Turan Dursun ile Türban Röportajı

Turan Dursun ile Türban Röportajı

Bilindiği gibi başörtüsü konusu yıllardır Türkiye kamuoyunu hep meşgul...

A+A-

Diyanet İşleri Başkanı'nın Türban Açıklaması Gerçeği Yansıtıyor Mu?

Bilindiği gibi başörtüsü konusu yıllardır Türkiye kamuoyunu hep meşgul edegelen önemli bir sorun. Benin tüm kutsal kitaplara bakışım biliniyor; ama Kur’an içinde de kalınsa bunun çözümü gayet basit. Yaklaşık olarak 100 bin personeli bulunan Diyanet kurumu ve nerdeyse her büyük ilde ilahiyat fakültesi bulunan (sanırım 23 ilde) bir Türkiye’de, kadınların başörtüsü hakkında Kur’an’a göre gerçek nedir bilinmiyor demek ancak saflık olur.Yani bu türbanın nasıl ve niçin meşru kılındığını iyi biliyorlar. Peki o zaman neden açıklamıyorlar, neden kamuoyunu bilgilendirmiyorlar?

Çünkü doğru söylenip sorun çözülürse, kimi siyasi partilerin halk nezdinde değeri kalmaz ve fiilen kapanır; onların ayakta kalabilmeleri için türban gibi dini argümanlara ihtiyaç vardır. Kısacası, türban konusu kimi siyasi partiler için adeta arka bahçe durumunda. O yüzden hep gündemde tutulmak isteniyor.Yani bilgisizlikten değil; çıkardan dolayı gerçekler söylenmiyor..

Aslına bakılırsa bugün Hz. Muhammed de mezardan kalkıp, genel olarak ey müslümanlar ben sizin anladığınız şekilde bir din getirmedim, özel olarak da türbanla ilgili bakış açım anladığınız gibi değildir dese bile, kimse ona inanmadığı gibi, eminim ki onun başına (tenzih ederim ama) en kötü şeyler de getireceklerdir..

Sanırım şu örneği buraya alsam tam da yeridir.

Birgün İmam Şafii talebeleriyle birlikte Bağdat sokaklarında gezerken, bir ara bir talebesi bakıyor ki iki kişi bir dini konuda tartışıyorlar. Onlardan biri, kendini haklı çıkarmak için diğerine, ‘Canım bak İmam Şafii bile bu konuda benim gibi demiş’ diyor. Tabi ki Şafii’yi de tanımıyor; ancak duymuş. Öğrenci bunu duyunca onlara yaklaşıyor, olay nedir diye soruyor. Kendisine anlatılıyor; fakat Şafii böyle bir şey dememiş; adam kendini haklı çıkarmak için uyduruyor. Üstelik öyle bir yakışıksız iddia ki, Şafii’nin onu tasvip etmesi mümkün değil. Talebe, ”amca imam böyle bir şey demez” diye müdahale eder; ancak adam onu dinlemez. Sonuçta durumu hocasına iletir, “burdaki adamlardan biri sana layık olmayan bir iftira atıyor, gel bunu hallet” der..İmam gelir; ancak ilk başta ben Şafii’yim demez. İlkin onları dinler, o da öğrencisi gibi, “yanlışsın imam bunu demez” der; ancak adam ona da inanmaz: Şafii söylemiştir diye israr eder.

Hoca en son, ‘Kardeşim, Şafii benim ve ben bunu söylemedim. Kaldı ki böyle bir şey söylemem de düşünülemez’ deyince adam,’ Haydi ulan sen de nerden çıktın, sen Şafii olamazsın. Şafii başkasıdır ve demiştir’ diyor ve bildiklerine devam ediyor. Hatta talebeleri olmasaydı belki o adam hocaefendiyi dövebilirdi bile!.

Türkiye’de çok ağır siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlar dururken kamuoyunu, -hele Kur’an’la hiç ilgisi olmayan- türban gibi bir tali meseleyle meşgul etmek –hele bu çağda-gerçekten tuhaf bir şey. Ülkeyi yönetenler, acaba biz türbanı bu kadar problem yapıyoruz, uygar dünya buna nasıl bakıyor diye hiç merak etmezler mi?

Geçenlerde Diyanet işleri başkanı sayın Bardakoğlu’nun bir açıklamasını okudum. İslam papalık kurumu gibi değildir diyor. Ama ardından da bir dizi gerekçe sunarak dini olarak türbanı değerlendiriyor. Diyor ki: “Buna üç cümle cevabımız şudur: Birincisi; kadınların başlarını örtmesi, hem dinin ana kaynaklarının (Kuran ve sünnet) bir gereği, hem de Müslümanların 14 asırdır ortak algılarının bir sonucu olarak dini bir vecibe olarak görülegelmiştir. İkincisi, ancak bir kadının başını örtüp örtmemesi onun Müslümanlığa giriş şartı olarak hiçbir zaman algılanmamış; sadece kendi dindarlığının bir tercihi olarak görülmüştür. Üçüncüsü, hiç kimse başını örttüğü için bir hak mahrumiyetine ya da başını açtığı için bir incinmeye maruz kalmamalı. Karşılıklı hoşgörü içinde, bir özgürlük sorunu olarak ele alınabilinirse herhalde çözüme doğru noktadan başlanmış olur.” Ilk iki cümlesi bizim icin önemli, cünkü sayın Bardakoğlu gerçeği halka açıklamıyor[1]. İslami açıdan aslında başörtüsünün yanıtı çok kolay; bir kaç cümlelik bir açıklama yeterli olurdu. Ama maalesef bunu yapmıyorlar; dolayısıyla Türkiye’nin kangren haline gelen problemleri arasında başörtüsü yeri almaya devam ediyor.

Şimdi Kur’an’a dayanarak ve hadislerle pekiştirip somut örneklerle de izah ederek kadınların başlarını kapatma konusunda gerçek nedir onu anlatmaya geçeyim. Tabi ki demin de ifade etmeğe çalıştığım gibi, inanan kitlenin açıklamalarıma inanacaklarına ihtimal vermiyorum. Asırlar gelip geçmiş ve artık yaşamın bir parçası olmuş; maalesef bundan karlı çıkan hep siyasal islam aktörler olmuş. Dolayısıyla ben kalkıp bir yazıyla bunu bitirecek değilim! Ama hiç olmazsa belki birkaç okur, kadınların örtünmesiyle ilgili oluşan ayetlerin sebep-sonuç ilişkisinin ne olduğunu bilir; ki bu da benim için olumlu bir şey.

İlk önce Kur’an’da var olan iki ayetten sadece ilgili kısmın özünü vereyim. Çünkü ayetler uzun ve kalan kısımlar konumuz dışında.

A-)Nur suresi 31:

Mü'min kadınlara da söyle, görünen kısımlar dışında zinetlerini teşhir etmesinler; ayrıca başörtülerini yakalarının üzerine(kadar) çeksinler’deniliyor. Ayette geçen ’Görünen kısım’ kavramıyla ’Zinet’ teriminden kasıt nedir; bu da tartışmalı ve farklı yorumlara açık. Ben bunlara girmiyorum; sadece hatırlatmada bulundum. Çünkü konu bu değil.

B-) Ahzab suresi 59:

‘Ey peygamber, hanımlarına, kızlarına ve inananların kadınlarına söyle, ’Cilbab’ denilen başörtsünü kullansınlar. Bu, onların tanınması ve böylece incitilmemesi için en elverişli olanıdır.’

Tabi ki yalnız ayetin mealini vermekle gerçek anlaşılmaz; burada işin tarihçesini, olayın sebep-sonuç ilişkisini bilmek lazım.Ahzab suresinin az önceki ayetinde aslında konuya yanıt niteliğinde bir cümlecik var; ama olayın tarihini bilmeyen tek o cümlecikten bir şey anlayamaz..Onu hemen açayım...

1-Bilindiği gibi Kadi Beydavi(691) tefsiri, Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak okutluyordu. Bu müfessir kendi tefsirinde, türbanı konu alan Ahzab suresinin ilgili kısmında aynen şu açıklamayı yapıyor: ‘Bu örtü, siz hür kadınlar cariyelerden ayırdedilesiniz, böylece size eziyet vermek isteyenlerden korunasınız diye meşru kılınmıştır’ diyor..

Aynı açıklamayı birçok ünlü müfessir de(Kur’an yorumcusu da) kendi kaynaklarında gündeme getirmişlerdir. Mesela; Taberi(310.ö), Vahidi(468), Begavi(516), Zamahşeri(538), Kurtubi(671), İbni Kesir(774.) Celalettin Suyuti(911), Şevkani(1250) ve daha sayamadığım birçok Kur’an yorumcusu, kendi tefsirlerinde Ahzab suresi 59. ayet ve kısmen de Nur suresi 31. ayetin açıklamasında çok açık bir şekilde ifade etmişlerdir.

Kanımca Ahzab suresindeki bu gerekçe var iken ve bunun açılımını yapan bu müfessirler de bunu takviye etmiş iken ve az sonra vereceğim pratik örnekler de ortada dururken, bu çağda insanın gidip o eski mezheplerin içtihatlarına takılması doğru bir yaklaşım değildir..Ha denilebilir ki Nur suresi de var; ama orda böyle bir açıklama yok; peki ne olacak?. Hayır Nur suresinde gerekçe yok ve zaten ikisi de Medine dönemi surelerinden ve inmeleri de aynı zamana denk gelir. Dolayısıyla burada belirleyici olan Ahzab suresidir. Çünkü Ahzab’da gerekçe belirlenmiş.

Peki ne gibi sorun(lar) vardı ki hür/yerli kadınlara bu başörtsünü takma emri verildi! Bunu açmadan zaten anlaşılmaz. Bilindiği gibi Kur’an 114 suredir(bölümdür). Bunlardan yaklaşık 86 suresi Mekke’de, kalan 28’i de Medine’de inmiştir. Mekke’de oluşan bu surelerde başörtüsüyle ilgili hiçbir şey yok. Medine döneminin de ilk 5 yılında inen surelerde yine hiçbir şey yok. Demek ki Medine’de inen 28 sureden yine birçoğu indiğinde[2] Kur’an’da başörtüsüyle ilgili bir işaret hala yok. Ne zamanki Hz. Muhammed çok evliliğe başladı, bakıyoruz kadınlar hakkında kontrol ayetleri gelmeğe başlamış.

Zaten Ahzab suresinin çoğu ayetlerinde tanrı, ’Ey Muhammed eşleri’ diye başlıyor ve ’Muhammed’e saygılı olun, ona itaat edin’ gibi uyarılarda bulunuluyor. Tabi ki kadınların aleyhine oluşan ayetlerin ve özellikle bu türban konusundaki ayetlerin oluşum nedeni konusunda, Hz. Muhammed’in aile ilişkisi ve hanımları başta gelir. Bir diğer neden de şu: O zaman evlerde tüvalet yoktu(Bu bir yorum değil; ilgili ayet hakkındaki tefsirlerin tümünde bu bilgi var; bunu da hatırlatmak isterim!); bir bayan zorunlu olarak enazından tuvalet ihtiyacı için illaki geceleyin bir ara dışarı çıkmak zorunda kalırdı. O zaman Medine erkekleri de sokakların başında kadın beklerdi. Belki birini kıstırırız veya belki satılık bir cariye getirirler diye yol kenarlarında beklerdi. Tabi ki bu, hem Hz. Muhammed’in eşleri için sorun yaratabilirdi, hem de diğer Medineliler için. Mesela, diyelim çok otoriter birinin hanımına çattılar, belki cariyedir-satılıktır düşüncesiyle ve yanlış yaptılar-Nitekim bunlar da anlatılıyor ve olmuş da- o zaman kan gövdeyi götürürdü. İşte bunu önlemek için, herkes bilsin ki yerli-hür kadınlar başı kapalı olanlardır diye, bu niyetle hür kadınlara türban öneriliyor. Ahzab suresinin ilgili ayetinde, ‘Başörtüsünü takarsanız tanınır korunursunuz’ deniliyor. İşte korunma dediği bu: Medine erkeklerinden korunma.

İslamda şu genel bir kuraldır: Cariyenin avret yeri(kapatılması gereken yer) erkek gibi kabul edilmiştir. Yani göbek ile diz arası dışında açıkta olsa sorun yoktur. Hatta kimi islam yorumcuları diz ile göbek bile avret değildir; bunlar açık kalabilir demişlerdir. Hatta Hanefi mezhebinin kurmaylarından Serahsi, ve Şafii’nin önemli ismi imam Nevevi bu konuda özel başlıklar bile açmış, cariye olan bir kadın, başı açık namaz kılabilir; sorun yoktur diye.[3]. Zaten mademki Kur’an, ‘Hürlerle cariyeler arasında başörtüsü bir nevi üniforma-işaret’ olarak önerilmiş; o zaman hem namazda, hem de yaşamın diğer alanlarında cariye açık olacak.

Diyelim Anayasa Mahkemesi bir partiyi kapatırsa, sonunda gerekçeli karar göstermek zorunda; yoksa canım istedi, kapattım diyemez.Yani bilerek veya bilmeyerek yanlış da karar verse, karar siyasi de olsa illaki bir gerekçeli karar olmalı. Kur’an’da da Ahzab suresinin ilgili ayetinde türban sorununu çözecek önemli bir gerekçe var. O cümlecik de şu: Hür kadınlarla savaş esiri kadınlar arasında dış görünüş itibariyle bir fark olsun diye bu türban denen giyim biçimi, hür kadınlara bir nevi üniforma, işaret olarak önerilmiştir. Yani bir bayanın başını kapatmakta herhangi bir sevap, ibadet kesinlikle söz konusu değildir.

Şimdi konuya ilişkin pratikten birkaç çarpıcı örnek vereyim.O zaman kadınlar için başörtüsünün neden kaynaklandığı daha iyi anlaşılır.Tabi ki bu gerçekleri anlatmakla aynı zamanda o dönemde yaşanan insanlık dışı bir uygulamayı daha fazla anlamış olacağız. Biliyorum; yazdıklarım, içerdiği mesajlar açısından şu an var olan islam geleneğine ters gelir. O yüzden, ’Vay efendim bu kadar mezhep varken, bilmem acaba verilen hadisler sahih mi ‘ gibi bir vaveyla koparırlar; ama kanıtlar ortada, ayetle ilgili tefsirler ortada ve hakem olarak da mantık ortada.

1.Örnek:

Ömer halifedir; başını örten bir cariye gördüğü zaman hem onun başını kırbacıyla açardı, hem de hür kadınlara mahsus bu üniformayı giydiği için o cariyeyi kırbaçlardı. Ayrıca, ‘Siz cariyeler bunu takamazsınız’ diyordu ve halifeliği döneminde kesinlikle cariyelere başlarını kapatma izni yoktu şeklinde hadisler var.

2.Örnek:

Hz. Muhammed’e yaklaşık 10 yıl yaverlik yapan/özel hizmet görevini yapan ünlü sahabeden Enes bin Malik,’ Halife Ömer’in cariyeleri bize hizmet ederdi ve başları da açıktı. Onların saçları ta göğüslerine kadar uzuyordu’ diyor.

3.Örnek:

Halife Ömer zamanında Halit b. Velit vefat edince kadınlar ağlıyor. Bu sefer söz konusu olan kadınlar cariye değil; hür kadınlardır. Burada da Ömer, bu şekil ağlamanın dinde yeri yokrur, ağlamayın deyip onları kamçılarken, bu sefer bu hür kadınlardan birinin başörtüsü yere düşer ve saçları görünür. Ordakilerden bazıları halife Ömer’i, ‘Bak türban yere düştü ve saç görünüyor ne dersin?’ diye uyardığında; kendisi, ‘Önemli değil, bunun hiçbir değeri yok’ karşılığını verir.

4. Örnek:

Yine Enes b. Malik’ten. Halife Ömer’in bulunduğu bir ortama tanıdığı bir cariye geldi. Ömer ondan sordu:’ Yoksa senin efendin seni özgürlüğüne mi kavuşturdu, neden başını kapatmışsın?’ diye..Kadın hayır dedi. Bunun üzerine Ömer kalktı bizzat kırbacıyla onun başörtüsünü indirdi ve ‘Bu örtü hür kadınlara mahsustur; siz cariyeler kullanamazsınız’ dedi. Hatta dövdüğü cariyelerden isimleri belli olanlar bile var. Mesela; meşhur Ebu Musa’el Eş’ari’nin cariyesi[4].

5. Örnek:

Halife Ömer’in oğlu Abdullah(meşhur hadis ravisi. En çok hadis rivayet eden Ebu Hüreyre’dir. Bu ise ikinci sırada gelir ve 2630 hadis aktarır. Ne hikmetse Hz. Ali Muhammed’den beşyüz civarında hadis almış; ki bunlar da önemsiz konular içeren hadisler. Ama İbni Ömer enaz Hz.Ali’nin 5 katı kadar hadis aktarmış. (bu da ayrı bir skandal tabi ki) Abdullah bir cariyeyi aldığı zaman, avret yeri dışında her yerine bakardı, onun sağını solunu yoklardı. Hatta (afedersiniz) memelerine, bacaklarına ve kalçalarına da dokunur, onları da yoklardı. Bazen bir cariyenin başında toplanan tüccarları görünce, kendisi gider o cariyeyi yoklar muayene ederdi. O dönem için bu ayıp sayılmıyordu. İşte başkaları için de o cariyenin vücudunun her yerini kontrol ederek bir nevi uzman kişi olarak bilinen, o cariyelere fiat biçen, şu kadar para eder diyen İbni Ömer gibi birinden binlerce hadis alınmış, meşhur bir sahabe diye bilinmiş ve müslümanlar şu an bile onun hadislerinden çıkan hükümlerle yönetiliyorlar[5]

Bir de Hz. Muhammed’in savaşta ele geçirdiği ve cariye olarak onunla yaşadığı Reyhane adındaki cariyesinin gerçeği var. Kadın cariyeliği kabul tercih ediyor onun yanında kaldığı sürece başını kapatmıyor. Bu konuda birçok islami kaynak var ki, kadın Hz. Muhammed’le pazarlığını yapmış, cariyelik özgürlüğüm için daha kolay gelir, ben bu statüyü kabul ederim demiş ve ölene kadar da hep böyle kalmıştır.. Şu halde olay, kadının bedenini kapatma olayı değil; amaç çok farklı. Ama bakıyorum ki, bazı islam yorumcuları için kadının böyle kalması sanki Hz. Muhammed için bir eksiklikmiş gibi yorum yapmışlar, efendim kadın başını kapatmış falan. Bu bir kurtarma operasyonudur.

Konuyu toparlayacak olursak:

Az önce sunduğum hadislerde de geçtiği gibi halife Ömer, ölü için ağlayan hür kadınları döverken türbanları düşer ve başları açık kalır. Bu arada uyarıldığında, ’Sorun değil, hiçbir önemi yok’ karşılığını verir. Sanırım bunun kadar açık bir yanıt ve kanıt olmaz.

Eğer kadınların başörtüsü herhangi bir giyim gibi, kıştır soğuktur veya sıcaktır bunun için kullanıyorum deniliyorsa, buna diyecek yok. Bu durumda isteyen kullanabilir; gayet normaldir. Ama ibadet amacıyla kullanılırsa bunda hiçbir sevap yoktur. Hele eğer kullanan kadınlar, erkeklere yol açmak, Medine erkeklerinin cariyeleri kullanma konusunda önleri açılsın, hür kadınlar da onlara yardımcı olsun, katkı sunsun diye bu niyetle zorunlu kılındığını bilselerdi, inanıyorum ki hiçbir duyarlı kadın bunu kabul etmezdi: Erkekler hemcinsimi kullansınlar, ben kadın olarak da kafama bir torba geçireyim, bu insanlık suçuna ortak olayım mı diyecekledi? Ne yazık ki siyasi amaçlarla da olsa bunu kullananlar işin püf noktasını bilmiyorlar, büyük oranda bilgisizler, maalesef türbanı bir nevi ibadet olarak biliyorlar.

Yineliyorum, işin içinde sadece erkeklerin zevki ve önlerini açma (üstelik çok kötü bir konuda) söz konusudur. Kur’an’a göre bu işte kesinlikle sevap yoktur. Nasıl askerin, polisin, yargıcın, avukatın, doktorun vs üniformaları varsa ve bunların dinen bir değeri yoksa; kadınlar için başörtüsünün değeri ancak bu kadardır.

Ben, kadınlar kullansın mı veya kullanmasın mı sorusuna yanıt vermekten ziyade; konunun tam olarak, tarihi olaylarla birlikte anlatılmasından yanayım. Burada basit bir örnek vereyim. Fıkıh kurallarına göre bir insan hac esnasında şeytan taşlarken(taşa taş atarken!), bunu gündüz yapmalı; karanlıkta yapmak mekruhtur, uygun değildir. Ve burada deniliyor ki, gece karanlığında belki taşlar istenilen yere gitmez veya belki de başkasının kafasına değer diye belirleme var. Diyanet işleri de bu konuda gayet haklı olarak, ‘Madem problem karanlıksa, o zaman şimdilik gece ile gündüz arasında fark yok. Dolayısıyla gece de yapılabilir’ diye fetva vermiş. Türban konusunda da zaten ayetin gerekçesi çok açık; Diyanet aslında, ‘Allah aşkına bugün artık cariye mi var ki, kadınlar arasında bu üniforma kullanılsın’ şeklinde kısa bir yorumla –ki yorum da değil; zaten kanıtlar ortada- bunu kapatabilirdi. Ama dediğim gibi maalesef işin içinde değişik mülahazalar var; böyle olmuyor..

KAYNAKÇA:

[1] CNN Türk 15 Ekim tarihli haberi http://www.cnnturk.com/2010/cnn.turk.tv/10/15/diyanet.turban.sorununda.ne.diyor/593070.0/index.html

[2] -Bakara suresi, Muhammed suresi, Cuma, Enfal, Saf, Tegabün, Al-i İmran, Mücadele ve Haşir gibi sureler.

[3]- a-Imam-i Nevevi, Mecmu’, 3/172 b-Serahsi, Mensut, 1/212

[4]- a-Serahsi(490?), Mebsut, 10/151. b-Hindi(975), no: 25656 ve 41 925 aynı olay, 41923-29, 15/486 vd c-İbni Hacer(852), ‘Diraye’ 1/124. d-İbni’l Mülekkın(804),Hulaset’ül Bedri’l Münir’, 1/159 ve Ahzab suresi e-Elbani, Ervaü’l Galil, 6/203, no:1792 ve devamı.. f-İbni Ebi Şeybe(235), Musannaf, 3/128, no: 6278-6294 g-Abdurrazzak(126-211), Musannaf, no: 6681-82-3/557 h) Zeylei Cemalettin Abdulah b. Yusuf(762), ’Nasb’u Raye, no: 1313 ve devamı 5 hadis alıyor.cilt,1/300 i)İbni Hacer Askalan(852), ’el-Diraye…’ 1/124 j) Serahsi(490?) ’el-Mebsut’, 1/212. Hatta burada özel başlık açmış ki, cariye erkekler gibidir, namazda başını örtmez diye.Ayrıca 9/12 ve 10/151’de de konuya ilişkin hadisler var... k)Beyhaki(458)’Sünen-i Kübra’, 2/321-322, no: 3221-22 l-Nevevi, el-Mecmu’, 3/172 m-İbni Sad, 8/335 Taberi(310.ö), Vahidi(468), Zamahşeri(538),Kurtubi(671), Kadi Beydavi(691), İbni Kesir (774.), Celalettin Suyuti(911) ve daha birçok Kur’an yorumcusu, Ahzab suresi 59.ayeti ve kısmen de Nur suresi 31. ayetinde.,

[5]-a-Abdülmelik b. Habib(238), Kitab’ü edeb’i Nisa, s 176-178, no: 63-64 ve67. b-Taberani, Mucem-i Kebir, 12/269-no: 13080 c-Heysemi, Mecmeu Zevaid, no: 4890, Oruç kısmında. d-Beyhaki, Sünen-i Kübra, 2/321-no: 3223-24 hadisler. e-Abdurrazzak, Musannaf, no: 13198-13209. Tam 12 hadis buna ayırmış.Bölüm, kişi bir cariye satın alırsa açıp bakar. Cilt 7/285 vd.

Turan Dursun Resmi Web Sitesi

Yazı kaynağı: http://www.turandursun.com/index.php?option=com_content&view=article&id=883%3Adiyanet-leri-bakan-ali-bayramoluna-ack-mektup&catid=49%3Aarif-tekin&Itemid=106

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.