Soner Yalçın Alevilere yönelik "Cadı Avı"nı yazdı

Soner Yalçın Alevilere yönelik "Cadı Avı"nı yazdı

Soner Yalçın Alevilere yönelik "Cadı Avı"nı yazdıTeğmen Mehmet Ali Çelebi'nin Bilinmeyen HayatıSoner Yalçın / Odatv.com(...)...

A+A-

Soner Yalçın Alevilere yönelik "Cadı Avı"nı yazdıSoner Yalçın Alevilere yönelik "Cadı Avı"nı yazdı

Teğmen Mehmet Ali Çelebi'nin Bilinmeyen Hayatı

Soner Yalçın / Odatv.com

(...) Siyasi rant için açık açık Alevi düşmanlığı yapılıyor. Saklamadan-gizlemeden TSK’da HSYK’da, Anayasa Mahkemesi’nde, Yargıtay’da, Danıştay’da cadı avları yapılıyor. Bunu herkes biliyor. Fakat kimse bunu telaffuz etmiyor....

Son günlerde sıkça bunu düşünüyorum. Emile Zola, Yahudi Yüzbaşı Alfred Dreyfus’a yapılan hukuksuzluğun ve anti-semitik haksızlığın karşısına dikildi. Hem de neredeyse tüm Fransa’yı karşısına alma ve vatanından kopmak pahasına. Teğmen Mehmet Ali Çelebi ve diğer subayların mezhepsel kimliklerini sürekli ön plana çıkaran çevrelere karşı, Türkiye’de neden kimse sesini çıkarmıyor? Ne pahasına olursa olsun; gerçeği tüm çıplaklığıyla yüzümüze vuracak, adaleti savunacak bir Emile Zola’mız niye yok?..

Teğmen Mehmet Ali Çelebi…

18 Eylül 2008’de gözaltına alındı.

İki gün sonra tutuklandı.

2 yıl sonra, 27 Eylül 2010 tarihinde hakim karşısına çıkarıldı.

2.5 yıldır cezaevinde.

Cezaevinde unutulmuştu, ta ki bilirkişi raporuna kadar.

TİB raporuna göre, Hizbut Tahrir örgütü ile ilişkilendirilen Teğmen Çelebi’nin cep telefonuna örgütle bağlantısı olan 139 kişinin numarası sadece 1 dakika 1 saniyede polis tarafından yüklenmişti!

Basın bu konu üzerine haberler yaptı.

Polis hata yaptığını açıkladı.

Sonra konu kapandı. Ve Teğmen Çelebi hala karanlık zindanda tutuluyor.

İşte…

Bu nedenle birkaç gündür sürekli şunu düşünüyorum :

Öyle kolay Emile Zola olunmuyor!

Neden mi?

DELİLLER İNANDIRICI DEĞİL

Yüzbaşı Alfred Dreyfus (1859-1935) adını duydunuz mu?

Tarih 15 Ekim 1894…

Fransa’nın Genelkurmay Karargâhı'nda görevli 25 yaşındaki Topçu Yüzbaşı Dreyfus tutuklandı. Suçu, Alman Askeri Ateşesi Schwartkoppen’e bazı gizli resmi bilgileri vermekti.

Yahudi kökenli Yüzbaşı Dreyfus, Fransız kamuoyunun anti-semitik duygularının had safhada olmasının yol açtığı basın baskısı sonucu peşin olarak suçlu ilan edildi. ( Basında “TSK Aleviler’in kontrolüne girdi” benzeri yazılarının çokça yer aldığı bir dönemde Alevi subayların ardı ardına tutuklanması tesadüf müydü? Sadece isimlerine bakılarak (örneğin Çetin Doğan-ki doğru değildi) bazı askerlerin Alevi olduğunun yazılması; bazı gazetelerin açık açık cadı avı yapması anti-semitik değil miydi? Tüm bu kirli oyunların amacı neydi?)

Yahudi Yüzbaşı Dreyfus 1894 yılı Aralık ayı başında yargılanmaya başladı.

Savcının, mahkemeye sunabileceği kesin bir delil yoktu. Tek delil, Alman Askeri Ateşesi Schwartkoppen’in evindeki çöp kutusunda bulunan not ile imzasız bir ihbar mektubuydu. Nottaki yazının Dreyfus’un yazısı olduğu iddia edildi. Dreyfus, yazının kendisine ait olmadığını söyledi, ama kimseyi inandıramadı. Yargıçlar, Dreyfus’un savunmasını neredeyse hiç dinlemeden hükmü verdi.

22 Aralık 1894’te, yargıçların oy birliğiyle vatana ihanet suçundan Dreyfus müebbet hapse mahkum edildi.

Bir süre sonra askeri ordu istihbaratının başına getirilen Binbaşı Georges Picquart, Dreyfus dosyasını yeniden inceledi. Çöp kutusunda bulunan notun Walsin Esterhazy adında bir subaya ait olduğunu ortaya çıkardı.

Mahkeme bu itirazı dikkate almadı. Üstelik, istihbaratçı Binbaşı Picquart’ı görevden aldı. (İstihbaratçı Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın başına gelenlere benzemiyor mu?)

Ve işte tam o sırada ünlü yazar Emile Zola baskılara aldırmadan dönemin Cumhurbaşkanı Felix Faure'a “İtham Ediyorum” başlıklı bir mektup yazdı.

İTHAM EDİYORUM

13 Ocak 1898'de L'Aurore Gazetesi’nde yayınlanan bu mektup bir çığlıktı aslında:

Bu iddianame hiçbir hukuksal değer taşımamaktadır. Bir insanın böylesine bir suçlama yazısı üzerine hüküm giymesi adaletsizliğin mucizesidir. Hiçbir namuslu insanın bu suçlamayı yüreği isyan etmeden okuyabileceğine inanmıyorum. Şeytan Adası’nda çekilen ölçüsüz kefareti düşünüp de çileden çıkmamak elden gelmez. Dreyfus’un birçok dil bilmesi suçtur. Evinde hiçbir tehlikeli belgenin bulunmamış olması suçtur. Ara sıra doğduğu ülkeye gitmesi suçtur. Çalışkan olması, öğrenme kaygısı içinde olması da suçtur. Coşkulanması da suçtur. Coşkulanmaması da suçtur. Ya iddianamenin kaleme alınışındaki aptalca, boşlukta kalan biçimsel iddialar! Bize suçlamanın 14 esas maddeden oluştuğu söylenmişti. Oysaki tek bir maddeden; çizelge maddesinden başka bir şey bulamıyoruz. Ve hatta öğreniyoruz ki bilirkişiler de anlaşamıyorlarmış...”

Yoğun baskıya rağmen, ülkesinden gitmek zorunda kalma pahasına Emile Zola adaleti-hukuku savundu. Yahudi düşmanı anti- semitik hareketlere karşı bayrak açtı.

Biz gerçekle yüzleşmeyi beceremeyen bir toplumuz.

Siyasi rant için açık açık Alevi düşmanlığı yapılıyor. Saklamadan-gizlemeden TSK’da HSYK’da, Anayasa Mahkemesi’nde, Yargıtay’da, Danıştay’da cadı avları yapılıyor. Bunu herkes biliyor. Fakat kimse bunu telaffuz etmiyor.

Bizi gerçekle yüzleştirecek bir Emile Zola’ya ihtiyacımız var.

Böyle bir mektubu Yaşar Kemal yazamaz mı?

Ya da…

PORTRE: TEĞMEN MEHMET ALİ ÇELEBİ

Facebook, twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinde ya da internet haber sitelerinde Mehmet Ali Çelebi’nin ön savunması okunma rekorları kırıyor.

Merak ettim araştırdım; ancak Teğmen Çelebi’nin hayat hikayesini hiçbir yerde göremedim.

Kimse merak etmiyor mu?

Ben ettim…

Bakın neler buldum…

Temmuz (1908) Devrimi yıldönümünde, 23 Temmuz 1984’te doğdu.

Baba Muharrem Çelebi banka veznedarı.

Anne Rukiye Çelebi gardiyan.

Annesi Amasya Cezaevi’nde görevliydi ve oğlunu bırakacak kimsesi olmadığı için onu her gün hapishaneye götürdü. Mehmet Ali Çelebi cezaevinin maskotu oldu; gardiyanlar ve mahkumlar tarafından büyütüldü. Cezaevi ile, koğuşlar ile tanışması yeni değildi yani.

1990 yılında Amasya Atatürk İlkokulu’nda öğrenime başladı. Okulu birincilikle bitirdi.

1995-1999 yıllarında sınavla kazandığı Amasya Anadolu Lisesi ortaokul bölümünü de birincilikle bitirdi.

Tüm diğer sınavları da kazanmasına rağmen, ağabeyi Volkan’ın Askeri Lise’de okumasının etkisiyle 1999 yılında kendi isteğiyle Maltepe Askeri Lisesi’ni seçti. (Ağabeyi 2001 yılında felsefeye yönelik aşırı ilgisi nedeniyle Hava Harp Okulu’ndan kendi isteğiyle ayrıldı.)

Mehmet Ali Çelebi 2000 yılında Askeri Liseyi de birincilikle bitirdi ve dönemin Ege Ordu Komutanı Orgeneral (ve bugünün Ergenekon sanığı) Hurşit Tolon’dan diplomasını aldı.

Kura ile karacı olduğu belirlendikten sonra 2003 yılında Kara Harp Okulu’nda eğitim ve öğretim hayatına başladı.

2007 yılında okulu dördüncülükle bitirdiği için diplomasını Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’tan aldı ve o fotoğraf karesi sonradan çok kullanılacak tarihi bir kare oldu. Öğrenim boyunca bütün notları 10 üzerinden 10 ya da 10 üzerinden 9.5’in altına hiç düşmedi.

2007 yılında helikopter pilotu olmayı tercih etti; bunun için çeşitli ve ayrıntılı sağlık taramalarından geçtikten sonra, kendi dalında dünyanın en zor kursu tabir edilen helikopter pilotluğu sertifikasını bir yıllık yoğun eğitim sonunda üstün başarıyla elde etti.

Peki, bu çok başarılı Teğmen Çelebi okul dışında nasıl biriydi?

Tatlı-sert bir mizacı vardı.

Sakin ve gururluydu. Doğruluğu ve onuru her şeyin üstünde tutuyordu.

Mücadeleciydi.

Harp Okulu öğrenciliği döneminde arkadaşlarına, final sınavları öncesi bir hoca gibi 50-60 kişilik gruplar halinde ders anlatımları ve onların bu anlatımlar sonucunda sınavlarını geçmesi kulaktan kulağa efsane şeklinde anlatıldı.

Tarihe meraklıydı. Başucunda her zaman Nutuk vardı. (Nutuk’u arkadaşlarına ve onların akrabalarına okumalarını salık vermesi iddianamede altı çizili ve büyük harflerle yazılarak suç unsuru sayıldı! Savcı ile Teğmen Çelebi arasında savunması sırasında bu konuda tartışma yaşandı.)

Kitap kurduydu. Öyle ki, 2.5 yıllık cezaevi hayatında 500 kitap okudu.

Felsefeye düşkündü. Bunun bir nedeni de ağabeyi Volkan’ın felsefe öğrenimi görmesiydi. Herakleitos’un Fragmanlar’ını; Apuleius’un Başkalaşımları’nı; Platon’un Devlet’ini ve Diyaloglar’ını; Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik’ini ve Retorik’ini; Epiktetos’un Söylevleri’ni; Boethius’un Felsefenin Tesellisi’ni; Seneca’nın Tanrısal Öngörüsü’nü; Descartes’ın Meditasyonlar’ını; Spinoza’nın Etika’sını; Erasmus’un Deliliğe Övgü’sünü; Thomas Hobbes’un Leviathan’ını; Francic Bacon’un Denemeleri’ni; Mevlana’nın Mesnevisi’ni çok sevdi.

Şiir seviyordu. Şair olarak Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı, Nazım Hikmet’i, Yunus Emre’yi, Orhan Veli’yi beğeniyordu.

Futbol lisansı da olan Teğmen Çelebi okul takımının başarılı futbolcularından biriydi. Küçüklüğünden itibaren koyu bir Beşiktaşlı ve Amasyaspor’luydu.

Sualtı dalgıçlık kursiyerliğini de tutuklanmadan kısa bir süre önce başarıyla bitirdi.

Soner Yalçın
Odatv.com - 06.02.2011

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.