1. HABERLER

  2. ALEVİ KÜLTÜRÜ

  3. Varlık Birliği - Kazım Dursun
Varlık Birliği - Kazım Dursun

Varlık Birliği - Kazım Dursun

İnsan belli bir bilincine ulaştığı andan itibaren kendini sorgulamaya başlar “Ben kimim?”; “Niçin yaşıyorum?”. Öldükten sonra ne olacağım ? iyiliklerim nereye gitti? Burada bulunmamın bir sebebi olmalı. Gibi soruların cevabını arar.

A+A-

İnsan belli bir bilincine ulaştığı andan itibaren kendini sorgulamaya başlar “Ben kimim?”; “Niçin yaşıyorum?”. Öldükten sonra ne olacağım ? iyiliklerim nereye gitti? Burada bulunmamın bir sebebi olmalı. Gibi soruların cevabını arar.İnsanlık tarihi özetle bu sorulara yanıt arama çabasında. Bu soruların cevabını merak eder. Bulduğu varsayılan her yanıt ile insanlık nereye gidiyor. Her arayışın sonunda “iç huzurunu” bulup bulmadığının çelişkisi içinde bocalamakta. Uzun arayışın sonucunda insanoğlu maddiyatla Huzura kavuşur kanısına varır ve kendini öyle oyalar. Bu düşünce yapısı insanlığın ortak doğrusu olmuştur. Fakat bilimle çeliştiği için doğru bilgi değil.
Gelişmiş batı toplumu bilim ve teknolojiyi ön planda tutarak Varlık Birliğini (Vahdet-i mevcut) doğru olarak benimser. Bu bağlamda Kuantum Teorisi, İzafiyet Teorisi, Hologram Teorisi gibi çağdaş bilimsel tezler hep Varlık Birliğini işaret etmektedir. Varlık Birliği söylemi, Tanrı-Evren-İnsan ayniyeti üzerine kuruludur. “Her şey birdir, her şey bir bütündür.
Geri bırakılmış toplum, çözemediği varlığa “Tanrı” adını vermiştir. Tanrı sınırsız bir bilince ve güce sahip sahiptir.
Sorgulayan bilimi rehber edinen için tanrı akıl ve sezgidir. Bu tezin adı sırr-ı Hakikat arayışı.Bu arayışında insan daima aklını kullanmaya gayret etmiş, aklının yetersiz kaldığı anlarda da sezgilerine güvenmiştir. Bu çabalar doğrultusunda daima sorular sormuş ve bilgiyi elde etmeye çalışmıştır. Bilgi, insanın beynindeki yansımasıdır. Bilgi, insanın devretmesi mümkün olmayan, vazgeçilmez kapitali. Bilgi, var olmak demektir. Doğayi gözlemlemek uyum sağlamak, edinilen bilgileri depolamak, bunları sonraki nesillere aktarmak ancak insana mahsustur. Bilimle elde edinilen bilgilerin kuşaktan kuşağa eklemlenmesi ortaya çıkmıştır. Öte yandan doğada hiçbir şeyin varlığı ve yeri bir tesadüf değildir. Dünyanın yaşam için gerekli miktarda ısı ve ışını almak için güneşe en uygun mesafede konuşlanmış olması da bir tesadüf değildir.
İnsan, bedeni ve ruhu ile bölünmez bir bütündür. Tanrı, doğa, İnsan özdeştir. Bir ve Bütündür.İnsanın içinde bütün evren saklıdır. İnsan küçük bir evrendir. Vücudunuzun içi doğanında aynasıdır. Bütün canlılar tek bir dokunun parçalarıdır. Hücreleri birbiri ile bağlantılıdır.
Doğa kütle veya madenlerden oluşuyor görünmesine rağmen, enerji boyutunda canlıdır. İnsan yaratımın bir parçası. (Vardan var oldu) insan öldüğünde sadece vücut, elementlere ayrışır. İçinizdeki enerji yok olmaz. Sadece başka bir canlıya geçer.
Cennet ya da cehennem bu dünyada yaşanır. Cennet varlığınızın sevgi frekansıdır. Bu frekansın hem akla, hem de sezgilere en yatkın cevabı, Varlık Birliğinden (Tanrı-doğa-İnsan) gelmektedir.
Hakk (Tanrı) Doğanın dışa vurulmuş görünümüdür. Bu dışa vurumun yegane sebebi akıl. Tanrı eril ve dişil vasıflarının bir araya gelmesi sonucu doğmuştur. Tıpkı bir spermin anne rahmindeki yumurta ile birleşmesi sonucu hayatın başlaması gibi, Yaşamsal bu birliktelik de evrenin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Evren, bir zigot gibi varlık ortamına çıkmış ve bir canlı yavrusunun büyümesi gibi hızla büyümeye başlamıştır. Bedene can veren enerji kaynağı gibi, evrensel yaşamın varoluş kaynağı da, insan beyni içindeki sıvı.
İnsan sürekli olarak kendini aramaktadır. Aranan şey özüdür. İnsan, Makro ve Mikro kainatın tam ortasında yer almaktadır. Ancak bu yörünge gözle görülemez. Hiç kimse durduğu yerde olgunlaşmaz. Bilgiye ve irfana ulaşma yaşayacaklarına bağlıdır. kimi zaafları, törpülenmesi gereken kişilik bozuklukları ya da ulaşması gereken yeni bilinç düzeyleri mevcuttur. Zahirden batına yolculuk hayatın en büyük amacıdır. O her şeyde kendini açığa vurmakta ve her şeyin yaşadığı her türlü deneyim ile kendini daha çok tanımaktadır. İnsan, kendini tanıma yolculuğunda yaşadığı deneyimler ile içindeki Beni (EGO) ararken, Hakk (Tanrı) da kendini tanıma yolculuğundaki en önemli deneyimlerini insan ile elde etmektedir. Çünkü insan özgür iradelidir ve yaşadığı tecrübeler, diğer tüm varlıklardan daha öğreticidir.
Varlık Birliği söylemi, doğanın içindeki her zerreyi kendi öz varlığından yarattığını savunmaktır. Bilimsel olarak Büyük Patlamadır (Big Bang). Bu bakış açısına göre yaşam, önsüz ve sonsuzdur. Bir başlangıç ya da bir son yoktur. Doğada var olan her zerre birbiri ile sürekli haberleştiği içinde, Doğa Hakk (Tanrı) olduğuna göre, evrendeki her galaksi onun küçük birer hücresi, galaksideki her yıldız sistemi evrenin küçük bir dokusu, dünya ve diğer gezegenler yıldız sistemlerinin küçük bir parcası, insan ve diğer canlılar dünyanın küçük bir kesiti, atom insanın ve diğer varlıkların bir hücresi, atomun parçaları onun bir molekülü ve bu böyle sonsuza dek uzamaktadır.
Bunu okyanusa benzetebiliriz. Nasıl ki, donma ya da buharlaşma sonucu okyanustan ayrılan su, okyanusun hacminde bir azaltma yaratmazsa, doğadan ayrılan canlılar da bir azalmanın ifadesi değildir. Okyanustan ayrılan her su, su olma özelliklerini taşımaya devam etmektedir. Buzdur, buhardır, yağmurdur ve yaşadığı çeşitli aşamaların ardından okyanusa geri dönmektedir. Geri dönüş, belli doğal yasalar çerçevesinde meydana gelmektedir.Doğa bir bütün olarak canlıdır. Ayrılan, yenilenen, çoğalan, farklılık ve çeşitlilik yaratan her şey ÖZ’ün bir parçalarıdır.
Doğa sürekli olarak enerji akışları ile iletişim halindedir. Madde, enerjinin en katı halidir. Akıl ise, enerjinin en üst seviyedeki durumudur. Bedenlenerek, enerjinin en yüksek boyutundan en alt kademeye inen tenin amacı maddenin etkisinden kurtulmaktır. Gerçek arınmaya erişene kadar korku, şehvet, şüphe gibi beşeri değerler onun için birer engel teşkil edecektir. Akıl, tüm bu engelleri aşmalı ve sınavları vermelidir. Dengeli bir arınma insanı her türlü beşeri zaaflardan kurtardıkça, yolu açılacaktır.
Her nesne, özgür iradesinin güçlenmesi ile birlikte, bu iradenin getirdiklerinden yararlanabildiği ölçüde, götürdüklerinden dolayı da zarar görebilir. Özgür iradeleri ile karar veren varlıklar, bu kararlarının sonuçlarına da katlanmak zorundadır. Herkes, iradesi oranında yaptıklarının karşılığını mutlaka görecektir.
İnsan, devinim geçirerek vucut bulmuş bir bütündür. Denge, varoluşun en önemli yapı taşlarından birisidir. Bir varlık dengede ise, yaşamını mükemmel biçimde sürdürüyor demektir. Yaşamda denge en önemli faktördür. Doğayla uyumlu dengeli olmak, aynı tını, ritim, titreşim, rezonans halini sürekli kılmak bir elzemdir.
İnsan ölümsüz bir varlıktır. Ölüm sadece beden için vardır. Çıktığı ana kaynağa dönecektir. Ölüm yoktur, dönüşüm vardır. Ölüm gerçekleştiğinde sadece bütünü oluşturan elemanlar bir dönüşüme tabi olmaktadır. Beden ölmez, toprak olur. Beden toprağa dönüşür ve hayatın idamesi için gerekli unsurlara katılır.
Doğadaki her oluşum hem kendi bünyesinde bir imtihan yeridir hem de kendi içindeki varlıkların imtihanı için uygun bir ortamdır.
Bir gezegen, hem kendi yörüngesi için dönerken, hem de içindeki varlıkların yaşam yeridir. İnsan vücudu da aynı konumdadır. İnsan vücudundaki tüm hücrelerin, atomların gelişimi için uygun ortamı oluşturmaktadır. Her beden, yeni bir hayata ulaşacak bilgileri elde etme mekanıdır. Sınama sadece bir tek hayatta değil, sonsuz sayı ve çeşitlilikteki hayatlar ile yapılmaktadır.
Her ölüm doğaya ulaşma, bu bağlamda her doğum doğadan kopma anlamına gelmez. hiçbir ölüm bir ayrılış, hiç bir doğum da bir kavuşma değildir. Her ayrılış ve dönüş sadece bir devri alemdir ve sonsuz kez tekrar eden bir durumdur.İnsan doğanın sırrına sahip olunca, ruhsal boyuttan bilinç boyutuna geçiş yapmıştır.
Bulunduğu ortamın koşulları herkes için geçerlidir. Kısıtlı bilinci ile bulunduğu ortamı tanıma ve tamamlama sürecine başlamıştır. O süreç kaç hayat sürerse sürsün görevi, süreci tamamlamak ve ait olduğu aslına, doğaya geri dönmektir. İnsan, deneylerden geçerken daha zengin bir bilince sahip olmaktadır. Kendini tanıdıkça bilinci artar, bilinci arttıkça içindeki güç büyüyecek, en sonunda özünü bulacaktır. Bazen bu yolculuk, tökezleyişler ve geri dönüşlerle birlikte sonsuz zaman dilimini alabilir. Ancak bu önemli değildir. Önemli olan kişinin kendini tanımasıdır. Bu bilinçle kapısı ve anahtarı olmayan aşamalardan geçecektir. Her aşamanın geçilmesi ancak ruhsal perdelerin kalkması ile mümkün olmaktadır. Yani kendi vijdanının sesini duymaya başladığı ölçüde ilerliyor demektir.
Doğum ve ölüm ancak bilinç ile yaşanabilecek birer deneyimdir. Bilinçli bir varlık doğumu ve ölümü tadabilir. Doğum ve ölüm sadece bir dönüşümdür. Her doğum gibi, her ölüm de yeni bir başlangıçtır. Ölüm ile başlayan parçalanma ve dönüştürülme süreci yeniden şekillenmeyle son bulacak ve yeniden doğum yaşanacaktır. Hiçbir şey doğarak çoğalmamakta ya da ölerek eksilmemektedir. İnsan nüfusunun sayısal olarak artması sadece zahiri bir görünümdür. Evrende her şey dönüşmektedir. Sadece bilinç seviyesi, insan olarak doğmalarını gerektirecek varlık sayısı giderek artmaktadır. İnsanlıktaki görece nüfus artışı, insanlığın bir bütün olarak eğitim sürecinin de bir ifadesidir. Belli bir eğitim düzeyine bir kez ulaşan insanlık, evrene açılmasını sağlayacak yeni bir kuantum sıçramasının eşiğindedir. İnsanlık, yeni bir evreye geçmek üzere, bu anlayışa uygun düşecek bir aydınlanma çağının içinde bulunmaktadır. Bu çalışma da, aydınlanma sürecine konulan bir tuğladan ibarettir.
Doğa yasası her varlık için eşit derecede geçerli bir yasadır. Yaşanacak tecrübeler farklı olabilir ancak sonuç daima aynı olacaktır. Doğadan ayrılan her varlık, büyük döngüyü tamamlayarak O’na geri dönecektir. Bu süreç, sonsuzca devam eden bir süreçtir. Türlerin evrimi, bütünlüğe giden bir yolculuktur. Bu yolculuk daima içten dışarı doğru oluşmaktadır. Dünyanın canlı ve cansız şeylerden oluştuğunu düşünebilirsiniz. Ama evrendeki hiçbir şey ölü değildir. Her şey canlıdır. Gördüğünüz her şey sadece enerjinin farklı frekanslardaki titreşimleridir, o kadar. Kuantumun keşfinden sonra, aslında maddenin var olmadığı, her şeyin bir enerji olduğu ve bu enerji oluşumunun da bir anlamı bulunduğu gerçeği ortaya çıkmıştır. Kuantum fiziğine göre, aynı anda iki varlık aynı yeri kaplayamaz. Bu demektir ki, aynı anda iki varlık aynı yerde bulunamaz. Kuantum teorileri doğruysa, hiçbir varlık, aynı anda, aynı zamanda ve aynı mekanda hem ben varım, hem de O var diyemez. İki varlık bir arada olamayacağına göre bu teorinin açılımı ancak, “O her şeyin bütünüdür” şeklinde olabilir. Kuantum dünyasında bütünden ayrılış, kopuş imkansızdır. Her parça bütüne, görünmez bir enerji ile en yüksek seviyede bağlıdır. Kuantum dünyasında her şey bir bütündür. Hiçbir şey kopmaz ve ayrılmaz. Kuantum evreni, bu oluşun bilimsel olarak ifadesidir. Kuantum evreninde kopuş ve ayrılış yoktur. Ancak yer değiştirme vardır.
Kuantum felsefesinde parça-bütün ilişkisi mevcuttur. Parça, bütünün tüm bilgilerini içerir. Parçanın her başına gelen, bütünün bilgisi dahilindedir. İkisi, ayrılmaz bir bütündür. Enerji boyutunda her şey bir bütündür. Her şey enerjidir. Kuantum felsefesi, evrende hiçbir şeyin kaybolmadığını, sadece dönüştüğünü söylemektedir. Evren sürekli olarak enerji akışları ile iletişim halindedir.
Ruhsal enerji de bir tür Kuantum enerjisidir. Ruh, evrensel varlıktan ayrı değildir. İnsan ile doğa arasında sürekli bir iletişim mevcuttur. Kuantumsal olarak bir tek insanın gücü, evrenin gücüne eşittir. Bu açıdan bakıldığında bütün insanlık bir ailedir. Tek bir organizma olan insanlığın bazı parçalarının bozuk ve çürük olmasının sıkıntısını tüm vücut çekmektedir. Ancak sıkıntı yaşanmadan bütünlük olmaz. Bu etkileşim evrenin her noktasında tüm varlıklar arasında da geçerlidir. Bir kişiye bile verilen zarar aslında tüm evrene verilmiş demektir ve bir kişiye bile yapılan yardım tüm evrene yapılmış bir yardımdır. Birey bu bilince ulaştığı ölçüde görevini yerine getiriyor demektir. Evrenin bölünmez bütünlüğü sonsuz bir okyanus gibidir. O okyanusu oluşturan her damlanın birbiri ile sürekli teması söz konusudur.
Doğa yasası, görünmeyenin görünür alemdeki fiziki elleridir. Yasanın devamlılığı ve düzeni sağlama vasıtalarıdır. Başlangıçta kaosu düzene dönüştüren bu yasalar olmuştur. Bugün de aynı koşullar, oluşabilecek her türlü kaosu düzene dönüştürmek için işlevselliklerini sürdürmektedir.
Doğa, birbirinden farklı kural ve formüllere sahip gibi görünseler de, hepsi tek bir amaç için vardır. Hepsi, birbirinden haberdar olarak bir bütün içinde hareket ve hizmet etmektedir. Birbirinden bağımsız ve ilgisiz gibi görünen bilgi parçacıklarını bir araya getirmek, onları koordine etmek, bir bütün oluşturmak günümüzde bilimin ilgisi alanına girmiştir. Bu bilim dalına sibernetik denmektedir. Sibernetiğe göre doğa insandan daha zekidir ve belli bir şuur yapısına sahiptir. Doğadaki oluşum ve gelişimler, en küçük parçacıkların ve dalgacıkların ilettiği bilgiler aracılığıyla gerçekleşmektedir. Bu bağlamda canlılık, matematiksel bir programdır. DNA zincirleri, bu programı aktaran binek taşlarıdır. En gelişmiş canlı türü insan, DNA zincirlerinden oluşan bir organizma ve bir dizi program paketidir. Sibernetikçilere göre bilgi, insanın dış dünya ile uyum sağlamasının adıdır.
Madde alemi denge alemidir. Hiç değişmeyen kanunları vardır. Doğa kanunları, madde aleminde her şey için eşit şekilde işlem yapan güçlü enerjilerdir. Evrensel düzeyde faaliyet gösteren bu yasa en başından bu yana hiç değişmeksizin faaliyettedirler. Yaşam, evrensel ilkelerin ne denli zorlayıcı ağırlıkları olduğunu ortaya koymaktadır. Kuantum düşünce sistemi, bu evrensel kanunlara uyumlu yaşamanın başarıyı daima beraberinde getireceği üzerine kuruludur. Bir evrensel ilkeyi yok saymak, onun bizim üzerimizdeki etkisini sonlandırmaz. Doğa kanunları asla torpil ve iltimas yapmaz. Herkes için eşit derecede geçerlidir. Doğa yasasını fark etmek, onlara uyum sağlamak bizim gücümüzü artırır. Hedefimize çabuk ve zorlamaksızın ulaşmamızı sağlar. Doğa kanunları bizim doğal müttefiklerimizdir. Bu ilkelere ters düşmek, onlara aykırı davranmaya çalışmak akıntıya karşı kürek çekmek gibidir. Evrensel ilkeler hayatın kurallarıdır. Her doğa kanunu bir tür denge sistemidir ve evrende denge mutlak bir şekilde kurulur. Zamanı, inancı, kültürü aşan yüce irade her yerde aynı evrensel yasaları yürürlükte tutmaktadır. Evrenin zekasını yansıtan şey, Vucut yasalarıdır. Doğanın gücünü bu yasalar yönetir. Doğal düzene işaret eden bu yasalar, sadece doğanın mekaniğini değil, varoluşun her boyutunu da yönlendirir. Yasalara uygun yaşamayı başaranlar, doyum, huzur ve bolluğa kavuşur. Yasaları yok sayanlar ya da umursamayanlar ise, uyanmaları için kendilerine verilen öğretici görevlerin sonuçları ile karşılaşır. Doğa,her birimizin içindeki devasal sezgisel bilinç deposunda kayıtlıdır.
Evren tamamen sevgi üzerine kurulmuştur. Sevgi evrendeki en güçlü ve buna rağmen hala en bilinmeyen enerjidir. Sevgiye hükmeden bir kural vardır; Çekim Yasası. Çekim yasası, Evrenin en güçlü yasalarından birisidir. Yasa, Bin-Bang’la başladı, daima var oldu, her zamanda var olacak. Çekim gücü, tüm evrene yayılmıştır. En büyükten en küçüğe kadar her şey çekim yasasına tabidir. Atomu ve molekülü oluşturan odur. Güneş sistemlerini, galaksileri bir arada tutan hep çekim gücüdür. Çekim gücü doğada her yerde görülmektedir. Böcekleri çiçeklere çeken ve soylarının devamını sağlayan çekim gücüdür. Bitkiler topraktan besini çeker. Her hayvan türünün dişisi ve erkeği birbirini çeker. Türdeş hayvanlar çekim yasası ile sürüler oluşturur. Dünyanın çekim gücü, üzerindekilerin uzaya dağılıp yok olmalarını engellemektedir. Tıpkı güneşin kendi gezegenlerini, gezegenlerin kendi uydularını çekmeleri gibi. Kullandığımız her nesne, kendi çekim gücü sayesinde bir arada durmaktadır. Çekim yasası doğaya ait bir yasadır ve tarafsız, genel, kesin ve doğrudur. Kimseyi kayırmaz. Çekim yasasına göre, düşüncelerinizin frekansı, yaşamakta olduğunuz olaylar ile çakışmaktadır.
İnsan doğanın kendisidır. Ondan ayrı değil. Bu nedenle, Evrenin tabi olduğu tüm yasalar insan için de geçerlidir. Çekim yasası bir yaratım yasasıdır. Kuantum fiziği, evrenin tamamının bir düşünceden doğduğunu söylemektedir. Bu yasa, tüm Evrende olduğu gibi sizin hayatınızda da daima çalışmaktadır. Dolayısıyla hayatınıza giren her şeyi kendinize çeken sizsiniz. Bunu zihninizdeki imgeler ile, düşüncelerinizle, hislerinizle yapıyorsunuz. Siz hayatınızı, düşünceleriniz aracılığıyla ve çekim yasası sayesinde kendiniz yaratıyorsunuz. Zihninizden geçirdiklerinizi kendinize çekiyorsunuz. Korku, ayrılma kaygısı, güçsüzlük gibi endişelerinizde ısrarcı olmanız halinde, yanlış zamanda yanlış yerde olmayı daima kendinize çekeceksiniz demektir. Şikayet ettikleriniz dahil olmak üzere şu anda sizi çevreleyen her şeyi yaşamınıza çeken sizsiniz. Bunu bir kez kabullenirseniz, artık hayatınızı değiştirmeye hazırsınız demektir. Yasayı fark ettiğiniz anda, ne kadar akıl almaz bir gücün de sahibi olduğunuzu fark edeceksiniz. Bundan sonraki yaşamınızı sadece düşünerek var edebileceksiniz. Zihinsel tutumunuz, kendi doğasına uygun şartları kendisine çekecektir. Düşünceler manyetiktir ve frekansları vardır. Siz düşünürken düşünceleriniz Evrene yayılır ve manyetik güçleriyle aynı frekanstaki bütün benzerlikleri mıknatıs gibi size çeker. Gönderilen her şey kaynağına döner. Ve Siz o kaynaksınız. Sizler birer yayın merkezisiniz. Evrenin en güçlü verici istasyonu sizsiniz. Sizin ilettiğiniz frekanslar hayatınızı şekillendirirken, hayatınız da dünyayı ve evreni şekillendirir. Yaydığınız dalgalar Evrene uzanır. Bu nedenle, hayatınızda değiştirmek istediğiniz her ne varsa, önce o konuyla ilgili düşüncelerinizi değiştirin. Kendinizi bolluk içinde yaşarken düşünün; bereketi kendinize çekeceğinizi göreceksiniz. Bu kural herkes için, her zaman geçerlidir.
Çekim aynı zamanda, insanları diğer insanlara yaklaştıran güçtür. Onun sayesinde şehirler kurulmuş, medeniyetler doğmuştur. Aynı düşünce yapısındakilerin bir araya gelmeleri ile cemaatler, topluluklar, dernekler oluşmaktadır. Çekim bir insanı bilime, diğerini spora, ötekini müziğe çeken güçtür. Sizi en sevdiğiniz şeylere, yerlere, arkadaşlara ve hayatınızdaki tüm sevdiklerinize çeken güç hep çekim gücüdür. Çekim gücü, sevginin gücüdür.Hayatınızdaki sevgi duyduğunuz her şeye çekim gücü sayesinde sevgi hissediyorsunuz. Onları sizin hayatınıza çeken şey de işte bu çekim gücüdür. Çekim yasası sevgi yasasıdır ve galaksilerden tek bir atoma kadar her şeyi uyum içinde tutan en güçlü yasa budur. Her şeyin içinde bu yasa işler. Doğa sürekli sevgi alış verişi içerisindedir. Bu alış veriş daimdir. Dolayısıyla doğal yaşam bir sevgi patlaması olarak tanımlanabilir.
Dünya yaşamı tamamen bir zaman sürecidir. Bütün düzen, çeşitli tecrübelerin yaşanması üzerine kurulmuştur. Her varlık ne yapıyorsa onun karşılığını görecek, bunun sonuçlarını yaşayacaktır. Her varlığın, tamamlaması gereken bir ömrü vardır. Ancak ömrün tamamlanması bir son değil, doğa yasasının bir gereğidir. İyilik ve kötülük kavramları da insanın ifadeleridir. Ancak, asıl olan sevgidir, iyiliktir. Doğanın bir parçası olan insan, iyi ve kötünün uygulayicıları. Asıl olan iyilik, Kâmil İnsan’a dönüşebilir ve Hakk (Tanrı) ile bütünleşebilir. Yaşamı boyunca iyi olanlar, bulundukları düzeyin üstünde yeniden doğarlar.
İnsanlar bu dünyada doğarlar, yaşarlar ve ölürler. Fakat pek çoğu, neden bu dünyaya geldiğini veya hangi amaca hizmet ettiğini düşünmez bile. Kendine soru sorma ihtiyacı duymadan, ömürlerini tüketirler. Pek çoğunun yaşamı bir etki-tepki içerisinde sürer gider. Çalışırlar, evlenirler, çocuk yaparlar, yaşlanırlar ama bir tek gün bile, “benim bu dünyada var olmamın amacı acaba nedir” diye sormazlar. Çünkü bu sorunun cevabını vermek için kendileriyle yüzleşmeleri, kendileriyle baş başa kalmaları gerekir. Tercihli değerler içinde yaşayan insanlar için daima kendileri haklı, karşılarındaki haksızdır. Bu düşünce tarzı aslında korkunun sonucudur. Hiçbir zaman şuurlu bir varlığa dönüşüp kendini tanımayan insan ölümden ve sonrasında neler olabileceğinden korkmaktadır. Bu korku, insanın bağımsız düşünmesini ve gelişmesini engeller. Mistik konular söz konusu olduğunda birçok insan korkudan doğan şiddetli ret tepkileri sergiler. Ruhunun kendini özgürce ifade etmesine asla fırsat tanımaz. Bu tür insanlar, hakikate yolculuğun mistik bir yolculuk olduğunun farkında değildir. Kademe kademe, aşama aşama ve hayatlar boyu kat edilen zor bir yolculuktur bu. Sonuçta ulaşılacak olan nihai amaç, hakikati bulma ve hidayete ermedir. Ancak hidayete eren Kamil bir İnsan nihai hedefe ulaşır ve Hakk (Tanrı) ile yeniden bir olur.Uyum süreci zorlu bir süreçtir. bedenin birçok farklı deneyimi yaşaması ile mümkün.
Art arda süren hayatlar sonucunda insan daha yoğun bir deneyim kazanır ve bu deneyimler bireyin gerçek kişiliğini ve yeteneklerini oluşturur. İnsan yetenekleri arasında gözlenen farklılıklar, geçmiş hayatların deneyimleri ve kişiliğin gelişmişliğiyle orantılıdır. Her deney, önceki hayatlarında kazandığı bu yetenekler ve kişilik ile yeni hayatına başlar. Her bir hayat, aksini gerektirecek bir davranışta bulunulmamışsa, bir önceki yaşamın üst basamağından başlar. Böylece bilincin gelişmesi, ruhunda gelişmesi olur. Her bir yaşamda hepimizin hedefi iyi bir eş, iyi bir öğrenici, iyi bir ebeveyn olabilmek, yaşamımızı en ideal koşullarda geçirebilmektir. Ancak bunların tamamı birer amaç değil, gerçek amaca ulaşma yolundaki birer görevdir. Her biri, yaşamın hakikatini öğrenmek için birer araçtır.
İnsan, yaşamı boyunca daima iki kuvvet arasında zorlanmıştır. Bunlardan ilki yaşama ve kendini koruma içgüdüsüdür. İkinci kuvvet ise onun ileriye, daha iyiye gitmesini sağlayacak olan itici güçtür. Kendini koruma ve yaşama içgüdüsü her canlının en temel içgüdülerindendir. Tek hücreli organizmalarda bile bu içgüdü mevcuttur. Yaşama güdüsü, tüm hücrelerimize işlediği ana emirdir. Hayat boyunca yaşanan soğuktan, sıcaktan, açlıktan korunma, yaralanma, hapsedilme, ölüm deneyimlerini üst üste eklerseniz, bu korunma içgüdüsünün nasıl güçlü bir hale geldiğini de anlarsınız. Ancak bu içgüdünün, bireyin gelişme ihtiyacının önüne asla geçmemesine özen gösterilmelidir. Aksi takdirde denge bozulur ve gelişme sekteye uğrar. Kendini koruma güdüsü frenlenmezse, daha başlangıçta kişinin gelişme, iyileşme ve değişme atılımlarının önünü keser. Değişim ve ilerleme için nelere katlanılması gerektiği önemli bir karardır. Bu nedenle bazen size yük olarak gelebilecek sıkıntılara dahi katlanılmasının gerektiği durumlar yaşanabilir. Ancak yükün fazlasının sizi sağlığınızdan dahi edebileceği de hatırdan uzak tutulmamalıdır. Özgür irade bu gibi durumlar için insanlara verilmiştir. Doğru karar ancak aklın önderliğiyle, akılsal ve sezgisel yeteneklerin ortak birleşimi ile mümkündür.
Akıl insanın kendi davranışını bilmesi, yargılaması, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırma felsefesidır. Yine akıl, bazı yargıların, başka yargılar ile olan mantıki bağlarını kavrama, tutarlı çıkarımlar yapma yeteneğidir. Özgür iradenin varlığından ancak aklın kullanılması sayesinde bahsedilebilir. Öte yandan Hakikat Arayışında akıl tek başına yeterli değildir. Aklın yanı sıra yetenek, bireyi doğruya ulaştırabilir. Yetenek, akılcı görüşle derin düşünme ve varlık bütünün özünde saklı ana ilkeleri anlama amacı güden, aklın yanında sezgiye de yer veren ve deneyden çok sezgi ile kavranan düşüncedir. Yetenek tasavvufta, çoklukta birliği, her şeyi insanda gören aşktır. Alemin özünde saklı sırra aşk yoluyla tüm sırları anlama yeteneğidir. Akıl, bilgiye dönüştüğü ölçüde Hakk‘la yakınlaşır.
Aklın en göze çarpan vasfı tartışma, karşılaştırma, araştırma hep akla özgüdür. Sezgi ise hakikate içten nüfuz etme yöntemidir. Aklın önderliğindeki sezgi kuvvetini kullanamayan, hakikat bilgisine ulaşmaya muktedir olamaz. Aklını ve sezgi gücünü kullanabilen ve bilgi üretebilen insan, hem kendisini hem de çevresini dönüştürme yeteneğine sahiptir. İnsan, olmuş, bitmiş, tamamlanmış bir yapı değildir. Aksine sürekli oluşum ve dönüşüm halinde olan bir ruh ve beden bütünlüğüdür. İnsanlarda huzurlu ve güvenli bir kişilik ancak, kendi iç dünyası ile dış dünyanın uyum içine girmesi ile ortaya çıkabilir. Dış ve iç enerji alanları uyum içinde bütünleştiklerinde, hem içte hem de dışta düzenli ve dengeli bir yapılaşma gerçekleşir.İç denge ruhun güçlenmesini sağlarken, dış denge mükemmel nesnel ve sosyal düzenin oluşmasını mümkün kılar. Dünyanın bu dengeye şiddetle ihtiyacı vardır. İnsan, fizik ve metafiziğin ufkunda durmaya, her iki kaynaktan da beslenerek dönüşmeye ve gelişmeye gereksinim duymaktadır. Bilgi ile sezginin sentezinden ortaya çıkan farkındalığı sayesinde mutluluğu ve güzelliği hem içinde, hem dışında oluşturabilir. Kuantum düşünce sistemi, insanın gelecek beklentisini şekillendirerek, farklı gerçeklik katında kendi yolunu tayin etmesini sağlar. Kuantum bakış açısına ve bilgeliğine sahip olmuş kişi, gözlediği olayda ya da nesnede kendisini görür ve çıkarması gereken dersleri çok iyi anlar. Kuantum bilgeliğinin farkındalığında kendi varsayımlarını sorgulayarak kendini tanımak, bulunduğu benlik katını değiştirmenin ilk adımını oluşturur. Kendini tanımak için önce yaşanmışlıkları ve bu yaşanmışlıklar sonucu ortaya çıkan duyguları sorgulamak gerekir. Duygularına hakim olan insan, davranışlarına da hakim olabilir. Duygularımızın nedenlerine inmezsek, onlara hakim olmak yerine onlar bize hakim olur. Empati, karşıdakinin yerine kendini koyarak duyguları algılamak ise, bu yönteme de kişisel empati denilebilir. Empati sahibi bilge insan durumlara ve olaylara seyirci kalmaktansa, onlara katılmayı ve doğru yönde etkilemeyi tercih eder. Bu katılımda ne bir çıkar, ne de bencil bir düşünce bulunur. Var olanların ve varlığın hakikatini anlamak ancak katılım ile mümkündür. Katılımcı olmayan anlayışta varsayımlar ve ön yargılar vardır. Katılımcı anlayış ise, karşıdakinin benlik katına ait yorumlar ve değerler ile ortaya çıkar.
Duyular ötesi etkileşimlerin anında gerçekleşebildiklerini kabul eder. Olaylara bütünsel olarak bakar ve düşünce hızında farkındalığını artırır. Ruh ile ten ilişkisinde bölünmez bir bütünlük söz konusudur. Kuantum biliminin bize gösterdiği gibi her şey bütünse, her şey Hakk (Tanrı) ise, ve yine her şey evrensel birlik içinde var oluyor ise, zaten her şey kutsal demektir. Kutsallığı ayrı bir yerde aramanın, ona farklı anlamlar yüklemenin gereği yoktur. Her varlık, her insan kutsaldır. Hakk (Tanrı) her insanın içinde sürekli olarak gelişen bir sırdır. Hakk (Tanrı) pek çok yönüyle hala, tamamen anlayabildiğimizin ötesinde bir sır olmaya devam etmektedir. Ancak evrensel zekanın bizim tekamülümüz yolunda sürekli çaba içinde olduğu da kesin gibidir. Bu düşünce tarihin en karanlık dönemlerinde dahi varlığını muhafaza etmiştir. Birçok kişi ve kurum aracılığıyla “Sır” olarak saklanan Varlık Birliği felsefesi artık gün yüzüne çıkmaya hazırdır. Sır, tarih boyunca hep var oldu. Tarihin en büyük insanları bu sırra vakıftı. Zincir hiç kopmadı. Öğretmenler, mükemmel bir zincir oluşturacak şekilde, biri daima diğerine bağlanmış ve sır günümüze ulaşmıştır. Ancak bugün insanlık öyle bir farkındalık ve aydınlanma seviyesine gelmiştir ki, sırrın artık “Sır” olarak saklanması mümkün görünmemektedir. İnsanlığın bu büyük sırrı artık yeni bilgilerin ışığı altında yorumlanmakta ve tüm insanların malı haline gelmektedir. İşte bu sır size, istediğiniz her şeyi verme gücüne sahiptir. Seçtiğiniz şey ne olursa olsun, ona sahip olabilirsiniz. Hedefin büyüklüğü hiç önemli değildir.
Daha başarılı olmak istiyor musunuz? Gerçekten istediğiniz şey nedir? Biz hepimiz sınırsız bir güçle yaşıyoruz. Yaşantımız daima aynı kurallara bağlı. Evrenin doğal kanunları o denli kesin. Ancak yaratım gücü, sadece doğal kanunlarla sınırlı değildir. İnsanoğlu bugüne kadar doğal olmayan birçok deneyimi yaratmıştır ve yaratmaya da devam etmektedir. Düşünceler, anlayışlar, olasılıklar, korkular, şeytanlıklar, hepsi insan ürünü. Kuantum düşünce sistemi, evrenin bireysel inançlara ve düşüncelere bağlı olarak tepki verdiğini kanıtlamaktadır. Her birey, ne ekerse tam olarak onu biçer. Ektiğiniz her ne ise, bahçenizde büyüyecek olan da odur. Eğer dünyanın korkutucu ve düşmanca bir yer olduğuna inanıyorsanız, başınıza gelecek olan tam olarak budur. Eğer insanların temelde iyi olduklarını ve başınıza iyi şeylerin geleceğini düşünüyorsanız, düzenli olarak iyilikle karşılaşırsınız. Tercih tamamen size aittir. İşleriniz sürekli ters mi gidiyor? Yoksa yaşam daima hoşluklarla mı geçiyor? Her iki durumun da sorumlusu sadece sizsiniz. Olumsuz düşünce ve olayların üzerinde odaklanmayı reddeder, karşınıza çıkan her insanda ve her deneyimde iyiyi ararsanız, aradığınız iyiliği mutlaka bulursunuz.
Bu nedenle başarının peşinde koşmak yerine başarıyı kendinize çekmek esas olmalıdır. Yapmak, olmanın harekete dönüşümüdür. Hayal edilen her şey, eğer harekete geçilmezse hayal olarak kalır. Ne kadar hayal kursanız da, üzerinde ne kadar konuşsanız da, ortada hayali eyleme dönüştürme iradesi ve çabası yoksa, hayal olarak kalmaya mahkumdur. Harekete geçmek ilk adımdır. İlk önce kendinize hayalinizin gerçekleşmesi için nelerin yapılması gerektiğini sorun ve sonra da bunları yapmak için eyleme geçin. Bir şeyi yapmayı taahhüt etmek, ne kadar uzun sürerse sürsün, yapılacak her şeyi yapmak demektir. Taahhüt etmek, istediğiniz şeyin olması için cesur girişimleri gerektirir. İşte tam da burası, evrenin gücünü arkanıza aldığınız andır. Yapabileceğiniz şeyleri elinizden gelen en iyi biçimde derhal yapmaya başlayın. Sizin yapamayacaklarınız kendiliğinden ortaya çıkacak ve gerçekleşecektir. Evrensel zihinde ne ekerseniz, onun kendi yolunda olgunlaşacağını bilin. Ona güvenin, ilgi gösterin ve onu besleyin. Evren kesinlikle düşüncelerinize yanıt verecektir. Evren bizim açımızdan, bizim düşüncelerinize göre şekillenmektedir. Bu nedenle bizler, kendi yaşamlarımızın yaratıcıları konumundayız. Öte yandan bireysel yaratımlarımız evrenin de şekillenmesine katkı sağlamaktadır. Yani bizim Tanrıya ihtiyacımız olduğu kadar, Tanrının da bize ihtiyacı var. Evrenin gücü ve yaratıcı enerjisi, sizin yaratıma bilinçli katılımınızı umuyor ve bekliyor. İşte bu yaratıcı sürecin bir ifadesidir. Kendi kişiliğinizle ve yaşamınızla ilgili daha uyumlu kararlar aldığınız, refahınız adına çözümler araştırdığınız oranda evrensel zekanın tekamülüne de katkı sağlamış oluyorsunuz.
Evrende, hayal edebileceğiniz her şey mevcuttur. Yaratmak, zaten var olanı belli bir formda yeniden şekillendirmektir. Bir şeyi hayal edebiliyorsanız, o şey zaten vardır ve ortaya çıkmak için bir kaşif beklemektedir. Keşifler ve teknolojik gelişmeler bu gerçeği bize her gün ispatlamaktadır. Geçmişin hayal dünyası bugünün gerçeği, bugünün tasarımları da yarının gerçekleridir. İnsanoğlu, ulaşmayı arzuladığı hedeflere daima ulaşmıştır ve bunun sınırı yoktur. Ebedi, akıl almaz ve yüce bir güç hepimizi sürekli ileri itiyor. Ama böyle itilirken bile çoğumuz oyalanıp geriye bakıyoruz. Sizin kim olacağınız Tanrının takdiri değil, sizin seçiminizdir. Tanrı düşünme gücünü size vererek, aslında elinize sihirli bir değnek vermiştir. Düşünme kapasitesine sahip olan insan, kendi içindeki gücü keşfetmek için kendisiyle baş başadır. Hakk (Tanrı) size kim olacağınızı seçme gücü vermiştir. Elbette her yaşam için öngörülen görevler vardır. Bu görevlerin yerine getirilmesi ile ilgilidir ve bundan kaçış yoktur. Ancak bu görevlerin nasıl yapılacağı, sonuçlarının ne olacağı tamamen sizin özgür seçiminize bırakılmıştır. Sizin yoksul ya da zengin olmanız doğanın planı değildir. Sizin seçim kuvvetinizin farkına varmanızdır.
Varlığınız ve yaşadıklarınız artık bildiğiniz evrensel Kuantum kuralına göre işlemektedir: Biz, düşündüğümüz şeye dönüşürüz. Bu basit gözde canlandırma süreci, bilinçaltının değişime karşı yarattığı direnci aşıp, size olduğunuz kişiyi değiştirme imkanı sağlamaktadır. Herhangi bir soruna karşı tavrınızı değiştirdiğinizde, sorun ya kendiliğinden çözülecek ya da yok olacaktır. Kuantum bilgeliğini kullanmayı alışkanlık haline getirmek yaklaşımlarınızı, hayata bakış açınızı değiştirecek, olduğunuz kişiyi daha olgun bir insan yapacaktır. Buradaki amaç, bilinç altınızın korkularının ve şüphelerinin yerine yeni gerçekliğinizin heyecan verici vizyonunu yerleştirmektir. Korkularınızdan kaçmayın. Kaçarak hiçbir sorunu halledemezsiniz. Orada olun, onlarla yüzleşin ve onları aşın. Endişe, korku ya da şüphe hissettiğiniz her an Kuantum düşünce sistemini kullanabilirsiniz. Düşünce yapınızı olumsuzdan olumluya dönüştürebilirsiniz. Nerede olursanız olun, bu uygulamayı yapabilirsiniz. O an hissettiğiniz olumsuz hislerin anında yok olduğunu göreceksiniz. Tarih, mümkün olmayanı hayal etmeye cesaret edenlerin tüm sınırları aştığını kanıtlamaktadır. Bu insanlar, hayal güçlerinin sınırlarını aşarak dünyayı değiştirmiş ve adlarını tarihe yazdırmıştır. Hayal gücünü kullanarak tarihi değiştiren kişilerden birisi olan Galile Galileo, “İnsanlara hiçbir şey öğretemeyiz. Yalnızca kendilerinde olanı keşfetmelerine yardımcı olabiliriz” demektedir.
Ruhunuz, siz farkında olmasanız da kendi isteklerini sürekli olarak size duyurmaktadır. Kendi yüksek beninin sesini dinleyen insan, bir sonraki adımda neler yapması gerektiğini fark edecektir. Bu ruhsal taleplere direnmek ve mücadele ederek enerjiyi boşa harcamak yerine, yaşam gücü ile işbirliği yaparak enerjiyi doğru yöne kanalize etmek, tekamül için en faydalı yöntemdir. Kontrol edemeyeceğiniz ya da değiştiremeyeceğiniz şartlar için enerjinizi harcamak yerine bu enerjiyi bedenin talepleri doğrultusunda harekete geçirmek çok hızlı yol almanızı sağlayacaktır. Her birimiz, Doğanın birer parçası olduğumuz gerçeğini asla unutmamalıyız. Hepimizin bir olduğu gerçeği bireyi ancak huzura ve sevgiye götürür. Bütünlük yasasının aşkın doğası ancak yüksek bir farkındalıkla sağlanabilir. Ayrı ayrı varlıklar olmadığımız, Tek bir Varlığın parçaları olduğumuz bilincine ulaşmak, Kemale Erme yolunda önemli bir adım atmak demektir.
İnsanlar, yaşadıkları her an bir şeyleri deneyimlemektedir. Her deneyim, insanın gelişimi içindir. Peki, içinde bulunduğumuz bu mükemmel Evrende bizler bireyler olarak nasıl gelişimimizi sağlayacağız? Evren ile iletişim kurarak. Peki bu iletişimi nasıl sağlayacağız? Evrene yaydığımız enerji ile Evrendeki her şey Enerjiden meydana gelmiştir. Buna biz de dahiliz. Evren ile aramızdaki iletişim dilinin adı Enerji’dir. Evren, enerjinizi okur, sizlerin arzularını daima yerine getirmekle mükelleftir. Eğer yaydığınız enerji olumsuz ise, meydana gelen yaratımlar da daima negatif olacaktır. Yaydığınız enerji olumlu ise, yaratımlarınız da pozitif olacaktır. Enerjinizin nasıl bir frekanstan yayın yaptığına karar veren daima insanın kendisidır.
Evren ile ilişkinin ilk adımı istemektir. Siz istemezseniz, Evren kendiliğinden “dur şuna bir şeyler vereyim” demeyecektir. Kendiniz için istemekten korkmayın. Evren, sizin kendinize izin verdiğiniz kadarını size vermeye devam edecektir. Evrenle konuşun. Gülümseyerek konuşun. Enerjinizle dağları oynatabileceğinizi hissettirin. İsteyin. İstemenin sınırı yoktur. Siz bir şeyi istediğiniz an Evren sizin için onu hazırlıyor ve teslim etmek üzere bekliyor. Evren çarklarını çalıştırıp gerekli olayları, tesadüfleri sizin için sıraya sokuyor. Ancak siparişiniz kapınıza geldiğinde zil sesini duyabiliyormusunuz? Enerjinizle oluşturduğunuz kabınız, istediklerinizi alabilecek kadar büyük mü? İsteklerinizde kesin olun. Sahip olma durumundan, sahip olmama haline dönüşebilecek geciktirici duygu ve düşüncelerden uzak durun. Hedeflerinize ulaşabilmek için araya ne kadar çok engel koyarsanız, sahip olma durumuna da o kadar geç ulaşırsınız. Başarıya ulaşmak için belli bir rotaya ihtiyaç duyduğunuza inanıyorsanız, evren sizin bu isteğinize saygı duyacak ve olayları bu rotaya göre ayarlayacaktır. Yaşama bir inanç sisteminin süzgecinden bakarız. Bu süzgecin birleşimi, seçtiklerimizin kalitesini belirler. Kuantum atılımı yapabilmek için ilk adım, benlik sistemimizi incelemek olmalıdır. Bilgi kalıplarınız, kendinizin mükemmel olmadığınız yönündeyse, önce düşünme yönteminizi değiştirmeniz gerekiyor. “İnsan doğal enerji ve güç ile donatılarak yaratıldı.” Bu düşünce kalıbı, insanlığa binlerce yıldır inandırılmaya çalışılan inanç sistemlerinin çok dışında bir söylemdir. Ancak dünya, bu farklı söylemi artık dinlemeye hazır bir noktaya geldi. İnsanoğlu, Doğal bir güç ile yaratıldı. Dua ederken,türkü okurken,ağlarken veya gülerken aslında kendi kendinizle konuşuyorsunuz. Evrenin gücü, sizin “Ben” beyanınızın arkasında. Siz Hakk’ın (Tanrı) bireyselleşmiş bir parçasısınız. Her şeyi yapmaya muktedirsiniz.Çalışmamakk sadece sizin menzilnizi geçiktirecektir. Geçtiğimiz yüzyılın bilimsel gelişmeleri, Varlık Birliği söylemini doğrulayan sonuçlar vermiştir. Kuantum Bilimi, İzafiyet Teorisi, Hologram Teorisi, Büyük Patlama Teorisi, Dört Temel Kuvvet ve daha pek çok bilimsel bulgu bu gerçeğe işaret etmektedir. Gelecek biliminin de, varoluş sürecinin devam etmekte olduğunu ve her şeyin kemale doğru bir akış içinde olduğunu ispatlaması kuvvetle muhtemeldir. Evrenin sürekli büyümekte olduğu, buna karşın entropisinin asla artmadığı bu gerçeği doğrulayan bir bulgudur. Pisagor yüzlerce yıl önce, “Evrim hayatın yasasıdır. Sayılar evrenin yasasıdır. Birlik doğanın yasasıdır” demiştir. Sadece Matematik biliminin varlığı dahi bu gerçeğin ispatı niteliğindedir. Matematik, her yerde geçerli olan bir evrensel yasadır. Dünyanın dönüş hızı, güneşe olan mesafesi dahil olmak üzere tüm makro kozmos matematik üzerine kuruludur. Mikro kozmosta da aynı yasa geçerlidir. Her atomun konumu ve durumu sabittir. En ufak bir sapma kaosa yol açar. Aynı şekilde insan DNA’sındaki kromozom sayısı da sabittir ve birinin dahi eksikliği sakatlık anlamına gelmektedir.
Yaşam fonksiyonlarını gösteren tüm vücut dengeleri (kan, şeker, kolesterol) yine sabittir ve sapmalar hastalık belirtisidir. Her oluşum için denge esastır. Denge,ise Doğadır.
Saygılarımla,
Kazım DURSUN
Kaynak: www.facebook.com/kazim.dursun.37/posts/485272975739271

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.