Sivas Katliamı'nın Siyasi ve Bireysel İzlerini Birlikte Sürmek

Sivas Katliamı'nın Siyasi ve Bireysel İzlerini Birlikte Sürmek

Sivas Katliamı'nın Siyasi ve Bireysel İzlerini Birlikte SürmekEfe DUYANToplumsal yaşamda iz bırakan olaylar, edebiyatta pek çok kez konu edildi....

A+A-

Sivas Katliamı'nın Siyasi ve Bireysel İzlerini Birlikte SürmekSivas Katliamı'nın Siyasi ve Bireysel İzlerini Birlikte Sürmek

Efe DUYAN

Toplumsal yaşamda iz bırakan olaylar, edebiyatta pek çok kez konu edildi. Ancak olayların güncelliği kaybolmadan yazılan metinlerden pek azının, bu güncelliği kalıcılaştırdığı söylenebilir.

1993 yılında Sivas’ta yaşanan katliamın ardından da çeşitli ürünlerin verildiği biliniyor. 2 Temmuz katliamı, ülkede aydınların yaşadığı en acı olaylardan biriydi. Kolay değil, Asım Bezirci, Behçet Aysan, Metin Altıok gibi önemli edebiyatçılar hayatlarını kaybettiler. Hiçbiri yerleri doldurulabilecek yazarlar değil. Zaten onları önemli kılan, ölümleri değil yaşamlarıydı. Hâlâ kimsenin yüreğinden silinmeyen bu acının, edebiyat açısından sonuçları ve insani boyutlarının yanı sıra, siyasal çerçevesi de çok tartışıldı. Gericiliğin toplumsal bir olgu olarak, ne kadar ne tehlikeli olabileceği görüldü, bu topraklardan silinmesi gerektiği vurgulandı.

Oysa ’90’lı yıllar, en azından edebiyat açısından konuşursak, hem böylesi acı, hem de siyasi boyutları ön planda bir olaya bütünsel bir tepki verme şansına sahip değildi. Edebiyatın dönem itibariyle ön plandaki örüntüleri, toplumsal bir duyguyu siyasi bir zeminde ifade edebilecek refleksleri köreltmiş durumdaydı.
 
Kuşkusuz, değerli metinler yazıldı… Güngör Gençay, yazılan şiirleri Sivas Kıyımı Şiirleri adlı bir antolojide topladı. Lütfiye Aydın’ın Kül Tablet, Burhan Günel’in Ateş ve Kuğu, Hidayet Karakuş’un Ateş Mektupları, Zerrin Taşpınar’ın Tavra’sı ilk akla gelenler.

Kemal Özer’in, Sivas’ın üzerinden 15 yıl geçmişken yayımlanan yeni kitabı Temmuz İçin Yaralı Semah ise, duygusal hazırlığı ve araştırma süreci uzun sürmüş ve ancak 2002’de başlanmış şiirlerden oluşuyor.

Sunu, Son Söz Yerine gibi şiirler, kitabın ozan açısından taşıdığı kişisel boyutları ortaya koyuyor. Asım Bezirci, Metin Altıok, Behçet Aysan gibi edebiyatçıların yanı sıra, Sivas’ta yaşamını yitirmiş ve haklarında pek az bilgi sahibi olunan insanlar da şiirlere konu edilmiş. Aynı şekilde, Sivas Katliamı’na dair tarihsel verilerin güncel bir ideolojik eksende yeniden ele alındığını görüyoruz. Bu anlamda Temmuz İçin Yaralı Semah, bir tür ithaf şiirleri toplamı değil. Sivas Olayları’nın siyasi ve insani boyutlarını bir arada değerlendiren bu şiirlerin birbirlerini bütünlediği söylenebilir.

Kemal Özer’in 3 Mart 2002 tarihli günlüğüne şu notu düştüğü görülüyor: “Yangın Şiirleri tasarısı için notlar aldığım bir taslak üzerinde bütün gün çalışarak bir sonuca ulaştım. Birkaç yeri için karar veremediğim bir başka taslağı da işledim. Şimdi elimde, sunu şiirinden başka, iki şiir yazılıp bitmiş bulunuyor. Kitaba doğru artık yola çıktım sayılır. Yıl içinde bitmese bile, önümüzdeki yılın başında gün ışığına çıkabilir.”[3 Mart 2002]

Metinlerin önemli bir özelliği bütünsel bir kurgunun parçalarını oluşturuyor olmaları. Yaklaşık altı yıla yayılmış bir yazma süreci boyunca, aynı şiirsel evrenin izlerini sürerek, belli bir izleği takip etmek altından kalkılması oldukça güç bir çalışma. Üstelik Sivas Olayları’nın üzerinden yıllar geçtikten sonra…

Kemal Özer’in şiir tavrında, bu çalışmanın altından kalkacak kimi ilkesel özelliklerin bulunduğuna değinilebilir. Metinleri duygusal patlamalardan ziyade bilinçli bir tavrın yönlendirdiği gözleniyor. Yazma sürecinin arka planında ciddi bir araştırma süreci yer etmiş. Yine de, Temmuz İçin Yaralı Semah belgesel özelliği taşıyan mekanik ve kuru bir şiir diline sahip değil. Yazım sürecinde ortaya çıkmış farklı şiirsel edaları içinde barındırıyor. Bütünsel kurgusunun etkisi ise hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmıyor. Belki de bu sayede, kitaptaki şiirler yan yana geldiklerinde, teker teker yaptıklarının ötesinde bir etki bırakıyorlar.

Temmuz İçin Yararlı Semah’ta Kemal Özer’in geliştirdiği şiirleştirme yöntemleri, içinde konumlandığı siyasal zeminin şiirlere yedirilebilmesini sağlıyor. Metnin, ideolojik bir mücadele zemininde Sivas Katliamı’nı gündeminde tuttuğu söylenebilir. Bununla birlikte, hayatını kaybeden insanları ve onların yakınlarını, imgesel bir somutluğa yerleştirebiliyor.

İşte yangın burda giriyor işin içine. Yakılmak istenen; bu tertemiz ve dopdolu tutku, bu canlılık, bu düş. Korkulan da bu. Filizlenirse, ortalığı sarıp sarmalarsa, dal budak salarsa durdurulabilir mi? Daha filiz vermeden dal kırılmalı öyleyse. Yangın, o gençleri yakmak için değil yalnızca. O yangının asıl yapmak istediği, filiz verecek dalları kırmak. Gençlerin içinde mayalanan özsuyu, dallara yürümeden, daha çiçeğe dönüşmeden kurutmak.

Yalnız Sivas’ta değil, her yerde istenen bu. Çoğu kez sinsice, saman altından su yürütürcesine. Kimi yerde de su yüzüne vurarak. Toplu kıyımlarla fışkırarak. Sivas yangını bunlardan biri. Tıpkı daha önce Çorum’da, Kahramanmaraş’ta olduğu gibi.”[24 Mayıs 2002]

Adım Metin Olsun

(…)
Birlikte yazalım hadi ölüme karşı
konuşalım bir yürekten hadi bir ağızla
kimse ayırt etmesin kimin söylediğini
nereye kadarı benim nerden sonrası senin
kıvrıla kıvrıla yanan bir kağıtta

Değdirir değdirmez kanatlarını yüzüme
senin kaşlarında yuva kurmuş sorular
hadi gel bir yangın öksüzlüğünün ardından
kalan külü bile tanımayan çocuklara
nasıl anlatırızı konuşalım susmak yerine
(…)

Adım Metin Olsun, kitabın Yol Erleri bölümünde bulunuyor. Bir yanda o güzel insanları yitirmenin hüznü, bir yanda umutsuzluğa kapılmama çabası sezilebilir şiirlerin tümünde. Metin Altıok üzerine kaleme alınmış bu şiir, Altıok’suz bir dünyada onu anmanın verdiği güce ve cesarete dayanıyor. Kemal Özer’in biçim işçiliğinin ön planda olduğu şiir dili, lirik etkisiyle hüzünlü, ama aynı zamanda coşkulu duygusal bir ortamı aynı anda oluşturmakta. Tam da bu sayede, şiirlerin anımsattığı tüm insanlar, ölümün değil hayata bağlanmanın, mücadele etmenin kapılarını açıyor okuyana. Ortaya konan her portre, bu anlamda siyasi bağlamın bir dolayımı olarak belirmekte. Şiirlerde ele alınan herkesin, hem kendi hayatları açısından hem de bıraktıkları düşünsel ve duygusal miras üzerinden işlendiği söylenebilir. Ülkesinin tarihine ve dostlarının ölümüne tanıklık eden şairin, bu iki etkiyi birleştirme denemesi denebilir şiirlerin çoğu için.

“Temmuz İçin Yaralı Semah, (…) [y]olun sonu kabul edileni yıllardır sürüp giden bir yürüyüşle bugüne taşıyan ve görünür kılan bir kanıt [sayılabilir]. O yürüyüşü, kitap okundukça, yeraltından çıkaracak. O yürüyüşe bir tanıklık. ‘Yaşanan’a bakılınca, ‘yaşanan’da yitirilenleri gören, ‘yaşanan’dan geriye kalan duyguları, dramları, tepkileri gören, bütün bunların bir yürüyüşe dönüştüğünü gören ve gösteren bir tanıklık. (Onun için salt bir gözlem tanıklığı değil.)” [7 Mayıs 2008]

Koray

Koşan bir haber olacak her zaman sesi
taşıyacak yıllar geçse de Koray
kırılmış bir sazın telâşlı haberini

Sap nereden bağlandıysa gövdeye
kırılmıştı ikinci kez oradan

Bir babanın parmaklarındaki hüner
oğula aktarılmaz mı sazın teliyle

Ya hüneri nasıl barınacak o halde
sapla birleşmedi mi gövde bir daha

Öyle kuşkuluydu ki Koray’ın yüreği
bu olabilir sanıyordu ancak
bir babaya verilebilen en acı haber

Koray Kaya için yazılmış bu şiir, kitabın Ömrü Kısa Kelebekler bölümünde yer alıyor. Metin, Koray’ın hayatından can alıcı bir ayrıntının şiirleştirilmesiyle kurulmuş. Kırık bir saz için yaşadığı büyük üzüntü, onun hayata bağlılığını da simgelemektedir. Koray’ın hikâyesi Sivas Katliamı’nda yaşanan ölümlerin, ölenlerin yakınları açısından da ne kadar beklenmedik ve sarsıcı olduğunu ortaya konar. Böylelikle, Sivas Katliamı’nın toplumsal yaşamda bıraktığı izler çeşitli boyutlarıyla birlikte gündeme gelir.

Yazılmayana Şiir

Dört kişi daha olmalı ey ozan
adları tutanakta yazılan
 toplamı arttıran dört kişi
 (…)
İkisini anılanlara eklerken yüreğin
ikisine bir fırsat tanıyarak
 belki pişman olurlardı diyeceksin
 
Yaşamı elinden alınanları şiir
yeni bir yolun başında görecekse
  yazılmayanı da yazacak demektir

Kitabın ilginç şiirlerinden biri de, “Yazılmayana Şiir” olsa gerek. Etkinlikler için Madımak Oteli’ne gelmiş olan 33 kişinin yanı sıra 2 otel çalışanının ve saldırganlardan 2 kişinin hayatını kaybettiği biliniyor. Kemal Özer’in, saldırganlara “bir fırsat tanıyarak”, onları şiirine dahil ettiği görülüyor. Toplumu ve hayatı değiştirmek için böylesi bir ümitli ruh halinin önemi açık. Bu tavır, insana ve bu topraklarda yaşayan halklara büyük bir güven duyulduğunu gösteriyor. Ozanın bu hümanist ve özgün yaklaşımı, şiiri de önemli kılıyor. Böylelikle gericiliğin toplumsal kaynakları, insanların siyasi ve insani değişiminin sınırları gibi ideolojik başlıklarda tartışmaların açılması ile “affetmek”, “intikam almak” gibi kavramlar üzerinden ahlaki konularda bir dizi sorunun akla gelmesi mümkün oluyor.

Tüm bu özellikleriyle kitabın, Kemal Özer’in şiir serüveninde ve edebiyat tarihinde özel bir yer edinmesi beklenebilir. Türkiye tarihinin önemli ve acılı olaylarından birinin böylesi kapsamlı ve etkili biçimde şiirleştirilmiş olması, Türkiye edebiyatının yakın dönemi için de umut verici olanaklar barındırıyor. Çünkü Temmuz İçin Yaralı Semah, belki her şeyden önce bir tavrın kitabı. Gericiliğe karşı mücadelenin eksene alındığı, Sivas olaylarının acısı ile dengelenmiş insani bir bakış açısının önerildiği, duygusal olduğu kadar da rasyonel bir yaklaşımın şiirleri.

Başka deyişle, Yangın Şiirleri 2 Temmuz’un üzerinden 15 yıl geçmiş ve gericiliğin Türkiye’de hâlâ etkili olduğu bir dönemde çok yerinde bir “suçüstü kitabı”.

Evet, önü kesilen yol, her yitirilenle başka bir yürüyüşü (tıpkı bir semah gibi döne döne yeniden başlatarak bir suçüstünü) sürekli kılacaktır.” [30 Nisan 2008]

Efe Duyan / SOL HABER

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.