1. HABERLER

  2. TÜMÜ

  3. GÜNCEL

  4. CHP ve DSP, türban için iptal davası açtı
CHP ve DSP, türban için iptal davası açtı

CHP ve DSP, türban için iptal davası açtı

CHP ve DSP, türban için iptal davası açtıCHP ve DSP, türban düzenlemesinin “yok hükmünde” sayılması ve şeklen...

A+A-

CHP ve DSP, türban için iptal davası açtıCHP ve DSP, türban için iptal davası açtı

CHP ve DSP, türban düzenlemesinin “yok hükmünde” sayılması ve şeklen iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuru dilekçesinde, düzenlemenin Anayasa’nın değiştirilemez nitelikteki maddelerine aykırı olduğuna dikkat çekildi.
 
ANKARA - CHP ve DSP, üniversitelerde başörtüsüne serbestlik getiren Anayasa değişikliğinin “iptali veya “yok hükmünde sayılması ve dava sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulması” istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. CHP ve DSP’li milletvekillerinin yanı sıra Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç’in de imzasının bulunduğu 112 milletvekilinin imzasını taşıyan, 58 sayfalık dilekçe, CHP Genel Sekreteri Önder Sav ve Grup Başkanvekilleri Kemal Anadol, Kemal Kılıçdaroğlu ve Hakkı Süha Okay tarafından Anayasa Mahkemesi’ne verildi. CHP Genel Sekreteri Sav, diğer partilili milletvekilleriyle birlikte açıklama yaptı.

Sav, 1984 yılından bu yana Danıştay, Anayasa Mahkemesi, AİHM kararları ışığında türban konusunda bir uygulama bütünlüğü bulunduğunu belirterek, şöyle konuştu: “Türban konusu maalesef sayın Başbakan’ın ‘velev ki türban siyasi bir simge olsun ne fark eder’ sözleriyle kritik ve ilginç bir aşamaya gelmiş, kimi siyasi partileri de bağlar duruma gelmiştir.”

Sav, şöyle devam etti: “Anayasa’nın 4. maddesinde değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek, değiştirilemeyecek maddelerin sayılmış olması her türlü yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlayıcı niteliktedir. Yasak olan bir değişikliği önermek, önerilse bile o değişiklik doğrultusunda bir yasama tasarrufu yapmak olanaksızdır. Yasama organının böyle bir yasağa karşı anayasa değişikliği yapması kendisine Anayasa’nın tanıdığı yetkiyi aşmasına anlamına gelir. Anayasa’nın 6. maddesi de hiç kimse ve hiç bir organın Anayasa’nın kendisine tanımadığı yetkiyi kullanma olanağı vermemektedir. Böyle yetkinin, yasama yetkisinin kullanıldığından yola çıkarak başvurumuzu yapıyoruz. Yasama meclisinin verdiği karar, hukuk dolanılarak Anayasa’ya karşı hile yolu kullanılarak gerçekleştirilmiş bir tasarruftur. Bu, aynı zamanda hukuken olanaksız bir değişikliktir.”

6. MADDEYE AYKIRI

Söz konusu düzenlemenin hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı olmasının yanında, mahkeme kararlarına yasamanın, yargının, idarenin uymak zorunda olduğuna işaret eden Anayasa’nın 6. maddesine de aykırı olduğunu ifade eden Sav, Anayasa Mahkemesi’nin 1989 yılında verdiği kararda, üniversitelerde dini amaçlı örtünmenin serbest bırakılmasına ilişkin tasarrufun iptal edildiğini anımsattı.

Sav, “Bu Anayasa Mahkemesi kararına rağmen, o kararı değiştirmek, etkisiz kılmak çabaları hukukun üstünlüğü ilkesiyle hiç bağdaşmamıştır” dedi.

Sav, söz konusu kararda, üniversitelerde dini amaçlı örtünmenin serbest bırakılmasına ilişkin hüküm iptal edilirken, Anayasa’nın 2. maddesindeki “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez laiklik ilkesine de çok önemli yollamalar ve vurgulamalar yapıldığını” söyledi.

Önder Sav, “Böyle önemli bir karar ortadayken, Anayasa’nın 4. maddesindeki ‘değiştirilmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez sözlerine rağmen yapılan değişiklik, 2. maddeyi dolanma, tadil etme, dolaylı olarak 2. maddeyi işlemez hale getirme girişimidir” diye konuştu.

BAŞI AÇIK OLANLARA BASKI YAPILACAK

Yapılan anayasa değişikliğinin gerekçesinde, bu değişikliğin üniversitelerdeki öğrencilerin kıyafetiyle ilgili olduğunun açıkça yazıldığına dikkati çeken Sav, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasının yaratacağı sıkıntılar, türban takanların takmayanlara karşı bir baskı unsuru oluşturacağı hatta ona omuz verenlerin bu baskıyla yetinmeyip türban takmayanlara daha değişik yollardan baskılarını artırmasını davet edecek niteliktedir. Endişemiz odur ki üniversitede bilimsel özgürlüğün yerini, dinsel inanca dayalı tartışmalar alacak, üniversitelerde bir kaos yaşanmaya başlanacaktır. Bunların yaşanmamasını diliyoruz.”

Yapılan değişiklikle ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’ne sadece biçim, usul açısından iptal başvurusunda bulunulabileceği iddialarına da değinen Sav, şöyle konuştu: “Biçim, usul açısından nelerin, ne şekilde karara bağlanacağını bizim burada, yüksek yargı önünde tartışmamız hiç uygun olmaz. Kuşkusuz o konuda gerekli kararı yüce Anayasa Mahkemesi verir. Ancak geriye dönük olarak Anayasa Mahkemesi kararlarına baktığımızda değişiklik tekliflerinin yanı sıra yasaklanan hükümlerin de bir biçim kuralını oluşturacağı yazılmıştır. Yasaklanan bir hükmü delmeye çalışmak, Anayasa’nın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerini değiştirmek, o maddeleri işlevsiz kılacaktır. O maddeler üzerine Anayasa’nın koyduğu güvenceyi ortadan kaldıracak, bundan sonra benzeri değişilik teklifleri yapılmaya devam edecektir.”

Önder Sav, başvurularında ayrıca değişikliğin yürürlüğünün durdurulmasını da istediklerini kaydetti.

Sav, yüksek mahkemenin bu konulara ilişkin 1980 öncesi ve sonrası verdiği kararları dilekçeye eklediklerini söyledi.

YÖK BAŞKANI’NIN AÇIKLAMASI

Üniversitelerin pek çoğunun yapılan düzenlemeyi yeterli bulmayarak türban yasağını uygulamaya devam ettiğini kaydeden Sav, YÖK Başkanı Prof Dr. Yusuf Ziya Özcan’ın bu konudaki açıklamaları ve rektörlere talimatına da değindi.

Özcan’ın “rektörlerin cezalandırabileceklerini” söylemesini de eleştiren Sav, “YÖK Başkanı rektörlere talimatlar yağdırmaktadır. Bu talimat yok hükmündedir. Ceza hukukunun temel kuralı yasalara aykırı talimat dinlenmez. Rektörlerimizin de Anayasa değişikliği doğrultusunda Anayasa Mahkemesi kararlarının varlığını düşünerek böyle yasağı dinlememişlerdir ve dinlemeyeceklerdir” diye konuştu.

YÖK Başkanı Özcan’ın açıklamalarını dosyaya almadıklarını belirten Sav, “Ama YÖK Başkanı’nın bu tür davranışını, yaratılmakta olan huzursuzluk ortamının bir delili olarak sunduk. Bir delil olarak kısaca değiniyoruz” diye konuştu.

Önder Sav, bir gazetecinin, “Sayın Genel Başkanınız Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararıyla ilgili olarak ‘aksi bir karar çıkarsa kaos olur’ demişti. Siz de biraz önce ‘kaostan’ bahsettiniz” demesi üzerine, “Kararla ilgili yorum yapmamaya özen gösteriyorum. Ben hukukçuyum, bu çatıya da saygısı olan hukukçuyum, yıllardır bu camiada değerli arkadaşlarımızla beraber bulunduk. Kaos, toplumda çıkan kaosu kastediyorum. Yoksa yargı kararının sonrasında, sonrasına yönelik hiç bir değerlendirme yapmadım, yapmam” yanıtını verdi.

ÖNCE RAPÖRTÖR RAPOR HAZIRLAYACAK

Davayla ilgili görevlendirilecek raportör, raporunu hazırladıktan sonra Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın belirleyeceği bir günde dava görüşülecek.

Yüksek mahkeme, öncelikle yürürlüğün durdurulması istemini karara bağlayabileceği gibi bununla birlikte davayı aynı anda esastan da onuçlandırabilecek.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR - 27 Şubat 2008 Çarşamba

Başvuru dilekçesinin tam metni

Üniversitelerde türban serbestisi öngören Anayasa değişikliği yargı gündemine taşındı. CHP ve DSP milletvekillerinin imzasını taşıyan dava dilekçesi, Anayasa Mahkemesi’ne sunuldu. Düzenlemenin “iptali ya da yok hükmünde sayılması” isteniyor.

ANKARA - CHP ve DSP’nin türbanın yükseköğretimde serbest bırakılmasını öngören anayasa değişikliğinin “iptali veya yok hükmünde sayılması” istemiyle açtıkları davanın dilekçesinde, “Bu düzenleme ile Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’ya aykırı olduğuna karar verdiği bir kıyafet serbestisinin Anayasa’ya uygun hale getirilmesine çalışılmaktadır” denildi. Dava dilekçesinde, Anayasa’nın başlangıç bölümü, temel hak ve özgürlükler, kuvvetler ayrılığı hükümleriyle ilgili mevzuata yer verildi. 

Dilekçede, “Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek ilkelerini değiştirmeyi öngören veya bu ilkeleri Anayasa’nın diğer maddelerinde yapılan değişikliklerle doğrudan doğruya veya dolaylı olarak değiştirme amacı güden herhangi bir kanunun teklif ve kabul olunamayacağı” ifade edildi.

Anayasa’nın bu konuda yasama organına yetki vermediği savunulan dilekçede, bu yasağa aykırı çıkarılan bir kanunun Anayasa’nın mevcut hükümlerinde en küçük bir etki ve değişme yapması veya yeni bir Anayasa kuralı koymasının mümkün olmadığı belirtildi.

Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırı kanun çıkarılamayacağına da dikkat çekilen dilekçede, yüksek mahkeme kararlarının etkisizleştirilemeyeceği ve kanunla değiştirilemeyeceği vurgulandı.

CUMHURİYETİN NİTELİKLERİNİ BAŞKALAŞTIRMA

Dilekçede, şöyle devam edildi: “5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1 ve 2. maddelerinde yapılan düzenlemelerin ise, görünüşte Anayasa’nın, ‘kanun önünde eşitlik’ ve ‘eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi’ ile ilgili 10 ve 42. maddelerinde değişiklik yapıyor olmalarına karşın, aslında Anayasa Mahkemesi’nin dini amaçlı örtünme ile Anayasamızdaki laiklik ilkesi arasında kurmuş olduğu ilintiyi temelsiz bırakmaya, bu ilintinin ifade edildiği daha önceki Anayasa Mahkemesi kararlarını etkisizleştirmeye yöneldikleri ortadadır. Bu düzenlemeyle Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’ya aykırı olduğuna karar verdiği bir kıyafet serbestisinin Anayasa’ya uygun hale getirilmesine çalışılmaktadır. Bunun ise Anayasa’nın 138 ve 153. maddelerine aykırı olmasının yanı sıra, Anayasa’nın başta laiklik olmak üzere 2. maddesinde ifade edilen Cumhuriyet’in tüm niteliklerini başkalaştırmak ve dolaylı biçimde değiştirmek anlamını taşıdığı tartışmasızdır.”

HER TÜRLÜ DİNİ SİMGE VE ÜNİFORMAYI KAPSAR

Kanun teklifinin görüşülmesi sürecindeki açıklamalar anımsatılan dilekçede, “Bu açıklamalarda yönelinen temel hedefin, kamu hizmetlerinden yararlanan veya yükseköğrenim hakkını kullananlar için dini amaçlı örtünme serbestisi tanınması, bu şekilde örtünenlerin kamu hizmetlerinden yararlanmalarını önleyecek düzenleme veya yaptırımların engellenmesi olduğu” iddia edildi.

Dilekçede, “5735 Sayılı Kanununla, yukarıda açıklanan hedefe ulaşmak için adı konulmadan ve dolaylı bir biçimde dini amaçlı örtünme, dini kıyafet dahil her türlü dini simge ve üniformayı da içerecek, kapsamlı bir kıyafet serbestisi tanınmıştır” denildi.

Anayasa değişikliğindeki “kamu hizmetinden yararlanılmasında” ölçütünün, hem hizmet alan hem de hizmet veren konumundaki kişiler için belirsizlik yaratacağı savunulan dilekçede, yüksek lisans bağlamında öğrenim gören öğretim görevlilerinin düzenlemeden yararlanabileceklerine dikkat çekildi.

Dilekçede, eğitim fakültelerinin 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin, ilköğretim okullarında “stajyer öğretmen” statüsünde derslere türbanlı girmelerinin önünün açılacağı da öne sürüldü. Dilekçede, “Bu durumda, kamu hizmeti alanla verenin ayırımını kim yapacaktır? Yine benzer bir durumun tıp fakültelerinde yaşanması da kaçınılmaz olacaktır. Bu düzenlemeden yararlanılarak türban, dini kıyafet ve simgeler dahil her türlü kıyafet ilköğretimden yükseköğretime, öğretim hizmetlerinden yararlanma bağlamında herhangi bir engelle karşılaşmadan yayılabilecektir” görüşüne yer verildi.

TOPLUMSAL HUZURU ZEDELER

Anayasa’nın 47. maddesinde “kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimsenin yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemeyeceği” şeklinde yapılan değişikliğin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarında “laiklik ilkesi ile örtünme arasında kurulmuş olan ilişkiyi temelsiz ve etkisiz bırakmaya yönelik olduğu” ileri sürüldü.

Dilekçede, üniversitelerde ve her türlü öğrenim kurumunda kamu hizmetinden yararlananların, dini amaçlı örtünmesine, dini ve siyasi üniforma niteliğindeki kıyafetleri giyebilmesine, simgeleri taşıyabilmesine imkan tanıyacak bir düzenlemenin, Anayasa’nın 2. maddesiyle bağdaşmadığı kaydedildi.

Anayasa değişikliğinin dolaylı bir biçimde geniş kapsamlı kılık-kıyafet serbestisi getirdiği yinelenen dilekçede, şu görüşlere yer verildi: “Böylesi sınırsız ve koşulsuz bir kıyafet serbestisinin ise toplumsal huzuru ve ulusal dayanışmayı zedelemesi, hatta giderek ortadan kaldırması kaçınılmazdır. Çünkü dini örtünme amaçlı kıyafetlerin giyilmesinin sınırsız, koşulsuz serbest bırakılması halinde bu tür kıyafetlerin giyilmesi, kamu yönetiminde ve toplumsal yaşamda ayırımcılığı davet edebilecek; bu tür kıyafetleri giyenlerin giymemeyi tercih edenlere yönelik bir etkileme, baskı, dayatma ve tehdit unsuru haline gelebilecek; örtünen; örtünmeyen, inançlı; inançsız, Müslüman olan; olmayan şeklinde din eksenli ayrışmalar, kutuplaşmalar ve bunlara bağlı olarak kamu düzenini ve huzurunu tehdit edecek gerginlikler ve çatışmalar ortaya çıkabilecektir. Türbanın veya benzeri türden din kökenli kıyafetlerin ülkemizde artık bütünüyle masum bir alışkanlık ve kıyafet tercihi olmaktan çıkarak, (Leyla Şahin dosyasında, Türkiye Cumhuriyeti adına beyanda bulunan dönemin Dışişleri Bakanlığı’nın 19 Kasım 2002 tarihli dilekçede ifade ettiği gibi) kadın özgürlüğüne ve Cumhuriyetimizin temel ilkelerine karşıt bir dünya görüşünün simgesi haline gelmiş bulunmasının, bu kutuplaşma ve çatışmaların daha da büyük boyutlara taşınmasına neden olacağı ortadadır.”

DEĞİŞİKLİK EŞİTSİZLİĞE HİZMET EDİYOR

Dilekçede, siyasi iktidarın çözüm olarak ortaya koyduğu Anayasa değişikliğinin, “eşitsizliğe” hizmet ettiği öne sürülerek, “Bireysel anlamdaki eşitlik ilkesi, kolektif anlamdaki cemaatçiliğe indirgenmektedir. Dini inanç ayrılıkları bağlamında ortaya çıkan kutuplaşmaların ve ona bağlı çatışmaların boyutlarının ülkemizde nerelere kadar uzanabileceği hakkında fikir verecek, yaşanmış pek çok olay vardır” ifadesine yer verildi. Dilekçede, Anayasa Mahkemesi’nin 1989 yılında verdiği 3 ayrı kararda, “kişilerin hangi inançtan olduklarını giysileriyle belli etmelerinin, onların yakınlaşmalarını, birlikte çalışıp karşılıklı yardımlaşmalarını ve işbirliğini önleyeceği; ayrılıklara, dinsel inanç ve görüşler nedeniyle çatışmalara yol açacağının” belirtildiği anımsatıldı.

Yasanın TBMM’deki görüşmeleri sırasında izlenen toplumsal tepkiler ve kutuplaşmaların, bu tehlikenin daha söz konusu maddeler yürürlüğe girmeden kendisini göstermeye başladığını ortaya koyduğu savunulan dilekçede, “Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra yaşananlar ise, bu tehlikenin boyutlarının giderek büyüme eğiliminde olduğunu kanıtlamaktadır” denildi.

DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ

Dilekçede, din ve vicdan özgürlüğünün esaslarına değinildikten sonra, dini inanca dayalı örtünme, benimsenen dini gösteren kıyafetler giyebilme özgürlüğünün, benimsenen dini inancı gösteren giysiler aracılığıyla toplumda ayrışmalara neden olabileceği öne sürüldü.

Bunun, toplum kesimlerinin ve bireylerin giysilerinden kendileriyle aynı inancı paylaşmadıklarını anladıkları kimseler üzerinde baskı kurmalarına; birbirlerinin din ve inanç özgürlüğünü zedeleyici, engelleyici davranışlarda bulunmalarına, hatta kendi inançlarından olmayanları dışlamalarına yol açabileceği belirtildi.

Bu gibi durumların da din ve vicdan özgürlüğünü özünden zedeleyeceği vurgulanan dilekçede, söz konusu Anayasa değişikliklerinin Anayasa’nın 2. maddesinde Cumhuriyetin niteliği olarak tanımlanan “insan haklarına saygılı” ilkesine aykırı ve bu ilkeyi değiştirmeye yönelik olduğu savunuldu.

ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ İLE BAĞDAŞMAZ

Anayasa Mahkemesi’nin daha önce verdiği kararla “dinsel inanç gereği örtünmeye imkan tanıyan” düzenlemeyi iptal ettiği hatırlatılan dilekçede, Yüksek mahkemenin bu kararında, dini amaçlı kıyafet serbestisinin “Atatürk milliyetçiliği” ile bağdaşmayacağını ortaya koyduğu belirtildi. Dilekçede, böyle bir serbestinin Atatürk milliyetçiliğinin devlet ve toplumun karşılıklı laik tutumundan beklediği birleştiriciliğin, yerini ayrışmacılığa bırakmasına neden olabileceği ifade edildi.

Dava dilekçesinde, Anayasa Mahkemesi’nin önceki kararları uyarınca, dini amaçlı ve dini gereğe dayalı örtünmeyi ve giysileri de kapsayacak biçimde getirilmiş olan kıyafet serbestisinin Anayasa’nın başlangıç bölümünde yer alan laiklik ilkesine aykırı düşeceği öne sürüldü. Dilekçede, “Bu düzenlemeler, bir takım din buyruklarının, geçerliği tartışmalı da olsa, gereğini karşılamak amacıyla yani dini esaslara dayanılarak yapılmıştır” denildi.

Dilekçede, dava konusu düzenlemelerin, Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kararlarındaki iptal gerekçeleri göz ardı edilerek, kıyafet serbestisinin Anayasa ve hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı biçimde yapıldığı savunuldu.

Demokratik bir hukuk devletinin gerçekleştirilebilmesi için gereken unsurların en önde gelenlerinden birisinin, kişi hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması olduğu anlatılan dilekçede, şöyle devam edildi: “Bu yapılırken de özgürlükleri yıkmak için özgürlüklerden yararlanılmasına imkan tanınmaması ve özgürlüklerin, başkalarının özgürlüklerinden yararlanmalarını engelleyecek biçimde kullanılmasına izin verilmemesi, öncelikle gözetilmesi gereken hususlardır. Dini amaçlı örtünmeyi de kapsayan kıyafet özgürlüğü, dini simge niteliğindeki kıyafetler aracılığı ile kişilerin, farklı dini yaklaşımları olanları denetim ve baskı altına almalarına imkan hazırlayarak, çağdaş bir demokrasinin en temel özelliği olan çoğulculuğa ve hoşgörüye bir tehdit oluşturacak; kişilerin kıyafet özgürlüğünü başkalarının din ve vicdan özgürlüğünü zedeleyecek biçimde kullanmalarına yol açabilecektir. Bu da Cumhuriyetin ‘demokratik’ olmak niteliği ile bağdaşmayacak bir durumdur.

Laik ve demokratik bir hukuk devletinde, egemenlik ulustan kökenlendiği için hukuk düzeninin halkın iradesi doğrultusunda şekillendirilmesi, dinsel gereklere göre ve din kuralları temel alınarak hukuk düzeni oluşturulmaması, özgürlüklerin laikliğe aykırı bir anlayışla düzenlenmemesi gerekmektedir. Din kuralları temel alınarak ve din gereklerini karşılamak üzere yasa yapılması, ‘laik, demokratik hukuk devleti’ anlayışına aykırı bir durumdur ve yönetimde dine üstünlük tanımak anlamına gelmektedir.”

TBMM YETKİSİZ

“Anayasa’nın 4. maddesine değişmezlik ilkesi konulduğu, buna ek olarak da bir teklif yasağı getirildiğine” işaret edilen dilekçede, bu esaslara aykırı olarak çıkarılan bir kanunun Anayasa’nın mevcut hükümlerinde en küçük bir etki ve değişme yapması veya yeni bir anayasa kuralı koymasının mümkün olmadığı iddia edildi.

Dilekçede, Anayasa Mahkemesi’nin 1970, 1973 ve 1975 yıllarında, “değişiklik teklifi, değişmezlik ilkesiyle çatışmıyorsa, Anayasada gösterilen şekil şartlarına uygun olarak yöntemi içinde yürüyecek ve şayet çatışıyorsa, hiç yapılamayacak, yapılmış ise yöntemi içinde yürütülemeyecek, yürütülmüş ise kabul edilip kanunlaşamayacaktır” yönünde kararlar aldığı anımsatıldı.

Dilekçede, böylece Anayasa’nın 1, 2 ve 3. maddelerindeki hükümlerin kapsamını oluşturan konuların, yasama erkinin konusal alanının dışında bırakıldığı ve bu suretle TBMM’nin, bu alanda, yasama yetkisini kullanmaktan men edildiği ve yetkisiz kılındığı ileri sürüldü. “Aksi yöndeki bir Anayasa değişikliğinin, Anayasa buyruğu ve yasağının çiğnenmesi içerikli ağır ve açık yetki tecavüzü oluşturacağı” öne sürülen dilekçede, bu tür bir yetki tecavüzü taşıyan işlemin “yok” hükmünde olduğu ve bu nedenle hukuken hiç doğmamış sayılacağı, bu yüzden hiçbir makam ve kişiyi bağlamayacağı ve uyma ve uygulama görev ve yükümlülüğü getirmeyeceği iddia edildi.

Dilekçede, Anayasa Mahkemesi’nin, Anayasa’nın 10 ve 42. maddelerini değiştiren hükümlerinin, Cumhuriyet’in Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen niteliklerini değiştirdiğine karar vermesi halinde bu hükümleri Anayasa’nın 4. maddesindeki değiştirme yasağına aykırılık nedeniyle iptal edebileceği ya da yasama organının yetkisiz olduğu bir alanda yaptığı düzenlemeler niteliğindeki yasanın 1 ve 2. maddelerinin “yok hükmünde” olduklarına karar verebileceği savunuldu.

YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİ

Anayasa Mahkemesi’nin kararı yürürlüğe girinceye kadar geçecek süre içinde bu Anayasa değişikliklerinin yürürlükte kalmasının, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerini yitirmesine, başkalaşmasına yol açacağı, bu değişikliklere dayalı olarak bir takım kanunların yapılmasına imkan tanıyacağı ifade edilen dilekçede yasanın yürürlüğünün durdurulması talep edildi.

Dilekçede, şöyle denildi: “Bu süre içerisinde türban ve benzeri dini inançlı giysiler hızla kamu hizmetlerinden veya yükseköğrenim hakkından yararlananlar arasında yayılarak, kamu yönetimine taşınacak; dini amaçlı giysi eksenindeki toplumsal bölünme, ayrımcılık, kutuplaşma, etki ve baskı süreçlerinin kontrol edilemeyecek boyutlara ulaşması söz konusu olabilecektir. Bu durumun ise kamu düzenini, toplum huzur ve beraberliğini giderilmesi mümkün olmayacak ölçülerde zedeleyeceği ortadadır.”

Dava dilekçesinde, yürürlüğü durdurma isteminin gerekçeleri arasında, toplumdaki ayrışmalar ve üniversitelerde düzenlemelerin nasıl uygulanacağı konusunda yaşanan karmaşa da gösterildi.

AA - NTV - 27 Şubat 2008 Çarşamba

Etiketler : , , , , ,

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.