AKP’nin Alevi açılımı neden destek bulmamıştır?
-Türkiye’de laikliğin güvencesi kimlerdir?

Daha bir çok sorunun yanıtı bu iddianame ile tarihe not düşülen baş savcının satırlarında yerli yerine oturmuştur.

Bu dava görülürken bu gerçekler toplumun laik, demokrat, alevi v.b kesimleri tarafından dile getirilmeli, sistemin gerçekten laik-demokratik bir zemine oturtulması sağlanmalıdır.

Başsavcı Yalçınkaya bu iddianame ile görevini mükemmel şekilde yerine getirmiş, topu aydınlara, demokratlara atmıştır. Aksi halde, bu sistem bu şekliyle yerinde durdukça yeni AKP'ler gücüne güç katarak yoluna devam edecektir.

YÖN RADYO - 17 Mart 2008

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.