Yaşamı Savunmak (Denemeler) Kitabı Çıktı

Yaşamı Savunmak (Denemeler) Kitabı Çıktı

Yaşamı Savunmak (Denemeler) Kitabı ÇıktıSUNUŞ   / M. Nuri ÖZDENAntalya’da “son NOKTA” dergisi ile başlayan yazın...

A+A-

Yaşamı Savunmak (Denemeler) Kitabı ÇıktıYaşamı Savunmak (Denemeler) Kitabı Çıktı

SUNUŞ   / M. Nuri ÖZDEN

Antalya’da “son NOKTA” dergisi ile başlayan yazın çalışmam Antalya GÜNDEM gazetesi ile devam etti. Bazı yazılarım Alevi Haber (www.alevihaber.com), Çay Yolu Haber Bülteni, www.cayyolum.com sitesi ve Türkmen Sitesi (www.turkmensitesi.com) adreslerinde yayımlandı. Kendilerine sonsuz teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum. “Yaşamı Savunmak” bu yazıların bir araya getirilmesi ile oluşmuştur. Yapılan her çalışmada olduğu gibi kuşkusuz, “Yaşamı Savunmak” çalışmasının da bir gerekçesi bulunmaktadır. 
 
Her şeyden önce bir yurttaş (birey) olarak sorumluluklarımın ve ödevlerimin olduğunu biliyorum. Örneğin, haklarımı bilmek, hukuku savunmak, demokrasinin gereklerine uymak, içinde bulunduğum toplumun hukukuna saygı göstermek ve yararlı olmak gibi …
 
Ayrıca, öğretmen ve  Şah Ahmet Sultan Dergahının temsilcilerinden birisi olmanın ve Bektaşi Dedeliği gibi bir görevi üstlenmenin bana yüklediği sorumlulukların farkındayım…

Bu nedenle; varlık nedenim, taşıdığım kimlik, yaşam biçimim, dünyaya ve insana bakışım; dünyada ve ülkemde yaşananlara kayıtsız kalmamı, umarsız davranmamı, görmezden gelmemi engelliyor… ‘Yaşamı Savunmak’ çalışmasının ortaya çıkış nedeni de esasen budur. Ülkemde, yolsuzluk, usulsüzlük, hukuksuzluk katlanarak devam ederken, ülkemin ulusal değerleri talan ve yağma edilirken; özgür düşünce, laiklik, demokrasi ellerimizden kayıp giderken susmak ne mümkün !..

Ülkede demokrasiyi, düşünce ve ifade özgürlüğünü genişleteceklerini, hukuku, sosyal adaleti hakim kılacaklarını öne süren siyasi iradenin, önemli bir bölümünün; yolsuzluk, dolandırıcılık, sahtecilik, rüşvet, zimmet, hatta tecavüz gibi ahlak dışı ilişkilerle suçlanmalarına ne demeli?..    
 
Düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğü”nün evrensel hukuk ve taraf olduğumuz uluslar arası sözleşmelerle güvence altına alınmış olmasına karşın, Alevi- Bektaşi toplumunun yüzyıllardır sürdüregeldiği görenek ve inançlarının bugün hala yok sayılması kabul edilebilir mi?
 
Malum çevrelerin; yurttaşlar hukukunun, çağdaş hukukun yerine şer’i hukuku ikame etme peşinde olduklarını artık biliyoruz. Hükümet sözcülerinin, hukuk sınırları içerisinde çözülmesi gereken konuları dahi diyanete ve ulemaya yönlendirmeleri, referans göstermeleri elbette boşuna değil!
 
Bilim insanlarının; “mahalle baskısı, kendisi dışındakilerin ekonomik, sosyal, siyasi haklarını ve özgürlüklerini baskı altında tutuyor” uyarıları da bu bağlamda değerlendirilmelidir.
 
Ülkemizde bugün işsizlik ve yoksulluk had safhaya ulaşmıştır. İnsanlar bütün gayretlerine karşın evine ekmek götürmekte zorlanmaktadır. Ekonomistlere göre, ulusal gelirin üçte biri, nüfusun yüzde 6’lık mutlu azınlığı tarafından bölüşülmektedir. Emekçiler, bırakın yeni haklar edinmeyi, var olanı koruma ve ekmeğini kurtarma savaşımı vermektedir… Esnaf ve sanatkârlar, haksız ve kuralsız piyasa koşullarına yenik düşmüştür… İş yerini kapatanların sayısı yüz binlerle ifade edilmektedir. Tarımda kendi kendine yeten Türkiye, bugün, yabancı ülkelerin, yabancı çiftçilerin pirincine, mercimeğine, pamuğuna, şeker pancarına muhtaç edilmiştir. Yaşanan deprem, sel vb. felaketler sonrası yurt dışı kurum ve kuruluşlardan borç alınan kredilerin hesabı dahi verilememektedir !... Hükümet sosyal devlet anlayışını hızla terk etmektedir. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi en temel haklar parça parça ticarileştirilmektedir. Hükümet, kadınlara, kimsesizlere, yaşlılara ve engelli yurttaşlara sağlanan “sosyal hizmetten” kurtulma hesabı yapmaktadır…
 
Anayasa Mahkemesinin: “toprak, devletin vazgeçilmesi olanaksız temel unsuru, egemenlik ve bağımsızlığın simgesidir” kararına rağmen her türlü arazi, her türlü yol ve yöntem izlenerek yabancılara satılmaktadır. 
 
Ormanlar, su kaynakları, tarım ve mera alanları, kültür ve tabiat varlıkları, kıyılar ve diğerleri, bugün hiç olmadığı kadar tehdit altındadır.
 
Peki !.. Susacak mıyız ? Yaşanan ve yapılmak istenilen tüm olumsuzluklara karşın “Yaşamı Savunmak” ve ülkeye sahip çıkmak, bizlerin görevi değil mi? 
 
O halde, Ulu Önder Atatürk’ün, “memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler” sözünü unutmadan; aklın ve bilimin ışığında, adaleti, özgür düşünceyi, doğayı ve tüm güzellikleri yılmadan ve bıkmadan ‘Yaşamı Savunmak’ zorundayız..
 
Cumhuriyeti bize armağan edenler gibi… el ele, yürek yüreğe, çalışarak, inanarak…
  
Mustafa Nuri ÖZDEN / Antalya

KAYNAK : Alevihaber.com - 29 Temmuz 2010

Etiketler : ,

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.